Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Doğal hukuk, tabiatın bütün hayvanlara öğrettiği hukuktur. Doğal hukuk sadece insan cinsine has değildir; denizde ve karada yaşayan bütün hayvanlar ve keza kuşlar için de geçerlidir.

Yukarıdaki sözleri, yaklaşık bin sekiz yüz yıl önce Romalı ünlü hukukçu Ulpianus kaydetmişti. Ancak doğal hukuk – pozitif hukuk ayrımının ve bunun üzerine yapılan tartışmaların ilk toplumların oluştuğu zamana kadar gittiğini tahmin etmek zor değil. Genel olarak pozitif hukuk; var olan, yazılmış, uygulanan kanunlardan oluşan hukuk olarak algılanabilir. Doğal hukukun tanımını ise acemice; tarih boyunca birçok dönüşüme uğramış olmakla birlikte, doğada var olan ya da Tanrı’nın buyruğu olan, pozitif hukukun kendisine uyması gerektiği ‘değişmez, üstün ve doğru’ yasalar olarak yapabiliriz. Örneğin Sokrates, yazılı yasa - doğal (tabii) yasa ayrımını yapmış; yazılı yasaların doğal (tabii) yasalara uygun olması gerektiğini savunmuş ancak (toplumun devamı için) yazılı yasalara uymanın elzem olduğunu savunmuştur. Bundan başka birçok filozof, hukukçu ve tarihi kişiliğin doğal hukuk – pozitif hukuk ayrımına dair düşünceleri kaynaklarda bulunabilir. Makalenin konusunun sapmasına izin vermeden ancak ileri süreceklerimiz hakkında genel bir çerçeve çizebilmek amacıyla doğal hukuka yönelik düşüncelerden tarihi seyri içerisinde kısaca bahsetmek faydalı olabilir.

Doğal Hukuk ile İlgili Tarihsel Düşünceler

Antik Çağ Yunan ve Roma toplumları için doğal hukuk, doğa (tabiat) ile özdeşleşmekteydi. İnsanlar ancak doğada devam edegelen düzeni örnek almakla doğru yasalara yani doğa yasalarına ulaşabilirdi. Bu fikir, insanların birbirleri üzerinde güç kullanmasının meşru olduğu bir toplumsal sisteme meydan veriyordu. Yunanlı siyaset felsefecisi Kallikles için doğa; güçlü hayvanların zayıfları yok etmesi gibi hukukun da güçlü insanların yanında olmasını emrediyordu. Aristoteles de kölelik kurumunun, doğayla bağdaştığından bahisle hukuka uygun olduğunu savunmaktaydı. Sokrates için ise doğal hukuk kavramı erdem ve ahlak bakımından iyi olandı.

Aristoteles kölelik kurumunun, doğayla bağdaştığından hareketle hukuka uygun olduğunu savunmaktaydı.
Aristoteles kölelik kurumunun, doğayla bağdaştığından hareketle hukuka uygun olduğunu savunmaktaydı.
Pixabay

Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden on beşinci yüzyılın sonlarına kadar süren ve Orta Çağ olarak adlandırılan dönemde Tanrı düşüncesi çevresinde konumlanan devlet yapısı, toplumsal yaşam ve kültürle birlikte kanunlar için de din referans alınmış, bu sebeple doğal hukuk ‘Tanrı’nın iradesinin ifadesi olan ebedi bir kanun’ (Aziz Augustinus) olarak tanımlanmıştır. Bu süreçte doğal hukukun referansı doğaya uygun olmaktan, Tanrı’nın buyruğuna uygun olana dönüşmekteydi. Sadece Tanrı’nın buyruğuna uygun olan yasalar adil ve kusursuz olabilirdi.

Fransız ihtilaline kadar süren Yeni Çağ döneminde ise doğal hukuk, oldukça geniş bir düşünür çevresince işlenmiştir. Bu döneme damgasını vuran şey, doğal hukukun orijininin din olmaktan çıkartılıp ‘akıl’ oluşudur. Rasyonalist doğal hukuk devri olarak adlandırabileceğimiz süreçte tıpkı önceki dönemlerdeki gibi evrensel, değişmez, doğru, adil yasalar için arayış devam etmiş, farklı olarak doğa ve din yerine akıl bu yasalara ulaşmak için vasıta kabul edilmiştir. Bu bakımdan insanın kendinde tabii olarak bulunan akla uyan yasalar adil; diğerleri ise adaletsiz ve yanlıştı.

Fransız ihtilalinden günümüze kadar geçen süreçte modern devletler ortaya çıktı, toplumsal hayatın büyük bölümü yasalarla düzenlendi. Bu süreçte; gelişen teknolojinin, sanayileşmenin ve siyasi ideolojilerin de etkisiyle farklı toplumların sorunları farklı yasalarla çözmeye çalıştığı görüldü. Hukukun doğal, değişmez, mutlak olandan ayrılıp siyaseten gücü elinde bulunduranın mutlak buyruğu olarak dizayn edildiği bu dönem kaçınılmaz olarak bir kaos meydana getirdi. Şu kadar ki örgütlü devletler eliyle meydana getirilen sayısız trajik olaya ve iki dünya savaşına tanık olan insanlık için 1948 senesinde ırk, din, cinsiyet, sosyal konum ayırımı yapılmaksızın evrensel, vazgeçilmez, yasalar üstü hakların kabul edilmesinin zorunluluğu anlaşıldı.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve günümüze kadar geçen sürede devletlerin katılımıyla kabul edilmiş diğer sözleşmelerle mutlak olarak yaşam hakkını, kölelik ve işkence yasağını kabul etmiş olabiliriz. Ancak bu kadar temel olmayan ve günümüzde uygulanması hiç kimsenin canını sıkmıyormuş gibi gözüken yasaların doğru olup olmadığını nasıl anlayacağız? Kusursuz kanunlar, ütopya mıdır? Uzun ve belki de bazılarınıza sıkıcı gelmiş olan ön bilgilendirmemizden sonra asıl tartışacağımız sorular, bunlar olacak.

10 Aralık 1948'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi
10 Aralık 1948'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi
Sosyal Demokrat Dergi

Hukuk ve Toplumsal Sorunların Çözümü

Hukuku; bireylerin, toplumların ve ‘şeylerin’ birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen kuralları inceleyen sosyal bir bilim alanı olarak tanımlayabiliriz. Buna karşın bu ilişkilerin düzenlenmesi işi sadece hukukçulara ait değildir. Demokratik toplumlarda hukuk kuralları; meclis, komisyon, alt komisyon şeklinde devam eden ve çoğu zaman hukuk kuralının düzenleyeceği konuda, alanında uzman kişilerin de görüşlerinin, raporlarının veya doğrudan oylarının göz önünde bulundurulduğu silsilelerden geçerek meydana gelir. Şayet bir grup bilim insanı bir soruna hukuki bir düzenlemeyle çözüm getirecekse bu çözümün sorunu ortadan kaldıracak sistemli, tutarlı, henüz yanlışlığı kanıtlanamamış bir fikir olmasını beklemek herhalde bu yüzyıl için kabul edilmez bir talep sayılmamalıdır.

Ancak hukukun ilgi alanına giren en temel toplumsal sorunların dahi birçok devlet tarafından farklı şekilde çözümlendiği (ya da çözümlendiğinin sanıldığı) durumları gözlemliyoruz. Örneğin aynı değere sahip bir telefonun aynı şartlar altında çalınması durumunda hırsız, bir ülkede yıllarca hapis yatabiliyorken başka bir ülkede tazminat ödeyerek cezadan kurtulabilir. (Buradaki yazımız okunabilir.) Daha radikal bir 'çözüm getirme’ karmaşasını Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa ülkeleri üzerinden görebiliriz. Federe devletlerden oluşan bir çatı olan ABD’deki eyaletler, federal yasalara aykırı olmadığı sürece kendi normlarını düzenleyebilirler. 2015 senesinde Aljazeera Turk'te çıkan bir habere göre ABD’nin Utah eyaletinin Valisi, yeterli miktarda zehirli iğne bulunamadığı için ölüm cezalarının idam mangaları tarafından kurşuna dizilerek infaz edileceği şeklinde bir kararname çıkarır. Zehirli iğne bulunamamasının sebebi ise idam cezasının çeşitli suçlara çözüm olarak getirilmesine sert bir şekilde karşı çıkan Avrupa ülkelerinin bu eyaletlere zehir satmayı reddetmesidir. Şu hâlde, bir Avrupa ülkesinde (Belarus hariç) cinayet işleyen bir katil, doğal yollarla ölümünden önce hapisten kurtulup dünya turuna çıkmayı veya Hindistan’da kötü ruhlarından arınmayı düşünebilirken aynı vahşi eylemi ‘özgürlükler ülkesinde’ gerçekleştirdiğinde kendisini feci bir son bekleyecektir. Ölümle kalım arasındaki o ince çizginin hangi tarafında kalan pozitif hukuk kuralı doğal, yani kusursuz olandır? Bunun üzerinde düşünmeye hukuk kurallarının yaratılmasındaki mantığa daha yakından bakarak başlayabiliriz.

Toplumlar yaşayan organizmalardır (Spencer, 2019). Toplumu oluşturan bireylerin davranışları değiştikçe toplumsal ihtiyaçlar da farklılaşacaktır. Bu sebeple hukukun da statik olmaktan ziyade dinamik bir yapıya sahip olması zorunludur. Yani yasalar, toplumun ihtiyaçlarını takip edecek, toplumsal değişmelerle kendini yenileyecektir. Sonsuz sayıdaki olgu ve olay toplumu oluşturan bireyleri çeşitli şekillerde etkileyebilir. Bir uyarana karşı birey; beyninde gerçekleşen çeşitli bilinçli tasarımlarla (S. A. Mednick ve ark, 2019) veya milyonlarca yıl içerisinde evrimleşmiş DNA’larının bireyin bilincinden uzak şekilde meydana getireceği, kendiliğinden ortaya çıkan davranış şekilleriyle tepki verebilir. Daha çok bilinçli tasarımlarla ilgili olan zaman içerisindeki değişimler sebebiyle insanların ve toplumun bir olaya gösterdiği tepki de doğal olarak değişecektir. Ölüm cezası örneğinde bir toplum, cinayet vakalarındaki artışa karşı mağdurların yaşam hakkının ihlal edildiğinden bahisle katilin infaz edilmesi yönünde düzenlemeler yapılması için yasama meclisi üzerinde baskı kurabilir. Ancak aynı toplum, zaman içerisinde ölüm cezasına çarptırılmış katilin yaşam hakkını koruma dürtüsüyle idam düzenlemesinin kaldırılmasını da isteyebilir. Görüldüğü üzere buradaki sorun toplumsal ihtiyaçların farklılaşması sebebiyle hukuk kurallarının buna ayak uydurması gerektiği değil, aynı sorun karşısında (örneğimizdeki ölüm cezası sorunsalı) toplumun farklı reaksiyonlar göstermesindedir. Bir probleme getirilen iki ayrı çözüm arasındaki sonucun uçurum kadar büyük olduğu bir denklemde iki çözümün de aynı anda kusursuz sayılamayacağı matematiksel bir gerçektir. O halde toplumun ihtiyaçlarındaki değişikliğe paralel olarak hukuk kurallarının değişmesinin ‘kusursuz kanun’ arayışımıza halel getirmeyeceğini ancak aynı sorun karşısındaki farklı çözümlerin ‘hukukun adaleti tesis etme’ fonksiyonuna zarar vereceğini kabul etmek gerekir.

Kusursuz hukukun inşaasında bilimsel çözümler...
Kusursuz hukukun inşaasında bilimsel çözümler...
Andrew Brookes (Getty Images)

Kusursuz Çözümler İçin Dayanak Noktası Ne Olmalıdır?

Toplumsal bir ihtiyaç karşısındaki çözüm yelpazesinin zannettiğimizden daha dar olduğunu kabul ettiğimize göre sonraki aşamaya geçmeliyiz. Meclisteki ve komisyonlardaki yasama gücünü elinde bulunduran kişileri toplumsal bir ihtiyaca cevap bulmaları için bir araya getirdiğimizi varsayalım. Ortaya kusursuz bir çözüm çıkmasını istediğimizde bu kusursuzluk iddiasını doğrulayacak sabit bir dayanak noktasından hareket edilmesi gerekecektir. Modern öncesi toplumlar bu dayanak noktasını makalenin başında belirttiğimiz gibi doğanın işleyişine uygun olanlar, Tanrı’nın buyruğuna uygun olanlar ve akla uygun olanlar arasından belirlemişlerdi. Bizim dayanak noktamız ise makalenin bu noktasına kadar getirdiğimiz bağlamların sonucunda ortaya çıkacak.

Hukuk, ilk toplumların oluşmasıyla birlikte doğmuş ve insanlar için diğerleriyle (insan, toplum veya şeyler) kuracağı ilişkileri düzenlemek ve ortaya çıkan problemlere çözüm bulmak fonksiyonuyla yükümlenmiş ise dayanak noktası da problemi meydana getiren olgunun ortadan kalkmasını sağlayacak olan bilimsel verilerimiz ışığında bulduğumuz çözümler olmalıdır (şayet bilimsel metotlardan daha doğru sonuçlar verecek olan bir dayanağınız yoksa). Bu dayanak noktamız aslında hukukun birçok alanında ‘doğal ve kusursuz’ olan yasaları keşfettiğimiz (ya da keşfetmeye çok yakın olduğumuz) izlenimi uyandırır. Örneğin matematiksel denklemlerin ve bu yöntemle vardığımız temel kabullerin (örneğin “Borçlu, borcunu öder.” şeklindeki bir hukuk kuralı) faal olarak kullanıldığı ticaret, maliye veya bankacılık gibi alanlardaki düzenlemeler aklı başındaki hiçbir insanın itiraz edemeyeceği hukuki çözümler barındırır. Nitekim modern dünyada ekonomik kredibilitesini yüksek tutmayı amaçlayan hemen tüm devletler saydığımız alanlarda bilimsel yöntemlerle sonuçları öngörülebilecek yasalar yapmak konusunda konsensüse varmış durumdadır. Bu sebeple diğerlerinin beklentisini karşılamayan yasalara sahip devletler ekonomik olarak izole olmaya mahkûm bırakılır, dışlanır ve yasalarını değiştirmeye zorlanabilir, ki bu da modern toplumların bu alanlarda bir takım düşünce ve hareketleri zorunlu olarak kabul ettiğini gösterir tıpkı doğanın vazgeçilmez, çiğnenemez, katı yasaları gibi. Ancak fikir özgürlüğünün sınırları, evlilikte taraflara tanınan haklar, kürtaj, ceza rejimi gibi matematiksel olarak formüle edilmesi kolay olmayan ancak toplumsal yaşamla çok daha yakından ilgili sorunların çözümü için bilimsel verileri sabit bir dayanak olarak almak konusunda çok yol kat edilemediğini düşünmekteyiz.

Kusursuz Kanunlara Ulaşmak Mümkün müdür?

Kusursuz kanunları yaratmaktaki zorluğun etkenleri olarak şunlar sayılabilir: Yasama sürecinin siyasi grupların elinde oluşu ve siyasetçilerin ideoloji ve menfaat temelli davranış göstermesi; bilimsel gelişmelerin güncel şekilde takip edilmemesi, değerlendirilmemesi ve eğitimsizlik; toplumsal yaşamın deneysellikten uzak oluşu sebebiyle bilimsel gelişmelerin toplum üzerinde test edilememesi, sonuçların öngörülememesi, yeniliklere gösterilen çekince, çoğu durumda bir başka ülkenin örnek alınacak bir yasama faaliyetinde henüz bulunmamış oluşu; bilimsel gelişmelerin (özellikle doğa bilimlerindeki keşiflerin) yorumlanmasında ve sosyal bilimlere nasıl uyarlanacağı konusunda görüş birliğine varılamaması.

Saydığımız sebeplerin her biri ayrı ayrı ele alınacak şekilde kapsamlı araştırmalara muhtaçtır. Bu nedenle yukarıdaki etkileri örnek olarak saydık ve okuyucunun zihninde genel bir tablo oluşmasını amaçladık. Ancak kusursuz kanunlara ulaşma maceramız, yukarıdaki engeller ortadan kalktıkça ilerleyecektir.

Türk Ceza Kanunu
Türk Ceza Kanunu
Pixabay

Makaledeki fikirleri destekleyecek nitelikteki bir örnek Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen bir kanun hükmüdür. Bilindiği üzere 5237 Sayılı Kanun’un 191. maddesi şu düzenlemeyi getirir:

Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Aynı maddenin ikinci fıkrası şöyle der:

Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında ... beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır.

192. maddenin dördüncü fıkrasında ise şu hüküm vardır:

Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, ... soruşturma başlatılmadan önce resmi makamlara veya sağlık kuruluşlarına başvurarak tedavi ettirilmesini isterse, cezaya hükmolunmaz.

Görüldüğü gibi uyuşturucu ile ilgili davranışlar hapis cezası ile yaptırıma bağlanır. Ancak takip eden hükümler, suçlunun suça sebep olan davranışının psikolojik olarak farklı yöntemlerle ortadan kaldırılabileceğini ve suçlunun rehabilite edilebileceğini kabul eder niteliktedir. Bu itiraf, klasik yaptırım teorisinin dönüşümüne işaret eder ve nihai amacının hapishane olmadığını gösterir.

Çevresel ve Genetik Faktörlerin Suçluluk Davranışına Etkisi

Genetik faktörlerin suçluluk davranışına etkisini incelediğimiz bir makalede, Danimarka’da evlatlık alınan çocuklar üzerinde gerçekleştirilen bir araştırmaya yer verilmişti. Araştırmaya göre suç sabıkası olan bireylerin yer aldığı bir ailenin çocuğu yasalara saygılı bir aileye verildiğinde bu çocuğun suça karışma oranı yüzde yirmi iken hem evlatlık verilen ailede hem de evlatlık alan ailede suça karışan bireylerin bulunduğu durumlarda evlatlık çocuğun suça karışma oranı yüzde yirmi dört buçuk, hem evlatlık veren hem de evlatlık alan ailenin yasalara saygılı olması durumunda evlatlığın suça karışma oranı yüzde on üç buçukta kalmaktaydı.5 Bu araştırma, suçluluk davranışının hem çevresel etkilerden hem de genetik faktörlerden etkilendiğini anlattığı gibi kusursuz kanunlarımıza da yol gösteriyor. Zira bu örneğimizdeki kusursuz bir kanundan beklentimiz suç teşkil eden davranışın engellenmesi yahut meydana geldikten sonra tekrarlanmasının önlenmesi ise kanunun çevresel etmenleri azaltmak ve genetik temelli suçluluk davranışına biyolojik (veya nöroloji, genetik, psikiyatri gibi doğa bilimlerinin zengin mutfağında üretilecek çözümler) çareler barındırması hapishane seçeneğinden daha doğru bir yol olabilir. (Daha fazla örnek için buradaki ilgili makalemiz okunabilir.)

Buraya kadar anlatılanların kusursuz bir teknokrasi savunuculuğu, demokrasi karşıtı bir teşebbüs yahut yapay zekâ tarafından yönetilen bir dünya tasarımı olduğu zannedilebilir. Ancak kastedilen toplumsal yaşamın iyileştirilmesi, insan onuruna yaraşır bir hukuk düzenine katkı sağlanması, sosyal bilimlerin (haddimiz olmayarak) geleceğe taşınması çabasından fazlası değildir.

İlk toplumların ortaya çıktığı günden bugüne meydana gelen sorunları çözmek için hukuk, el çantamızdaki en eski ve en etkili aletimiz oldu ve insanoğlunun mühendislik becerileri, bu disiplini tarih boyunca yakından etkiledi. Toplumun değişen ihtiyaçlarına göre kusursuz kanunlar yaratmak, yasa koyucuların bilimdeki gelişmeleri takip etmesi ölçüsünde elbette mümkündür. Umuyoruz ki Dünya'yı kontrolümüz altına alıp uzayın en gizemli sırlarıyla meşgul olduğumuz, canlılığın doğasını sorguladığımız günümüz çağında hukukun, toplumun ihtiyaçlarına getireceği çözümlerde biyoloji, nöroloji, genetik, psikiyatri gibi doğa yasalarına ışık tutan alanlardaki bilimsel gelişmeleri dikkate almasının, daha aydınlık bir geleceğin inşasında en önemli basamak olacağına inancımızı siz değerli okuyucularımızla paylaşabilmişizdir.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • Ahmet Can Kısa. Modern Araştırmalar Işığında Hukuk Ve Genetik Üzerine Kısa Bir Analiz. (2019, Ocak 31). Alındığı Tarih: 31 Ocak 2019. Alındığı Yer: evrimagaci.org
  • AFP, AA. Utah'ta Idam Mangası Geri Geldi. (2019, Ocak 31). Alındığı Tarih: 31 Ocak 2019. Alındığı Yer: Aljazeera Turk
  • Herbert Spencer. (2019). The Social Organism. The Westminster Review, sf: --.
  • S. A. Mednick, W. F. Gabrielli, B. Hutchings. (2019). Genetic Influences In Criminal Convictions: Evidence From An Adoption Cohort; Science, Sayı: 224, 1984. NCBI, sf: --.

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 24/08/2019 04:17:12 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/7588

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Sıradan insanların sıradışı olmayı seçebileceklerini düşünüyorum.”
Elon Musk
Geri Bildirim Gönder