Kimyasallarla İlgili Herkesin Bilmesi Gereken 5 Basit Gerçek!

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

"Kimyasal" sözcüğü, inatla olumsuz anlam yüklenen sözcüklerden birisidir. Halbuki etrafınıza ve hatta kendinize bakıp da kimyasal görmemeniz imkansızdır. Fakat insanlar kimyasalları "ölümcül" olarak gördükleri için, tuhaf tuhaf argümanlarla karşılaşmamız da kaçınılmaz olmaktadır. Hal böyle olunca, biz de kimyasallarla ilgili herkesin bilmesi gereken 5 gerçeği bir arada sunmak istedik. Lütfen sonuna kadar okuyun ve anlamaya çalışın. Böylece bir sonraki tartışmanızda "kimyasal" sözcüğünü asıl anlamı haricinde kullanarak kafanızı karıştıran insanlara karşı entelektüel bir savunmanız olur.

 

GERÇEK 1: Her Şey Kimyasallardan Oluşmuştur!

Her ne kadar kulağa basit bir kavram gibi gelse de çoğu kişi bunu anlamakta güçlük çekiyor. Kısacası, bildiğimiz her madde kimyasallardan meydana gelmiştir. evrimagaci.org/fotograf/65/7196">Biz insanlar bile tamamen kimyasallardan oluşmuş canlılarız. Organik olarak satılan gıdaların istisnasız hepsi de dahil olmak üzere her besin, tamamiyle kimyasal içeriklidir. Bitkisel ilaçlar da öyle... Yani birisi “Aşı olmuyorum çünkü kendime veya çocuğuma kimyasal enjekte ettirmek istemiyorum.” dediği zaman, bu o kişinin ne kadar bilgiden yoksun olduğunu gösterir. İnsanların iddia ettiğinin aksine, "kimyasal içermeyen yaşam"" (Chemical-free lifestyle) diye bir şey tek kelimeyle imkansızdır. 

evrimagaci.org/dosyalar/fotograflar/65/65_tar23ifpng.png" />

Kimyasallar olmadan hayatta kalmanız mümkün değildir. Şu an ben bu yazıyı yazarken ve siz okurken bile dioksit (halk arasında bilinen adıyla "oksijen") isimli kimyasalı soluyoruz. Vücudumuz bu kimyasalı hücresel solunum denilen olay için elektron alıcısı olarak kullanıyor. Bu olay besinlerle aldığımız bir kimyasal olan glukoz gibi karbonhidratları karbondioksit, su ve enerji olarak kullandığımız adenozin trifosfat (ATP) kimyasallarına yıkar. Ayrıca bu olay asetil koenzim A, nikotinamid adenin dinükleotit (NADH) gibi bir sürü enzim ve elektron alıcılarının dahil olmasıyla gerçekleşir. Tahmin edebileceğiniz gibi bunların hepsi kimyasaldır. Buradan anlayacağımız üzere hepimizi büyük birer biyokimya makineleriyiz ve yaptığımız her eylem vücudumuzdaki kimyasal reaksiyonlar sonucu gerçekleşiyor. Bu yazıyı okuyor olmak bile sinir sistemimizde çeşitli kimyasal reaksiyonlar sonucu bilgiyi işleyebilmemiz sayesinde oluyor. Yani aslında kimyasallardan korkmak için hiçbir sebebimiz yok. Bu dünyadaki her şey kimyasallardan meydana gelmiş durumda ve onlar olmadan ölümümüz kaçınılmaz.

Bir kimyasalın isminin uzunluğu da onun ne kadar toksik (zehirleyici) olduğunu göstermez. Günümüzde internet ve televizyon aracılığı ile insanlar kimyasallardan korkutulmaya çalışıyor. Hele ki uzun ve okunması zor isimleri varsa... Buna yabancı kaynaklardaki en iyi örnek, son zamanlarda dünya çağında popular hale gelen ‘Food Babe’ ismiyle paylaşımlarda bulunan Vani Hari. Bu kişinin dediğine göre ismini telaffuz edemediğimiz kimyasallar ihtiva eden hiçbir ürünü tüketmemeliyiz. Bu beyan en basit tabirle saçmadır. Mesela retinol,  kobalamin, askorbik asit ve kolekalsiferol kimyasallarını ele alalım. Biyokimya derslerinde gördüğümüz üzere bu kimyasallar, insanların telaffuz etmekte zorlandığı isimlere sahip. Ayrıca çoğu kişi askorbik asit adını duyduğunu zaman sanki zararlı bir kimyasalmış gibi algılamakta. Aslında bakacak olursak sözünü ettiğimiz bu kimyasalların halk arasındaki isimleri sırasıyla; A, B12, C ve D vitaminleri ve hepsi sağlığımızı korumamız için çok önemli rollere sahip. Benzer olarak her canlı, yani tükettiğimiz her gıda DNA içerir. DNA, "deoksiribonükleik asit" adının kısaltılmış halidir. Bir kimyasaldır! Yetmedi mi? Bir örnek daha: Size "1,3,7-trimetilpürin-2,6-diyon" verecek olsam kabul eder miydiniz? Ne kadar da korkutucu, değil mi? Bu uzun isim, her gün düzenli olarak tükettiğimiz, gazlı içecekler ve kahvenin içerisinde bolca bulunan "kafein"in kimyasal adıdır. Dolayısıyla bir kimyasalın adına bakarak onun tehdit unsuru olup olmadığını anlayamazsınız.

Sonuç olarak bu yazdığımız kimsayallar uzun isimlere sahipler ve kimisi asit olduğu için kulağa zararlı gibi geliyor. Ancak bunlar canlılar için esansiyel yani zorunlu olarak tüketilmesi gereken kimsayallar ve neredeyse her gıdanın içinde var. Günlük diyetin telaffuz yeteneği ve kimyasalların adlarının uzunluğuna göre yapılması en kısa tabirle saf ve çocukça. 

 

GERÇEK 2: Zehirli Olan Kimyasalın Kendisi Değil, Dozudur!

"Toksik (zehirli) kimyasal" diye bir şey yoktur, "toksik doz" vardır. Yani bütün kimyasallar normal dozunda alındığında zararsız ve hatta çoğu durumda yararlıdır. Ancak doz normalin üzerine çıkıp toksik doza ulaştığı zaman zehirleyici etki yapar. "Toksik" olarak bilinen kimyasallar da, aslında belli dozların üzerinde toksiktir. Yoksa kendi başına toksik olan bir kimyasaldan söz edilemez. 

Örnek vermek gerekirse insan bedeni, "zehirli" diye tabir ettiğimiz civa, arsenik, siyanür, formaldehit, aluminyum, kurşun ve diğer benzeri kimyasalları barındırmaktadır. Hatta bu kimyasallardan bazıları (formaldehit gibi) vücudumuzda bizzat sentezlenmektedir.  Bu kimyasallardan tamamen saf bir hayat sürecek olsanız, sadece kendi yetiştirdiğiniz organik besinleri tüketecek ve hiçbir ilaç kullanmayacak olsanız bile bunlar vücudunuzda var olacaktır ve var olmaya devam edecektir. 

Özetleyecek olursak bir kimyasalın zehirli etkisi, onun tükettiğiniz miktarına bağlıdır. Her gün tükettiğimiz ve tüketmememiz halinde yaşamımızı devam ettiremeyeceğimiz su bile yüksek dozlarında zehirlidir. Eğer normal tüketmeniz gerekenden çok daha fazla su tüketirseniz, vücudunuzdaki osmotik basınç olarak adlandırılan su-elektrolit dengesi bozulacak ve ortaya ani ölüm riski çıkacaktır. Bir dahaki sefere birisi sizi yiyeceğinizdeki, ilaçlarınızdaki veya tükettiğiniz herhangi başka bir maddedeki toksik kimyasallar ile korkutmaya çalıştığı zaman ondan şu iki soruya cevap vermesini isteyin:

1. Bu kimyasalın insan için toksik dozu nedir?

2. Bahsettiğiniz ürün bu kimyasaldan hangi miktarda içeriyor?

Bu iki sorunun cevabı, ürünün güvenilirliğinin belirlenmesi için son derece önemlidir. O ürünün içindeki kimyasalın miktarı ve insan için toksik dozu bilinmeden güvenilir veya zararlı olduğunu söylemek imkansızdır. Bu durumda eğer size bu konuda uyarmaya, korkutmaya çalışan kişiler sorduğunuz bu iki soruya cevap veremezse ne hakkında konuştuklarını bilmiyorlar demektir ve bu durum onları dikkate almamanız için yeterli bir sebeptir. Bir sürü bilim karşıtı argüman bu “doz” gerçeği altında parçalanmaya mahkumdur. Örnek vermek gerekirse günümüzde dünya genelinde çok yaygın olan “aşılar toksiktir” gibi bilimden nasibini almamış kişilerin çıkardıkları bir safsata çoğu insanı yanlış yönlendirmekte ve sağlıklarını tehlikeye düşürmektedir. Halbuki aşılardaki sözde ‘toksik’ kimyasallar tamamen güvenli dozlarda sunulmaktadır ve güvenli olmasının dışında özellikle de çocuklar için de olmazsa olmaz medikal uygulamalarıdır.

Çeşitli kimyasallara ait doz bilgileri...

 

GERÇEK 3: Bir kimyasalın “Sentetik” ve “Doğal” Formları Arasında Hiçbir Fark Yoktur!

Son zamanlarda hepimiz sıkça "sentetik kimyasalların" doğal olarak üretilenler kadar güvenli ve yararlı olmadığını hatta zararlı olduğunu çeşitli kaynaklardan okuyor veya duyuyoruz. Peki gerçekten de öyle mi? Gerçek, durmaksızın iddia edilenden oldukça farklı. 

Buradaki sorun, kimyanın en temel kavramlarından birinin yanlış anlaşılıp, yanlış bir şekilde sunulmasından kaynaklanıyor. Hepimizin bildiği gibi maddelerin temel yapı taşı atomlardır ve element olarak adlandırdığımız çok çeşitli atomlar vardır. Bu atomların çeşitli yöntemler ile bir araya getirilmesiyle yeni moleküller elde edilir ve bu bir araya getirip birleştirme olayı yeni molekülün özelliklerini belirler. Bu olay sırasında elementlerin hangi şekillerde bir araya getirildiği sonuç ile tamamen alakasızdır ve yeni oluşan kimyasalın davranışını etkilemez.

Örnek verecek olursak, dihidrojen monoksit isimli kimyasal (halk arasında "su" olarak bilinir) 3 atom içerir: 2 hidrojen ve 1 oksijen. Hidrojen de oksijen de birer elementtir. Şu anda, kimya bilimi dahilinde bilinen, sonucunda "su" oluşturabilecek abartısız bir şekilde binlerce farklı kimyasal tepkime vardır. Diğer bir deyişle, binlerce farklı yolla su üretebiliriz ve hangi yolu izlersek izleyelim sonucunda oluşacak olan su her seferinde aynı özellikleri taşıyacak ve aynı şekilde davranacaktır. Üstelik hiçbir kimyager de ona verdiğiniz bir şişe suyun hangi yolla oluşturulduğunu söyleyemeyecektir çünkü dünya üzerindeki diğer bütün sularla özdeş olacaktır. 

Sonuç olarak ortaya çıkan son kimyasal aynı olduğunu sürece onun nasıl elde edildiği sağlık açısından önemli değildir. Bilim insanları "sentetik kimyasallar"dan söz ederken, yaygın olan yöntemden farklı bir şekilde (örneğin farklı bir tepkime kullanılarak) üretilen kimyasallardan söz ederler. Eğer illa merak ediyorsanız, bir kimyasalın saflığını sorgulayabilirsiniz. Örneğin üretilen suyun ne tür mineraller içerdiğine bakabilirsiniz. Ancak bir kimyasalı sırf "sentetik" diye zararlı olarak düşünmek saçmalıktır.

 

GERÇEK 4: "Doğal Kimyasallar Kesinlikle Sağlıklı; Yapay Olanlar Kesinlikle Sağlıksız" İfadesi Doğru Değildir!

Bazı kişiler yapay kimyasalların zararlı olduğunu, tüketilmemesi gerektiğini veya doğada kimyasalların doğal olarak bulunmadığı konusunda ısrarcılar. Burada birkaç problem var. 

İlk olarak, yukarıda belirttiğimiz gibi kimyasallar yüksek dozlarında toksik, düşük dozlarında güvenlidir. Bu yapay üretilmiş kimyasallar için de aynı şekilde geçerlidir. Sentetik/yapay kimyasalların özünde doğal olaranlardan kimyasal olarak farksız olduğunu hatırlayınız. Bir örnek, doğal olarak üretilen "insülin" ile bakterilerin genleriyle oynanarak onlara ürettirilen "insülin"dir. İki insülin arasında hiçbir fark yoktur. İkisinin de kimyasal formülü birebir aynıdır. İkisi de vücudunuzda birebir aynı tepkimelere neden olur. Dolayısıyla bir şeyin yapay ya da doğal olması, onun sağlık durumuyla ilgili herhangi bir bilgi vermez.

İkinci olarak bu iddia mantıkta Doğaya Başvurma Safsatası (Appeal to Nature Fallacy) olarak bilinir. Bu mantık hatasına düşen insanlar, doğada var olan her şeyin yararlı olup, doğada olmayan ya da doğadaki şekliyle üretilmeyen (yani "sentetik" ya da "yapay" olan) her şeyin zararlı olduğunu öne süren insanlardır. Bu, sıradan ve görüldüğü yerde engel olunması gereken boş bir kuruntudan fazlası değildir. Hiçbir bilimsel temeli bulunmamaktadır. Tam tersine, doğada bulunan çok sayıda "doğal" kimyasal zararlı etkilere sahip olabilmektedir (yine, söz konusu yüksek dozlarda tabii). Örneğin doğa, siyanür ve arsenik gibi çeşitli kimyasallarla doludur ve bir kimyasallın doğallığının onu sağlıklı kıldığını düşünmek için hiçbir geçerli sebep yoktur. 

Unutmayın ki kimyasallardan çeşitli elementlerin birleşiminden başka bir şey değildir. Doğanın bu birleşimleri en iyi şekilde yaptığını ya da bizlerin bu birleşimleri güvenli yapamayacağımızı düşünmek için kesinlikle bir sebep yoktur. İnsanların sık sık doğanın üzerine geçemeyeceğimizi söylediğini duyarız ancak bu geçersiz bir iddiadır. 

Durup bir dakika düşünün! Eğer yapay kimyasalların uzaklaştırılması gerektiğini düşünüyorsanız bunun savunmayı çalışın. Kendinize neden böyle düşündüğünüzü sorun. Sadece doğal olmadıkların için kötü olduklarını düşünmeniz haricinde sunabileceğiniz herhangi bir sebep var mı? Ufacık bir sebep kırıntısı?

Elma çekirdeğindeki amigdalin kimyasalı kilogram başına 0.6 gramdan sonra toksiktir. Aynı şey armutun yediğimiz kısmında bulunan formaldehit kimyasalı için kilogram başına 0.06 gramdan sonra, patateslerde bulunan solaninin kilogram başına 0.2 gramı geçmesi halinde ve kabaktaki kukurbitasin E'nin kişiden kişiye değişebilen dozlarında geçerlidir. Yani doğal olarak bulunan besinlerin içerisindeki

 

GERÇEK 5: Bir Kimyasalın Özelliğini, Bağlandığı Diğer Kimyasallar Belirler!

Kimyasal bileşiklerin çeşitli elemetlerin birleşimiyle yapıldığını söylemiştik. Bu olay sonucu açığa çıkan son ürün, içerdiği diğer elementlerin bireysel özelliklerini taşımayabilir. Sodyum Klorür buna çok güzel bir örnektir. Sodyum, aşırı reaktiftir ve su ile etkileştiğinde patlar. Klor ise, çok çok düşük dozları haricinde yüksek derecede toksiktir. Ancak bu ikisini birleştirirsek her gün tükettiğimiz Soydum Klorür, yani halk arasında bilinen adıyla "sofra tuzu"nu elde etmiş oluruz! 

Fark edebileceğiniz gibi her gün kullandığımız sofra tuzu ne sodyumun ne de klorun özelliklerini taşıyor. Tuzu su ile karıştığınızda sodyum gibi bir reaksiyon vermez ve tuz yediğimiz için klor zehirlenmesi yaşamayız. Bu iki elementin kombinasyonu, son ürünün özelliklerini değiştirmiştir. “Tuz tehlikelidir çünkü içinde sodyum ve klor vardır.” demek kulağa ne kadar da mantıksız geliyor değil mi? Tuzun içindeki sodyum artık saf sodyum gibi davranmaz çünkü klor ile bağ kurmuştur. Bundan ötürü bir ürünün zararlı kimyasallar içerdiğini ve bu yüzden zararlı olduğunu düşünüyorsanız, onu zararsız hale getirecek herhangi başka bir kimyasal ile bağ kurmadığından emin olun.

Bazı aşılarda bulunan timerosal adlı madde, bilim karşıtlarının kimyayı ne derece anladığının güzel bir örneğidir. Muhakkak aşıların zararlı olduğunu çünkü civa ihtiva ettiğini ve civanın toksik etkisi olduğunu duymuşsunuzdur. Günümüzde sadece belli tip grip aşılarının civa içerdiğinin ve bu civanın zararsız dozlarda bulunmasının inkar edilmesi bir yana burada başka bir sorun vardır. Aşılarda bulunan civa, timerosal formunda bulunur. Timerosal, etil grubuna bağlanmış civadır. Zehirlenmelere sebep olan formu, metil grubuna bağlanmış olan ve deniz ürünlerinde bulunan metil civadır. Etil ve metil gruplarına bağlanmış civalar aynı şeyler değildir ve aynı şekilde davranmazlar. Klorun sofra tuzundaki sodyumun özelliklerini değiştirdiği gibi, etil grubu da civanın özelliklerini değiştirir. 

Sonuç olarak, “Civa zararlıdır ve aşılar civa içerir, bu yüzden aşılar zararlıdır.” demek ile “Sodyum zararlıdır ve sofra tuzu sodyum içerir, bı yüzden sofra tuzu zararlıdır.” demek arasında hiçbir fark yoktur. 

 

Uzun lafın kısası, etrafınızda sürekli maruz kaldığınız birçok iddia, en temel kimya (ve genel olarak bilim) bilgileriyle çelişen safsatalardan başka bir şey değildir. Eğer ki bir şeyin "aşırı zararlı" olduğu, inatla ama güvenilir kanıtları olmaksızın ileri sürülüyorsa, durup bir düşünün. Yukarıdaki 5 maddenin süzgecinden geçirin ve iddia sahiplerinden kanıt talep edin. Bu kanıtların, güvenilir ve hakemli dergilerde basılmış araştırmalara dayandığından emin olun. Etrafımızda elbette çeşitli dozlarda bize zarar verebilecek kimyasallar var. Yüksek radyoaktiviteye sahip elementler bunun örneklerinden birisi... Ancak gidip de temel bilim bilgileriyle çelişen iddiaları, radyoaktif elementler yutmakla bir tutmak saçmalık olacaktır. Birçok "kimyasal düşmanı"nın iddiası, bundan farksızdır ve dikkate alınmayı bile hak etmez.

 

Hazırlayan: Uzay B. Dündar

Düzenleyen ve Geliştiren: ÇMB

Kaynak: The Logic of Science

Antidepresanların Çalışma Mekanizması

Kim Sonsuza Kadar Yaşamak İster?

Yazar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Yazar

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim