Katledilmiş Deha: Bilgisayar ve Yapay Zeka'nın Fikir Babası Alan Turing

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

23 Haziran 1912'de Londra’da doğan Alan Mathison Turing 20. Yüzyıl'ın belki de en önemli matematikçilerinden biridir. 2. Dünya Savaşı sırasında kod kırıcı (kriptograf) olarak çalışan ve böylece milyonlarca insanın hayatının kurtulmasını sağlayan Alan Turing, aynı zamanda günümüzde en çok kullanılan makinalardan biri olan bilgisayarların temelini oluşturacak ilk temel fikirleri geliştirmiştir. Kendisini hiçbir zaman bir filozof olarak tanımlamasa da, 1950 yılında yayınlanan makalesi "Makinaların İşleyişi ve Zeka", modern felsefe tarihinde en çok alıntı yapılan makalelerden birisi olmuştur! Tek başına yaptığı çalışmalar sonucunda, o zamana kadar hiçbir biyologun çözemediği bir sorunun üstesinden gelmiş ve doğada (özellikler canlılar üzerinde) görülen desenlerin nasıl oluştuğunu matematiksel olarak ifade etmeyi başarmıştır. Döneminde var olmayan bilgisayarları hayal etmekle kalmamış, bu makinaların aynı zamanda ileride insana benzer bir şekilde düşünebileceğini ve hatta bizi aşabileceğini de öngörerek "Yapay Zeka"nın temellerini atmıştır. Onun zamanında var olmayan makinaların, onun zamanında henüz var olmayan "insansı" zekalarını test edebilmemizi sağlayacak Turing Testi'ni geliştirmiştir. 42 yıllık kısacık ömründe sadece bilime değil, insanlığa ve düşünce tarihine de sayısız değer katmıştır.

Alan Turing, eşcinsel olması nedeniyle dönemin İngiliz Hükümeti tarafından acımasızca katledilmiştir. Bu makalemizde, insanlığa akıl almaz miktarda fikir katabilecek müthiş bir dehanın hayatından, yaptıklarından ve insanoğlu tarafından nasıl katledildiğinden bahsedeceğiz.

 

Kısa Bir Hayat Öyküsü

14 yaşında Dorset’teki Sherborne Okulu’na başlayan Alan, burada hayatıyla ilgili çok önemli iki şeyi keşfetti: İlki, matematikti. Matematiğe olan ilgisinin ne kadar büyük olduğunu gördü ve hayatını bu yönde ilerletmeye karar verdi. İkincisi ise, kadınlara değil, erkeklere aşk ve cinsel ilgi duyduğuydu. Bunun ilk defa fark edildiğinde, hele ki toplum normları açısından düşünülecek olursa, ne kadar "tuhaf" ve "sıradışı" bir aydınlanma olduğunu hayal edebilirsiniz. Toplum, bizlerin kime aşık olmamız gerektiğini dikte etmektedir. Öyle ki yasalar, aşık olmanız gereken cinsiyeti hukuki olarak bile belirleyebilir! Eğer yanlış kişi veya cinsiyete aşık olursanız, cezalandırılırsınız. O dönemin İngilteresinde bir insanın kendi cinsiyetinden olan birine aşık olması sadece yasak değildi; aynı zamanda ağır bir şekilde cezalandırılıyordu da... Alan, daha o zamanlarda kural yıkıcı bir doğaya sahip olduğunu anlamıştı.

Daha sonra Cambridge Üniversitesi'nin Dünyaca ünlü King's College'ına yazılan Alan, matematik bölümünü her geçen sene artan yüksek bir başarıyla bitirdi ve 1935 yılında üniversiteye akademi üyesi olarak kabul edildi. 1936 yılında yayınladığı makalesi "Hesaplanabilir Sayılar Üzerine", onun ilk ve belki de en büyük zaferi oldu. Bu yazıda, bugün "hesaplama" (computation) olarak bildiğimiz olgunun tanımını yapmakla kalmadı, aynı zamanda hesaplamanın başarabileceklerinin sınırlarını da ortaya koydu. Onun döneminde "bilgisayar" (İng: "computer") sözcüğü, bugün olduğunun aksine, bir makinaya işaret etmek için kullanılan bir kelime değildi. "Bilgiyi sayan insan" anlamına geliyordu. Masa başında saatlerce oturan ve neredeyse her zaman matematiği iyi olan dişiler arasından seçilen bu insanlar, devletten veya çeşitli kurumlardan gelen verileri defterlere ve kağıtlara işlerlerdi; gerekli hesaplamaları yapar, doğru evraklardaki doğru sütunlara doğru bilgilerin girildiğinden emin olurlardı. Zorlu bir işlem yapılması gerektiğinde, hesaplanması gereken sayılar bu kişilere verilirdi ve bu "bilgisayarlar", saatlerce ve günlerce hesaplamalar yaparak, yaptıkları hesaplamaların doğru olduğunu tekrar tekrar test ederek, sonucu hesabı isteyen kişiye (devlet yetkililerine, bilim insanlarına, vs.) iletirlerdi. Sürekli olarak bilgi işleyip, sayım ve hesap yaptıkları için onlara "sayıcı" anlamında "bilgi-sayar" denirdi. Alan Turing, insanların yaptığı bu çok basit ama aşırı önemli işin, sadece birkaç mekanik veya elektronik adımla makinalar tarafından yapılabileceğini öngördü. Bu öngörüsü, insanlık tarihini değiştirecek bir şekilde, "bilgisayar" sözcüğünü bir insan mesleği olmaktan çıkaracak ve bir çeşit makinanın adı haline getirecekti...

Bu nedenlerle de Hesaplanabilir Sayılar Üzerine makalesi, modern bilgisayar biliminin temellerini atan çalışması olarak anılmaktadır. Bu çalışmasının yarattığı etki ve topladığı beğeni sayesinde, mantık ve matematiğin diğer alanları üzerine çalışmak üzere Princeton Üniversitesi'ne kabul almayı başardı. Buradaki çalışmalarını tamamladıktan sonra, Amerika’da kalma imkanı olmasına rağmen, 1938 yılında İngiltere’ye dönmeye karar verdi. İngiltere'ye dönüşünden kısa bir süre sonra, 2. Dünya Savaşı sırasında İngiliz haberleşmesine katkı sağlaması amacıyla İngiliz hükümeti tarafından işe alındı. 

evrimagaci.org/dosyalar/icerikler/18897935_alanturingpng.png" />

 

2. Dünya Savaşı ve Enigma

Öncelikle ufak bir kriptografi ekibine dahil olan Turing, 1939-1945 yılları arasında sürekli Alman şifreleme makinası Enigma'nın kırılmasıyla ve savaşın gerektirdiği diğer kriptolojik çalışmalarla meşgul oldu. Enigma, Almanlar tarafından üretilen ve "kırılamaz" olarak kabul edilen bir şifreleme sistemidir. Makinanın şifre üretmek için kullandığı kodlama sistemi her gün Alman ordusu tarafından değiştirilmekteydi. Böylece Almanlar'dan başka kimse, hangi kodlama tabanının kullanıldığını bilemiyordu. Makinanın kendisi de zaten tamamen rastgele gibi gözüken bir şifreleme mekanizmasına dayanmaktaydı. Şifreleme sisteminin her gün değiştiriliyor olması, o zamanlar sadece insanlardan oluşan şifre kırıcı ekiplerin (bu kişileri, o zamanın "hackerları" olarak düşünebilirsiniz) makinanın çalışma mantığını kırmak için yalnızca 24 saatlerinin olmasına neden oluyordu. Fakat hiçbir insanın zihni ya da fiziksel becerileri, böylesine karmaşık bir kodun bu kadar hızlı, yorulmaksızın ve dikkat dağılmaksızın çözülmesine izin vermiyordu. İşte Turing, bir insan yerine bu çözüm işleminin bir makina tarafından yapılabileceğini hayal etti. 

Hem iş arkadaşları, hem de hükümet, bu fikri alaya aldı. Turing, "hayalperest" olmakla suçlandı. Ancak uzun uğraşlar ve bol miktarda kavga sonucunda dediğini başardı ve Nazi Ordusu'nun "kırılamaz" Enigma'sını neredeyse tek başına çözdü. Böylelikle Almanlar'ın belkemiği olan hücumbot ve denizaltı haberleşmelerinin İngilizler ve müttefikleri tarafından satır satır okunabilmesini sağladı. Bu sayede Almanların yapacağı sayısız sinsi saldırının önüne geçildi ve belki de milyonlarca masum hayat kurtuldu. Bu başarısı Alan Turing'i sadece müthiş bir bilim insanı olmaktan çıkararak, 2. Dünya Savaşı'nın gidişatını değiştiren tarihi ve askeri bir figür haline de getirdi. Ha bir de... İngiliz Hükümeti'nin hedefi haline... Çünkü Turing, çok fazla şey biliyordu. İngiliz Hükümeti, hayatının sonuna kadar onu yalnız bırakmayacaktı. Başarıları nedeniyle kahraman ilan edilmesi gerekirken, "devlet sırrı" adı altında tüm başarıları halı altına süpürüldü ve görmezden gelindi. Alan Turing, 2. Dünya Savaşı'na yön veren isim olsa da, savaşın bitiminde tam olarak bir "hiç"ti. 

 

Savaştan Sonra...

Bu onu yıldırmadı. Avrupa'daki savaşın sona ermesiyle yeni bir tutkusu ortaya çıktı. Matematiğin ve felsefenin temelini oluşturan mantık üzerine fikirlerini, kriptolojideki deneyimlerini ve elektronik aletler hakkındaki bilgisini bir araya getirerek modern anlamdaki ilk "elektronik bilgisayarı" oluşturmaya karar verdi. Yani bilgisayarları teorik bir olasılık olmaktan çıkararak, pratik olarak üretilebileceğini göstermek istiyordu. Ama planları, kendisine rakip olan ve güçlü bir şekilde desteklenen bir Amerikan projesi nedeniyle gölgede kaldı, çalışmaları desteklenmedi ve unutuldu. Aynı zamanda savaş zamanında elde edilen başarıların sır olarak kalması gerekliliği nedeniyle kendine rahat bir çalışma ve araştırma ortamı da yaratamadı. Amacına ulaşamayan çabaları nedeniyle ilgisini başka bir alana çevirmeye karar verdi: maraton koşuculuğu... Elini attığı her şeyi öylesine iyi bir şekilde yapıyordu ki, çocukluktan bu konuda profesyonel eğitim almamış olmasına rağmen, neredeyse 1948 İngiliz Olimpiyat Oyunları'nda yarışmaya kabul edilecek bir düzeye gelmeyi başardı. 

Turing’i harekete geçirenler, her daim bilimsel olmuştur; ticari ya da endüstriyel değil. Hiçbir zaman para ya da güç hırsına kapılmadı. Tek tutkusu matematik ve onun uygulama alanlarıydı. Bilgisayarın üretilmesi konusunda hüsrana uğrayınca, kısa bir süre sonra da hesaplamanın teorik kısıtlamalarıyla yeniden ilgilenmeye başladı. İnsan beyni ilgisini çekmeye başladı. Turing, beynimizi güçlü bir hesap makinası olarak görüyordu. Üretilebilecek bilgisayarların sadece insanın beyninin ürettiği davranışlara benzer davranışlar sergilemenin ötesine geçerek, ondan daha bile başarılı olabileceğini düşünmeye başladı. Olması gerektiği gibi programlandığı takdirde bilgisayarların insan beynine rakip olabileceğini ilk defa öne sürdü. Hatırlatırız: Daha o zamanlarda bilgisayar icat edilmemişti bile, sadece Turing'in bir hayali konumundaki bir cihazdı! 

 

Bilgisayarların Kısa Tarihi ve Alan Turing

Aslında bilgisayarların temelleri kendisinden çok önce, 19. Yüzyıl'da Charles Babbage tarafından atıldı. Bu basit analitik hesapları yapabilen makinalar, günümüzdeki dijital hesap makinaların çok basit birer versiyonu gibidir. Tarihin ilk tam otomatik hesap makinası 1939 senesinde Harvard Üniversitesi'nde üretilmeye başlanmıştır. Bildiğimiz ilk bilgisayar ise 1944 yılında üretilen Mark 1 isimli makinadır. Ancak bunlar, Turing'in hayalindekine göre çok daha basit makinalardı; geliştirilmeleri için hesaplama yapabilme becerileri ve yöntemleri bakımından yeni ve güçlü teorilere ihtiyaç duyuyorlardı. İşte Turing, Mark 1 ve sonradan gelecek sayısız bilgisayarın önünü açan yaklaşımlar geliştirmiştir. Üstelik dönemindeki çalışmaların çok ötesinde bir öngörüyle, makinaların sadece basit 4 işlemi yapabilmekten öteye geçebileceğini ileri sürmüştür. Onun ve diğerlerinin öngörüleriyle 1946 yılında ilk tam amaçlı, programlanabilir bilgisayar olan ENIAC (Elektronik Sayısal Entegratör ve Hesap Makinası) üretilmiştir. 18.000 adet vakum tübü kullanan, koca bir odayı kaplayan ve çalışırken bol miktarda enerji tüketip, çok fazla ısı üreten bu "canavar", kısa süre sonra, 1951'de tamamlanan UNIVAC (Evrensel Otomatik Bilgisayar) tarafından gölgede bırakılmıştır. Günümüzde ceplerimizde bile taşıyabildiğimiz bu müthiş işlevsel makinaların önünü açan ismin Turing ve öngörüleri olduğunu bilmek önemlidir.

1948 yılında Manchester Üniversitesi'ne giden Turing, sadece iki yıl sonra ünlü makalesini (Makinaların İşleyişi ve Zeka) yayınladı. 1951 yılında Kraliyet Cemiyeti'ne akademi üyesi olarak seçildi. Turing, bilimin derinliklerine ilerledikçe, ilgi alanı da çeşitleniyordu. Yepyeni ve tamamen farklı bir alana ilgi duymaya başladı: biyolojik morfogenezin (yapısal oluşumun) matematiksel teorisi! Yani canlıların vücut yapılarının ve üzerlerindeki desenlerin matematiksel olarak nasıl ifade edilebileceğinin sırrını çözmeyi kafaya koydu. 

Morfogenez ve kimyasal tepkimelerle ilgili Turing'e ait çalışmalara bir örnek...evrimagaci.org/dosyalar/icerikler/76183685_turingsoriginalequat.gif" />
Morfogenez ve kimyasal tepkimelerle ilgili Turing'e ait çalışmalara bir örnek...

 

 

Yanlış Kişiye Aşık Olma, Ölürsün!

Ama her şey, aşk ile son buldu. Turing, 1952 yılında bir diğer erkekle tanıştı ve onunla birlikte oldu. Bunu öğrenen devlet yetkilileri, hakkında yakalama kararı çıkararak "ayıplı suç işlemek" nedeniyle tutukladı. Kendisine iki seçenek sunuldu: ya hapse girecekti ya da yüksek dozda östrojen hormonunun vücuduna enjekte edilmesiyle "kimyasal olarak hadım" edilecekti. Alan Turing, hapse girerek hayatını harcamaktansa, cinsel kabiliyetini yitirmeyi tercih seçti. Bunun üzerine vücuduna düzenli olarak kimyasal verilmeye başladı. Erkeksi özelliklerini yitirirken, memeleri büyüdü, testisleri küçüldü, davranışları farklılaştı. Kadınlara kadınsı özellikleri kazandıran östrojen hormonu, Alan Turing'i sadece fiziksel olarak değiştirmekle kalmadı; aynı zamanda zihnini de bulandırmaya başladı.

Üstelik bu tam bir kurtuluş değildi; İngiliz hükümeti Turing'in hayatını elinden almak istiyordu! Mahkeme kararından çok kısa bir süre sonra Turing'in şifrelemeyle ilgili çalışmalarının, üniversitede devam edebileceği düzeyde görülmediği belirtildi. Üniversiteyle bağları kesildi. Ancak buna rağmen Turing'in özgürlük anlayışı en ufak bir yara almadı. Özgürlüklerinin kısıtlanacağını düşünmek yerine, daha da güçlü bir özgürlük aşkıyla yanıp tutuşmaya başladı. Kendisini tamamen entelektüel çalışmalara verdi. Sadece biyolojik teorilerinin değişik uygulamaları için kolları sıvamakla kalmadı, aynı zamanda temel fizik ile de ilgilenmeye başladı. Kendisinden oldukça uzak olan bu sahada yepyeni fikirler geliştirmeye başladı.

İşte tam da bu yepyeni alanlarda, yepyeni teoriler geliştirmeye başlamışken, 7 Haziran 1954'te evinde ölü olarak bulundu! Ölüm nedeni zehirli kimyasal kullanara intihar olarak ilan edildi. Bu olay, bilim dünyası ve kamuoyu için oldukça şaşırtıcı oldu. Turing her ne kadar eşcinselliği, devlet baskısı ve genel olarak deha nitelikleri dolayısıyla çoğunlukla içine kapalı ve kendi halinde bir portre çizse de, bu nedenlerle kendi hayatına son verecek birine hiç benzemiyordu. İlaç tedavisi nedeniyle bozulan psikolojisini düzeltmek için yardım bile almaya başlamıştı! 

Fakat intiharlar kimi zaman belirsizdir. Hemen komplo teorilerine kucak açmamak lazım; ancak Dawson gibi bazı eleştirmenler, suikast ihtimalinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini uzun bir süre boyunca savundular. Adli tıp doktorları, ölümünün herhangi bir suikast şüphesi içermediğini belirtti. Böylece bir süre sonra kamuoyu ve bilim camiası, Turing'in erken ölümünün gerçekten de bir intihar olduğunu kabullendi. 

 

Turing Efsanesi

Geriye bakıldığında Alan'ın üzerinde çağdaşlarının ve hatta yakın dostlarının bile bihaber olduğu müthiş baskılar olduğu görülebilir. Kimyasal hadım işlemi onu bambaşka biri haline dönüştürmüştü. Zihnini eskisi gibi kullanamadığını düşünüyordu, insanlarla ilişkileri tuhaflaşmıştı ve kendisine yabancılaşmıştı. Dönemin sapkın, gerici ve homofobik algısı, belki de insanlığın en kıymetli dehalarından birinin hayatına mal oldu. Annesi, onun acemice yapılmış bir kimya deneyinden sonra ellerine bulaşıp kalan siyanür nedeniyle öldüğünü düşünüyordu. Tuhaftır... Turing'in yakın dostlarının büyük bir kısmı, Turing'in kendi hayatını alırken kullandığı siyanürün, annesinin tam da böyle düşünmesi için seçildiğine inanıyorlar. Yani Turing, ölürken bile arkasında bıraktıklarını incitmek istememişti. Ölümünden sorumlu olan yarısı yenmiş siyanürlü elma, Alan Turing’in intiharının bir simgesi haline gelmiştir. Turing'in hayatını bilen birinin, meşhur teknoloji ürünü Apple'ın logosuna aynı şekilde bakmaya devam etmesi mümkün değildir.

Yeri gelmişken belirtelim... Apple'ın logosunun Turing'e bir göz kırpma olduğuna dair birçok söylenti bulunmaktadır. Logonun tasarımcısı Rob Janoff, 2009'daki bir röportajında logonun ne Turing, ne Isaac Newton, ne de İncil ile ilgili olduğunu belirtmiştir. Apple logosuyla ilgili birçok başka söylenti olsa da, elmadan alınan ısırık, Fransız sanatçı Jacques Moury-Beauchamps tarafından tavsiye edilmiştir. "Isırık" sözcüğü İngilizcede "bite" (okunuş: "bayt") olarak geçer. Bayt (İng: "byte", okunuşu: "bayt"), aynı zamanda bir bilgisayar terimidir. Apple, bunu hoş bir kelime oyunu olarak görmüştür. Neyse, toparlayalım:

Turing geride tamamlanmamış işler bıraktı. Bunların arasında morfogenezin matematiksel teorisi de vardı. Bu teori, kimyasal reaksiyonlar ve difüzyon için lineer olmayan eşitlikleri göstermeyi temel alıyordu ve Alan da bu tür bir iş için bilgisayar kullanan ilk kişiydi. Bu yüzden bazı yazarlar bu teoriden "yapay zekanın temeli" olarak bahsederler. Bazı kaynaklar Turing'i "Yapay Zekanın Babası" olarak görmeyi reddetse de, Evrim Ağacı olarak biz bu iddiamızın arkasındayız. Bugün hala uluslararası çapta bir "yapay zeka testi" olarak kullanılan Turing Testi'ni geliştirecek kadar Yapay Zeka üzerine kafa yormuş birini bu unvanla anmamak, bize saygısızlık olarak gözükmektedir.

Turing, zamanının fikirsel akımlarından hiçbirine tam olarak uymuyordu. 1950'lerde yorumcular onu tanımlamak için çok az kelime bulabiliyorlardı. Ama aslında 1970'lere kadar onun hayatının gerçeklerinden söz edilmedi. Onu aslında hala 20. Yüzyıl düşünce tarzında bile uygun bir yere yerleştirmek çok zor. Belki de zamanının en orijinal zihni, kişisel özgürlük için en ısrarcı olanı oydu. Eğer ki gelecekten gelen bir isim arıyorsanız, Alan Turing birkaç olasılıktan biri olarak görülmelidir.

 

Sizi Katlettiğimiz İçin Özür Dileriz!

Turing, uzun yıllar boyunca unutuldu. Tıpkı 2. Dünya Savaşı'na yön vermesinden sonra tamamen unutulması gibi... Belki kendisi bunu önemsemezdi. Ancak bilim tarihine merak duyan insanların buna göz yumması mümkün değildir. Turing'in ünü ölümünden sonra yıllar geçtikçe bilim camiasında yayılmaya başladı. Adeta bir hayalet gibi, efsanesi bilgisayar bilimlerinden mühendisliğe ve hatta temel bilimlere kadar hızla yayıldı. Nihayet hak ettiği saygıya kavuştu; ancak bedeni, hükümet tarafından katledileli çok oldu. O noktadan sonra neye yarar?

evrimagaci.org/dosyalar/icerikler/76352605_wpid-pardonjpg.jpg" />

 

Devlet eliyle intihara zorlanması ve 7 Haziran 1954 günü, 42 yaşındayken dolaylı yoldan katledilmesinden tam 59 sene sonra, 24 Aralık 2013'te, çok nadir görüldüğü söylenen Kraliyet Özrü’nün (yukarıda şaşalı bir dille yazılmış aslı gözüküyor) özeti şu:

“Özür dileriz. Çok daha iyi davranılmayı hak ediyordun.”

Hadi ordan!

Kraliyet özrüymüş…


Yazan: Pınar Yurt

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Turing
  2. Biography
  3. Engineering and Technology History
  4. Old Shirburnian
  5. Guardian
  6. BBC
  7. E-Notes
  8. Snopes
  9. CNN

Bilim Hakkında Konuşmadan Önce Düşünün...

Steve Projesi (Project Steve) ve Keşif Enstitüsü (Discovery Institute): Bilim Karşıtı Bir Yalan

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim