İnsan Ömrünün Uzaması, Bilim ve Teknoloji...

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

İnsan ömrünün uzamasıyla ilgili tartışmalarda genellikle hep iki taraf vardır. Taraflardan birisi, insan ömrünün aslında çok da fazla değişmediğini, sadece bilim ve teknoloji sayesinde antik zamanlara kıyasla bebek ölümlerini çok büyük oranda engellediğimizi ve bu sayede çok daha fazla insanın, daha uzun yaşlara kadar yaşayabileceğini savunur. Diğer tarafsa, gerek evrimsel olarak, gerekse de sağlıklı beslenme, tıbbi imkanlar, vb. nedeniyle gerçek beklenen ömür miktarının arttığını ileri sürer. Taraflardan hangisi haklıdır?

Öncelikle, yıllardan yıllara ömrümüzün nasıl uzadığına bakalım. Türümüzün ömür beklentisiyle ilgili arkeolojik verilerden bir derleme yaparak, aşağıdaki gibi bir liste yapabiliriz. Listede, tarihi çağlar ve bazı kilit dönemler/coğrafyalar ile o çağdaki/coğrafyadaki Homo sapiens bireylerinin ortalama ömürleri verilmektedir.

  • Üst Paleolitik (50.000-10.000 Yıl Önce): 32-39 yıl

  • Neolitik (10.200-3.000 YÖ): 20 yıl

  • Bronz ve Demir Çağları (3000-300 YÖ): 26 yıl

  • Klasik Yunan (MÖ 510-320): 28 yıl

  • Klasik Roma (MÖ 509-50): 20-30 yıl

  • Kolomb Öncesi Kuzey Amerika: 25-30 yıl

  • Orta Çağ İslami Halifelikleri (632-1453): En az 35 yıl

  • Orta Çağ Britanyası (400-1485): 30 yıl

  • Erken Modern Britanya (1500-1700): 25-40 yıl

  • 1900 Dünya Ortalaması: 31 yıl

  • 1950 Dünya Ortalaması: 48 yıl

  • 2010 Dünya Ortalaması: 67.2 yıl

Peki bu değişimin nedeni nedir? Taraflardan hangisi haklı?

Aslında ikisi de, biraz haklıdır. Hiçbiri tamamen haklı ya da haksız değildir. İlk olarak şunu söyleyelim: ortalamada baktığımızda insan ömrü, türümüzün evrimleştiği son 250.000 yılda gerçekten de uzamıştır. Bu uzamanın birincil sorumlusu, taraflardan ilkinin savunduğu gibi bebek ölümlerinin çok büyük oranda engellenmesidir. Ancak en az birinci sorumlu kadar önemli olan ikincil bir faktör, artık vücudun fonksiyonlarını sürdürebilmesi için gerekli duyduğu ihtiyaçlara daha bilinçli, aktif ve etkili bir şekilde cevap verebiliyor olmamızdır. Bu sayede ömrümüz gerçekten de uzamaktadır. 

İkinci tarafın büyük oranda yanıldığı tek nokta, bu uzamanın evrimsel bir değişim olduğudur. Ömürlerimizin uzun olmasının evrimsel açıdan pek bir avantajı yoktur. Çünkü evrim, üreme anına kadarki hayatta kalma becerimizle ilgili bir mekanizmadır. Sosyal bir hayvan türü olarak insanda belki biraz da çocukların doğum sonrası bakımlarını yapabilecek zinde ebeveynleri olması avantaj sağlayacaktır. Ancak bu noktadan sonra, ömrün uzunluğu çok da büyük öneme sahip değildir. Bunu diyor olsak da, şunun altını da çizelim: Yine sosyal bir hayvan türü olmamızdan ötürü, "deneyimli yaşlıların" popülasyon içerisinde bulunması, hem ailelerin destek alması, hem de hayatta kalma açısından dolaylı bir katkı sağlıyor olması açısından atalarımıza avantaj sağlamıştır. Bu nedenle, uzun ömür belli bir avantaj sağlıyor olabilir. Fakat bu ömür miktarının evrimsel seçilim baskısı altında kalması o kadar zordur ki (çünkü ürediğiniz anda sizin evrimsel amacınız tamamlanmış olur; artık geri kalan ömrünüzü belirleyen genler üzerinde bir seçilim baskısı yok denecek kadar azdır), çoğu zaman bu miktarı belirleyen faktörler seçilimden ziyade şans faktörleridir (evrimin genetik sürüklenme mekanizması gibi). Dolayısıyla ömür miktarının artmasında bakacağımız ilk doğa yasası evrim değildir. Gerçekten de, atalarımız 20-30 yıl yaşıyor olmalarına rağmen vahşi hayatta başarıyla hayatta kalabilmişler, üreyebilmişler ve türlerini sürdürebilmişlerdir.

Bu durumda, ömür uzunluğunun artması daha ziyade bebek ölümlerinin azalması ve modern teknikler sayesinde daha etkili beslenebiliyor, sağlık sorunlarımızın üstesinden kat kat kolay gelebiliyor olmamızdır. Aklınıza hemen "İyi ama her şey yapay günümüzde; doğal bir şey kalmadı!" safsatası gelebilir. Bu ayrı bir yazının konusu olsa da, bunun pek doğru olmadığını söyleyelim. Çoğu zaman "Doğal yapaydan iyidir." algısı, hatalı ve bilimsel olarak geçersiz bir algıdır. Bu durum, ömürlerimizin uzaması konusunda da net bir şekilde kendini göstermektedir.

Çocuk ölümlerinin miktarı, ömrü etkileyen en kritik faktörlerden birisidir. Öyle ki, bir insanın yaşadığı yıl miktarı arttıkça, ömür beklentisi de artar. Çünkü çocuklukta çok muhtemel olan ölümü atlatmayı ve o evreden uzaklaşmayı başarır. Demograflar (insan popülasyonları üzeirnde çalışan istatistik bilimciler) doğum, ölüm ve göç gibi verilerden yola çıkarak yaşa bağlı doğurganlık veya ömür beklentisi gibi istatistiki sonuçları ortaya çıkarırlar. Ömür beklentisi (bir insanın ne kadar daha yaşayacağının istatistiki miktarı) konusunda, genellikle "yaşam tablosu" denen tablolar hazırlanır. Bu tablolara ihtiyaç duymamızın sebebi, ömür beklentisinin yaşa bağlı olmasıdır.

Örneğin, ABD tarafından hazırlanan Sosyal Güvenlik Hesap Makinesi uygulamasından görebileceğiniz gibi, Temmuz 1990'da ABD'de doğan bir insanın ömür beklentisi (kabaca, "öleceği yaş" olarak düşünebilirsiniz):

  • Doğduğunda 75.22 yıl,
  • 25 yaşına ulaştığında 82.33 yıl,
  • 62 yaşına ulaştığında 86.2 yıl,
  • 67 yaşına ulaştığında 87.2 yıl,
  • 70 yaşına ulaştığında 87.9 yıldır.

Tabii ki, birey büyüdükçe ömür beklentisi artsa da, yaş ilerledikçe bu artış da giderek azalmaktadır.

Teknolojilerimiz gelişip, kendimizi daha da iyi tanıdıkça, bu ömür beklentisi daha da artacaktır. Elbette söz konusu değişim, yukarıda izah ettiğimiz gibi büyük oranda evrimsel bir değişim olmadığı için, bir noktadan sonra genetik özelliklerimiz tarafından çizilen sınırlara dayanmamız muhtemel olacaktır. O noktadan sonra, gen manipülasyonları veya evrimsel değişimler yaşanmadığı müddetçe, ne kadar zorlarsak zorlayalım ömrümüzü uzatmamız mümkün olmayacak ya da çok zor olacaktır. 

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Life Expectancy in the USA
  2. Social Security
  3. Wikipedia
  4. reddit

Örümcekler Öldüklerinde Neden Kıvrılıp Top Şeklini Alırlar?

İri Beyinlerimizin Et Tüketimi Sayesinde Evrimleştiği 2 Ayrı Araştırmayla Yeniden Doğrulandı!

Yazar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Yazar

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim