Darwin ve Sonrası - Stephen Jay Gould

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Yazar: Stephen Jay Gould

Yayıncı: Tübitak

Çeviren: Ceyhan Temürcü

Orjinalinin Basım Yılı: 1979

Çevirinin Basın Yılı: I. Basım- 2000, VI. Basım- 2003

Durumu: (Bulunabilirlik bölümüne bakınız)

 

Yazar hakkında kısa biligilendirme

Stephen Jay Gould (d. 10 Eylül 1941 - ö. 20 Mayıs 2002). Amerikalı paleontolog, jeolog, zoolog, evrimci ve bilim tarihçisi. Kendi dilinin ve kendi kuşağının en çok okunan popüler bilim yazarlarından birisidir. Yaşamının önemli bir bölümünü Harvard Üniversitesi'nde ders vererek ve New York'taki Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'nde çalışarak geçirmiştir.

 

Kitabın Bölümleri:

1. Darwin’in Dünyası

2. İnsanın Evrimi

3. Garip Organizmalar ve Evrimsel İbretler

4. Yaşam Tarihindeki Örüntüler ve Kesinti Dönemleri

5. Yeryüzü Kuramları

6. Kiliselerden Beyinlere ve Gezegenlere, Büyüklük ve Şekil

7. Toplumda Bilim- Tarihsel Bir Bakış

8. İnsan Doğasının Bilimi ve Politikası

 

Özet Açıklama

“Darwin ve Sonrası” adlı kitabın açıklamasında, Gould’un kendi yazdıklarını sunmayı tercih ediyorum. Gould kendi kitabını –sizin de göreceğiniz gibi- kısa ve açık bir şekilde anlatıyor. Umarım yardımcı olur.

(Kaynakça: Darwin ve Sonrası önsözü; Sayfa IV-VI)

İlk bölüm Darwin’in kuramının kendisini, özellikle de H.J. Muller’ın yakınışına (Be-nim Notum: Yazarın burada söylediği şey, Darwin’in Köken’i yazmasının 100. yılında yuka-rıda ismi geçen bilim insanının “100 yıllık Darwin’sizlik yeter artık” demesidir.) esin kaynağı olan köktenci felsefeyi ele alıyor. Evrim amaçsızdır, belli bir yönde ilerlemez ve maddeseldir. Bu iddialı sonuca birkaç eğlenceli bilmeceyle yaklaşıyorum: Beagle gemisinin doğabilimcisi kimdi (Darwin değil); Darwin neden “evrim” sözcüğünü kullanmadı; kuramını yayımlamak için neden yirmi yıl bekledi?

İkinci bölüm Darwinciliğin insan evrimine uygulanışını içeriyor. Hem diğer yaratıklar arasındaki benzersiz konumumuzu, hem de onlarla olan birliğimizi vurguluyorum. Benzersiz-liğimiz yüce varlıklara olan bir yatkınlığın değil, olağan evrimsel süreçlerin sonucudur.

Üçüncü bölümde evrim kuramındaki bazı karmaşık konuları garip organizmalara uy-gulanışları yoluyla açıklıyorum. Bu denemeler bir düzeyde dev çatal boynuzlu geyiklerle, an-nelerini içlerinden yiyen sineklerle, arka kısımlarında sahte bir balık geliştiren midyelerle ve 120 yılda bir çiçek açan bambularla; diğer bir düzeyde ise uyum sağlama, yetkinleşme ve gö-rünüşte amaçsızlık konularıyla ilgililer.

Dördüncü bölüm yaşam tarihindeki bazı oluşumları evrim kuramını kullanarak ince-liyor. Görkemli ilerleme öyküleri yok; uzun süren görece dinginlik çağlarının büyük soy yıkı-mı ve hızlı oluşum dönemleriyle kesintiye uğradığı bir dünya (Benim Notum: Gould, Niles Elderage ile birlikte “kesintili denge” kuramını ortaya atmışlardır. Son cümlede anlatılan da kesintili denge kuramının özeti sayılabilir.). İki büyük kesinti dönemine odaklanıyorum: yak-laşık 600 milyon yıl önce karmaşık hayvan yaşamının büyük bölümünü müjdeleyen Kambri-yen “patlama” ve 225 milyon yıl önce deniz omurgalıları familyasını yarısını silip süpüren Permiyen soy yıkımı.

Yaşam tarihinden yaşamın yuvasının tarihine, yerküremizin tarihine geçiyorum (beşin-ci bölüm). Dünyanın en kapsamlı sorularıyla –yerkürenin tarihinin belirli bir yönelimi var mı; değişim yavaş ve görkemli mi yoksa hızlı ve afetler eşliğinde mi ortaya çıkıyor; yaşamın tari-hi yerkürenin tarihiyle nasıl örtüşüyor- boğuşan eski kahramanlardan (Lyell) ve modern aykı-rılardan (Velikovsky) söz ediyorum. Bu sorulardan bazılarına, levha tektoniği ve kıta kayma-ları bilgileriyle zenginleşen “yeni jeoloji” içinden olası çözüm yolları sunuyorum.

Altıncı bölüm küçük boyutlardan yola çıkıp büyük sonuçlara ulaşmayı deniyor. Tek ve basit bir ilkeyi –nesnelerde büyüklüğün şekil üzerindeki etkisi- inceleyerek, bu ilkenin şaşıla-cak kadar çok gelişim görüngüsüne uygulanabileceğini ileri sürüyorum. Bunlar arasından gezegen yüzeylerinin evrimini, omurgalıların beyinlerini ve ortaçağın küçük ve büyük ki-liseleri arasındaki karakteristik şekil farklılıklarını konu alıyorum.

Yedinci bölüm konuların gelişiminden sapma gösterdiği için bazı okuyucuları şaşır-tabilir. Önceki bölümlerde gayretle, genel ilkelerden yola çıkıp bunların özel uygulamalarını, sonra yine bu ilkelerin yaşam ve yerkürenin ana gelişmelerinde nasıl etkili olduğunu göster-dim. Şimdi de evrimsel düşüncenin tarihine, özellikle de toplumsal ve politik görüşlerin sözde “nesnel” bilim üzerindeki etkisine geçiyorum. Bunu da bilimsel kendini beğenmişliğin diken-lerinden biri olarak görüyorum; içerdiği politik mesaj da cabası. Bilim, nesnel bilgilerle do-nanmış ve eski boş inançları yıkarak gerçeğe doğru ilerleyen amansız bir yürüyüş değildir. Sıradan insanlar olan bilim adamları, kuramlarında farkında olmadan çağlarının toplumsal ve politik kısıtlamalarını yansıtırlar. Toplumun ayrıcalıklı üyeleri olarak, çoğunlukla yerleşik toplumsal düzenlemeleri biyolojik temellerle bağdaştırır ve bunları savunurlar. Genel görü-şümü ortaya koymak için on sekizinci yüzyıl embriyolojisinin karanlıkta kalmış bir tartışma-sından, Engels’in insan evrimi hakkındaki görüşlerinden, Lombroso’nun doğuştan suçluluk kuramından ve bilimsel ırkçılığın katakomplarında anlatılan saptırılmış bir masaldan söz edeceğim.

Son bölüm aynı temayı izlemekle birlikte, onu günümüzdeki “insan doğası” tartışma-larına –evrim kuramının kötüye kullanımının toplumsal politika üzerindeki ana etkisine- uyar-lıyor. Birinci alt bölüm, atalarımızın katil maymunlar olduğu, saldırganlığın ve toprağı koru-ma güdüsünün doğuştan geldiği, kadının edilgenliğinin doğanın buyruğu olduğu, ırklar arasın-da IQ farklılıkları bulunduğu gibi savları son zamanlarda tepemize yağmur gibi yağdıran bi-yolojik belirlenimciliği, politik bir önyargı olarak eleştiriyor. Bu iddiaların hiçbirini destekle-yecek bir kanıt olmadığını ve bunların Batı tarihinin uzun ve acıklı bir öyküsünün son hortla-yışından başka bir şeyi temsil etmediğini ileri sürüyorum- kurbanı biyolojik ilkellikle suçla-mak ya da Condorcet’nin dediği gibi, biyolojiyi “suç ortağı” olarak kullanmak. İkinci alt bö-lüm, henüz vaftiz edilen “Sosyobiyoloji” ve onun, insan doğasının yeni ve Darwinci bir açık-laması vaadiyle ilgili hem memnuniyetimi hem de rahatsızlığımı dile getiriyor. Sosyobiyoloji-nin belirlenimci kipteki birçok özel iddiasının desteksiz spekülasyonlar olduğunu ileri sürer-ken, yaptığı Darwinci özgecilik açıklamasını –kalıtımın bize, doğal seçilimin buyurduğu katı bir toplumsal yapı değil esneklik verdiği yolundaki alternatif tercihime destek olarak- çok değerli buluyorum.

 

Kitapla İlgili Ufak Ayrıntılar

*Bu kitap aslında, Gould’un yazdığı denemelerin bir derlemesi. Konuların kısa dene-meler halinde ele alınması, okunabilirliği arttırıyor. Aynı zamanda bir “deneme” olması dola-yısıyla, tanımı gereği, okuyucuya kendi fikirlerini dayatmıyor; sadece tartışıyor, gerisini okuyucuya bırakıyor.

*Her zaman söylerim, şimdi de söylüyorum; kaynakça ve dizinin bulunması çok önemli; bu nedenle kitap bana göre bir artı puan daha kazanıyor.

*Okunabilirliği yüksek ama okur bazen, başka olgularla hareket edildiği ve bağlamın ani değişiminin yaşandığı kısımlarda, anlamakta zorlanabilir.

 

Okur Yorumu

Etrafımda bulunan insanlar arasında bu kitabı okuyan kimse olmadığı için bu bölümde benim görüşlerim hakim olacak.

Benim görüşlerim de üstte belirttiklerimi içine alıyor. Kitabın denemelere bölüm-lenmesi, okuyucuya kolaylık sağlıyor (Ben hızlı okuyan birisi olarak bu kitabı 1.5 günde okudum.)

Kitap konu açısından karma aslında. Birçok yönden evrimi ele almış. Fakat benim ilgimi çeken iki bölüm oldu. Bunlar: I. ve VIII. Bölümler.

İlk bölümde Darwin hakkındaki bilgiler, günümüz çevresinde çok bilinin bilgiler değil. Özellikle Beagle yolculuğu ile ilgili anlatılanlar beni şaşırtmıştı ilk okuduğumda. Darwin’i Gould’un yazılarında çok farklı görebilirsiniz.

Son bölümde ise Gould insan doğasının bilimi ve politikasını ele alıyor. Özet açıkla-mada da neler anlattığı yazıyor. Bu bölümde benim farklı bulduğum konu sosyobiyolojinin tartışması idi. Gould, birkaç bilim adamıyla birlikte sosyobiyolojiyi bazı yönlerinden eleştir-mişlerdi. Fakat Gould’un ilk başta yaptığı eleştirilerde kullandığı üsluptan kaynaklı olsa gerek, Wilson’a bir konferansta fırlatıldı (internette bununla ilgili bilgi bulamazsınız bulursanız bana ulaşın; bu olay hakkında ayrıntılı bilgi verebilecek birisi varsa o da bize yardımcı olabilir). Bu bilim dünyası için hiç iyi bir şey değildi; sosyobiyoloji, yanlış olan yerleri olsa da, birçok yön-den doğru saptamalarda bulunuyor. Wilson’a “Sosyal Darwinist” diyerek, çamur atarak, bir görüşlü yanlışlayamayız. Bence Gould bunu düşünerek sosyobiyoloji hakkında biraz daha dikkatli cümleler kullanmış; kendisi de, bilim dünyasında, yukarıda söylediğim gibi çirkin olayların yaşanmasından rahatsız olmuş kanımca. Ama Gould, sosyobiyolojiye eleştirel bir boyut katıyor. Bence bir araştırma programına bakarken farklı görüşler incelenmeli ve objek-tif yaklaşılmalıdır. Gould burada “sosyobiyolojinin bazı görüşlerine” karşı çıkıyor; ama bir-çok yönden desteklediğini de söylüyor. Yani buradan çıkartacağım sonuç, bir bilimi eleştiri-rken dikkatli ve hakkında bilgi sahibi olunması olacaktır.

 

Bulunabilirlik

“Darwin ve Sonrası”nın son basımı (elimdeki kitaba göre) 2003; ayrıca altı baskı yapılmış. Yani Tübitak’ın bu kitabı yeniden basması söz konusu değil.

İnternetten bulmanız olasıdır; ama sayısı az olabilir veya tükenmiştir.

“Darwin ve Sonrası”na sahip olmak istiyorsanız, 2.el kitapçıları gezin, bulmanız muh-temel. Ankara için konuşmam gerekirse, şu sıralarda Kızılay’daki 2. el kitapçılarda bu kitap yok; aramaktan vazgeçmeyin, bulabilirsiniz.

Hep söylerim bir daha söylüyorum; en iyi yol kitap paylaşmaktır. Bu kitaba sahip ar-kadaşınızdan ödünç alın, hem arkadaşlığınız pekişir hem de kitabı okuma imkanını bulursunuz.

Neredeyse Bir Balina - Steve Jones

Darwin Devrimi: Evrim - Cogito Özel Sayısı

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim