Gece Modu

Bu yazı, Nautilus isimli kaynaktan birebir çevrilmiştir. Çevirmen tarafından, metin içerisinde (varsa) açıkça belirtilen kısımlar haricinde, herhangi bir ekleme, çıkarma veya değişiklik yapılmamıştır. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Okulda zor zamanlar geçirdim. Diğer genç ergenler gibi ben de kendimi temelden kusurlu buluyordum, acı verici bir yalıtılmışlık hissediyordum. Geleceğim bana ümit vaat etmiyordu. Yataktan kalkmamaya başladım. Kendime faça attım. Bir intihar notu bile yazdım. 

Hiç kimsenin başına gelmesini istemediğim, korkunç zamanlardı. Ancak tuhaf bir şekilde, kendime zarar veren bu davranış biçimimin bir faydası olmuş olabilir. Sonlara doğru içinde bulunduğum durum hakkında ipuçları verdim ve bu da, kendimi daha iyi bir duruma yöneltecek bir müdahaleye yol açtı. Hastaneye yatırıldım. Bu da benim ödümü kopardı, bir daha maruz kalmak kalmak istemediğim bir acı çekme sürecini ortaya çıkardı. İlaçlarımı tekrar kullanmaya başladım ve okuluma devam edebilmek için ne gerekiyorsa yaptım. 

Her altı Amerikalıdan biri, yaşamlarının bir döneminde majör depresif bozukluk yaşıyor. Bu kelime, yani “bozukluk”, çoğumuzun depresyonu nasıl gördüğüne işaret ediyor: Bir çöküntü, sistemde bir hata, atlatılıp geçmişte bırakılması gereken bir şey. 

Buna karşın bazı psikologlar, depresyonun bir fonksiyon bozukluğu olmadığını, belirli bir dizi fayda sağlayacak şekilde dizayn edilmiş, evrimleşmiş bir mekanizma olduğunu öne sürüyor. Ben de ciddi ciddi bana da fayda sağlayıp sağlamadığını düşündüm, hem lisede hem de sonraki yaşamımda. Eğer haklılarsa, depresyon hakkındaki düşünme biçimimizin de bir müdahaleye ihtiyacı var demektir.

Depresyon Evrimleşmiş Olabilir mi?

Depresyonun evrimsel fonksiyonu hakkında birçok teori mevcut. Mevcut fikirler arasında en popüler olanlarından birisi, analitik ruminasyon hipotezi. Bu fikir en kapsamlı şekilde 2009 yılında, McMaster Üniversitesinde evrimsel psikolog olan Paul Andrews ve Virginia Üniversitesi Öğrenci Sağlık Hizmetlerinde psikiyatrist olan J. Anderson Thomson tarafından açıklanmıştır. Andrews, depresyonun fiziksel ve zihinsel semptomlarının organize bir sistem oluşturuyor gibi göründüğünü bildirmiştir. Örneğin anhedoni, yani birçok aktiviteye ilgi duymama ya da zevk almama görülür. Ruminasyonda, yani bir kişinin acısının kaynağını takıntılı şekilde düşünmesinde artış olur. Analitik yeteneğin belirli türleri artar. REM uykusunda, yani beynin anı oluşturduğu zamanlarda ani bir yükselme meydana gelir.

Andrews bu semptomları, evrimsel dizaynın yanlış yola saptığı, tesadüfi olmayan çeşitlenmeler olarak görür. Etraflıca bakıldığında, bir çökkünlük neden bu kadar eşzamanlı tepki seti oluştursun ki? Andrews şunu ileri sürer: Bu dizaynın işlevi, bizi yaşamın normal meşguliyetlerinden uzaklaştırmak ve depresif süreci tetikleyen, altta yatan sorunu anlamaya ya da çözmeye odaklamaktır. Örneğin başarısız bir ilişki gibi. Eğer hayatınızda bir şeyler kötü gidiyorsa, bu konuda çaba harcamalı ve bir çözüm bulmalısınız. Bu bakış açısına göre, depresyona eşlik eden ve sizi değersiz hissettirip hayatınızdaki şeyleri çok olumsuz algılamanıza yol açan sistemsiz ve aşırı düşünme, günlük yaşamdaki pozitif yanılsamaları aşmak ve sorunlara odaklanmak için gereklidir. Depresyondaki 61 denek ile yapılan bir çalışmada, her 5 kişiden 4’ü içgörü, problem çözme ve gelecekteki hataların önlenmesini de içerecek şekilde, ruminasyonlarında en azından bir pozitif nokta gördü. Vanderbilt Üniversitesinde psikoloji profesörü olan Steven Hollon şöyle diyor:

Birçok depresyon nöbeti kendiliğinden sona erer. Buna spontan düzelme denir ve Paul’un, bunun nasıl gerçekleştiğine ilişkin bir açıklaması olabilir. Bilişsel davranışsal ve problem çözme terapilerinin işe yarayabilmelerinin nedeni, sadece birkaç hafta içinde, aylar sürecek şekilde evrimleşmiş süreçlere odaklanıp bu süreçleri hızlandırması olabilir.

Hatta intihar davranışının bile bir dizayn fonksiyonu olabilir. Araştırmacıların ufak bir azınlığı, doğru koşullar altında kendimizi öldürmeye çalışacak şekilde evrimleşmiş olabileceğimize inanıyor. Washington State Üniversitesinde antropolog olan Edward Hagen bu fikri destekleyip sözcülüğünü yapanlar arasında önde gelen bir isim. Hagen, Evolution and Human Behavior (Ç.N. Evrim ve Hayvan Davranışı) dergisinin Mayıs 2016 sayısında, bu fikri destekleyecek güncel bir çalışma sundu. O ve iki ortak yazar olan Kristen Sym ve Zachary Garfield, intihar davranışını stratejik bir davranış olarak ele alan iki intihar davranışı modeli için kanıt bulmak üzere işe giriştiler.

Kapsayıcı Uyum Modeli

İlk model “kapsayıcı uyum” olarak adlandırılıyor ve “bencil gen” kavramına dayanıyor: Doğal seçimde üremenin en temel birimi bireysel organizma değil, gendir. Genleriniz, kendileri hayatta kalabildiği sürece, sizin üremek için hayatta kalıp kalmamanızla ilgilenmez ve bu genler, sizin dışınızdaki başka insanlarda da mevcuttur. Böylelikle eğer kendisini feda etmesi, genlerinin birçoğunu paylaştığı aile bireyleri için yeteri kadar fayda sağlıyorsa, ev sahibi organizmayı buna yönlendirebilir. Bundan dolayı insanlar sadece kendi uyumlarını değil, aynı zamanda akrabalarınınkini de maksimize etmeye çalışır. Birçok ebeveyn, çocuklarını kurtarmak için kendilerini pat diye bir otobüsün önüne atabilir. Bunun yanı sıra intihar düşüncesi ile ilgili çalışmalarda, insanlar sıklıkla başkalarına bir yük olmak istemediklerini söylemektedir. 

Pazarlık Modeli

İntihar eğiliminin ikinci stratejik modeli de, “maliyetli mesaj verme” kavramına dayanan pazarlık modelidir. Maliyetli mesaj vermeye renkli bir örnek, erkek tavus kuşudur. Büyük ve göz alıcı bir kuyruğa sahip olmanın maliyeti yüksektir; çünkü hem enerji israfı anlamına gelir, hem de avcıları kendine çeker. Ancak erkek tavus kuşu ne kadar sağlıklıysa, büyük bir kuyruğa sahip olması da o kadar düşük maliyetlidir, yani büyük kuyruklar, dişi tavus kuşlarına genetik bakımdan sağlıklı olma mesajı vermektedir. Maliyetli olmalarına karşın değil, maliyetli oldukları için çekicilerdir. Maliyetli mesajlar sağlıklı olmanın yanı sıra bir ihtiyaç da iletebilir. Örneğin yavru kuşları ele alın. Eğer anneleri hemen yanlarındaysa cıvıldamaya ihtiyaç duymazlar ve zaten cıvıldamak avcıları kendilerine çektiği için yüksek maliyete sahiptir. Ancak bir yavru kuş ne kadar aç ya da hastaysa, yenmekle kaybedecek o kadar az şeyi, beslenmekle ise kazanacağı o kadar çok şeyi var demektir. Böylelikle daha yüksek sesle cıvıldamak, yiyecek için gerçekten büyük bir ihtiyaç mesajı verir ve anne de tepki verir. (Antropologlar ve psikiyatristler uzun zamandan beri intihar girişimlerini yardım çığlığı olarak değerlendirirler, ama bu girişimleri bağlama bağlı ve maliyet-fayda analizlerinin sonucu olarak değil, yardım istemenin patolojik biçimleri olarak ele alırlar.) İntihar eğiliminin kapsayıcı uyum modelindeki hedefi ölüm, pazarlık modelinde ise yardımdır. İntihar girişimlerinin ezici bir çoğunluğunun ölümle sonuçlanmaması, kritik öneme sahiptir. 

Maliyetli Mesaj Verme: İntiharin pazarlık modeline göre, bir canlının kendi yaşamını sona erdirmesinin maliyeti yüksektir. Bu yüzden canlı kendi sosyal çevresine açık bir mesaj verir. Erkek tavus kuşunun kuyruğu da buna bir örnektir.
Maliyetli Mesaj Verme: İntiharin pazarlık modeline göre, bir canlının kendi yaşamını sona erdirmesinin maliyeti yüksektir. Bu yüzden canlı kendi sosyal çevresine açık bir mesaj verir. Erkek tavus kuşunun kuyruğu da buna bir örnektir.

Hangisi Gerçek?

Bu modelleri inceleyen Hagen ve arkadaşları, her bir modelin tutarlı mı yoksa tutarsız mı olduğuna dair bir ipucu bulmak amacıyla, dünyanın çeşitli bölgelerindeki 53 farklı kültürde intihar davranışını tanımlayan 474 etnografik kaydı analiz ettiler. Kapsayıcı uyum iddiasını destekleyecek şekilde, her 3 kültürden birinde, intihar kurbanının diğer insanlar için bir yük olarak görüldüğünü betimleyen kayıtlar vardı. Birkaç kayıtta kurban, düşük üreme potansiyeline sahipti (yaşlılık ya da kötü sağlık nedeniyle), birkaçında da kurbanın yakınlarının durumunun ölüm olayından sonra daha iyi duruma geldiği betimleniyordu. Ancak modelle çatışacak biçimde çok sayıda kayıtta aile üyelerinin durumu daha kötüye gitmişti ve birçok kurban sağlıklıydı.

Pazarlık modelini destekleyecek şekilde, intihar girişiminde bulunanlar çoğunlukla sağlıklıydı; girişimler diğer insanların gözü önünde olmuştu, başarısızdı ve sıklıkla, kişinin bir çıkarıyla sonuçlanmıştı. Üç gözlem ise oldukça manidardı: İlki, kurbanlar genellikle bir eşin ya da kaynakların kaybı gibi zorlayıcı bir olaya maruz kalmışlardı. Bu durumda intiharın uzun vadede tekrar denenmesi olasılığı, diğer insanların nasıl tepki verdiğine bağlıydı. İkincisi, kurbanlar genelde kişisel olarak güçsüzdü. Üçüncüsü ise, sıklıkla çevresindeki insanlarla çatışma halindelerdi ve bir pazarlık aracı arayışındalardı. Toparlanacak olursa, kurbanlar ciddi bir sorunla başa çıkmak için yardım arıyor; ancak bulamıyorlardı. Araştırmacılar Papua Yeni Gine’deki insanlarla 1958 yılında yapılan bir çalışmayı belirgin bir örnek olarak sunarlar: 

İntihar girişimi, bir kadının, hamisi olan erkek tarafından dövülmesiyle cezalandırılır. Durum: Kız, hoşlanmadığı bir erkekle evlenmeye zorlanıyor. Evliliği önlemek için birkaç kez intihar girişiminde bulunuyor. Ya nehirden kurtarılıyor, ya da nehrin sığlaştığı bir yerden alınıyor. Sonuç: Kız her intihar girişiminden sonra ciddi ölçüde dövülüyor. Bunu denemeyi kesmediği için de kızın, sevdiği kişi olan Jok ile evlenmesine babası ve abisi rıza gösteriyor.

Hagen ve arkadaşları, intihar eğilimi ile ilgili kapsayıcı uyum ve pazarlık modellerinin ikisinin de geçerli olduğu sonucuna ulaştılar. Harvard Üniversitesinde intihar ve kendini yaralama konusunda uzman olan Matthew K. Nock şunları söylüyor:

Hagen, mevcut veriyle uyum sağlayan gerçekten ilginç ve ikna edici teorik modeller öne sürdü. Bunlar da, alanda uzun süredir bir gizem olan intihar davranışının evrimsel bir bakış açısından açıklanmasına yardımcı olabilir.

Makaledeki kanıtlara göre, iki model de olguyu tamamen açıklamıyor. Evrimsel teoriler güçlüdür; fakat kaygan bir zemine sahip olabilirler. Ancak diğer birkaç çalışma da pazarlık modelini bir ölçüde destekliyor.

Örneğin bu model, intiharda önde gelen bir risk faktörü olan depresyonun, diğer insanlar buna uygun tepki verdiğinde büyük sıklıkla bir pazarlık aracı olarak kullanılacağını öngörür. 1987’de yapılan bir çalışmada insanların sosyal çevreleriyle ne kadar problemli olduklarını derecelendirme ölçüleri, kendi depresyon seviyelerini öngörebildi; ancak bu öngörü sadece, sosyal ağlarının normalde kendilerine yardımcı olduğunu düşünen insanlarda geçerliydi. 1997’de yapılan başka bir çalışmada da yeni kürtaj olmuş kadınların anneleri veya arkadaşlarıyla çatıştıklarında daha yüksek depresyon ve kaygı bildirdikleri bulundu; ancak bu da sadece annelerinin veya arkadaşlarının kendileri için normalden yüksek derecede destekleyici olduklarını söyleyenlerde geçerliydi. Eğer çevrenizdeki insanların umurunda değilse, sosyal çatışmalara depresyon ile tepki vermek işe yaramaz. Depresyon, kişinin ve ona bağımlı olan kişilerin genlerinin hayatta kalmasını tehlikeye atan bir pazarlık kozu olabilir, bu da kişinin sağlıklı olmasından çıkarı olan herkes için önem arz etmelidir. 

Pazarlık modeli aynı zamanda neden kadınların erkeklerden yaklaşık iki kat daha fazla depresyona girdiğini anlamaya yardımcı olabilir. Hagen ve Helsinki Üniversitesinde bir psikolog olan Tom Rosenström, 2016’da yayınladıkları makalede CDC tarafından yapılmakta olan ve halen devam eden bir çalışmada, 4192 Amerikalı yetişkinle ilgili verileri analiz ettiler. Hipotezleri, sosyal çatışmalarda depresyonu kullanan kadınların aksine, fiziksel olarak kadınlardan güçlü olan erkeklerin pazarlık taktiği olarak öfkeyi kullandıkları idi. Veriler, daha fazla bedensel güce sahip olan insanların depresyona girme olasılıklarının daha düşük olduğunu gösterdi. Dahası, araştırmacılar istatistiksel ilişkiden fiziksel gücün etkisini çıkardıklarında, erkeklerin ve kadınların eşit düzeyde depresyona yatkın olduğunu gördüler. Hagen, maliyetli mesaj verme bağlamında doğum sonrası depresyonla ilgili şunları yazdı: Bir annenin, kendisinin ya da bebeğinin sağlığına ilgi kaybı bir avantaj olabilir; bu şekilde yeterince yardımsever olmayan eşin ya da sosyal topluluğun yardımını kazanabilir. Depresyon, ihtiyaç duydukları desteği bulamayanlar için –bilinçli ya da bilinçsiz bir biçimde- bir araç haline gelebilir.

Tüm Bunlar Ne Anlama Geliyor?

Peki biz depresyonun bu evrimsel modellerine dayanarak ne yapmalıyız? Hagen şöyle diyor:

Teorilerime dayanarak tavsiye verme konusunda pek rahat değilim; çünkü bu teorilerimin doğru olduğu anlamına gelir, bu durumda biz de bu bilgiyi laboratuvarın dışına alıp klinik olarak uyguluyor oluruz. Sanırım iş henüz o noktaya varmadı.

Ayrıca eğer teorileri doğruysa yine de resmin bütününün tam olarak görülemeyeceğini ekliyor. Çünkü depresyon kolayca üstesinden gelinebilecek bir şey değil. Depresyon tedavisi sizin ve ailenizin arasındaki, belirgin iyi ya da kötü adamların bulunmadığı ciddi çatışmaları çözmeyi gerektirir. Terapi bağlamında klinik çalışmacılar hastaların ailelerini de devreye sokup, sorunlarla birlikte mücadele etmelidir; ancak çoğu zaten bunu yapıyor. Hagen, “Söylediklerimin çoğu pratikte çok radikal şeyler değil.” diyor.

Yine de bu teoriler, depresyon konusundaki geleneksel uygulamalara yeni bir ışık tutuyor. Eğer depresyon bilinçli ya da bilinçsiz biçimde gerçekleştirdiğimiz stratejik bir tepki ise, semptomlarını antidepresan kullanımı gibi şeylerle bastırmamızın bir mantığı var mı? Hagen antidepresanları ağrı kesici olarak görüyor, bir doktorun kırık bir bilek için ağrı kesici yazıp bileği alçıya almamasını etik dışı olarak değerlendiriyor. Altta yatan problemi çözmek durumundasınız. Hagen, DSM’nin (psikiyatrik tanılama el kitabı) majör depresif bozukluğun tanılama kriterlerinden yaşam şartlarını –hatta yakının ölümü sonucu oluşan matemi bile- istisnasız tamamen çıkarmasından üzüntü duyuyor. Bu çıkarma, tanılamayı daha nesnel ve bilimsel yapma, uzmanların nedenlerden çok gözlemlenen semptomlara odaklanması çabalarının bir parçası olarak yapıldı.

Fakat depresyon sıklıkla kendisine yol açan belirgin olaylar sonucu gelişir. Nedenselliği göz ardı etme, birçok uygun hasta tepkisinin de bozukluk olarak kategorize edilmesine olanak sağlar ve bu durum da depresyonun stratejik, evrimleşmiş bir tepkiden çok bir çöküntü olarak görülmesi sonucuna götürür. Antidepresan ilaç yazma bir hastanın duygudurumunu olumlu yönde değiştirebilir; ancak bu süreç içinde hastanın altta yatan çatışmaları çözmesini ve böylelikle uzun vadede duygudurumunu daha da düzeltmesini engeller. Depresyon genelde nedensiz ortaya çıkmaz. Çoğunlukla zorlu yaşam olaylarına bir tepkidir; vakaların yüzde 80’inde önemli yaşam olaylarından sonra belirir. Örneğin bir kadının, yakın bir akrabasının ölümünü takip eden ay içinde depresyona yakalanma olasılığının 20 kat arttığı tespit edilmiştir. 

Depresyonun işlevi konusundaki fikir savaşının özü, aleni bir tetikleyici olmadan ortaya çıkan o yüzde 20’lik kısım olabilir. Belki de aleni olmayan, kişinin zihninde pusuya yatmış ya da aile yaşamında saklı bir neden olduğunu söyleyebilirsiniz. İntihar konusunda uzman olan Florida Devlet Üniversitesinden Thomas Joiner şöyle diyor:

Depresif süreçler nüksedip durdukça neyin tetiklediğini bilmek giderek daha zor olabilir; ancak genellikle orada bir yerdedir. Tetikleyiciler, anılar gibi şeyler olabilir.

Fakat geçmişinizdeki bir şeyi, örneğin çocuk parkında sizinle alay edilmiş olmasını her zaman, potansiyel ruhsal sonuçları olan bir durum olarak öne çıkarabilirsiniz. Bu durumda depresyonun stresli durumlara karşı uygun bir tepki olduğu hipotezini nesnel olarak test etmek imkansıza yakın olur.

Başka bir uyarıda daha bulunmak gerekiyor. Depresyon çağlar boyunca işe yarar bir araç olarak evrimleşmiş olsa bile, bu onu günümüzde kullanışlı kılmaz. Canımız şeker ve yağ isteyecek şekilde evrimleşmiş olabiliriz; ancak bu adaptasyon, modern çevremizdeki kalori bolluğuna yanlış bir şekilde uyum sağlayarak bir obezite salgınına yol açmıştır. Depresyon, yanlış uyum yapmış bir durum olabilir. Hagen, evrimimizin çoğunda akrabalarımızla yaşadığımızı, günümüzün çoğunu yaşamımıza müdahale etmeye hazır insanlarla geçirdiğimizi, depresif süreçlerin bu durumda hızlı çözümlere ulaştığını kabul ediyor. Günümüzde ise yalıtılmış durumdayız. Şehirden şehire taşınıyoruz, üreme sağlığımızdan pek de çıkarı olmayan insanlarla yaşıyoruz. Böylelikle depresif mesajlarımız önemsenmiyor, daha sonra birikerek tutarlı, ciddi fonksiyon bozukluğuna dönüşüyor. 

Bir Fin araştırmasının gösterdiğine göre kentleşme ve modernleşmenin son iki yüzyıldır yükselmesi, intihar oranlarının yükselmesi ile birlikte gerçekleşti. Bu depresyonun -eğer daha önce öyle olmuşsa bile- artık fonksiyonel olmadığı anlamına gelmiyor. Sadece modern dünyada, bizim arzu ettiğimizden daha çok amacından sapıyor gibi görünüyor. Bunun yanı sıra bazı depresyon vakaları evrimsel dizayn tarafından da açıklanamıyor. Brown Üniversitesinde psikiyatrist olan ve Prozac’ı Dinlemek ve Depresyona Karşı kitaplarının yazarı Peter Kramer, en azından bazı depresyon nöbetlerinin genetik hatalar ya da önceki çözümlenmemiş nöbetler boyunca öğrenilmiş olumsuz düşünme örüntülerinden kaynaklanıyor gibi göründüğünü belirtiyor. Hagen de dahil birçok kaynak, depresyonun sadece tek nedeni olan bir hastalık olmadığında uzlaşıyor.

Tam tersi biçimde, eğer günümüzde depresyon ve intihar eğiliminin belirli bir amacı varsa bile, bunlar illa ki böyle yapmak için evrimleşmiş demek değildir. Arizona Devlet Üniversitesinde Evrim ve Tıp Merkezinin bir psikiyatristi ve yöneticisi olan Randolph Nesse, bu olasılığı, pazarlık modelini göz önünde bulundurarak ele alıyor:

Bazı insanlar diğerlerini manipüle etmek için intihar tehdidini kullanırlar, bu bazılarının cinayet tehdidine ya da sırları açığa çıkarma tehdidine benzer. Ancak bunları, doğal seçime göre biçimlenmiş belirli adaptasyonlar olarak görmüyorum. Bunlar sadece insanların diğerlerini etkileme gayretlerinde kullandığı sayısız yollardan bazıları...

Nesse, intiharın kapsayıcı uyum modelini daha da az inandırıcı görüyor:

Hayvanların, akrabaları için kendilerini feda ettiği birçok örnek vardır; ama ben intiharı bunlardan biri olarak görmüyorum. Her şeyi geride bırakıp gitmiyorlar. Daha geniş bir açıdan bakılırsa, düşük duygudurumla ilgili faydalı bir şey var, daha iyiye götürebilecek bir anahtar. Keşke daha fazla psikiyatrist bunu kabul etseydi.

Evrimsel modellerin psikiyatri camiasının kalbini kazanmadığı ortada. Thomson şöyle diyor:

Benim uzmanlık alanım olan psikiyatri, depresyonu hala sadece bir hastalık olarak görüyor.

Sağlık sigortalarının sınırlılıkları, birçok psikiyatristi konuşma terapisinden uzaklaştırıp daha etkili olan reçete yazmaya zorladı. Thomson bu konuda şöyle diyor:

Depresyonun sadece bir hastalık modeli olarak görülmesiyle ilgili kurumsal ve bilimsel bazda büyük bir yatırım var. Ben meslektaşlarıma yapmamaları gerektiği zaman bile ilaç tedavisine başladıklarını söylüyorum. Bu hiç de iyi bir haber değil.

Eğer Thomson, Hagen ve diğerleri evrimin bizi stratejik olarak depresyona sokacak şekilde biçimlendirdiği konusunda haklılarsa, tedavi stratejilerimizin değişmesi gerekiyor. Hagen depresyonu tıbbi değil, sosyal bir sorun olarak görüyor. Andrews ve meslektaşı Paul Watson, pazarlık modelinin bir versiyonunu içeren bir teori olan sosyal yönlendirme hipotezini, 2002 yılında yazıkları bir makalede tanımladılar. Şöyle diyorlar:

Belki de en iyisi ilaç yazmak değil de, depresyonun o sefil ancak muhtemelen uyum sağlayıcı sihrini, koruyucu bir denetim altında, sosyal ağ üzerinde kullanmaktır.

Bu şekilde çevresel şartlara ve etkenlere çok daha fazla dikkat edileceği kesinleşir.

Depresyon gibi kişiyi alaşağı eden bir durum hakkında gayrişahsi evrimsel terimlerle düşünmek zordur, özellikle bunun ezici ağırlığını üzerinde hissetmiş olanlar için. Ben de bazen kendi (şu an idare edilebilir) depresyonum olmasaydı ne kadar çok üretken olabileceğime hayıflanıyorum. Ancak bugünlerde bile melankolik durumumun faydaları olabileceğini de hesaba katıyorum. Hayatımda nereye gittiğime ilişkin daha derin sorulara odaklanmamı sağlıyor. Bana her şeyin değerini sorgulatmasına rağmen, ya da hatta belki de, sorgulattığı için. 

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 5
  • Tebrikler! 11
  • Bilim Budur! 1
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 2
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • Umut Verici! 1
  • Merak Uyandırıcı! 3
  • Üzücü! 1
  • Grrr... *@$# 1
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 1
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • Çeviri Kaynağı: Nautilus
  • R. C. Kessler. (2003). The Epidemiology Of Major Depressive Disorder: Results From The National Comorbidity Survey Replication (Ncs-R). JAMA, sf: 3095-3105.
  • E. H. Hagen. (2009). Evolutionary Theories Of Depression: A Critical Review. The Canadian Journal of Psychiatry, sf: 716-726.
  • P. W. Andrews, et al. (2009). The Bright Side Of Being Blue: Depression As An Adaptation For Analyzing Complex Problems. Psychological Review, sf: 620-654.
  • E. Watkins, et al. Why Do People Ruminate In Dysphoric Moods? . (2001, Ocak 01). Alındığı Tarih: 01 Ocak 2001. Alındığı Yer: 723-734
  • K. L. Syme, et al. (2016). Testing The Bargaining Vs. Inclusive Fitness Models Of Suicidal Behavior Against The Ethnographic Record. Evolution and Human Behavior, sf: 179-192.
  • M. Hutson. The Power Of The Hoodie-Wearing Ceo. (2013, Aralık 17). Alındığı Tarih: 02 Eylül 2019. Alındığı Yer: The New Yorker
  • M. D. Pagel, et al. (1987). Social Networks: We Get By With (And In Spite Of) A Little Help From Our Friends. Journal of Personality and Social Psychology, sf: 793-804.
  • B. Major, et al. (1997). Mixed Messages: Implications Of Social Conflict And Social Support Within Close Relationships For Adjustment To A Stressful Life Event. Journal of Personality and Social Psychology, sf: 1349-1363.
  • E. H. Hagen, et al. (2016). Explaining The Sex Difference In Depression With A Unified Bargaining Model Of Anger And Depression. Evolution, Medicine, & Public Health, sf: 117-132.
  • E. H. Hagen. (1999). The Functions Of Postpartum Depression. Evolution and Human Behavior, sf: 325-359.
  • M. Hutson. In ‘Shrinks,’ Jeffrey A. Lieberman With Ogi Ogas Explore The History Of Psychiatry. (2015, Mart 06). Alındığı Tarih: 02 Eylül 2019. Alındığı Yer: Washington Post
  • S. Stack. (2016). The Effect Of Modernization On Suicide In Finland: 1800-1984. Sociological Perspectives, sf: 137-148.
  • P. J. Watson. (2002). Toward A Revised Evolutionary Adaptationist Analysis Of Depression: The Social Navigation Hypothesis. Journal of Affective Disorders, sf: 1-14.

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 21/11/2019 20:52:20 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/723

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Reklam
Reklam
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Dünya'nın hiçbir yerinde mutlak özgürlük bulunmaz. Özgürlük, her zaman görelidir.”
Zhang Jie
Geri Bildirim Gönder