Mikroplar Davranışlarımızı Nasıl Etkileyebilir?

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Araştırmacılar bağırsak mikrobiyomları ve ruhsal sağlık arasındaki ilişkinin parçalarını bir araya getiriyor.

Yaşamlarımızın belli noktalarında hissettiğimiz stres, anksiyete ve depresyon bazı insanlar için diğerlerinden daha yüksek seviyededir. Ancak bu duyguların tümü kaçınılmaz olarak insan deneyiminin bir parçasıdır.

İrlanda Cork Üniversitesindeki APC Mikrobiyom Enstitüsü’nden araştırmacı John Cryan, beyin ile ilgilenmesine rağmen araştırmasının bağırsak üzerinde durmasının biraz garip görünüyor olabileceğini söylüyor. Ancak duygularımızı “karnında kelebekler uçuşmak” veya “her ne karın ağrısıysa” gibi birtakım sözlerle ifade ettiğimizi düşündüğümüzde, beynimiz ve bağırsağımızın bağlantılı olması hiç de şaşırtıcı değil.

Son zamanlarda yapılan bir çalışmada, Cryan ve iş arkadaşları mikrobiyom ve korku arasında bir ilişki olduğunu, bağırsak bakterisi taşıyan ve taşımayan fareleri inceleyerek mikrop taşımayan farelerde korku tepkisinin köreldiğini keşfettiler (Mol Psychiatr, doi:10.1038/mp.2017.100, 2017). Cryan ve arkadaşlarının elde ettiği bulgular, posttravmatik stres bozukluğu dahil olmak üzere anksiyete bağlantılı hastalıklar için yeni tedavilerin geliştirilmesinin önünü açtı.

İlk kez 2004 yılında, Japonya’daki Kyushu Üniversitesinde, bağırsak bakterilerinin stresi etkileyebildiğini ortaya çıkaran araştırmacılar gelecek araştırmaları hızlandırdılar; fakat artan araştırmalara rağmen bilim insanları bağırsak mikrobiyomlarının beyni tam olarak nasıl etkilediği konusundaki kararsızlıklarını sürdürüyorlar. Bazı bakteriler beyni vagus siniri yoluyla etkilerken, diğer türdeşlerin farklı bir yol kullandığı görülüyor. Bağırsak mikrobiyom popülasyonunun erken yaşta oluştuğu biliniyordu, son araştırmalar ise mikrobiyomların normal gelişimindeki aksamanın ilerleyen zamanlarda beden ve ruh sağlığını etkileyebileceğini gösteriyor (Nat Commun, 6:7735, 2015).

Bağırsak mikrobiyomunu diyet yoluyla etki altına almak bazı psikiyatrik rahatsızlıkların iyileştirilmesine katkıda bulunabildiğinden araştırmacılar bağırsak-beyin ilişkisinin klinik uygulamaları olabileceğini düşünüyorlar. Cryan, İrlanda Cork Üniversitesinden iş arkadaşı Ted Dinan ile birlikte, psikiyatrik rahatsızlıkları olan hastalar tarafından sindirildiğinde sağlığa yararlı olan canlı organizmaları tanımlamak amacıyla 2013’te “psikobiyotik” terimini ortaya attı. Bu organizmalar, probiyotik içeren besinler ve bağırsak dostu bakterilerin canlı türdeşlerini kapsıyor.

Probiyotikler ve ruh sağlığı ile ilişkili, kemirgenler üzerinde yapılmış çok sayıda araştırma mevcut olduğu halde bu ilişkiyi insanlar üzerinde test eden ilk araştırmacılar Kaliforniya Üniversitesi’nden biyolog Emeran Mayer ve iş arkadaşlarıydı. Mayer ve arkadaşları araştırma sonuçlarını değerlendirmek için fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) taramalarını kullandılar. Bir grup sağlıklı kadına dört hafta süresince günde iki defa probiyotik yoğurt verilmesinin ardından, araştırmacılar kadınların negatif görüntülere karşı eskiye oranla daha düşük beyin tepkisine sahip olduğunu ortaya çıkardı (Gastroenterology, 144:1394-401, 2013). Mayer’in bu konudaki sözleri şöyle:

“Veriyi birkaç defa yeniden analiz edip kendimizi bunun gerçek olduğuna ikna ettik. Bu noktanın benim için bir kariyer değişimine neden olduğunu söyleyebiliriz.”

Araştırmayı sağlıklı katılımcılar üzerinde yapmış olmasından dolayı Mayer, probiyotiklerin anksiyete gibi ruh hastalıklarını tedavi edebildiği çıkarımına varmaktan kaçınıyor. Mayer, bu duygunun karmaşık olduğunu, farelerdeki gibi refleks davranışından ibaret olmadığını söylüyor. Bununla birlikte bağırsaktaki yararlı bakteri gelişimini destekleyen lifçe zengin besinlerin, yani prebiyotiğin potansiyelinin destekçisi olduğunu da ifade etmeden geçmiyor.

Geçtiğimiz günlerde Avusturalya Deakin Üniversitesindeki araştırmacılar majör depresyon rahatsızlığı olan bir grup yetişkinde, ağırlıklı olarak lifçe zengin besinler ve bitki esaslı bir diyet olan Akdeniz diyetini denediler. Araştırmacılar, 12 haftanın ardından katılımcıların üçte birinin semptomlarda önemli gelişmeler kaydettiğini buldular (BMC Medicin, 15:23, 2017). Bunlardan biri Melbourne’den Sarah Keeble idi:

“17 yıldır depresyondan muzdaribim ve bu çalışmanın başlarında dibe vurmuş durumdaydım. Birkaç hafta sonra, çaresizlik hissim yavaş yavaş ortadan kalktı, motivasyonum ve isteğim yerine geldi.”

Tıpkı bağırsaktaki aktivitelerin beyni etkilediği gibi ruhsal baskı da bağısaklarla ilgili problemlere yol açabilir. Bilim insanları bunu “huzursuz bağırsak sendromu” üzerine yapılmış araştırmalarla kanıtlamışlardır. Örneğin, Mayer ve arkadaşları tarafından yapılmış bir çalışma erken yaşta duygusal travmayı, ilerleyen zamanlarda bağırsak hastalıkları geliştirme riskiyle ilişkilendirdi (Clin Gastroenterol Hepatol, 10:385-90, 2012).

Beyin-bağırsak ekseninde bulgular birikmeye devam ettikçe bu konu pek çok bilim insanının dikkatini çekiyor. Trinitiy Üniversitesi’nden araştırma görevlisi Shane O’Mara, bu alanda “büyük potansiyel” olduğunu söylüyor; ancak mikrobiyomu hedef almanın psikiyatrik tedavide bir rol oynayıp oynamayacağını söylemek için henüz çok erken olduğu konusunda uyarıda bulunuyor. Maritoba Üniversitesi gastroenteroloğu Charles Bernstein, araştırmanın ümit verici olduğuna fakat bunun yanında ruh sağlığı hastalıklarını tedavi etmek için mikrobiyomu manipüle etmekten de uzak olduklarına inanıyor.

Bu araştırmaya öncülük edenler, özellikle insan deneklerinde, daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunun farkındalar ve ileride değişimin gerçekleşeceğinden umutlular. Mayer:

"Birkaç yıl içinde, diyetin, birçok akıl hastalığı için ilaç ve psikiyatrik tedavilerin yanı sıra bir terapi dalı olarak görüleceğini düşünüyorum."

Cryan da şu açıklamada bulundu:

"İleri derecede zihinsel rahatsızlığı olan insanların hala çok güçlü bir tedaviye ihtiyacı var ancak diyet de yararlı bir yardımcı tedavi. Gelecekte doktorumuza gidince kan testlerinin yanı sıra mikrobiyom testleri de yaptıracağız.”

Chicago Üniversitesi mikrobik ekoloji uzmanı Jack Gilbert ise şunları söylüyor:

"Beş yıl içinde, prebiyotik ve probiyotiklerin zihinsel sağlık bozuklukları üzerindeki etkinliğini gösteren daha fazla klinik çalışma görmeyi umuyoruz. Genel olarak akıl hastalığıyla başa çıkma yollarında bir devrim olmalı."


Kaynak: Bu yazı The Scientist sitesinden çevrilmiştir.

Düzenleyenler: İlker Çağatay Aşık, Şule Ölez

Hawaii Takımadalarının Yeni Üyesi İle Tanışın: Loihi

Kayıp Bir Dişinin Hikayesi

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim