Gerçekten Bir Bilince Sahip Miyiz?

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

İnsanlığın sahip olduğu en temel 3 bilimsel sorudan 2'si cevaplandı. Bunlardan ilki, evrenin geri kalanı içerisindeki yerimiz nedir? Kopernik bunu cevapladı. Merkezde değiliz. Devasa bir alan içerisinde ufacık bir toz zerreciğiyiz. İkinci soru, yaşamın çeşitliliği içerisindeki yerimiz nedir? Bunu da Darwin cevapladı. Biyolojik açıdan bakacak olursak, özel bir yaratımın ürünü değiliz. Evrim Ağacı'nın ucundaki ufak bir dal parçasıyız.

Üçüncüsü ise, zihinlerimizin fiziksel dünyayla bağlantısı nedir? Burada, henüz nihai bir cevaba ulaşabilmiş değiliz. Vücut ve beyin hakkında bir şeyler biliyoruz. Peki ya içimizdeki öznel yaşam hakkında? Bir kameraya bağlanmış bir bilgisayar düşünün. Işığın dalgaboyundan gelen veriyi işleyerek çimlerin yeşil renkte olduğuna karar verebilir. Ancak biz insanlar, aynı zamanda o yeşilliği deneyimleriz de... İşlediğimiz bilgilere dair farkındalığımız vardır. Bizlerle ilgili bu gizemin nedeni nedir?

Bu konuda bugüne kadar birçok teori ileri sürüldü; ancak hiçbiri bilimin tüm testlerini geçemedi. Bana kalırsa bilince dair perspektifimizi değiştirmemiz gerekiyor olabilir. Saf ve benmerkezci (egosentrik) bir bakış açısından, şüpheci (skeptik) ve birazcık da rahatsızlık verici bir bakış açısına geçmeliyiz: aslında, var olduğunu sandığımız içsel hislerimizin hiçbirinin olmadığı bir bakış açısına...

17. yüzyıldan bir grup akademisyenin beyaz ışığı saflaştırarak tüm renklerden arındırmak üzerine bir tartışma sürdürdüklerini düşünün. Hiçbir zaman bilimsel bir cevaba ulaşamayacaklardır. Neden? Çünkü görünüşü bir yana dursun, beyaz ışık saf değildir. Newton'un sonradan keşfettiği gibi beyaz ışık,diğer tüm renklerin bir karışımının sonucudur. Akademisyenler, beyinlerinin görsel sisteminden gelen hatalı bir varsayımdan ötürü bu şekilde düşünmektedirler. Beyaz ışık hakkındaki bilimsel gerçek (saf olmadığı gerçeği), beynimizin onu nasıl algıladığından bağımsızdır.

Beynimiz, etrafımızdaki nesnelerle ilgili modeller (ya da karmaşık bilgi paketleri) oluşturur ve bu modeller çoğu zaman isabetli değildir. Particia S. Churchland ve Daniel C. Dennett gibi bunu fark eden filozoflar, bilinçle ilgili yeni bir perspektifin doğmasına neden olmuşlardır. Ben bunu şöyle izah ediyorum:

Beynimiz bir bilgiyi işleme seviyesinden, o bilgiden öznel olarak farkında olma seviyesine nasıl geçer? Cevap şudur: geçmez. Beyin, doğru olmayan bir sonuca varmıştır. İç gözlem yaptığımızda ve farkındalık, bilinç, yeşili yeşil, acıyı acı yapan şeyin hayalet benzeri bir şey olduğunu bulduğumuzda, bizlerin bilişsel mekanizması içsel modellere erişiyordur ve bu modeller hatalı bilgiler vermektedir. Bu mekanizma, büyülü gibi gözüken bir özellikle ilgili detaylı bir hikayeyi hesaplamaktadır. Beynin, iç gözlem sonucu bu hikayenin hatalı olduğunu sonucuna varması mümkün değildir. Çünkü iç gözlem, her seferinde zaten hatalı olan bir bilgiye dayanarak yapılmak zorundadır.

Bu paradoksa itiraz edebilirsiniz. Eğer farkındalık hatalı bir izlenimse de, yine de bir izlenim değil midir? Ve bir izlenim, sonuçta bir farkındalık türü değil midir?

Ancak buradaki argüman, öznel izlenimlerin olmadığı, sadece bir veri-işleme aleti içerisindeki bilgiden ibaret olduğu üzerinedir. Kırmızı bir elmaya baktığımızda, beyin renkle ilgili bilgileri işler. Aynı zamanda benliğimizle ilgili özellikleri ve öznel deneyimimizin (fiziksel olarak tutarsız) özelliklerini de işler. Beynin algısal mekanizması, birbiriyle bağlantılı olan bilgilere ulaşır ve birkaç sonuca varır: bir benlik vardır ve o benim. Civarımda kırmızı bir şey var. Öznel deneyim diye bir şey var. Ve benim o kırmızı şeye dair bir deneyimim var. Algı, bu içsel modellere tutsaktır. Böyle bir beynin öznel bir deneyim sonucuna varması kaçınılmazdır.

Bu yaklaşımın sağduyuya ve beklentilere aykırı olduğuna katılıyorum. Bunun bir sebebi, mantığında bir boşluk bulunmasıdır: Eğer ki beynimizde öznel bir farkındalık yoksa, öznel farkındalık ile ilgili bilgileri işleyip, bu bilgileri kendisiyle ilişkilendirmek için neden boşuna enerji harcıyor? 

İşte burada benim araştırmalarım devreye giriyor. Princeton Üniversitesi'ndeki laboratuvarımızda ben ve meslektaşlarım bilincin "dikkat şeması" teorisi adını verdiğimiz bir teori geliştirmeye çalışıyoruz. Bu teori, öznel farkındalıkla ilgili beyin işlemlerinin neden faydalı olduğunu ve karmaşık bir beyinde neden evrimleştiğini açıklayabilmemizi sağlayabilir. Şöyle ki:

Tekrar renk ve dalga boyu örneğini ele alalım. Dalgaboyu gerçek, fiziksel bir olgudur. Renk ise gerçeğin beyindeki yaklaşık olan, birazcık hatalı bir modelidir. Dikkat Şeması Teorisi dahilinde, dikkat fiziksel bir olgudur, farkındalık ise dikkatin beyin içerisindeki yaklaşık olan, birazcık hatalı modelidir. Sinirbilimde dikkat, bazı sinyalleri diğerlerini görmezden gelmek pahasına ön plana çıkarma sürecidir. Bir tür kaynakları odaklama yöntemidir. Dikkat: bir bilgisayar içerisine programlanabilen, gerçek ve mekanistik bir olgudur. Farklındalık: dikkatin, beynimizdeki içsel modeller ne kadar doğruysa o kadar isabetli olabilen karikatürize bir versiyonudur.

Bu teori dahilinde farkındalık bir illüzyon değildir. Bir karikatürdür. Bir şeyler (dikkat gibi), gerçekten vardır. Farkındalık ise onun bozuk bir versiyonudur.

Beynimizin yaklaşık da olsa bir modele sahip olmaya ihtiyaç duymasının nedeni, onu verimli bir şekilde kontrol etmek olabilir. Bir sistem, kontrol etmeye çalıştığı şeyin kaba da olsa bir modeline ihtiyaç duyar. Bir diğer neden ise diğer varlıkların davranışlarını tahmin etmek olabilir. Beynimiz, dikkat de dahil olmak üzere diğer beyin durumlarını modellemeye ihtiyaç duyar. Bu teori, sosyal sinirbilimler, dikkat araştırmaları, kontrol teorisi ve benzeri alanlardan gelen delilleri bir arada toplamaktadır.

Neredeyse diğer tüm bilinç teorileri, dikkat ile ilgili beklentilerimiz ve sağduyularımıza dayalı geliştirilmiştir. Tıpkı ışığın saf olduğuna dair beklentilerimiz gibi, dikkate dair beklentilerimiz de beynimizin derinliklerinde hesaplanan bilgilerden gelir. Ancak beyin, gerçekte olan şeylerin karikatürize modellerini hesaplayabilir. Ve tıpkı renklerde olduğu gibi, bilinçte de aynı durum görülür: Sağduyularımızla ve beklentilerimizle ilgili şüpheci olmak en iyisidir.

 

Yazan: Michael S. A. Graziano (Princeton Üniversitesi Psikoloji ve Sinirbilim Profesörü)

Not: Bu yazı NY Times adresinden çevrilmiştir.

Sadece Bir Tesadüf...

Erkek Şiddetinin Davranış Ekolojisi

Yazar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Yazar

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim