Modern Araştırmalar Işığında Hukuk ve Genetik Üzerine Kısa Bir Analiz
Modern Araştırmalar Işığında Hukuk ve Genetik Üzerine Kısa Bir Analiz

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Günümüz modern toplumları kişi davranışlarını düzenleyen hukuk kuralları üzerine kuruludur. Gerçek veya tüzel kişiler, toplumun ortak iradesini temsil eden bu kuralların sınırları içerisinde hareket eder. Halkınız hukukun yolunu takip ettiği sürece yoksulluğu yok etmek, teknolojide çığır açmak, dayanıklı arabalar üretmek ya da güzel şehirler yaratmak için elinizde potansiyel bir güç var demektir. Ancak işler yolunda gitmez ve birileri kuralları çiğnemeye karar verirse, yoldan çıkmışları tekrar hizaya getirmek için devletler birtakım yaptırımlara başvurur. Para ödetmek, kamu yararına bir işte çalıştırmak ya da kişileri dört tarafı telli duvarlarla çevrili hapishanelerde tutmak bu yaptırımlardan bazıları olabilir. Yani birisi bir başkasına zarar verirse, "kudret sahibi devlet" duruma elbet bir noktada müdahale eder ve zarar veren kişiden hesap sorar; hatta olayın üzerinden yıllar geçmiş olsa bile!.

İyi ama neden? Bir görüşe göre, bu yaptırımın bir sebebi olmak zorunda değildir. Cezanın meşruluğu bizatihi kendindendir. Yeter ki kötülük eden karşılığını bulsun. [1] Bir başka görüş ise olaya daha pragmatik yaklaşır: Ceza mekanizmasını işleterek olası suçların önüne geçmeyi ve mevcut suçluları ıslah ederek topluma geri kazandırmayı amaçlar. Ancak kimi durumda bir suçlunun tekrar topluma katılabilmek için yüzlerce yıl hapishanede kalması gerekebilir; hatta geçen hiçbir süre yeterli olmayabilir. Modern hukukta kabul gören son görüşe göre, ilk iki fikrin ılımlı bir karışımı kabul edilir: Hem suçluya bir şekilde zarar verilerek adalet sağlanacak, hem de suç önlenecek ve suçlu ıslah edilecektir. [2]

Peki bahsettiğimiz ceza mekanizmaları, iddia edilen sonuçları meydana getirmeye yeterince elverişli mi? Bu yazımızda değineceğimiz sorulardan biri bu olacak.

Hukuku ihlal eden kişinin yaptırıma maruz kalması kusurlu olmasına bağlıdır. Kusurun modern hukuktaki bir diğer tanımı kınanabilirliktir. Bu ifade toplumun kişiden beklediği gerekli hassasiyete uyulmamasıdır; böylece kişi toplum tarafından kınanabilir şekilde bir normu ihlal eder ve yaptırımla karşı karşıya kalır. Kişinin, işlenen fiilden sorumlu tutulabilmesi için fiilin meydana geldiği esnadaki iradesi incelenir. Fiil ancak şahsen ve kişisel olarak faile yüklenebiliyorsa, kişinin kusurunun bulunduğundan bahsedilir. [3] İki olgunun mevcudiyeti kusurun varlığını gösterir: algılama yeteneği ve irade yeteneği. [4] Algılama yeteneği, kişinin meydana getirdiği fiilinin topluma hakim olan düzeni ihlal ettiğini bilmesi, iyi ile kötüyü ayırt etmesidir. [5] İrade yeteneği ise kişinin fiili işlediği esnada hareketlerini serbest olarak tayin etme, yönlendirme kudretine sahip olmasıdır. [6] Türk Ceza Kanunu, “işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması halinde ceza sorumluluğu yoktur” (TCK m.31/2) ifadesiyle, bireylerin bilinçli olup olmamasının cezai sorumluluk bakımından önemini belirtir. Bu tanımlamalar, aynı zamanda modern hukuk biliminin bilinç kavramına yaklaşımının ifadeleridir. Doğa bilimlerindeyse bilincin ne olduğu uzunca zamandır süregelen bir tartışmadır. Nöroloji, psikoloji ve genetik gibi alanlardaki bazı deney ve veriler bilincin tanımı hakkında bize yol gösterebilir; ancak insanın kendini tanıması hakkında henüz gerçeğe ulaşabildiğimizi iddia etmek güçtür. Yine de çağdaş araştırmaların algılama ve irade gibi hukuk sistemleri için büyük önem taşıyan olgular hakkında söyleyecekleri olmalı.

Bu makalede değinmek istediğimiz diğer bir soru, günümüz bilimsel verilerinin bilince yaklaşımı ve hukuk evreni için olası etkilerinin ne olacağıdır.

Bilincin ne olduğuna evrimsel biyoloji çerçevesinden bakan bir görüşe göre bilinç, evrimin insanın karşılaşabileceği riskleri hesaplaması ve tahmin yürüterek değerlendirebilmesi için beyni simüle etme işlevi yönünde biçimlendirmesinin bir sonucudur. Genler davranışları doğrudan kontrol etmez; ancak beyni tasarlayan ana unsur olması bakımından, genlerin davranışlar üzerinde önemli bir etkisi olduğu açıktır. Besini elde etmek için kol kaslarının, tehlikelerden koşarak korunmak için ayak kaslarının kullanılması beynin işlevidir. Bunlar ancak beynin dünyayı simüle edebilmesi ve geleceği tahmin edebilmesiyle gerçekleşebilir. Beyinde gerçekleşen bu simülasyon becerisi, evrim süreci içerisinde yeterli düzeye geldiği zaman canlının kendi modelini de bu simülasyona dahil etmesi gerekti ve bilinç doğdu. [7] Bu görüş, kişinin davranışlarını beyni aracılığı ile kontrol ettiğini ve genlerin günlük yaşamda pek de etkili olmadığını anlatır ve insan bilincinin nasıl ortaya çıktığı hakkında iddialı bir teori olarak kabul edilir. Günümüzde kabul edilen genel kanıya göre ise bilinç, nöronların karmaşık ve devamlı olarak birbirini etkilediği bir sinir sisteminden kaynaklanan döngüsel etkilerin toplamı ve aynı zamanda sonucudur. Bilinç, genlerin arasındaki döngüsel ilişkide mevcuttur. Kişinin farkına vardığı bir benlik yoktur, beynin sürekli değişen farklı durumları, geçmişi, duyguları, içgüdüleri, deneyimleri, başkalarının etkilerinin damıtılışı; beyindeki sinapslar arası iletilerin sürekli devinimi vardır. [8] Bu teori aleyhindeki bir eleştiride ise beyinde gerçekleşen mekanizmanın, öznel deneyimlerin, yani duyguların neden meydana geldiğini açıklayamadığının iddia edildiğini belirtmekte fayda var. [9] Ancak her bir teorinin bilincin oluşmasında genlerin belirleyici rolüne atıf yaptığı görülmektedir. Genlerin meydana getirdiği mekanizma doğrudan ya da dolaylı olarak kişinin bir davranışı sergilemesine sebep olur. Genlerimizin beyni inşa ettiğini, beynin içerisinde bir bilinç oluştuğunu ve bu bilinçten doğan özgür irademizin davranışlarımızı kontrol etmemizde önemi olduğunu savunabiliriz; ancak bilim insanlarının elde ettiği veriler genlerin (bilince ve özgür iradelerimizin aracılığına ihtiyaç duymaksızın) doğrudan belirli davranışlara sebebiyet verebildiğini gösteriyor.

MAOA (monoamin oksidaz A) geni üzerine yapılan araştırmalar, gen faktörünün suç oranlarına yansıması konusunda önemli veriler içeriyor. 2002 yılında yayınlanan bir araştırmada, hemen her bireyde bulunan MAOA geninin, başlatıcı bölgelerindeki değişikliğe göre yüksek faaliyetli ve düşük faaliyetli iki tipinin farklı davranışlara sebebiyet verdiğini gösterdi. Yeni Zelanda’nın Dunedin şehrinde doğan gözleme konu erkekler hayatlarının belirli evrelerinde çevrelerinden kötü davranışlara maruz kalmıştı. Aralarında yüksek faaliyetli MAOA genine sahip olanlar, çevrelerinden gördükleri kötü muameleye rağmen daha az suça eğilim gösteriyordu. Düşük faaliyetli MAOA genine sahip olanlarsa maruz kaldıkları kötü muamelenin etkisiyle daha fazla anti sosyal kişilik geliştiriyor ve 4 kat daha fazla suça karışıyordu. Düşük faaliyetli MAOA genine sahip olanlar çevrelerinden kötü muamele görmeseler dahi diğerlerine kıyasla daha az sosyalleşebiliyordu. Bu araştırma düşük faaliyetli MAOA geninin, çevresel faktörlerin de etkisiyle kişiyi saldırgan davranışlara daha fazla meyilli hale getirdiğini gösteriyor. Söz konusu genin etkisi toplum içerisindeki toplam suç oranına etki edecek derecede büyük olabilir. Zira denek grubundaki erkeklerin %37’sinde düşük faaliyetli MAOA genine bağlı mutasyonların olduğu tespit edildi. MAOA geninin X kromozomunda bulunmasından dolayı kadınlarda düşük faaliyetli MAOA geninin antisosyal kişiliğe sebep olma ihtimali daha azdır. Zira kadınlardaki diğer X kromozomunda bulunan MAOA geninin yüksek faaliyetli olma şansı vardır. [10] Bu yazıda bu araştırmaya yer vermemizin sebebi, tek bir genin dahi sonunda suç meydana getirecek hareketler silsilesinin başlatıcı sebebi olabileceğini anlatmaktır. Ancak genler her zaman tek başına çalışmaz, birçok genin birbirini etkilediği bir süreç  de kişinin davranışlarına yansıyabilir.

Suç meydana getirecek davranışları, karamsar bir determinist edasıyla tümüyle genlerin sırtına yüklemeyeceğiz. Kriminoloji çalışmaları da, elbette yalnızca genetik bilimiyle sınırlandırılamaz. Bireylerin bilinçli hareketlerini takip edebilmek, belki de ancak eksiksiz kişilik haritalarını ortaya çıkarmayı başardıktan sonra mümkün olacaktır. İnsanlar kişiliklerini ortaya koyan politik ve dini tercihlerini, spor aktivitelerini, beslenme alışkanlıklarını, meslek seçimlerini çoğunlukla bilinçli olarak tercih ederler. Ne var ki ikizler üzerinde gerçekleştirilen araştırmalar bilinçli tercihlerin tamamen genlerden bağımsız olmadığını kanıtlar mahiyette. Örneğin “köktendincilik” konusunda ikizlerle yapılan anket çalışmaları çarpıcı veriler ortaya koydu. Anketlerdeki sorulara verilen cevaplar karşılaştırıldığında, birbirinden ayrı büyütülen çift yumurta ikizleri arasındaki bağıntının sadece %2 olduğu görüldü. Anketler ayrı büyütülmüş tek yumurta ikizlerinin yönelimleri arasındaki bağıntının ise %62 olduğunu gösterdi. Çalışma diğer araştırmacılar tarafından “muhafazakarlık” konusunda tekrarlandığında tutarlı bir oran elde edildi. Ayrı büyütülen tek yumurta ikizlerinin muhafazakarlığa yönelimleri arasındaki bağıntı bu sefer %69’u gösterdi. [11]  Kişilikteki değişkenliğin daha kapsamlı bir şekilde belirlenmesi amacıyla yapılan çalışmalarda genlere ayrılan pay %40’ı bulmuştu. %25’i bireyin tecrübeleri, %10’a yakını ortak çevresel etkenler, %25’i ise ölçüm hataları olarak gözükmekteydi. [12] Bahsettiğimiz bu araştırmalar, genlerin kişiliğin şekillenmesindeki önemini belirtiyor. Buradan, belirli gen kombinasyonlarının birer etiket işlevi gördüğü; bireyi doğrudan muhafazakar, sporcu, zeki ya da (bu yazının kapsamında) suçlu sıfatlarına sahip kılacağı anlaşılmamalı. Ancak bazı gen kombinasyonları sizi kitap okuyarak zekanızı kuvvetlendirmeye, spor yaparak vücudunuzu geliştirmeye, iştahınızı artırarak şişmanlamaya ya da yıkıcı tercihleri cazip göstererek suç işlemeye yönlendirebilir. Yani genler, çevresel etkenlerle birleşerek kişiliğin oluşmasında fark yaratır. [13]

Genlerin, suçluluk istatistiklerine yansıdığı bir başka araştırma Danimarka’da evlatlık alınan çocuklar üzerinden gerçekleştirildi. Suç sabıkası olmayan ailenin çocuğu yine suç sabıkası olmayan bir aileye verildiğinde çocukların %13,5’inin ileride suç işlediği görülüyor; eğer evlatlık alan ailede sabıkalı kişiler varsa oran %14,7’ye yükseliyor. Sabıkalı bir ailenin çocuğu yasalara saygılı bir aileye verildiğinde gelecekte suça karışma oranının %20 olduğu gözleniyor. Hem biyolojik ailede hem de evlatlık alan ailede suç sabıkası olan kişiler varsa oran %24,5’e çıkıyor. [14]

Bu araştırmaları bu yazıya eklemekteki amacımız ise, hukuk literatüründeki “özgür irade” kavramının biyoloji bilimindeki karşılığını tartışabilmektir. Veriler şunu gösteriyor: Davranışlarımız insan biyolojisinden tümüyle bağımsız bir şekilde belirlenmez. Ancak en ilkel toplumlarda dahi görülen bir gerçeklik olarak yaptırım davranışı genetik biliminin verilerini tam anlamıyla göremiyor gibidir. Saldırgan davranışlarımız her koşulda cezalandırılacaktır; özgür irademizle tercih ettiğimiz saldırgan davranışa düşük faaliyetli MAOA genlerimiz sebep olsa dahi... Örneğin gelişim aşamasındaki vücudun erkek cinsiyeti özellikleri kazanmasını sağlayan gen olan SRY, bir süreç içerisinde hormon üretiminden sorumlu Lhx9, Wt1, Sf1, Dax1 gibi genlerin başlatıcı sebebi olarak görülmektedir. [15] Ancak bu gen, baskın şekilde erkekler tarafından işlenen şiddet eylemlerinin değerlendirilmesinde pek de göz önünde bulundurulmaz.

Birey, işlediği suçlarla gündeme geldiğinde muhtemelen kötücül bir kişiliği olduğu kabul edilecek; ıslah olması, adaletin zuhur etmesi ve toplumun korunması için hapishaneyi boylayacaktır. Ancak işlenen suçtan kim sorumlu tutulmalı; evrimsel süreçle günümüzdeki halini alan ve karmaşık genetik kodların bir yansıması olan milyarlarca beyin nöronları mı? Ne var ki kişiliği kabaca %40 oranında belirleyen genlerin dört duvar arasında kendine çeki düzen vereceğini iddia etmek güçtür. Gerçi delilik ya da şizofreni gibi genetik bozuklukların tıp bilimi tarafından ifşa edilmesi sonucu bu rahatsızlıklara sahip kişilerin algılama ve irade yeteneklerindeki zayıflık sebebiyle cezai sorumlulukları olmadığı kabul edilir ve tedavileri amacıyla gerekli işlemlere maruz bırakılırlar. Ancak bundan birkaç yüzyıl önce akıl hastalarının, kimi devletlerin en acımasız yaptırımlarına maruz kaldığı unutulmamalı. Peki saldırgan kişiliklere sebep olan düşük faaliyetli MAOA gibi genleri de ifşa etmeli ve bunlardan muzdarip kişileri hapishane duvarlarından kurtarmalı mıyız?

Bahsettiğimiz örneklerdeki genlerden kaynaklı suç davranışlarına cezai yaptırım uygulanmalı mıdır? Bu soru, bu davranışlara sebep olma potansiyeli olan genlerin tedavi edilebilir olup olmamalarından bağımsız değerlendirilmelidir. Çünkü bugün, tedavi edilme seçeneği bulunmayan patolojik rahatsızlığa sahip kişilerin cezalandırılmaması gerektiği sonucunu ahlaken kabullenmiş bulunuyoruz. Buna rağmen genlerden kaynaklanan davranış bozuklukları bize bütünüyle karamsar bir tablo sunmuyor. Örneğin SRY geninin (SOX9 geni aracılığıyla) başlatıcısı olduğu genlerin, çevresel faktörlerden etkilendiği ve faaliyetlerini değiştirebildiklerini biliyoruz. [16] Doğru bir yetiştirme tarzı, sağlıklı besin alışkanlığı, olumlu hayat deneyimleri ile gerçekleşmesi, muhtemel bazı suçları engellemekte önemli bir araç olabilir. Bu durum; çevresel faktörlerin, suç davranışı gerçekleştikten sonra iyileşmesi durumunda dahi bireyin tehlikeliliğini azaltabileceğimizi gösterir.

Kimi ülkelerde nörologlar beyne yerleştirilecek elektrot ve çiplerle genlerin sebep olduğu, suç teşkil edebilecek davranışların tedavi edilmesi yönünde deneyler yapmaya başladı. [17] Genetik dünyası da genlerin şifrelerini günbegün ifşa etmeye ve genlere etki edecek yollar keşfetmeye devam ediyor.

Son olarak belirtmekte fayda var: İnsan biyolojisinin ve hukukun ortak ilgi alanına giren bu çalışmaları yakından takip ederek insan doğası için daha adil bir hukuk sistemi inşa etmek modern bilimlerin ve siyasetçilerin omuzlarına yüklenmiş bir sorumluluktur.


Soru ve eleştirilerinizi yazara [email protected] adresinden iletebilirsiniz.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Maurach-Reinhart, Deutsches Strafrecht, Allgemeiner Teil, 4. Auflage, Karlsruhe 1971.
  2. Schmidhäuser, Vom Sinn der Strafe, 2. Auflage, Göttingen 1971.
  3. Ebert, Strafrecht, Allgemeiner Teil, 3. Auflage, Heidelberg, 2001.
  4. İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Gazi Şerhi, 3. Baskı, Ankara 2006.
  5. Artuk-Gökçen-Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2016.
  6. Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 17. Baskı, Ankara 2014.
  7. Richard Dawkins, The Selfish Gene, 30th Anniversary Edition.
  8. Matt Ridley, The Agile Gene. How Nature Turns on Nurture, 2003.
  9. Yuval Noah Harari, Homo Deus – A Brief History of Tomorrow, 2016.
  10. A. Caspi, J. McClay, T. Moffitt, J. Mill, J. Martin, I. W. Craig, A. Taylor, R. Poulton; Role of Genotype in the Cycle of Violence in Maltreated Children; Science, sayı: 297, 2002.
  11. T. J. Bouchard, M. McGue, D. Lykken, A. Tellegen; Intrinsic and Extrinsic Religiousness: Genetics and Environmental Influences and Personality Correlates; Twin Research; sayı: 2, 1999. K. McCort, T. J. Bouchard, D. T. Lykken, A. Tellegen, M. Keyes; Authoritarianism Revisited: Genetic and Enviromental Influences Examined in Twins Reared Apart and Together; Personality and Individual Differences, sayı: 27, 1999.
  12. T. J. Jr. Bouchard; Genes, Environment and Personality. The Nature-Nurture Debate (ed. S. J. Ceci ve W. M. Williams) içinde, Blackwell, 1999.
  13. Matt Ridley, The Agile Gene.
  14. S. A. Mednick, W. F. Gabrielli, B. Hutchings; Genetic Influences in Criminal Convictions: Evidence from an Adoption Cohort; Science, sayı: 224, 1984.
  15. C. Canning, R. Lovell-Badge; SRY and Sex Determination: How Lazy Can It Be?; Trends in Genetics; sayı:18.
  16. Matt Ridley, The Agile Gene, içinde.
  17. The Verge

Para Mutluluğu Satın Alabilir!

Neden Dudaktan Öpüşürüz?

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim