Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
Tüm Reklamları Kapat
Tüm Reklamları Kapat

Kellik (Androjenik Alopesi) Nedir? Kel İnsanlar Evrimsel Süreçte Neden Elenmedi?

Kellik ve İnsanlarda Kelliğin Evrimi Üzerine…

18 dakika
110,724
Kellik (Androjenik Alopesi) Nedir? Kel İnsanlar Evrimsel Süreçte Neden Elenmedi? Rolling Stone
Evrim Ağacı Akademi: İnsan Evriminde Özel Konular Yazı Dizisi
Bu yazı, İnsan Evriminde Özel Konular yazı dizisinin 26. yazısıdır. Bu yazı dizisini okumaya, serinin 1. yazısı olan " Gen Benzerliği (Genetik Benzerlik) Nedir? İnsan Genomu, Diğer Canlılara Ne Kadar Benzer?" başlıklı makalemizden başlamanızı öneririz.
Tüm Reklamları Kapat

Bu Makalede Neler Öğreneceksiniz?

  • Androjenik alopesi, erkeklerde %70, kadınlarda %40 oranında görülür ve saç döngüsündeki anajen fazın kısalması sonucu saç foliküllerinin küçülmesiyle kellik oluşur.
  • Kellik genetik, hormonal ve evrimsel faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkar; özellikle DHT hormonunun saç foliküllerindeki reseptörlere bağlanması saç dökülmesini hızlandırır.
  • Kellik evrimsel dezavantaj gibi görünse de, olgunluk ve sosyal statü işareti olabilir; saç dökülmesini engelleyen tedaviler arasında saç ekimi, Minoxidil ve finasterid bulunur.

Bu yazıyı okuyan her 2 erkekten birinin saçları 20'li yaşlarından itibaren dökülmeye başlayacak ve 50'li yaşlarında saçları büyük oranda veya tamamen dökülecek. Tabii erkeklerde saç kaybına aşinayız, dolayısıyla bu belki de pek şaşırtıcı değil. Ama aynı zamanda bu yazıyı okuyan her 5 kadından 1'inin saçları yaşa bağlı olarak zamanla dökülecek, her 2 kadından 1'inin saçları 50 yaşından sonra kafa derisi görülebilecek düzeyde azalacak. Yani hangi cinsiyetten ve hangi ülkeden olursanız olun, az ya da çok miktarda saçlarımızı yitireceğiz. Tabii ki bunun en ileri formu, erkeklerde görülen tam kellik. İyi ama neden? Neden kıllarımızı kaybediyoruz?

Mısır’dan elde edilen verilere göre, yaklaşık 5000 yıldır insanların kelliğe çare aradığı tahmin ediliyor. Yaşlanma nedeni ile erkeklerin yaklaşık %50'sinde, kadınların ise yaklaşık %20'sinde saç dökülmesi gözleniyor. Öte yandan saçımızın dökülüp dökülmeyeceğinin sırrı, atalarımızın genlerinde saklı.

Kellik Nedir? 

Kellik, genellikle başımız üzerinde bulunan kılların eksikliği sonucu oluşan bir durumdur. Kelliğin en yaygın durumu erkek-tipi kellik (İng: “male pattern baldness”) olarak bilinir. Tıp dilindeki ismi androgenic alopecia’dır. Saçın genel olarak hacminin azalmasına ise kadın-tipi kellik (İng: "female pattern baldness") diyoruz. Her ne kadar böyle isimlere sahip olsalar da, her iki kelleşme türü de kadınlarda da erkeklerde de görülebilir. Dolayısıyla kadınlar saç seyrelmesinden muaf değiller; fakat onlarda bu durum hem daha az saç kaybına neden oluyor, hem de yaygın olarak saç bakımı ve saç stili, kıl kayıplarını gizleyebiliyor. Kadınlarda neden daha az görüldüğünün nedenlerine az sonra geleceğiz. Genel olarak erkeklerin %70’i, kadınların %40’ı hayatlarının bir döneminde bu tip bir kelliğe maruz kalır.

Tüm Reklamları Kapat

Alopesinin farklı türleri de vardır. Örneğin halk arasında “saçkıran” ya da “dalkıran” olarak bilinen alopecia areata hastalığında saçlı deri, sakal bölgesi, kaşlar, kirpikler ve diğer vücut kılları herhangi bir belirti olmaksızın dökülür. Hastalığın nedenleri olarak genetik, psikolojik stresler, hücresel ve humoral (sıvısal) bağışıklık, endokrin, bulaşıcı ve sinirsel etkenlerin rolü olduğu bulgularla desteklenmektedir. Özellikle stres faktörleri altında, otoimmun hastalıklarda veya androjen, testesteron benzeri hormonların baskılaması sonucunda agresifleşen bağışıklık sistemi kendi hücrelerini yabancı olarak görüp bu hücrelerle savaşmaya başlar. Bu durumda kıl kökleri etrafında bulunan lenfosit denen hücreler “sitokin” olarak adlandırılan kimyasallar salgılarlar. Bu da kıllarda dökülmeye neden olur. Diğer alopesi türleri ise yüksek doz A vitamini, yüksek ateş veya hastalıklar sonucu görülür. Bu tür alopesiler genellikle geçicidir. 

Benzer şekilde, tüm vücuttaki kılların yitirilmesine neden olan alopecia universalis ve gebelik sonrası görülen postpartum alopecia gibi kıl kaybı çeşitleri var. Ama biz burada kalıcı ve en yaygın kıl kaybı olan androjenik alopesiye odaklanacağız.

Sonuç olarak, kellik bir saç eksikliği durumuyken, alopesi kelliğin birçok tipine neden olan tıbbi bir durumdur denebilir.

Erkeklerde ve Kadınlarda Kellik
Erkeklerde ve Kadınlarda Kellik

Saç dediğimiz doku, ömrümüz boyunca uzayan ölü bir dokudur. Saç kılının kendisi ölüdür; ancak onu üreten hücreler, yani kıl folikülleri, ya da kıl kesecikleri ölü değillerdir. Bu hücreler, "kıl" dediğimiz keratin yapılı saçlarımızı 3 fazdan geçerek üretirler: Önce aktif büyüme fazı (yani anajen faz) gelir. Bu süreç 3 ila 5 yıl kadar sürüyor ve saçınızın her yıl 15 santim kadar saç uzamasına neden olur. Ardından bir gerileme dönemi (yani katajen faz) gelir. Bu, saç uzamasının durduğu 10 gün kadar süren bir süreçtir. Bunun hemen ardından, 100 gün kadar süren dinlenme dönemi, yani telojen faz görülür. Bu süreçte kıl dökülür, o kılı üreten folikül 1 ila 3 ay kadar dinlenir ve sonra yeniden kıl üretimi başlar. Genleriniz ve beslenme biçiminiz bu sürecin ne kadar sağlıklı olduğunu belirlemektedir; ama genel olarak kıl dökülmesinin son derece normal bir olay olduğunu söylemek mümkün: Her gün 100 kadar saç kılınızı kaybediyorsunuz!

Tüm Reklamları Kapat

Kelliğin Nedenleri Nelerdir?

Androjenik alopeside olan, anajen fazın kısalmasıdır. Yani saçınızın uzaması gereken dönem fazlasıyla kısalır. Buna bağlı olarak saç döngüsü dinamikleri değişir ve saçınız daha hızlı dökülmeye başlar. Bir süre sonra anajen fazı öylesine kısalır ki, kıl üretilse bile deri yüzeyine ulaşamaz. Bu da kelliğe neden olur. Bu süreçte telojen, yani dökülme evresindeki saçların oranı da göreceli olarak artmış olur. Bu nedenle saçınızı tarama veya yıkama sırasında daha çok saçınızın döküldüğünü fark edebilirsiniz.

Peki buna sebep olan ne? Bunu üç seviyede yanıt vermek mümkün: Genler seviyesinde, hormonlar seviyesinde ve evrim seviyesinde. Genlerle başlayalım.

Kelliğin Genetik Nedenleri

Kalıcı androjenik alopesinin en yaygın sebebi genlerinizdir. Henüz kelliğin genetik mekanizması tam olarak çözülebilmiş değildir. Şu andaki en güçlü teori, otozomal dominant bir genin sebep olduğu yönünde; fakat birden fazla genin etkileşimiyle de oluşuyor olabilir. Bir diğer olasılık ise X kromozomu üzerinde taşınan androjen hormonuyla ilgili genlerin alopesiye neden olduğu yönündedir.

Bu noktada şunu söylemekte fayda var: "Kel olup olmayacağınızı belirleyen annenizin babasıdır." iddiası tamamen hatalıdır; çünkü X kromozomu üzerinde taşınan androjen reseptörleri, kelliğe etki etme olasılığı olan faktörlerden sadece birisidir. Ayrıca annenizden size kalan X kromozomu, %50 ihtimalle annenize kendi annesinden gelmiştir, babasından değil! Yani kellik, doğrudan dedenize bağlı bir durum değildir.

Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.

Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.

Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.

Kelliğin Hormonal Nedenleri

Kelliğin başrolünde meşhur "erkeklik hormonu" olan testosteron vardır. Daha doğrusu, dihidrotestosteron, ya da kısaca DHT isimli hormon var.

Bu, oldukça ilginç bir paradokstur; çünkü aynı hormon, erkeklerde vücudun diğer bölgelerindeki kılların belirginleşmesini sağlar. İkincil cinsiyet karakteristikleri denilen bu kıllanma, ergenlikle birlikte artan testosterona bağlı olarak tetikleniyor. Gelin görün ki aynı hormon, kafada kelliğe neden olmaktadır! Bunun, biri evrimsel, diğeri ise hücresel olan iki ayrı nedeni vardır. Bunlara da az sonra geleceğiz.

Önce DHT dediğimiz bu hormona biraz daha yakından bakalım: DHT, “testosteron”un aktif ya da "aktive edilmiş" hali. Lisede öğrendiğiniz "testosteron" hormonu, aslında vücudumuzda 5-alfa-redüktaz enzimi ile Dihidrotestosteron'a dönüştükten sonra etkili olabilen bir androjen hormondur. Testosteron aynı zamanda bir steroid hormondur; dolayısıyla savunma sisteminin faaliyetlerini baskılama görevi de vardır. Zaten o nedenle testosteron gibi steroid hormonların herhangi bir nedenle baskılanması halinde savunma sistemi kontrolden çıkıp, otoimmün hastalıklara ve alopecia areata gibi saç dökülmelerine neden olabilir. Ama androjenik alopeside de, genlerinize bağlı olarak bu hormonun miktarı ve işleyişi değişebilir. Bu da, kellik durumunuzu belirler. Şunu da söylemekte fayda var: Bu hormonun doğrudan kellik ile ilişkili olduğundan eminiz, çünkü hadım edilmiş erkeklerde "doğal kellik" görülmez!

Burada bir diğer yaygın yanılgı, kelliğin sadece dihidrotestosteron ile ilgili olduğu fikridir. Hayır, dihidroandrosteron ve androstenedion gibi diğer androjen hormonlar da kellikte rol oynar. Sadece DHT çok daha güçlü bir etkiye sahiptir ve bu nedenle özellikle de gençlikte görülen alopesinin ana sorumlusu olarak görülür.

Burada ilginç bir diğer soru işaretine daha yanıt bulabiliriz: Alopesinin kafanın üst kısmından ve saç çizgisinden başlamasının ana nedeni de, DHT hormonunun özellikle başta taç şeklinde yer alan tepe saçlarına ve orta ön bölgedeki saçları hedef almasıdır. Daha doğrusu buradaki hücreler DHT'ye daha duyarlıdır.

Bunu biraz daha açalım: Saç folikülleri isimli hücrelerin yüzeyinde androjen hormonların bağlanabileceği reseptörler vardır. Örneğin inaktif form olan testosteron da bağlanabilir, aktif form olan DHT de... Ancak DHT, bu reseptörlere testosterona göre 5 kat daha hızlı bağlanır. Yani kimyasalların hücrelere bağlanma biçimi farklıdır. Benzer şekilde, bazı hormonlar vücudun bazı bölgelerinde daha aktiftir. Şu anda tam nedeni bilinmese de, DHT de prostatta ve kafa derisinde saç çizgisi boyunca özellikle aktiftir. İşte bu, DHT etkisi altında göğüs kılları gibi kılların gürleşip, kafadaki kılların seyrelmesinin hormonal nedenidir.

Tüm Reklamları Kapat

Farklı erkeklerin farklı miktarlarda kelleşmesinin ana nedeni ise bu reseptörlerin miktarının tür içinde çeşitlilik göstermesidir. Her insanın saç derisinde, aynı sayıda ve aynı dağılımda androjen reseptörü bulunmaz. Bu sebepten ötürü bazı insanlar genç yaşta kelleşirken, bazı insanlar ise yaşamın son evrelerine kadar gür saçlarını koruyabilirler.

Yaşa bağlı olarak kelliğin hızlanma nedeni de aynıdır: Saç folikülü hücreleri yaşlılığa bağlı olarak androjenik hormonlara daha hassas hale gelir. Bu nedenle gençlikte sadece (ya da çoğunlukla) dihidrotestosteron hücrelere etki edebilirken, yaş ile birlikte diğer androjen hormonlar da etkilerini hücrede göstermeye başlayabilirler ve böylece alopesi hızlanır. Yaşlı erkeklerde görülen androjenik alopesinin yüzde 80'lere varmasının temel sebebi budur.

Kelliğin Evrimsel Nedenleri

Şimdi gelelim işin evrim tarafına... Görebileceğiniz gibi, kelliğin genetik ve hormonal nedenleri alt ara başlıktı; ancak kelliğin evrimsel nedenleri üst ara başlık olarak işlememiz gerekiyor. Çünkü epey bir detayı var.

Tüm Reklamları Kapat

Öncelikle, bu konuda sık gelen sorulardan birisiyle başlayalım:

Kellik Neden Yalnızca İnsanlarda Var ve Neden Hayvanlarda Gözlemlenmiyor?

Bu aslında çok doğru değil; çünkü özellikle en yakın kuzenimiz olan şempanzelerde ve birçok diğer maymun türünde, farelerde ve bazı aslan türlerinde alopesi görülüyor.

Bizde kelliğin bu kadar belirgin hale gelmesinin nedenlerinden birisi, modern tıp ve bilim sayesinde doğal ömrümüzün çok ötesinde yaşamlar sürebiliyor olmamız. Genetik olarak ömrümüz sadece 38 yıl kadar; ancak ortalama ömrümüz şu anda 79 civarında. Bu da, tıpkı zihinsel hastalıkları en düzeyde deneyimlememiz gibi, saç dökülmesini de en uç düzeyde deneyimlememize neden oluyor olabilir. Sonuçta ortalamada 38 yılda ölseydik birçoğumuzda toptan kelleşmeye rastlanmazdı. Tıpkı diğer hayvanlarda olduğu gibi...

Hayvanlarda kelliğin gelişimi, genellikle, altında yatan bir rahatsızlığın belirtisi olarak gözlenebiliyor. Bazı hayvanlar genetik olarak kelliğe yatkınken, bazılarındaki kellik durumuna ise yüksek hassasiyet veya beslenme faktörleri etkili oluyor. 

Tüm Reklamları Kapat

Agora Bilim Pazarı
Kolektif Siyaset Seti (7 Kitap)

Bedreddin: Hayatı ve Düşünceleri

Murat Küçük

“Adil bir dünyanın özlemini duyuyordum. O dünyada hepimize yer olmalıydı. Oysa iktidar savaşlarıyla birbirini boğazlayan orduların ayakları altındaydı insanlık. Yoksulların çaresizliğini düşündükçe bir şeyler yapmamız gerektiğini hissediyordum.”

Söz konusu Şeyh Bedreddin olunca yanıtları belki de her daim muğlak sorularla baş başa kalırız. Bir medrese âlimiyken neden tasavvuf yolunda menzil almıştır? Fikirlerinin Anadolu ve Balkanlar’da bu kadar etkili olabilmesinin nedeni nedir? Dinlerin eşitliğine dair düşüncelerinde Hıristiyan-Helen köklerinin etkisi var mıdır? İsyancılara atfedilen özel mülkiyet karşıtı fikirlerin ilham kaynağı gerçekten Şeyh Bedreddin midir? Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’le yolları nasıl kesişmiştir? İsyanı planlamış mıdır yoksa rüzgârın yönüne doğru mu yürümüştür sadece?

Murat Küçük zihninde bu sorularla altı yüzyıl önceye gidip söyleşiye davet ediyor Bedreddin’i. Daha yakından tanımak istiyor bu akılcı fıkıh âlimi, gönül gözü açık sufi ve isyankarların yoldaşı şeyhi… Tarihin karanlıklarında kalmış olayları hayali bir Bedreddin’le aydınlatma emeliyle akıl ve kalple dolu bir yolculuğa çıkarıyor bizleri.

Okuyucuya Not: Hayali söyleşiler, dünyayı değiştiren, onu anlamamızı sağlayan önemli isimlerle tanışmak veya onları yeniden keşfetmek isteyenlere keyifli bir okuma sağlamak amacıyla hazırlandı. Bu söyleşiler hayal ürünü olsa da biyografik gerçeklere dayanıyor.

Gezi Ruhu ve Politik Teori

Murat Özbank

2013 yılının Haziran ayında, Taksim Meydanı ve Gezi Parkı’nı dolduran çok dilli, çok dinli, çok ideolijili, çok kimlikli insan çoğulluğu arasında bir “ruh” dolaştı: özgürlük ve demokrasi ruhu. Bu ruh, Türkiye’de siyasal hayatı ve siyasal tahayyülü derinden etkileyebilecek gelişmelerin ve arayışların yolunu açtı. Peki nasıl doğmuş, nasıl büyümüştü bu ruh? Dile gelecek olsa hangi kavramlarla konuşur, nasıl bir kuramsal zemine yaslanırdı?

Gezi Ruhu ve Politik Teori bu sorulara yanıt arayan, öznellikle nesnelliği, bir siyaset gözlemcisinin kavramsal bakışıyla bir katılımcının heyecan, umut ve öfkesini harmanlayan, hem politik hem de teorik bir kitap. Bir yandan 2013 Haziran’ının o ateşli günleri üzerine yeniden düşünmek için bir fırsat veriyor, bir yandan da Weber, Arendt, Schumpeter ve Habermas’ın siyasete dair teorileri ve kavramlarıyla tanıştırıyor bizi. Hem politikaya ve politik teoriye merak duyanlar için bir başlangıç sunuyor, hem de Gezi olaylarının demokratik siyasetin bugünü ve geleceği açısından anlamı üzerine düşünmek isteyenlere özgün, berrak ve samimi bir üslupla rehberlik ediyor.

Gezi Ruhu ve Politik Teori olayların gerçekliğini doğrudan sunan bir fotoğraf değil, çıplak gözle görülenlerin gerisindeki ruhu, “Gezi Ruhu”nu yansıtan bir portre çalışması. Tam da o ruhun içerdiği öznelerarası niteliğe uygun şekilde…

WEBER’DEN ARENDT’E GEZİ’DE POLİTİK GÜÇ VE ŞİDDET

ERDOĞAN’DAN SCHUMPETER’E GEZİ’DE DEMOKRASİ VE POLİTİK MEŞRUİYET

GEZİ’DEN HABERMAS’A DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI

İşgal Et-İtaatsizlik Üzerine Üç Tez

W. J. T. Mitchell, Bernard E. Harcourt, Michael Taussig

Occupy hareketinin bir başka örneği de 2013 yılında Gezi Parkı Direnişi’yle Türkiye’de yaşandı. Direnişle birlikte Türkiye’de birçok ezberin bozulduğuna şüphe yok. Peki, Tahrir Meydanı’yla Zuccotti Park’ın “işgal”inin ardından tüm dünyayı etkisi altına alan bu hareketin temeli neye dayanıyor, talebi ne?

İşgal Et, Orta Doğu’dan New York, Chicago, Londra, Berlin, Frankfurt, Quebec ve Hong Kong gibi şehirlere uzanan “kamusal alanı işgal etme” eylemlerinin dinamiklerini üç farklı açıdan ele alıyor.

Taussig’in, eylemcilerin işgal ettiği Zuccotti Park üzerine kendi gözlemlerini etnografyayla harmanlayarak yazdığı açılış makalesinin ardından Bernard E. Harcourt “sivil itaatsizlik” ile “siyasi itaatsizlik” arasındaki önemli farkı inceliyor. Occupy Wall Street eylemcilerinin “siyasi itaatsiz”ler olarak, yani siyasi söylemleri ve stratejileri reddederek yeni, radikal bir protesto biçimini nasıl hayata geçirdiklerini gözler önüne seriyor. Son olarak medya eleştirmeni ve kuramcısı W. J. T. Mitchell, Occupy imgelerinin kitle iletişim araçları ve sosyal medya aracılığıyla tüm dünyaya yayılmasını mercek altına alıp devrim anıtı olarak “boş alan”ın nasıl kullanıldığını irdeliyor.

“Belirli talepleri olmadığı için Occupy hareketinin ilkel ve dağınık olduğunu düşünüyorlar. Sanki eşitlik bir talep, üstelik bireyi de gerçekliği de yeniden tanımlayan hem ahlaki hem ekonomik bir talep değilmiş gibi.”

-Michael Taussig

“İktidarla uzlaşmayı, geleneksel siyasete uymayı, kurallara göre oynamayı en baştan reddeden Occupy yeni bir siyasi angajman, yeni bir siyaset biçimi yarattı. Geleneksel siyasetin kelime haznesine meydan okuyan, kullandığımız grameri muğlaklaştıran, siyasetin dilini bütün oyunbazlığıyla çarpıtan yeni bir angajman biçimiydi bu.”

-Bernard E. Harcourt

“Belki de ‘boş alan’ yalnızca devrimin değil… gelecek yeni bir demokrasi, yeni bir küresel düzen ihtimalinin de tek gerçek anıtıdır.”

-W. J. T. Mitchell

Marcel Duchamp ve İşin Reddi

Maurizio Lazzarato

Zamanı ve dünyayı yaşamanın bambaşka bir yolu olarak tembel eylem!

“Duchamp kapitalist toplumdaki vazife, rol ve ölçülere teslim olmayarak hem sanatsal hem de ücretli işi inatla reddetmiş, üstelik sanatın ve sanatçının tanımlarına meydan okumakla da yetinmemiştir.” Onun radikal eylemsizliği kapitalist toplumun üç sacayağına birden meydan okumasından ileri gelir: Mübadele, mülkiyet ve emek.

Maurizio Lazzarato, Marcel Duchamp’ın yerleşik iktidar ilişkilerini askıya almanın, politik kırılmayı mümkün kılan koşulları yaratmanın ve yeni bir öznelliğin inşasının başlangıç noktası olarak tanımladığı “işin reddi” ve “tembel eylem” kavramlarını, hem sosyoekonomik bir eleştiri hem de felsefi bir kategori olarak ele aldığı kitabında, henüz çözülememiş bir ihtilafa işaret ederek Duchamp üzerinden yeni bir kapı aralıyor: “Amaçlanan çalışmama özgürlüğü müdür yoksa çalışarak özgürlüğe kavuşmak mıdır?”

“İşin reddi” ve “tembel eylem” bir olanağa işaret eder ve “Olanak bir zerreciktir,” der Duchamp. Artık aynı şekilde görüp aynı şekilde duymadığımız bu olanağa erişmekse başka bir yaşam biçimine bağlıdır, “zerreciğin tembel sakinleri” gibi.

Marx Okumak

Slavoj Žižek , Frank Ruda ve Agon Hamza

Bu kitapta sunulan felsefi okuma, Marx ile Platon, Descartes ve Hegel arasında üretken olabilecek kısa devreler sunmak üzere şekilleniyor: Kapitalist mağarada Platoncu Marx, öznellik düşmanlarına öznelliği savunan Kartezyen Marx, emek temelinde özilişkisel bir olumsuzluk gören Hegelci Marx bir araya geliyor.

Günümüzün önemli Marksist düşünürlerinden Žižek, Ruda ve Hamza, cesur bir felsefi hamleyle Marx’ı yeni bir özgürleşme siyasetine zemin sunabilecek tarzda yeniden yorumluyorlar. Sonuçta, parçacık fiziğinden güncel siyasi eğilimlere uzanan bir turla kapitalizmin içinde bulunduğu krize farklı bir yaklaşım getiren muhayyel, yaratıcı ve deneysel bir okuma çıkıyor karşımıza.

“Çok yerinde bir zamanlamayla kaleme alınmış bu eserde yazarlar, alışılagelmiş şekilde Hegel eleştirisi üzerinden Marx’ı anlama yaklaşımını tersine çeviriyor, işe Marx’tan başlayıp sonra Hegel’e dönüyorlar. Önümüze yepyeni bir entelektüel ufuk açıyorlar.”

Kojin Karatani

“Marx Okumak bizi günümüzde Marx’ın kazandığı yeni önemi anlamaya çağırdığı kadar, felsefe ile Marx’ı buluşturmanın gücünü de ortaya koyuyor. Her sayfası felsefi bir Marksizmi nasıl tasavvur edilebileceğini ortaya koyan ilham verici fikirlerle dolu.”

Todd McGowan, Vermont Üniversitesi

Mümkün Ütopya: Yaşanabilir Bir Toplum İçin Stratejiler

Michael Albert

“Zihinler değişiyor. Rejimler çöküyor. Yeni yapılar doğuyor. Çalkantılı zamanlar, çalkantılı değişimler yaşanıyor. Yine de zaferin kaçınılmaz olduğunu söyleyemeyiz. Peşine düşülen hedeflere erişmek için insanlar acı ve öfkeden sıyrılıp harekete geçmeli, bölünmüşlükten beraberliğe ve mücadeleden zafere yürümeli. Anlık zaferlerin ötesinde yeni toplumsal ilişkiler biriktiren ve çeşitlendiren kazanım yörüngelerine ihtiyacımız var.”

“Yeni bir toplum yaratma yolunda aktivist bir ‘toplumsal değişim ekibi’ işe nereden başlayacağını, nihai hedefini ve başlangıç noktasından bitiş noktasına nasıl gideceğini bilmek zorundadır. Bu kitabın konusu işte tam olarak budur.”

Mümkün Ütopya yaşanılabilir bir toplum için yeni seçenekler, davranışlar ve sonuçlar doğuracak yeni uygulamalar üzerine bir çalışma. Michael Albert mevcut gerçekliğe dair kıyamet senaryolarının kurgulandığı günümüzde sabırlı, ağırbaşlı ve cüretkâr olmanın altını çizerek “İnsanların küçümsendiği bir sığınak yerine karşılıklı yardım için bir aracıya dönüşen hareketleri” nasıl yaratabileceğimize kılavuzluk edecek bir teori ortaya koyuyor. Bunu yaparken bizi bir arada tutan hükümet, ekonomi, akrabalık ve kültürün birbirleriyle, değişimle ve tarihle ilişkisini anlamaya ve bildiğimiz toplumsal hiyerarşileri yaratmadan işlevlerini nasıl yerine getirebileceklerini görmeye yardımcı oluyor.

Birbirimiz adına nasıl harekete geçebiliriz?

Harekete geçtiğimizde karşılıklı olarak nasıl fayda sağlarız?

Kendimizi nasıl örgütleriz?

Siyasal bağlantılarımız sebebiyle ne tür faydalar ve sorumluluklar ediniriz?

İnsanlar bir toplumsal harekete katıldıktan ve o hareketin tanımlanmış hedefleriyle aynı çizgiye geldikten sonra neden o hareketi terk ederler?

Mevcut kurumların kalıcılığını önden kabullenerek yalnızca kötü yanlarını iyileştirmekle mi yetineceğiz (yani reformist olacağız) yoksa mevcut kurumları ihtiyaç duyulan işlevlerini yeni yollarla karşılayan yeni kurumlarla mı değiştireceğiz (yani devrimci olacağız)?”

“Mümkün Ütopya adil bir dünya yaratabilecek dinamik bir hareket isteyen aktivistlerin yüzleştiği birçok soruyu yanıtlıyor.”

Bill Fletcher, Jr.

Rota

Politikada Yönümüzü Nasıl Bulacağız?

Bruno Latour

“Yaşayabileceğimiz bir toprağı nasıl bulacağız? […] Nereye gideceğimizi de, nasıl yaşayacağımızı da, kimlerle birlikte yaşayacağımızı da bilmiyoruz. Bir yer bulmak için ne yapmalıyız? Yönümüzü nasıl bulacağız?”

Toprak mefhumunun yapısı değişiyor, tüm aidiyetler dönüşüm sürecinde, herkes evrensel anlamda paylaşılabilir bir dünyanın, içinde yaşanabilir bir toprağın eksikliğiyle karşı karşıya ve yerküre direnmeye başladı; tarihte ilk defa insan toplumları, yer sisteminin insan eylemine verdiği tepkileri kavramak zorunda… Bruno Latour, Rota’da çizdiği bu manzaranın “belli bir tarihsel eğrinin sonu”na işaret ettiğini iddia ediyor ve bunu toplumsal sınıf mücadelesinin, bir jeo-toplumsal yer mücadelesine dönüşümü olarak yorumluyor.

Latour dünyanın karşılaştığı üç büyük sorunu bu dönüşüm temelinde değerlendirerek göç krizinin, iklim durumunun inkârının ve inanılmaz boyutlara ulaşan eşitsizliğin aslında tek bir olay olduğunu iddia ediyor. Artık Küresellik/Yerellik, Sağ/Sol, Batı hayranlığı/karşıtlığı üzerinden politika yapmanın geçersiz kaldığını, onun yerine “Modernleşmenin birbiriyle çelişkili kıldığı, aslında birbirini tamamlayan iki hareketi” gözetmemiz gerektiğini söylüyor: bir yandan toprağa bağlanmak, öte yandan dünyasallaşmak.

Devamını Göster
₺1,299.00
Kolektif Siyaset Seti (7 Kitap)

Zoolog Per Jakobsen, şempanzelerin de bizimle aynı şekilde kelleştiğini söylüyor: Bazı erkek şempanzeler saçlarının üst tarafını kaybediyor. Dişi veya erkek, bütün kısa kuyruklu makaklar saçlarını kaybediyor. Jakobsen bu durumun, bu primat türünün saç köklerinde daha çok hormon reseptörleri bulundurmasından kaynaklandığını söylüyor.

Doğu Kenya’daki bazı erkek Tsavo aslanları da kelleşiyor, fakat bu durum başka aslan türlerinde gözlenmiyor. Araştırmacılar kelleşen aslanların daha çok sayıda dişiyi çektiğini gözlemledi. Jakobsen şöyle belirtiyor: 

Bu durum kellerin alfa role sahip olduklarını gösterebilir fakat bu, kelliğin nedenleri hakkındaki birçok teoriden sadece biri...

KRT37 Keratini ve Androjen Hassasiyeti

Ayrıca Homo sapiens'e, yani bize giden yolakta ilginç bir evrimsel değişim yaşandı. KRT37 isimli bir keratin türü, bize gelen soy hattında androjen hormonuna karşı duyarlı olacak biçimde değişti!

Aslında tüm kuzenlerimizde bulunan bu keratin tipi, bizim kafamızda artık bulunmuyor; ancak vücudumuzun diğer kısımlarında bulunuyor. Bu farklı keratin tiplerinin farklı kısımlarda bulunması durumu, kafanızdaki kılların seyrelip vücudunuzun geri kalanındaki kılların artışının ana evrimsel nedeni! Ayrıca kafa kıllarımızın diğer kıllarımıza göre neden bu kadar çok uzadığını ve bazı toplumlarda saç kıllarının neden daha farklı olduğunu da açıklayabiliyor.

Anne Bazlı Kellik Hipotezi

Kelliğin kalıtımı ile ilgili ilk düşüncelerden biri kelliğin anneden aktarıldığı yönündeydi. Anne bulundurduğu kellik genlerini fenotipinde göstermediği sürece seçilimin bu genleri elemesinin bir nedeni olmayacaktı ve bu genetik varyasyon yeni nesillere aktarılacaktı.

Fakat bu konuda detaylı düşünüldüğünde mantık çürütülebiliyor. Bu annelerin hem erkek hem de kız çocukları olacak. Eğer ki bu erkek çocuklar, bu genleri fenotiplerinde gösterdiklerinde üreme oranları cinsel seçilimden ötürü düşecekse bu varyasyonun nesiller içerisinde azalması gerekirdi.

Bilimsel veriler, bu anne bazlı hipotezin yanlış olduğunu kanıtlıyor. Şu anda kelliğe neden olan genlerin iki ebeveynden de geçebildiği biliniyor. Etki eden genlerin tamamı ise henüz aydınlatılabilmiş değil.

Kel Maymunlar
Kel Maymunlar

Daha Olgun, Daha Az Agresif

Yine de kelliğin evrimsel tarihimizde tam olarak nasıl bir role sahip olduğunu tam olarak bilemiyoruz; çünkü saç miktarı ne yazık ki fosilleşmiyor. Ama kelliğe yönelik çalışmalar bize bazı fikirler verebilir.

Örneğin birçok araştırmaya göre kel erkekler diğer insanlar tarafından daha olgun ve daha az agresif olarak algılanıyor. Bazı araştırmacılar kelliği bizim daha kıllı atalarımızdan bugünkü halimize gelen primat gelişimimizde bir sonraki aşama olarak nitelendiriyor. Jakobsen bu konuda şunları söylüyor: 

Fakat kimse bu konuda emin değil. Bildiğimiz şey şu, insanlar kel erkeklerin daha olgun ve daha az agresif olduğunu düşünüyor.”

Saçlar, kemik yapıları gibi fosil bırakmadığı için modern insanların ne zaman kelleşmeye başladığını bilemiyoruz, fakat tarih kayıtlarında geriye gittikçe sürekli kel insanlara rastlıyoruz.

Tüm Reklamları Kapat

Bruce Willis
Bruce Willis
Wallpaper Abyss

Oslo’daki Doğa Tarihi Müzesi’nde zoolog (hayvanbilimci) olarak çalışan Petter Bøckman, kelliğin bir taktik olarak evrimleşmiş olabileceğini söylüyor. Bu düşünceye göre, daha az saçlı erkekler daha az çekici ve evde kalıp çocuklara bakıyorlar. Bøckman bununla ilgili olarak şöyle söylüyor:

Erkekler genellikle en aktif üreme dönemlerinden sonra saçlarını kaybederler. Bu şekilde evde kalıp yavru bakımını üstlendikleri için dişiler tarafından daha çekici bulunuyorlar.

Bøckman, ayrıca, insanların diğer akrabalarından daha uzun yaşadıkları için yaşam süreçleri boyunca daha çok kelleştiklerini düşünüyor:

Hayvanat bahçelerinde bazı hayvanların ileri yaş semptomları gösterdiğini görüyoruz. Kelleşiyorlar ve çelimsiz hale geliyorlar. Eğer doğada olsalardı sürüye ayak uyduramadıkları için avcı hayvanlar tarafından avlanırlardı.”
Kellik
Kellik
HLTV

Kellik Bir Dezavantajsa ve Evrim de Dezavantajları Eliyorsa, Neden Bazı İnsanlar Hala Kel?

İnsanlığın gelişim süreci boyunca kafa derisini kaplayan saç, bizi öğle güneşinden korudu, hava soğukken vücut sıcaklığını dengeledi ve hatta karşı cinsi etkilememizi sağladı. Buna bakarsak kel insanların evrimsel bir dezavantaja sahip olması gerekiyor. Diğer bir deyişle: "Neden kel insanların soyu tükenmedi?” Bu konudaki üç görüş bulunuyor:

1. "Kellik olgunluğu ve ağırbaşlılığı işaret ediyor." görüşü

Frank Muscarella ve Michael Cunningham, Ethology and Sociobiology dergisindeki makalelerinde insanların kelleşmesinin, akıllılık (olgunluk) ve eşini besleme kabiliyeti ile ilişkili olduğunu ortaya koyuyorlar.

Tüm Reklamları Kapat

Kabul ediyorum ki kellik insanları daha yaşlı gösteriyor ve fiziksel olarak daha az çekici kılıyor, fakat uzun vadede eşleşmede çekici bir etmen.

2. "Saçtaki boş alanlar hastalıklardan koruyor olabilir." görüşü

Medical Hypotheses’ten Peter Kabai, kelliğin saç derisinde boş bir alana neden olduğu ve güneş ışığını almaya elverişli olduğu konusunda herkesin hemfikir olduğunu düşünüyor. Kelliğin prostat kanserinden korumak için evrimleşmiş bir mekanizma olabileceğini söylüyor. Çalışmalar, derinin ultraviyole ışık radyasyonlarını absorbe etmesinin ve D vitamininin prostat kanseriyle mücadelede etkili olduğunu gösteriyor. Prostat kanseri erkekleri sadece erken öldürmüyor, üremeyi de etkiliyor. Fakat bu fikrin gelişmesi için önünde daha çok yol var.

3. "Kellik gücün bir simgesi olabilir." görüşü

Bir başka teoriye göre kellik dominantlığı ve sosyal statüyü belirtiyor. Fikir, kırmızı rengin öfkeyi temsil ettiği gibi, kelliğin “Bana bulaşma!” diyen bir sosyal statüyü gösterdiğini belirtiyor.

Kellik Gerçekten Dezavantajlı mı?

Dikkat ederseniz genel kanı, kelliğin bir avantajı olduğunu tespit etmemiz gerektiği yönünde. Çünkü kellik dezavantajlı bir özellik gibi algılanıyor. Kelliğin bir dezavantaj olmasıyla ilgili fikirler, vücudumuzdaki neredeyse tüm kılları kaybetmiş olmamıza rağmen kafamızdaki kılların evrimsel süreçte korunduğu gerçeğinden köken alıyor. Dolayısıyla kafamızda neden kıllar olduğunu öğrenmek, kelliğe dair fikirlerimizi netleştirebilir.

Tüm Reklamları Kapat

Kafamızdaki Kıllar, Neden Vücudumuzdaki Diğer Kıllar Gibi Büyük Oranda Dökülmedi?

Kafamızdaki kılların korunma nedeni, beynimizin korunmasıyla ilgili. Bunu anlamak için, kıllar ile ter bezleri arasındaki zıt mekanizmayı anlamak gerekiyor. Vücut sıcaklığını sabit bir aralıkta tutmak konusunda kıllar çok verimli. Öte yandan ter bezleri, vücudun aşırı ısınması halinde terleme yoluyla hızla ısı kaybını sağlamak konusunda çok verimli.

Hem bizde, hem de diğer hayvanlarda ter bezleri ve kıllar vücutta bulunuyor; ancak ter bezleri, kılların yoğun olduğu bölgelerde çok verimli çalışamıyor. Bu yüzden ter bezlerinin yoğun olduğu bölgelerde, kılların evrimsel süreçte seyreldiğini görüyoruz. Mesela şempanzelerin ellerinde ve ayaklarında ter bezleri yoğun olarak bulunur; ancak vücutlarının geri kalanının aksine burada kılları bulunmaz. Bizim de vücudumuzun neredeyse her yerinde ter bezleri bulunur; ancak buna karşılık kıllarımızı neredeyse tamamen yitirdik. Ter bezleri, özellikle de 2 ayak üzerinde uzun mesafeler kat edebilen türümüz için müthiş avantajlı bir evrimsel adaptasyondur.

Vücudumuzun geri kalan birçok yerinde kıllar seyreldi; ancak kafamızdaki kıllar kaldı. Bunun iki önemli nedeni var: Birincisi, kafatasımızın içindeki beynimiz. Beyin öylesine önemli bir organ ki, sıcaklığının hızla düşürülmesinden ziyade, mümkün olduğunca sabit tutulması gerekiyor. Bu nedenle beynimizi saran bölgenin üzerindeki kıllar, ter bezlerine göre daha avantajlı kalıyor. İkincisi ise cinsel seçilimde yüz ve kafa kıllarının önemli bir sinyal olması. Yani hem doğal seçilim, hem cinsel seçilim kafa ve yüzümüzdeki kılları seçti demek mümkün. Bu nedenlerle, kafadaki kılların seyrelmesinin dezavantajlı olduğu, dolayısıyla elenmesi gerektiği düşünülebilir.

Açıkçası, kelliğin herhangi bir avantaj sağladığı için halen var olduğunu düşünmek güç. Muhtemelen kellik var, çünkü kellik, sanılanın (ya da sanılmak istenenin) aksine dikkate değer bir dezavantaja sebep olmuyor. Dolayısıyla evrimsel süreçte elenmesi için de bir neden bulunmuyor. Dezavantajlı olan veya dezavantajlı gibi gözüken özelliklerin evrimsel süreçte her zaman neden elenmediğini daha önceden anlatmıştık, o yazımızı okumanızı ve aşağıdaki videomuzu mutlaka izlemenizi tavsiye ederiz. Kelliğin evrimsel süreçte elenmeyi hak edecek kadar büyük bir dezavantaj yarattığını söylemek çok zor.

Tüm Reklamları Kapat

Kadınlarda Alopesi

Peki, hep erkeklerden bahsettik, biraz da kadınlardaki alopesiye bakalım.

Aslında kadınlarda en yaygın görülen saç seyrelmesi, erkeklerdeki androjenik alopesi. Yani buraya kadar anlattıklarımız, büyük oranda kadınlar için de geçerli. Örneğin kadınlarda da saç seyrelmesinden sorumlu olan hormon dihidrotestosteron. Çünkü bu hormon kadınlarda da var; ama daha az miktarda. Zaten bu yüzden erkeklerde olanın aksine, kadınlarda saç kaybı daha kısıtlı miktarda oluyor. Kellik yerine, saç hacminde dikkate değer miktarda, bir bütün olarak azalma görülüyor.

Ama kadınlara özel olarak bir noktayı netleştirelim: Saç seyrelmesi ile menstrüasyon (adet) veya menopoz arasında dikkate değer hiçbir bağlantı tespit edilemedi. Alopesinin %80-90 gibi büyük bir kısmı genetik kökenli, dolayısıyla bunun adetlerle veya menapozla çakışması tamamen tesadüfi. Kadınlarda saç dökülmesi 12 ila 40 yaş arasında başlayabiliyor. Dökülme hızı 25-35 yaş arasında zirveye ulaşıyor.

Bu konuda daha fazla bilgiyi buradaki yazımızdan alabilirsiniz.

Tüm Reklamları Kapat

Kellik Nasıl Tedavi Edilir?

Bir de son olarak bu sorunu nasıl çözebileceğimize bir bakalım.

Bu konuda şanslıyız, çünkü gezegendeki en iyi saç ekim uzmanları Türkiye'de bulunuyor. Bu yöntem, ensenizden ve kafanızın yan kısımlarından alınan, DHT'ye daha dirençli olduğu için çok daha zor dökülen kıllar, halihazırda dökülen saçlarınızın yerine ekilerek saç kayıpları uzun yıllar boyunca önlenebiliyor. Saç dökülmesine karşı en verimli çözüm şu anda bu.

Eğer bu tarz bir ekim yapmak istemezseniz, saç dökülmesini yavaşlatan ve hatta tersine döndüren çeşitli ilaçlar mevcut. Bunların başında Minoxidil geliyor. Aslen 1960'lardan beri bir damar genişletici olarak kullanılan Minoxidil, en az 6 ay boyunca günlük bir şekilde saç dökülen kısımlara sürüldüğünde saç kayıplarını önleyip, yeni saçların çıkmasını mümkün kılabiliyor. 1984 yılından beri saç tedavisinde kullanılıyor ama henüz çalışma mekanizması tam olarak keşdefilebilmiş değil. Olası hipotezler arasında saç foliküllerinin anajende geçirdiği süreyi uzatması, katajen evresindeki folikülleri tetikleyerek uyandırması ve var olan folikülleri büyüterek daha gür saç çıkmasını sağlaması bulunuyor.

Bunlara ek olarak erkek kelliği için günlük hap olarak alınan ve 5-alfa redüktaz enzimini baskılayarak testosteronun DHT'ye dönüşmesine engel olan finasterid, kadınlar içinse östrojen takviyesi gibi ek yöntemler de kullanılabiliyor. Bunun haricinde jojoba yağıdır, lanolindir, B vitaminidir, içinde ne olduğu belli olmayan kremlerdir, aminobenzoik asittir, sülfanilamiddir, tetrakain hidrokloriddir... Bu tarz sahte ve sözde ilaçları kafanıza sürmeyin, bunların işe yaradığını gösteren hiçbir akademik çalışma bulunmuyor.

Tüm Reklamları Kapat

Benzer şekilde kafa masajı, beslenme biçimindeki değişimler, daha sık şampuan kullanımı, elektrikle uyarma, Doğu tıbbı falan gibi uygulamaların da saç kaybı konusunda işlevsiz olduğu biliniyor. İsterseniz gene yaptırın bunları tabii ama pozitif sonuç beklemeyin.

Kellikle İlgili Yaygın Mitler

Tabii bazı diğer yaygın mitlerden de söz etmek mümkün.

Örneğin kas çalışmanın ve fiziksel faaliyetlerin testosteronu arttırdığı için kelleşmeye neden olduğu yaygın bir uydurma. Bunu gösteren akademik bir çalışma yok; tam tersine, aşırı hareketsizliğin saç kaybına neden olduğunu gösteren bulgular var.

Yaygın bir diğer düşünce, stresin veya uykusuzluğun saç kaybına neden olduğu yönünde. Bunlar, halihazırda saçları dökülecek olan kişilerde saç kaybını hızlandırabilir; ancak kendi başlarına saç kaybının nedeni değiller.

Tüm Reklamları Kapat

Bir diğer yaygın mit, kellerin cinsel olarak daha aktif olduğu yönünde. Bu inancın bir nedeni porno sektörü olabilir; diğeri ise artan testosteronun cinsel isteği arttırması ile ilgili. Aynı hormon kelliğe de neden olduğu için, insanlar arada ilişki kuruyorlar. Ama 2013'te yapılan bir araştırmada kellik ile cinsel güç arasında herhangi bir ilişki bulunamadı. Hatta ilginç bir şekilde kellerin cinsel partner sayısının daha az olduğu gösterildi.

Son olarak, masturbasyon ile kellik arasında da bir ilişki olmadığını söyleyebilirim. Bu mitin de nedeni, yüksek DHT seviyelerinin masturbasyon davranışını daha sık tetiklemesi. İnsanlar neden ile sonuç arasındaki ilişkiyi düzgün kuramadıkları için, masturbasyon sıklığı arttıkça DHT üretimlerinin arttığını, dolayısıyla kelleştiklerini sanıyorlar. Halbuki tam tersi geçerli: DHT'leri yüksek, dolayısıyla kelleşiyorlar ve masturbasyon sıklıkları da artıyor.

Sonuç

Saç dökülmesi erkekler için de kadınlar için de kimi zaman kozmetik bir rahatsızlık olarak görülebilir. Dolayısıyla tedavi aramakta hiçbir sakınca yoktur. Benzer şekilde, bunu bir sorun olarak görmemek de tamamen bir tercih meselesidir

Evrim Ağacı, sizlerin sayesinde bağımsız bir bilim iletişim platformu olmaya devam edecek!

Evrim Ağacı'nda tek bir hedefimiz var: Bilimsel gerçekleri en doğru, tarafsız ve kolay anlaşılır şekilde Türkiye'ye ulaştırmak. Ancak tahmin edebileceğiniz gibi Türkiye'de bilim anlatmak hiç kolay bir iş değil; hele ki bir yandan ekonomik bir hayatta kalma mücadelesi verirken...

O nedenle sizin desteklerinize ihtiyacımız var. Eğer yazılarımızı okuyanların %1'i bize bütçesinin elverdiği kadar destek olmayı seçseydi, bir daha tek bir reklam göstermeden Evrim Ağacı'nın bütün bilim iletişimi faaliyetlerini sürdürebilirdik. Bir düşünün: sadece %1'i...

O %1'i inşa etmemize yardım eder misiniz? Evrim Ağacı Premium üyesi olarak, ekibimizin size ve Türkiye'ye bilimi daha etkili ve profesyonel bir şekilde ulaştırmamızı mümkün kılmış olacaksınız. Ayrıca size olan minnetimizin bir ifadesi olarak, çok sayıda ayrıcalığa erişim sağlayacaksınız.

Avantajlarımız
"Maddi Destekçi" Rozeti
Reklamsız Deneyim
%10 Daha Fazla UP Kazanımı
Özel İçeriklere Erişim
+5 Quiz Oluşturma Hakkı
Özel Profil Görünümü
+1 İçerik Boostlama Hakkı
ve Daha Fazlası İçin...
Aylık
Tek Sefer
Destek Ol
₺50/Aylık
Bu Makaleyi Alıntıla
Okundu Olarak İşaretle
99
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Paylaş
Sonra Oku
Notlarım
Yazdır / PDF Olarak Kaydet
Bize Ulaş
Yukarı Zıpla

Makalelerimizin bilimsel gerçekleri doğru bir şekilde yansıtması için en üst düzey çabayı gösteriyoruz. Gözünüze doğru gelmeyen bir şey varsa, mümkünse güvenilir kaynaklarınızla birlikte bize ulaşın!

Bu makalemizle ilgili merak ettiğin bir şey mi var? Buraya tıklayarak sorabilirsin.

Soru & Cevap Platformuna Git
Bu Makale Sana Ne Hissettirdi?
  • Tebrikler! 36
  • Muhteşem! 10
  • İnanılmaz 9
  • Grrr... *@$# 8
  • Merak Uyandırıcı! 5
  • Güldürdü 4
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 3
  • Bilim Budur! 2
  • Umut Verici! 1
  • Üzücü! 1
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
Tüm Reklamları Kapat

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 09/02/2026 15:52:57 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/421

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Tüm Reklamları Kapat
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Geçmiş ve Notlar
Yazı Geçmişi
Okuma Geçmişi
Notlarım
İlerleme Durumunu Güncelle
Okudum
Sonra Oku
Not Ekle
İşaretle
Göz Attım
Site Ayarları

Evrim Ağacı tarafından otomatik olarak takip edilen işlemleri istediğin zaman durdurabilirsin.

[Site ayalarına git...]
Bu Yazıdaki Hareketleri
Daha Fazla göster
Tüm Okuma Geçmişin
Daha Fazla göster
0/10000
Kaydet
Bu Makaleyi Alıntıla
Evrim Ağacı Formatı
APA7
MLA9
Chicago
I. Altınkaya, et al. Kellik (Androjenik Alopesi) Nedir? Kel İnsanlar Evrimsel Süreçte Neden Elenmedi?. (7 Nisan 2016). Alındığı Tarih: 9 Şubat 2026. Alındığı Yer: https://evrimagaci.org/s/421
Altınkaya, I., Bakırcı, Ç. M. (2016, April 07). Kellik (Androjenik Alopesi) Nedir? Kel İnsanlar Evrimsel Süreçte Neden Elenmedi?. Evrim Ağacı. Retrieved February 09, 2026. from https://evrimagaci.org/s/421
I. Altınkaya, et al. “Kellik (Androjenik Alopesi) Nedir? Kel İnsanlar Evrimsel Süreçte Neden Elenmedi?.” Edited by Çağrı Mert Bakırcı. Evrim Ağacı, 07 Apr. 2016, https://evrimagaci.org/s/421.
Altınkaya, Işın. Bakırcı, Çağrı Mert. “Kellik (Androjenik Alopesi) Nedir? Kel İnsanlar Evrimsel Süreçte Neden Elenmedi?.” Edited by Çağrı Mert Bakırcı. Evrim Ağacı, April 07, 2016. https://evrimagaci.org/s/421.
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close