Hatalı Test Seçimi, Birçok Çocuğa Boş Yere ''Gıda Alerjisi'' Teşhisi Konmasına Neden Oluyor!
Hatalı Test Seçimi, Birçok Çocuğa Boş Yere ''Gıda Alerjisi'' Teşhisi Konmasına Neden Oluyor!

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Birkaç sene önce, 15 aylık bir kız çocuğu karnında, kollarında ve bacaklarında şişkinlik, ellerinde ve ayaklarında iltihaplı döküntü ve pullu görüntü şikayeti ile Texas Southwestern Üniversitesi’nin Dallas’taki Tıp Merkezi’ne götürüldü. Laboratuvarda yapılan testler, küçük kızda bir beslenme problemi olduğunu gösterdi. 

Geçen sene, çocuğun annesi, doktorlarına standart bebek mamasının bebeğinde kusma ve isiliğe sebep olduğunu düşündüğünü söyledi. Anne ve çocuk doktoru, bebeğin mamaya alerjisi olabileceğini düşündü ve bebeği keçi sütü ile beslemek konusunda anlaştılar. Aynı şikayetler devam etti ve bu sefer de bebek Hindistan cevizi sütü ve pirinç şurubu ile beslenmeye başladı. Bebek 13 aylıkken, doktoru, çocukta isiliğin ve kızarıklığın devam ettiğini gördü ve bebek için ilk alerji testini istedi. Test, Hindistan cevizini yüksek tepki verilen gıdalar arasında gösterdi ve Hindistan cevizi sütü böylece beslenmeden çıkarıldı. Sadece pirinç sütü ile beslenen çocuktaki kaşıntı, isilik gibi belirtiler daha da kötüleşti.

Dallas’taki hastanenin acil servisindeki doktorlar, küçük kızın kuvaşiorkor (kwashiorkor) denen bir beslenme bozukluğu hastalığına yakalandığına karar verdiler. (Bu hastalık gelişmiş ülkelerde çok az görülen bir hastalıktır. Yetersiz protein alımından ötürü ortaya çıkar. Çocuklarda anne sütünden kesildikten sonra yüksek nişastalı-düşük proteinli bir diyet uygulandığında görülür. Bu hastalığa yakalanan, karnı şiş birçok Afrikalı çocuk fotoğrafı görmüşsünüzdür. Ç.N.) Bebek damardan beslenmeye başladı ve çocuk alerjisi uzmanı J. Andrew Bird’ün de içinde olduğu bir grup tarafından değerlendirmeye alındı. J. Andrew Bird, bebeğin Hindistan cevizi, inek sütü, buğday, soya, yumurta beyazı, balık, karides, yeşil fasulye ve patates gibi gıdalara tepkisini test etmek için daha ileri yöntemler kullandı. Anne çok şaşkındı, çünkü bebek, bu gıdaların hiçbirine olumsuz bir tepki göstermemişti. Cildindeki çeşitli enfeksiyonları gidermek için bir antibiyotik kürü ve birkaç günlük düzenli bir beslenmeden sonra, bebek hiçbir gıda kısıtlaması olmadan hastaneden taburcu edildi. (Bebeğin sindirim bozukluğunun, çok büyük olasılıkla kendi kendine geçecek sıradan bir rahatsızlık olduğu ortaya çıktı.)

Sorun bebekte değil, yapılan testlerdeydi. Yaygın olarak kullanılan deri prick testleri, şüpheli yiyeceklerden alınan proteinlerle kaplı bir iğne ile kişinin koluna çizik atılarak yapılır ve test yapılan kişide, o maddeye aslında alerjik olmasa bile,  %50-60 oranında tahriş izleri oluşur. Doktor J. Andrew Bird, 2013 yılında Pediatrics dergisi için Dallas’ta olan bu olay ile ilgili bir makalenin ortak yazarlığını yaparken şu açıklamada bulundu: ‘’Buradaki olayda olduğu gibi, yanlış testi uygularsanız yalancı pozitif sonuçlar elde edersiniz. Ve aslında kendisine hiçbir zararı olmayacak yiyecekleri tüketmekten korkan birçok insan ile kalırsınız.’’ Bird’ün eklediğine göre, kendisi ve bir grup araştırmacının bulguları, çoklu alerji teşhisi konulmuş 126 çocuktan 112’sinin, onları öldürebileceği söylenen gıdalardan en az bir tanesine karşı dirençli olduklarını ortaya çıkardı. 

evrimagaci.org/dosyalar/icerikler/37196118_allergy-test2jpg.jpg" />

Standford Üniversitesi’nden Sean N. Parker Alerji Araştırmaları Merkezi’nin yöneticisi Kari Nadeau, birçok çocuk doktoru ve aile hekiminin bu test yönteminin kusurlarının farkında olmadığını belirtti. ‘’Konu teşhise gelince, neredeyse 20 yıldır aynı noktadayız.’’ diye ekledi. Bunu aşmak için, Nadeau ve diğer araştırmacılar daha gelişmiş ve daha kolay kullanımlı bir yöntem oluşturmaya çalışıyorlar. 

Gıda alerjisi diye bir gerçek vardır ve ölümcül olabilir, ancak yanlışlıkla bir hastaya alerjik etiketi yapıştırmak da bunun kadar büyük bir problem olabilir.  Öncelikle, yanlış teşhis hastanın problemini çözmüş olmaz. İkinci olarak, alerji teşhisi pahalıdır: Birkaç yıl önce Northwestern Üniversitesi Feinberg Tıp Okulu’na katılan çocuk alerjisi uzmanı Ruchi S. Gupta, gıda alerjilerinin yıllık maliyetini 25 milyar dolar olarak ya da çocuk başına tahminen 4.184 dolar olarak hesapladı; bu rakamın bir kısmı sağlık harcaması, asıl büyük kısmı ise ebeveynlerin çalışma üretkenliğindeki düşüş olarak hesaplara yansıdı.

Tabii bir de bunun ruh sağlığı açısından bir bedeli var: Gıda alerjisi olduğuna inanılan çocuklar ve onların ailelerinin endişe ve stres seviyelerinin daha yüksek olduğu bildirildi. Her gece yatısı, piknik ve uçak yolculuğu, alerji sahibi bir çocuğun ailesi tarafından korku ve endişe ile karşılanıyor; çünkü çocukları, acil servise kaldırılmaktan ya da daha kötü bir olaydan sadece bir yer fıstığı uzaklığında. Ebeveynler ve çocuklar ciddi bir alerjik reaksiyon olduğunda onu atlatmak için sürekli enjekte edilebilen bir ilacı yanlarında taşımak zorundalar. Bütün bir hayat boyu tetikte olma ihtimali ailelere büyük bir yük olabiliyor, bazı aileler burnu hassas köpekler almayı ya da çocuklarını evde eğitmeyi düşünecek kadar ileri götürebiliyor meseleyi, hem çocuklarını dışarıdan gelebilecek herhangi bir gıda tehlikesine karşı korumak hem de çocuklarının alerjik çocuk diye damgalanmalarını engellemek için. 

Boston Çocuk Hastanesi’ndeki Gıda Alerjileri Bölümü’nün yöneticisi çocuk doktoru John Lee, bu korkutucu hikayelerden fazlasıyla duymuş. John Lee, ‘’Gıda alerjileri bir çocuk için inanılmaz derecede izole edici olabiliyor. Bir ebeveyn ile konuşmamızda, alerjisi olan çocuğunun öğle yemeği sırasında yalnız başına oturmaya zorlandığını öğrendim.‘’  diyor. Alerjik çocukların kardeşleri de bu durumdan şikayetçi olabiliyorlar, çünkü aileleri onları ailece tatile veya bir restoranda akşam yemeğine bile götürmek istemeyebiliyorlar. Aşağıda, 38480 hasta hikayesine dayanarak hazırlanmış, çocuklarda en sık görülen gıda alerjileri listesi görülüyor:

• Yer Fıstığı: %2,0 • Süt: %1,7 
• Kabuklu Deniz Ürünleri: %1,4
• Ağaçlardaki Kuruyemişler: %1,0
• Yumurta: %0,8
• Balık: %0,5
• Çilek: %0,4
• Un: %0,4
• Soya: %0,4

Gıda alerjilerini teşhis etmek genellikle hastanın şikayeti ve deri prick testleri ile başlar. Eğer çiziğin olduğu yerde kırmızı kaşıntılı bir şişkinlik oluşmuyorsa, hasta o gıdaya büyük olasılıkla alerjik değildir. Ama sonucu pozitif olan testler, alerjinin olup olmadığı konusunda çok yardımcı olmaz, çünkü ciltte kızarıklık oluşması bir alerjinin olduğuna delil olmayabilir (vücudun bağışıklık sisteminin aşırı hassas olduğu durumlarda da bu durum gerçekleşebilir). Gerçek bir alerjide, bağışıklık sistemini oluşturan, kandaki IgE (İmmunglobulin) antikoru gibi parçalar, bir alerjen tarafından uyarılır. Antikor, her türden yangı ve hassasiyet üreten bir dolu kimyasalın vücuda salınmasını tetikleyen bağışıklık hücreleri (mast hücreleri de denir) ile birleşir. Ancak kandaki alerjen spesifik antikorların seviyeleri, alerjik insanlarda dahi, oldukça düşüktür ve sadece basit bir kan testi yapmak bile cevap olmayabilir.

evrimagaci.org/dosyalar/icerikler/37277813_img20121121095319jpg.jpg" />

Teşhis için “altın standart” sayılan yöntem ise plasebo kontrollü testlerdir. Alerji yapacağı düşünülen besin yenir ve vücudun tepkisi gözlenir.  Daha sonra alerji yaptığı düşünülen besin maddesine benzeyen, ancak zarar vermeyecek başka bir gıda maddesi yenir ve vücudun iki durumdaki tepkisi (kaşıntı, kabartı vs.) karşılaştırılır. Örneğin, yumurtaya alerjik olduğu düşünülen bir hastaya içinde azıcık yumurta olan bir kek ve içinde hiç yumurta olmayan bir kek yedirilir. En ideali, testin “çift kör” olmasıdır, yani ne hastanın ne de testi yapan doktorun hangisinin yumurtalı hangisinin yumurtasız kek olduğunu bilmemesidir. Lee’ye göre, bu testlerin hem pozitif hem de negatif sonuçlar için olan doğruluk oranı %95 civarındadır.

Ancak, maalesef bu prosedür uzmanlık gerektiren, zaman alıcı, pahalı ve görece olarak çok bilinmeyen bir yöntemdir. Uzmanlar, sadece çok az hastanın buna ulaşabildiğini söylüyorlar.

Kâr amacı gütmeyen bir organizasyon olan Gıda Alerjisi Araştırma ve Eğitim Vakfı’nın başkanı, bağışıklık uzmanı doktor James Baker, bu organizasyonun, problemi çözmek için ülkede 40 merkez açtığını ve bütün gerekli önlemleri alarak gıda ile ilgili mücadeleleri yürüttüğünü söylüyor. ‘’Eğer hastaya testi yaparken hasta alerji krizi geçirirse, onları tedavi etmek ya da acil müdahale servisine sevk etmek konusunda hazırlıklı olmalısınız.’’ diyor. 

Bilim insanları da daha kolay kullanılabilecek testler bulmak için uğraşıyorlar. Teşhis tarafında umut verici yeni bir gelişme ise bazofil aktivasyon testidir (BAT). Bir tür akyuvar hücresi olan bazofil, alerjen gibi bir tehdit algılandığında histamin ve yangı oluşturan başka kimyasallar salgılar. Nadeau ve çalışma arkadaşları, hastadan alınan bir damla kan ile potansiyel alerjeni karıştırarak bazofilin verdiği tepkiyi ölçen bir test tasarladılar ve bu testin patentini aldılar. Pilot çalışmalarda, bu prosedür %95 oranda doğrulukla hem yetişkinlerde hem çocuklarda alerjileri tespit etti. Bu oran, yiyecek-alerji (besin yükleme) testlerinde alınan oran ile çok benzerdir.

BAT testi hala araştırma aşamasında ve daha değişken ve geniş gruplarla yapılan çalışmalar gerektiriyor, ancak başka bir yaklaşım olan alerjen parça testi Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi’nin onayını aldı. Bu test yer fıstığına olan alerjiyi ölçüyor. Çocuk alerji uzmanı ve Boston Çocuk Hastanesi Alerji Bölümü başkanı Lynda Schneider, bazı çocukların tamamen olmasa da yer fıstığının içindeki bir proteine karşı hafif bir hassasiyeti olduğunu belirtiyor. Yer fıstığı, fındık, ceviz gibi kuruyemişlerde bulunan birçok proteinle oluşturulmuş kabataslak bir karışım ile test yapmaktansa, Schneider’in parça testi ile belirli proteinler tek başına alınıp hastanın bunlara tepki verip vermediği tespit edilebilir. Hangi proteinin negatif tepkiyi oluşturduğu çözümlenerek, doktorlar hastanın yer fıstığına gerçekten alerjisi olup olmadığına yüksek bir kesinlikle karar verebilirler.

Schneider teşhisin ötesine geçip tedavi kısmına gelmek istiyor. Omalizumab, IgE antikorlarına bağlanan ve onların mast hücreleriyle birleşmesini engelleyerek alerjik olayları başlatan monoklonal bir antikordur. Yakın zamanlarda yapılan bir çalışmada, Schneider ve arkadaşları bu anti-IgE ilacı, yer fıstığı alerjisi olduğu bilinen 13 çocuğa, 20 haftalık bir süre içerisinde gittikçe artan dozlarda yer fıstığı verdiler. Anti-IgE döneminde, çocuklardan hiçbiri yer fıstığına alerji geliştirmedi, ancak ikisinde anti-IgE dönemi bittikten sonra alerji tekrar ortaya çıktı. Schneider’e göre, ‘Bu anti-IgE, ilaç verildiği sürece onların hassasiyetlerini giderdi.”

Bird’ün bulgularına göre, süt ve yumurtaya alerjik olan çocuklarda bu hassaslaşmayı gidermek için, söz konusu gıdaların 30 dakika kadar bir süre ısıtılması etkili olabiliyor. Isıtmak, bu proteinlerin şeklini değiştiriyor, bu da alerjiye sebebiyet vermelerini geniş bir oranda azaltıyor. Bu bir kocakarı ilacı değil ve sağlık çalışanlarının gözetimleri altında yapılan bir işlem, ancak küçük miktarlarda, ısıtılmış yumurta ve süt ile beslenen çocuklarla yapılan araştırmaların gösterdiğine göre bu şekilde beslenen çocuklar, bu yiyeceklere zaman içerisinde tolerans göstermeye daha meyilliler. Yer Fıstığı Alerjisi Hakkında Önceden Bilgilenme adı verilen bir çalışma gösteriyor ki, çocukların erken yaşta, küçük oranlarla yer fıstığı ürünlerine maruz kalması ilerideki yaşamlarında bu alerjiye yakalanma oranlarını dramatik bir biçimde düşürüyor.

Mount Sinai’deki Icahn Tıp Okulu’nun çocuk hastalıkları, alerji ve immunoloji profesörlerinden Scott H. Sicherer, erken yaşlarda hassaslığı giderme fikrini bir adım daha ileri taşıdı. Schierer, erken yaştan başlayarak çok çeşitli besinler tüketen, açık havada koşup toprak ve çamurla oynayan çocukların gıda alerjilerinden çok daha iyi bir şekilde kaçınabileceğini düşünüyor. Çevreden gelebilecek etkenlere karşı daha az korumacı olmak, belki de alerjiden korunmanın en iyi yolu. 


Kaynak: Bu yazı Scientific American adresinden çevrilmiştir.

Düzenleyen: Şule Ölez

Bazı Dil Kuralları Beynimize İşlenmiş Durumda!

Sigara, Akciğer Kanseri ve Ölüm

Yazar

 Füsun

Füsun

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim