Köpekler Bizi Gerçekten Seviyor mu? Bilim Bu Konuda Ne Diyor?
BBC Science Focus Magazine
- Çeviri
- Biyoloji
- Antropoloji
Bu Makalede Neler Öğreneceksiniz?
- Köpekler insanlarla güçlü bağlar kurar ve bu bağlanma, oksitosin gibi hormonlar sayesinde insanlardaki sevgiye benzer fizyolojik mekanizmalarla desteklenir.
- Köpeklerin sosyal davranışlarını etkileyen genetik mutasyonlar, evrimsel süreçte insanlarla yakın ilişkiler kurmalarını sağlamış ve bu durum onların duygusal bağlılıklarını artırmıştır.
- Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (fMRI) çalışmaları, köpeklerin insan dostlarına karşı zevk ve bağlılık hissedebildiklerini göstererek, onların duygusal dünyasına bilimsel bir bakış açısı kazandırmıştır.
Her sabah mamasını hazırlarken siyah beyaz lurcher cinsi köpeğimiz Ozzy en sıcak gözlerle bize bakar. Yüzünde dünyanın en tatlı gülümsemesi belirir. Mamayı beklerken başını yana eğer ve adeta o mamayı kendisine vereceğimizi bilir. Kuyruğunu hızla sallayarak sabırla beklerken "Beni gerçekten seviyor mu?" diye merak etmekten kendimizi alamayız. Çünkü bazen ufak da olsa kandırıldığımızı hissederiz. Sanki biz Pavlov'un köpeklerinden biriyiz ve o da Pavlov'dur, bizi kucaklamalar ve o masum bakışlarla kendisine güzel şeyler yapmamız için koşullandırıyordur.
Bu gerçekten sevgi mi, yoksa başka bir şey mi? Köpekler insanlarını gerçekten bizim onları sevdiğimiz gibi sevebilir mi? Görünüşe göre bu tür soruların oldukça zengin bir bilimsel geçmişi var. Üstelik elde edilen heyecan verici sonuçlar, köpeklerle olan ilişkimizi sonsuza dek değiştirebilir.
Köpeklerin ve duyguların hikâyesi, bu sorunun tarihteki ilk kültür savaşlarından birini ateşlediği Viktorya döneminde başlar. Bu dönemde pankartların, afişlerin ve el ilanlarının havada uçuştuğu olaylar yaşandı. Yakılan kuklalar, tahrip edilen heykeller, öfkeli yürüyüşler ve tıklım tıklım dolu belediye binalarında yapılan coşkulu konuşmalar döneme damgasını vurdu. Hatta bir noktada yüzlerce insan sokaklarda neredeyse birbirine girecekti. İnsanlar sevgi gibi duyguların sadece insanlara mı özgü olduğu yoksa özellikle köpekler gibi sosyal memeliler başta olmak üzere birçok hayvanda da mı bulunduğu konusunda kavga etmeye hazırdı.
Bir tarafta, memelilerin (insanlar da dahil olmak üzere) ortak ataları paylaştığına dair Charles Darwin'in fikirlerinden destek alanlar vardı. Bu kişiler, köpeklerin hissettiğimiz duyguların birçoğunu (veya tamamını) hissedebildiğini ve aramızdaki tek farkın sadece bir derece meselesi olduğunu savundular. Diğer tarafta ise köpekleri otomatlardan, yani tıbbi deneyler için kabul edilebilir makine benzeri deneklerden biraz daha fazlası olarak gören araştırmacılar yer alıyordu.
Bu araştırmacılar, zanaatlarına rasyonel ve nesnel bir yaklaşımı tercih ettiler. Köpeklerin duyguları olup olmadığına dair duygusal fikirlerin hem profesyonellikten uzak hem de etik dışı olduğunu düşündüler çünkü bu durum onlara göre tıp biliminin ilerlemesini engelleme tehlikesi taşıyordu.
Nesnellik konusunda o dönemki araştırmacıların bugün bile geçerliliğini koruyan haklı bir noktası vardı. Modern çağdaki birçok hayvan bilimcisinin, insan dışı hayvanlarda sevgi terimini kullanma konusunda hâlâ çekimser kaldığı açıktır çünkü bu kavram fazlasıyla özneldir. Sonuçta nesiller boyu şairler bile sevginin tanımı konusunda uzlaşamamışken bilimin bu konuda kesin bir yargıya varması nasıl beklenebilir? İşte bu yüzden birçok köpek araştırmacısı, köpeklerin bizimle kurduğu bağı ifade ederken sevgi yerine bağlanma kelimesini tercih ediyor. Köpek davranış bilimcisi ve Dog Is Love adlı kitabın yazarı olan Dr. Clive Wynne bu durumu şöyle açıklıyor:
Bağlanma, sevginin belirli ve ölçülebilir bir yönüdür. Daha spesifik olmak gerekirse bir bireyin sevdiği bir başkasının varlığından elde edebileceği güven duygusuyla ilgilidir. Özellikle ebeveyn ve çocuk arasındaki güçlü bağdan bahsedilirken bu kelime sıklıkla kullanılır ve bu durum köpekler ile insanlar arasındaki ilişki için oldukça iyi bir model oluşturur.
Araştırmacılar sevgiyi günlük bir terim olarak görüyor. Bilimsel makaleler veya yazılar için uygun bulunmasa da günlük kullanım için kabul edilebilir olduğunu düşünüyorlar. Ancak Dr. Wynne, kendi can yoldaşı olan Xephos adlı köpeğini anlatırken sevgi kelimesini kullanmaktan kesinlikle çekinmiyor. Dr. Wynne, köpeğiyle olan ilişkisini şu sözlerle dile getiriyor:
Biz onu seviyoruz, o da bizi seviyor. Aslında bakarsanız hemen herkesi seviyor. İnsanlarla çok ama çok hızlı bir şekilde güçlü ve sağlam bağlar kurabiliyor.
Köpeklerin Bizi Sevdiğini Nasıl Biliyoruz?
Köpekler gerçekten de insan dostlarına psikolojik olarak aşina olduğumuz bir şekilde bağlanıyor gibi görünüyor. Örneğin halihazırda bir köpeğin ve onun insan dostunun bulunduğu bir odaya yabancıların girdiği testlerde, köpekler insan çocuklarına büyük ölçüde benzer bir tepki verirler. Belirsiz ortamlarda insan dostlarının yanında daha fazla zaman geçirirler. Yabancılarla yalnız bırakıldıklarında ise kapıya daha yakın durmayı tercih ederler.
Evcil köpekler doğal olarak insan arkadaşlarına başka yollarla da bağlanıyor gibi görünüyor. Köpeklere ve insan tarafından yetiştirilmiş kurtlara yemek veya bakıcılarını seçme şansının sunulduğu deneysel bir düzenekte, birçok köpek yemeği incelemenin yanı sıra kucaklanmak ve ilgi görmek için bakıcılarına da yönelmiştir. Kurtlar ise tahmin edilebileceği üzere sadece midelerini düşünmüştür.
İnsan bakıcıların bir kutuya sıkışmış gibi davrandığı bir başka deneyde ise köpekler sıkıntı, ağlama ve sızlanma belirtileri göstermiş; bakıcının kaçmasına yardım etmek için kutuyu patilemişlerdir.
Dr. Wynne'e göre köpekler, gerçekten de ebeveyn ve çocuk arasındaki sevgiye benzer bir şekilde insanlarına hayranlık besliyor gibi görünüyor.
Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.
Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.
Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.
Bu bağlılıkları kontrol eden fizyolojik mekanizmalar (beyin hormonları ve nörotransmitterler) bile insanlar ve köpekler arasında oldukça benzer görünmektedir. Memelilerde haz verici duygusal durumlarla ilişkilendirilen bir molekül olan oksitosin bu noktada en belirgin role sahiptir.
Oksitosin insanlar için özellikle önemlidir. Genellikle emzirme veya seks sırasında dalgalanarak genlerin gelecek nesillere aktarılmasını garantilemeye yardımcı olan sosyal bağlılığı teşvik eden doğal bir ilaç görevi görür.
Köpekler diğer köpeklerle bağ kurduklarında oksitosin seviyelerinde artış yaşarlar. Ancak asıl can alıcı nokta, aynı oksitosin artışını insanların etrafındayken de yaşamalarıdır. Nitekim köpekler ve onların insan dostları birbirlerinin gözlerine baktığında her iki türde de oksitosin seviyeleri önemli ölçüde artar. Yapılan bir çalışmada, insanlarla köpek dostları arasında sadece yarım saatlik sevgi dolu bakışmaların oksitosin seviyelerini iki katından fazla artırdığı görülmüştür.
Köpeklerimiz Bizi Neden Seviyor?
Peki köpekler neden bu şekilde evrimleşti? Neden bu kadar çok evcil köpek insanlara bu kadar güçlü bir şekilde bağlanıyor? Son yıllarda köpeklerin genetik yapısı üzerine yapılan araştırmalar, bunun neden olabileceğine dair bazı ilginç içgörüler sundu.
En dikkat çekici olanı, köpeklerin doğaları gereği sosyal olmalarıdır. Tam anlamıyla ifade etmek gerekirse sosyallik onların DNA'sına yazılmıştır, insanlar da dahil olmak üzere memelilerde sosyal davranışları etkilediği bilinen GTF2I ve GTF2IRD1 adlı iki gen üzerinde kodlanmıştır. Bu genlerdeki mutasyonlar, çok daha sosyal davranışlara yol açabilir. Princeton Üniversitesinden evrimsel genetik doçenti Dr. Bridgett von Holdt bu durumu şu sözlerle ifade ediyor:
Ortalama bir köpek bu ekleme mutasyonlarının ikisinden dördüne kadarını taşır. Bazı ırklar veya ırk grupları çok daha azını taşırken diğerleri çok daha fazlasına sahip olabilir. Altıdan fazla mutasyon taşıyan köpekler bulmak nadirdir ancak yine de imkânsız değildir.
Şans eseri, Dr. von Holdt'un Marla adıyla bilinen ve sürekli gülümseyip hoplayan çoban köpeği bu genetik ölçekte beş puana sahip. Bu nedenle aşırı sosyal olarak adlandırılıyor.
Araştırmacı, Marla'nın büyüdüğünü ve kişiliğini geliştirdiğini izlemenin harika bir duygu olduğunu belirtiyor. Dr. von Holdt'a göre suç ister genetik yapıda isterse yetişme tarzında olsun, Marla konu ilgi çekmek olduğunda oldukça otoriter davranıyor. İyi tanıdığı insanların yanında, eğer odak noktasında kendisi yoksa ve etrafındakiler ona sevgi gösterip onu kaşımakla meşgul değilse bu duruma oldukça içerliyor.
2017 yılında Dr. von Holdt ve meslektaşları, bahsi geçen bu iki genin köpek ve gri kurt popülasyonları arasındaki görülme sıklığının nasıl farklılık gösterdiğine dair araştırmalarını tamamladılar. Ekip, köpeklerin insanlarla etkileşim biçimlerinde güçlü bir genetik yön olduğu sonucuna vardı. Bu ilk etkileşimlerin en önemli parçasının muhtemelen yiyecekler olduğu düşünülüyor. Dr. von Holdt köpeklerin bu tarihsel gelişimini şöyle özetliyor:
Sosyal davranışlarını etkileyen sadece bir veya iki mutasyon taşıyan ilk kurtlar, yakınlardaki insan yerleşimleri ve köyleriyle daha yakın etkileşimlerden çok kolay bir şekilde fayda sağlamış olabilir. İnsanlarla olan bu birliktelik meyvelerini vermeye başladıkça söz konusu mutasyonlar daha sık hale geldi ve bugün bildiğimiz köpeklerin yolunu açtı.
Bütün bunlar, köpeklerin evrimsel tarihinin büyük bir bölümünün iki temel unsura dayandığı anlamına gelmektedir: en güçlünün hayatta kalması ve en dostane olanın hayatta kalması. Bir tarafta yaşam mücadelesi, diğer tarafta sevgi mücadelesi. Bunların hepsi köpeklerin derin tarihinde yazılıdır.
Genetik araştırmalar köpeklerin neden ve nasıl kolayca bağlandığını açıklasa da bizi asıl büyük soruya daha fazla yaklaştırmıyor: Bu bağlılık köpek için nasıl bir his? Bizim köpeklerimize duyduğumuz sevgi, onların bize verdiği sevgiye herhangi bir şekilde benziyor mu? Bunu kesin olarak nasıl bilebiliriz?
Köpeklerimizin Sevgisi ve Duygusal İhtiyaçları
Nesnellik hakkındaki bu felsefi ikilem, 100 yılı aşkın bir süre boyunca bilimin önünü tıkayan çözülemez bir engel oldu. Ancak yeni deneysel yaklaşımlar bu engelin yavaş yavaş sarsılmaya başladığını gösteriyor ve oldukça heyecan verici yeni araştırma alanları ortaya çıkarıyor.
Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme, yani kısaca fMRI tarayıcısına kendi isteğiyle giren ve beynini taratan ilk köpek olan Callie adındaki siyah beyaz melez, bu konudaki çalışmalara öncülük etmektedir. Callie, hayvanların ne düşünebildiği ve hissedebildiğiyle ilgilenenler için adeta bir Rosetta Taşı görevi görmektedir.
Emory Üniversitesinden sinirbilimci Prof. Dr. Gregory Berns, 2012 yılında insan yoldaşı olduğu Callie'yi fMRI tarayıcısındaki yüksek seslere ve dar alanlara alıştırmak için dikkatli bir şekilde bir eğitim rutini tasarladı. Bu eğitim rutini o kadar başarılı oldu ki daha sonra insan aile üyeleri tarafından gönüllü olarak getirilen diğer köpeklerle de kullanıldı.
Callie ve bu diğer köpeklerin kanıtladığı şey, köpeklerin beyinlerinin büyük ölçüde insan beyinlerine benzeyen bir şekilde duygularla aydınlandığıdır. Özellikle Callie'nin beynindeki zevk merkezlerinin, sadece yaklaşan yiyecek ödülleri hakkında bilgilendirildiğinde değil, aynı zamanda insan dostları "Merhaba!" demek için sürpriz bir şekilde ortaya çıktığında da uyarıldığının keşfedilmesi son derece ilginçti.
Hatta sadece insan dostunun kokusunu almak bile, tıpkı yetişkin bir insanın çocuğunu gördüğünde (veya tam tersi durumda) hissedeceği gibi Callie'nin zevkle dolup taşması için yeterliydi. Peki tüm bunlardan çıkan sonuç ne? Bunun tam olarak sevgi ya da ona çok yakın bir şey olduğunu söyleyebiliriz. Bizim bildiğimiz şekliyle bir tür bağlılık.
Peki şimdi ne olacak? Köpekler ve onların bize olan benzersiz bağlılıkları hakkındaki bu son keşifler, onlara nasıl davrandığımızı değiştirmeli mi? Eğer köpekler de bizim gibi bir şeyler hissediyorsa hayatlarını daha iyi hale getirmek için üzerimize daha fazla sorumluluk düşüyor mu? Özellikle bu konu üzerindeki tartışmalar hararetli bir şekilde devam etmektedir.
Lincoln Üniversitesinden köpek davranışları üzerine doktora sonrası araştırmacı olan Dr. Holly Root-Gutteridge, köpeklerle olan ilişkimizi yeniden düşünme zamanının gelmiş olabileceğini savunuyor. Araştırmacı, kendimizi "sahip" olarak görmekten uzaklaşmamız gerektiğini, bunun yerine "koruyuculuk" teriminin köpeklerle olan ilişkimizi tanımlamak için çok daha iyi olacağını öne sürüyor. Köpeklerin fiziksel sağlıklarını koruduğumuz gibi duygusal sağlıklarını da koruyabileceğimizi ifade ediyor. Uzman veteriner hekim ve Through A Vet's Eyes kitabının yazarı Dr. Sean Wensley de bu görüşe katılıyor ve şu ifadeleri kullanıyor:
Hayvanların bir şeyler hissetme kapasitesine sahip olduğunu kabul etmek, ahlaki olarak insan bakımı altındaki bu canlıların refah ihtiyaçlarını karşılamamız gerektiği anlamına gelir. Bu ihtiyaçlara dair bilimsel anlayışımız geliştikçe köpeklerimizin hem fiziksel hem de duygusal gereksinimlerinin karşılanmasını sağlamak adına bakım standartlarımızı pratikte çok daha iyi bir şekilde uyarlayabiliriz.
Yüz yılı aşkın bir süre önce bilim ve toplum, sevgi kavramı üzerinden birbirine girmişti. Ancak günümüzde yapılan bu inanılmaz keşifler sayesinde söz konusu iki taraf her zamankinden çok daha fazla birleşmiş durumda. Yine de insanın köpeklerle olan ilişkisi kalıplara sığdırılamayacak kadar derindir. Yeni bilimsel keşifler yolumuzu aydınlattıkça bu ilişki değişmeye ve gelişmeye devam edecektir. Aramızdaki sevgi bağı henüz bitmekten çok uzaktır ve o eşsiz bağlılığımız sürmektedir.
Köpeğinizin Sizi Sevdiğini Gösteren 5 Davranış
Köpeklerin bizimle kurduğu bu özel duygusal bağın günlük hayatta pek çok yansıması vardır. Uzmanlara göre, bir köpeğin size olan sevgisini ve bağlılığını anlamanın bazı pratik yolları bulunuyor. Aşağıda, köpeğinizin sizi sevdiğini gösteren beş yaygın davranışı bulabilirsiniz:
- Yumuşak Göz Teması: Doğrudan ve uzun süreli göz teması çoğu köpek için oldukça korkutucu olabilir. Ancak köpeğiniz sizinle yumuşak bakışlar paylaşmaktan mutluluk duyuyorsa, bu sizinle bu şekilde bağ kurarken kendini rahat hissettiği anlamına gelebilir.
- Büyük Kuyruk Sallamaları: Blue Cross hayvan refahı derneğinden hayvan davranış bilimcisi Claire Stallard'ın belirttiği üzere, köpeklerin bize tüm vücutlarıyla kıvrılarak ve kuyruklarını sallayarak tepki vermeleri onların mutlu olduğunu gösterir. Ancak kuyruğun bir pervane gibi döndüğü helikopter kuyruk davranışına özellikle dikkat etmek gerekir; çünkü bu genellikle sadece favori kişilere saklanan özel bir harekettir.
- Kestirmeler ve Kucağa Yatmalar: Köpekler sıcak ve güvende hissetmek için birilerinin yanında kestirmeye bayılırlar. Genellikle bu amaç için özellikle aralarında bağ hissettikleri aile üyelerini aktif olarak seçerler. Ancak uzmanlar, kucaklaşmanın her zaman köpeğin kendi kurallarına ve isteğine bağlı olarak gerçekleşmesi gerektiğini unutmamak gerektiğini vurguluyor.
- Yalama: Köpekler insanları birçok farklı nedenden dolayı yalarlar. Bu, sizin nerelerde olduğunuza dair bilgi toplama yöntemleridir ve hatta tenimizdeki tuzlu tadın hoşlarına gitmesi bile olasıdır. Bununla birlikte birçok köpek bunu, özellikle de sevdikleri birine merhaba derken açık bir şefkat göstergesi olarak yapmaktadır.
- Merhaba Deme: Birçok köpek, bir süre ayrı kaldıktan sonra insan yoldaşlarıyla yeniden bir araya geldiklerinde önemli ölçüde pozitif bir duygusal tepki gösterir. Yeniden buluşma sırasında kuyruk sallama, tüm vücudun kıpırdanması, yumuşak bakışlar ve dilin tembel bir şekilde dışarı sarktığı açık bir ağız gibi belirtiler gözlemleyebilirsiniz.
Evrim Ağacı'nda tek bir hedefimiz var: Bilimsel gerçekleri en doğru, tarafsız ve kolay anlaşılır şekilde Türkiye'ye ulaştırmak. Ancak tahmin edebileceğiniz gibi Türkiye'de bilim anlatmak hiç kolay bir iş değil; hele ki bir yandan ekonomik bir hayatta kalma mücadelesi verirken...
O nedenle sizin desteklerinize ihtiyacımız var. Eğer yazılarımızı okuyanların %1'i bize bütçesinin elverdiği kadar destek olmayı seçseydi, bir daha tek bir reklam göstermeden Evrim Ağacı'nın bütün bilim iletişimi faaliyetlerini sürdürebilirdik. Bir düşünün: sadece %1'i...
O %1'i inşa etmemize yardım eder misiniz? Evrim Ağacı Premium üyesi olarak, ekibimizin size ve Türkiye'ye bilimi daha etkili ve profesyonel bir şekilde ulaştırmamızı mümkün kılmış olacaksınız. Ayrıca size olan minnetimizin bir ifadesi olarak, çok sayıda ayrıcalığa erişim sağlayacaksınız.
Makalelerimizin bilimsel gerçekleri doğru bir şekilde yansıtması için en üst düzey çabayı gösteriyoruz. Gözünüze doğru gelmeyen bir şey varsa, mümkünse güvenilir kaynaklarınızla birlikte bize ulaşın!
Bu makalemizle ilgili merak ettiğin bir şey mi var? Buraya tıklayarak sorabilirsin.
Soru & Cevap Platformuna Git- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- Çeviri Kaynağı: BBC Science Focus Magazine | Arşiv Bağlantısı
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 03/04/2026 11:28:40 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/22625
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.
This work is an exact translation of the article originally published in BBC Science Focus Magazine. Evrim Ağacı is a popular science organization which seeks to increase scientific awareness and knowledge in Turkey, and this translation is a part of those efforts. If you are the author/owner of this article and if you choose it to be taken down, please contact us and we will immediately remove your content. Thank you for your cooperation and understanding.