Genetik Bilimi, Gelecekte Süper-Zeki İnsanlar Yaratabilir!

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Sovyetlerin muhteşem fizik ekolünün babalarından biri olan Nobel ödüllü Lev Landau, teorisyenleri logaritmik bir ölçekle 1’den 5’e; bir gruptaki fizikçiyi, bir altındaki grupta bulunan birinden on kat daha fazla etkiye neden olacak şekilde sıralamıştı. Landau kendisini, büyük bir alçakgönüllülükle, 2,5 olarak sıralamıştı, yaşamının son yıllarında ise 2’ye çekmişti. Birinci sırada Heisenberg, Bohr ve Dirac gibi isimler yer alıyordu. Einstein ise 0,5’teydi!

Biyoloji gibi fen bilimlerinin diğer alanlarındaki veya sosyal bilimlerdeki arkadaşlarım, fizikçi ve matematikçilerin (Birçok dalda uzman olduğu için von Neumann, Einstein’ın yedeği olabilir.) bu hiyerarşik düşünce şekline şaşırmış ve bundan rahatsızlık duymuşlardı. Anlaşılan beceri (ability) farklılıkları, bu alanlarda kendini yeterince açık bir şekilde göstermiyordu. Ama ben Landau’nun bu sıralamasını uygun buluyorum. Onlarınki kadar katkıda bulunduğumu hayal bile edemediğim birçok fizikçi var.

Hatta Landau’nun sıralamasının, prensipte, Einstein’ın 0,5’lik sıralamasının hemen altına çekilebileceğini düşünmeye başladım. Bilişsel becerilerin genetik olarak incelenmesi gösteriyor ki insan DNA’sındaki bugünkü çeşitlilik, kusursuz bir şekilde bir araya getirilebilseydi, şimdiye kadar Dünya üzerinde var olandan çok daha yüksek nitelikte zekâya sahip bireyler oluşturabilirdi. Açıkça söylemek gerekirse, 1.000’lik seviyelerde IQ’dan söz ediyoruz, tabii ölçeğin hâlâ bir anlamı kalıyorsa.

Daniel Keyes’in Algernon’a Çiçekler adlı romanında Charlie Gordon adındaki zihinsel engelli bir yetişkin, IQ seviyesinin 60’tan 200 civarlarına yükselmesi için deneysel bir tedavi görür ve arkadaşlarının kolayca kandırabildiği bir fırın çalışanından dünyanın gizemlerini rahatça algılayabilen bir dâhiye dönüşür. Charlie “Var olduğunu hiç bilmediğim bir berraklığın ve keyfin zirvesindeyim. Bir problemin çözümünü hemen görmekten daha mutluluk verici bir şey yok… Bu; keyif, aşk ve gerçeğin buluşması. Bu, müthiş bir mutluluk.” diye yazar. Bir de süper-zekâ ile günümüzün ortalama 100’lük IQ’su arasındaki farkı düşünün.

Süper-zekâ olasılığı, zekânın genetik altyapısı sonucu olarak doğrudan ortaya çıkar. Boy uzunluğu ve bilişsel beceri gibi özellikler, her biri ufacık etkiye sahip binlerce gen tarafından kontrol edilir. Bir özelliği etkileyen ortak genetik varyantların sayısındaki kaba alt sınır, alel denen ve çoktan keşfedilmiş gen varyantlarının o özellik üzerindeki pozitif veya negatif (santimetrelik uzunlukla veya IQ puanlarıyla ölçülen) etkisinden çıkarılabilir.

Uluslararası onlarca üniversite laboratuvarını kapsayan Sosyal Bilimler Genom Derneği Birliği (SSGAC), insanda bilişsel becerileri etkileyen bir avuç DNA bölgesi belirlemiştir. Birlik kapsamındaki laboratuvarlar, 100.000 üzeri bireyden alınan örneklerde 1 milyon bağımsız DNA bölgesinin çoklu test düzeltmelerinden sonra bile, insan DNA’sındaki bir avuç tek nükleotit çokbiçimliliğin istatistiksel olarak zekâyla ilişkili olduğunu göstermiştir.

Bilişi sadece birkaç gen kontrol etseydi o zaman her gen varyantı, IQ’yu büyük ölçüde, iki birey arasında yaklaşık 15 puanlık varyasyonla değiştirirdi. Fakat şimdiye kadar araştırmacıların tespit edebildiği en fazla etki büyüklüğü, bir IQ puanından daha düşük oldu. Daha fazla etki büyüklükleri kolaylıkla tespit edilebilirdi, ancak böyle bir durum gözlenmedi.

Bu, popülasyon genelinde görülen gerçek varyasyondan sorumlu olabilecek en az binlerce IQ aleli var demektir. Daha gelişmiş (geniş hata çubukları olan) bir analiz sonucunda, toplamda belki de 10.000 gibi bir tahmin çıkar.

Her genetik varyant, bilişsel beceriyi biraz artırır veya azaltır. Birçok küçük ek etkilerle belirlenen bilişsel beceri, ortada daha çok, uçlarda daha az insanın olduğu, bildiğimiz çan eğrisi şeklinde normal bir dağılıma sahiptir. Pozitif (artan IQ) varyant sayısı ortalamanın üstünde olan bir kişi, ortalama becerinin de üstünde olacaktır. Bir özelliğin değerini standart sapma kadar, yani 15 puan artırmak için gereken popülasyon ortalaması üstündeki pozitif alellerin sayısı, varyant sayısının kareköküyle veya yaklaşık 100’le orantılıdır. Özet olarak, 100 civarı ek pozitif varyant, IQ’yu 15 puan kadar artırabilir.

Binlerce farklı olası pozitif varyant olduğunu düşünürsek buradan yapacağımız çıkarım çok açıktır: Eğer bir insan, her bir varyantın pozitif versiyonuna sahip olacak şekilde tasarlanabilseydi, bu insan ortalamanın kabaca 100 standart sapma kadar üstünde bir bilişsel beceri sergileyebilirdi. Bu, 1.000 üstü IQ puanına denk gelir.

Beni kocaman yap: Evcil bitki ve hayvan yetiştiriciliği, bazı popülasyonları 30 standart sapma kadar büyütmüştür. Örneğin etlik piliçlerin büyüklüğü, 1957’den beri dört kattan daha fazla artmıştır. Benzer bir yaklaşım, 1.000 üzeri IQ’ya yol açabilecek şekilde insan zekâsına da uygulanabilir.

IQ skorunun bu seviyede bir anlamı var mıdır, bilemeyiz. Bununla birlikte, ne anlama geliyorsa gelsin, böyle bir becerinin, şimdiye kadar yaşamış 100 milyar kadar bireyin en beceriklisini katbekat geçeceğinden emin olabiliriz. Her konuda en üst düzeyde bilginlik derecesinde kabiliyetlerin tümünün birden var olduğunu hayal edebiliriz: mükemmele yakın görüntü ve dil hafızası; çok hızlı düşünme ve hesaplama; zihinde güçlü geometrik canlandırma, daha fazla boyutta bile; aynı anda farklı konularda düşünebilme ve bunları çoklu analiz edebilme becerisi ve liste böyle uzayıp gider. Charlie Gordon’ın karesi yani.

Bu en üst düzeyi elde etmek için, doğrudan insan genomunu düzenlemek ve 10.000 lokusun her birinde istenen genetik varyantın olmasını sağlamak gerekirdi. İyimser bakacak olursak, yakın bir zamanda keşfedilen ve geçen bir iki yıl içinde genetik mühendisliğinde devrim yaratan CRISPR/Cas sistemi gibi gen düzenleme teknolojileriyle bu, bir gün mümkün olabilir. Hatta Harvard genom bilimcilerinden George Church, CRISPR sistemini kullanarak, Asya fillerine ait embriyo genomlarının seçilimci düzenlemeye tabi tutulmasıyla mamutların yeniden ortaya çıkmalarının sağlanabileceğini ileri sürmüştür. Church’ün haklı olduğunu varsayarsak gelecek genom çağında yaratılacak mucizeler listesinin başındaki mamutlara süper-dâhileri de eklemeliyiz.

Devam etmekte olan tartışmaların bazıları da 1.000 IQ öngörüsünün arkasındaki birtakım varsayımlardır. Bazı çevrelerde zekânın sayılarla ölçülmesi fikri dahi tartışmalıdır.

Nobel ödüllü fizikçi Richard Feynman, “Eminim Şaka Yapıyorsunuz Bay Feynman” adlı otobiyografik kitabında, “Hep Kaçmaya Çalışmak” adlı bir bölümün tamamını sosyal bilimlerden kaçınma arayışlarına ayırmıştır. Kendi sözleriyle: Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde öğrenciyken, sadece pozitif bilimlerle (fen bilimleriyle) ilgileniyordum; başka hiçbir şeyde iyi değildim.

Tanıdık bir his: Genellikle matematikte iyi olan kişilerin sözcüklerle, sözcüklerde iyi olanların da matematikle arasının iyi olmadığı söylenir. Bu ayırım dehayı anlama şeklimizi etkilemiş ve dehanın genel olarak tüm beynin üstün derecede olması değil, beynin doğuştan gelen belli bir yetisi olduğu izlenimini uyandırmıştır. Bu durum, zekânın aynı dallarda karşılaştırılması fikrini gereksiz kılmış ve dolayısıyla 1.000 IQ fikrini sıkıntıya sokmuştur.

Ancak zekânın yapısını ölçmeye çalışan psikometrik çalışmalar farklı bir resim çizer. Yapılan milyonlarca gözlem göstermiştir ki belli başlı bütün “ilkel” bilişsel beceriler –kısa ve uzun vadeli hafıza, dil kullanımı, miktar ve sayı kullanımı, geometrik ilişkilerin zihinde canlandırılması, örüntü tanıma vs.- doğru orantılıdır. Aşağıdaki şekil, çok sayıdaki bireyin sayısal, sözel, mekânsal performansı gibi alanlardaki beceri skorlarını grafiksel olarak göstermektedir. Grafik homojen bir dağılıma sahip değildir, onun yerine noktalar, uzun (veya ana) tek bir eksenli elips şeklinde bir bölge boyunca toplanmıştır.

Zeki, her şeyde zekidir: The Project Talent (Yetenek Projesi) çalışmasında, bu dağılım grafiğinde görüldüğü gibi, 9. sınıftaki 100.000’den fazla öğrencinin sayısal, sözel ve mekânsal becerileri incelendi. Bir alandaki beceri, diğer iki alandaki beceriyle doğru orantılıydı.

Sınırlı beceriler arasındaki bu doğru orantı, bir alanda (örneğin sayısal beceride) ortalamanın üstünde olan bireyin diğer alanda da (sözel beceride de) ortalamanın üstünde olması olasılığının yüksek olduğunu göstermektedir. Bu orantı, bilişsel becerilerle ilgili bilgileri özetlemede de sağlam ve yararlı bir metot sunmaktadır. Bireyin performansını ana eksene taşıyarak, bilişsel beceri sonuçlarından rakamsal tek bir ölçüye ulaşabiliriz: genel faktör g’ye. İyi formüle edilen IQ testleri, g faktörünü tahmin etmede kullanılan bir yöntemdir.

g faktörüne bakarak deha öngörülür mü? 13 yaş öncesinde yapılan testlerle (yani g faktörüyle yakından ilişkili ve bir tür akademik yeterlilik testi olan SAT testlerini kullanarak) belirlenen üstün yetenekli çocuklarla ilgili Sayısal Alanda Erken Gelişmiş Gençlik Üzerine Çalışma adlı boylamasına araştırmayı ele alalım. Tüm katılımcılar, beceri açısından üst yüzde birlik gruptaydı, ancak bu grubun üst beşte birlik kısmındakiler 10.000’de bir seviyesinde veya üstündeydiler. Orta yaşlarına geldiklerinde yapılan bir araştırmanın bulgularına göre, bu üstün yetenekli bireyler grubunda bile başarılı olma olasılığı, erken yaştaki test skorları ile yüksek derecede uyum gösteriyordu. Örneğin üst beşte birlik grup, en düşük beşte birlik gruptan altı kat daha fazla patent alma olasılığına sahipti. STEM (fen, teknoloji, mühendislik ve matematik dallarında) doktora yapma olasılığı 18 kat daha fazlaydı ve üst 50 araştırma üniversitesinde STEM kadrosunda çalışma olasılığı neredeyse sekiz kat daha fazlaydı. Dolayısıyla g faktörünün anlamlı rakamsal tek bir ölçüyü yansıttığı sonucunu çıkarmak mantıklıdır, tabii zekânın basit ama bir o kadar yararlı olan “aynı dalda karşılaştırılması”nı hesaba katarak.

1.000 IQ öngörüsünün arkasındaki bir başka varsayım da, genetiğin bilişsel beceriyi son derece etkilemesi ve g faktörünün kalıtımsal olmasıdır. Bu varsayımın ispatı oldukça kuvvetlidir. Doğrusu davranış genetikçisi ve ikizler araştırmacısı Robert Plomin, “genetiğin g faktörünü önemli ölçüde etkilediği savının diğer özelliklerin etkilemesi savından çok daha kuvvetli olduğunu” göstermiştir.

İkiz ve evlatlık çalışmalarında, ikili IQ korelasyonları, kabaca akrabalık derecesiyle (iki birey arasında paylaşılan gen miktarıyla) orantılıdır. Sadece aile ortamıyla ilgili küçük değişiklikler bulunmuştur: Biyolojik ilişkisi olmayan kardeşlerin aynı ailede yetiştirilmesi, bilişsel beceri üzerinde neredeyse sıfır korelasyona sahiptir. Bu sonuçlar, farklı ülkeler de dahil olmak üzere değişik bölgelerde yürütülen birçok çalışmada birbirini desteklemektedir.

Mahrumiyet söz konusu olmadığında, bilişsel becerinin üst limitini genetik etkilerin belirlediği görülüyor. Ancak deneklerin yoksulluk, kötü beslenme veya eğitim eksikliği gibi çok çeşitli ortam koşullarında yaşadığı çalışmalarda, kalıtsallık tahminleri çok daha küçük olabilmektedir. Olumsuz ortam koşullarında bireyler, tam potansiyellerini ortaya çıkaramamaktadırlar (bkz. Flynn Etkisi).

Süper-zekâ uzak bir ihtimal olabilir, ancak ufak ama yine de önemli gelişmeler yakın gelecekte gerçekleşebilir. İnsan genomları ve onlarla ilişkili fenotiplerden (bireyin fiziksel ve zihinsel özelliklerinden) toplanan muazzam veri kümeleri, genetik kodu anlayabilmemizde ve özellikle de bilişsel beceriyi öngörebilmemizde önemli gelişmelere yol açacaktır. Detaylı hesaplamalar, genetik yapıyı, gelişmiş istatistiksel algoritmaları kullanarak açığa kavuşturmak için milyonlarca fenotip-genotip çiftine ihtiyaç duyulacağını göstermektedir. Bununla birlikte, genotipleme (genetik özellikleme veya özellik yükleme) masraflarının hızla azaldığını dikkate alırsak, önümüzdeki 10 yıl gibi bir sürede bunun gerçekleşmesi ihtimali yüksektir. Elimizdeki kalıtsallık tahminlerine bakılırsa, zekânın genomik-temelli öngörüsünün doğruluğu, popülasyon standart sapmasının yaklaşık yarısından daha hassas (yani artı/eksi 10 IQ puanından daha iyi) olabilir.

Öngörücü modeller geliştirildiği anda, embriyo seçiminden (yerleştirilecek IVF zigotun seçiminden) aktif genetik düzenlemeye (örneğin CRISPR tekniklerini kullanarak) kadar birtakım üreme uygulamalarında hemen kullanılabilir. Embriyo seçimini 10 kadar zigot arasından yapan ebeveynler, çocuklarının IQ’sunu 15 ve üstü IQ puanı kadar geliştirebilirler. Bu, okulda zorlanan bir çocukla iyi bir üniversiteyi bitiren bir çocuk arasındaki fark demektir. Tek hücre ekstraksiyonundan zigot genotipleme, hâlihazırda teknolojik olarak oldukça gelişmiştir, yani embriyo seçimi için sadece karmaşık fenotip öngörüsünün geliştirilmesi gereklidir. Bu yöntemlerin masrafı, birçok özel kreşin ücretinden daha az olacak ve tabii ki kazanımları ömür boyu devam edecektir.

Konunun ahlaki yanı karmaşıktır ve nispeten kısa bir süre içinde bu kabiliyetler gerçek olabileceğinden, ciddi olarak özen gerektirir. Her toplum, insan genetik mühendisliğindeki sınırlarını kendisi belirleyecektir, fakat farklı bakış açıları görebiliriz. Çok büyük olasılıkla, bazı ülkeler genetik mühendisliğine izin verecek ve dolayısıyla tüm dünyadan, üreme teknolojilerine erişmek için seyahat edebilecek seçkin kişilere fırsat kapılarını açacaktır. Çoğu teknolojide olduğu gibi zengin ve nüfuzlular, ilk yararlananlar olacaktır. Gerçi eninde sonunda birçok ülkenin insan genetik mühendisliğini, sadece yasal hale getirmekle kalmayıp ulusal sağlık sistemlerinin (isteğe bağlı) bir parçası yapacaklarına inanıyorum.

Yoksa daha önce insan tarihinde yaşanmamış bir eşitsizlik söz konusu olacaktır.

 

Yazan: Stephen Hsu

Düzenleyen: Ayşegül Şenyiğit

Not: Bu yazı Nautilus adresinden çevrilmiştir.

Elmas Yüzüğünüz Dünyadaki Yaşamın Kökenini Açıklayabilir‏!

Kargalar Ne Kadar Zeki? Sandığınızdan ve Bildiğinizden de Fazla!

Yazar

Şule Ölez

Şule Ölez

Yazar

ODTÜ EEE '88 mezunudur. Evrim Ağacı'nda genel editörlük ve çevirmenlik yapmaktadır. Ayrıca Kırsal Çevre Derneği'nin aktif üyesidir. İlgi alanları Türkçe ve İngilizce dilleriyle başta bitkiler olmak üzere tüm canlılardır.

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim