Cope Yasası: Evrim Canlıları İrileşmeye Mi Zorluyor?

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Evrimsel süreçte canlıların değişim biçim ve miktarlarına baktığımızda çok sayıda eğilim (trend) görmekteyiz. Bugüne kadar analiz ettiğimiz tek bir istisna olmaksızın bütün canlıların evrimleştiğini gördük. Son yapılan araştırmalara göre karalarda 6.5 milyon, okyanuslarda ise 2.2 milyon ökaryotik (karmaşık yapılı) canlı türü yaşıyor. Bunlardan, karalardaki türlerin sadece %14'ünü (yaklaşık 910.000 türü), denizlerdekilerin ise sadece %9'unu (yaklaşık 198.000 türü) bugüne kadar sınıflandırıp inceleyebildik. Elbette, halen araştırmaların sürdüğü türler olduğu gibi, bu sayıya dahil edilmeyen yaklaşık 450.000 adet fosil canlı türü de bulunuyor. Dolayısıyla, tüm türlerin kabaca %10'unu bugüne kadar araştırmayı başardık ve hiçbiri bizi evrim konusunda yanıltmadı; yanılacağımıza işaret eden herhangi bir veri sunmadı. Tam tersine, hangi türe elimizi attıysak, daha önceden evrimin yaptığı öngörüleri doğrulayan ve hatta bambaşka açılardan doğrulayan bilgiler edindik. Zaten evrimsel biyolojiyi bu kadar güçlü bir bilim dalı kılan da, bu kapsamlı doğrulanma oranıdır.

Şu anda "Ne kadar da az türü tanıyoruz, nasıl olur da bunlardan yola çıkarak tüm türlerin evrimleştiğini iddia edebiliriz ki?" diye düşünüyor olabilirsiniz. Bu düşünce, temelde doğru olsa da, bilimsel açıdan oldukça hatalıdır. Çünkü ilk olarak, bugüne kadar keşfettiğimiz türler, istatistiki olarak var olan canlılığın tamamına yayılmış haldedir. Eğer ki sadece -örneğin- keseli memelileri tanıyor olsaydık, dediğiniz doğru olabilirdi. Ancak tanıdığımız türlerin sayısı, canlılığın her alanına yayılmış, çok kapsamlı bir bölgeyi kapsıyor. Bu nedenle elimizde oldukça iyi miktarda örnek var diyebiliriz. Dahası, eğer ki bugüne kadar keşfettiklerimizden çıkardığımız sonuç tamamen hatalı olsaydı, yeni analizlerle birlikte çok sayıda tutarsızlık ve uyuşmazlık görürdük. Ancak jeoloji, paleontoloji, biyoloji, genetik gibi sayısız alandan gelen veriler, her seferinde birbiriyle örtüşüyor ve sonucu doğruluyor. Son olarak, eğer ki bilimin bugünkü işleyişine güvenmeyeceksek, bugüne kadar bize bahşettikleri konusunda da iki yüzlülük yapmamamız gerekiyor. 

Örneğin, Dünya'nın her noktasında kuantum etkilerinin aynı şekilde çalıştığından emin değiliz. Bunu test etmedik. Sadece belli laboratuvarlar ve araştırmacıların bulunduğu bölgelerde bu deneyler yapıldı. Dünya'daki karasal alanların henüz önemli bir yüzdesine ayak basılmış değil, okyanusların ise sadece %5-10 civarını tanıyoruz! Fakat bilimin süreğenlik veya sürerlilik (üniformateryanizm) olarak bilinen ilkesi kapsamında, CERN Araştırma Merkezi'ndeki kuantum etkilerin, Amazon Ormanları'nda temel kuantum fiziği bakımından farklı olduğunu düşünmemiz için bir sebep yok. Benzer şekilde, canlılığın incelediğimiz kısmının istatistiki önemi ve canlılığa dair bugüne kadar öğrendiklerimiz (özellikle ortak ata gerçeği) düşünülecek olursa ve bunlara, her canlıdan benzer sonuçlar aldığımız gerçeği eklenecek olursa, diğer keşfedeceğimiz türlerin de evrimleşiyor olduğunu düşünmemek için herhangi bir neden bulunmamaktadır. Dolayısıyla, gönül rahatlığıyla (ama bilimsel şüpheciliği asla elden bırakmadan), elimizdeki verilerin tutarlı ve güvenilir olduğunu ve bunlardan çıkardıklarımızın en azından "tamamen hatalı" olmadığını düşünebiliriz.

Elde bu kadar fazla miktarda veri olduğunda, bazı desenler fark etmemek de mümkün değil. Ki zaten bu desenlerin varlığı ve farklı türlerde benzer evrimsel değişim desenlerinin görülmesi de, bugüne kadar evrimsel biyolojide ileri sürdüklerimizin doğruluğunu güçlendiren kriterlerden bir diğeri... Bu desenlerden en bariz olanı, birçok canlının evrimsel süreçte boyut olarak irileşmeye meyilli olduğudur. Bu, oldukça ilginç bir benzerliktir ve uzun yıllardır evrimsel biyologların aklını meşgul etmektedir.

Evrimsel süreç içerisindeki bu doğrusal (lineer) eğilimleri ilk fark eden evrimsel biyolog, Edward Drinker Cope isimli paleontologdur. Her ne kadar kendisi sadece "canlılar evrimsel süreçte irileşmeye meyillidir" şeklinde bir ifadede bulunmadıysa da, konunun temellerini atan kişi olmuştur. Ondan sonra gelen Fransız jeolog ve paleontolog Charles Depéret ile Alman zoolog Theodor Eimer ise bu eğilimi aslen açıkça ifade eden ve savunan kişiler olmuştur. Bu eğilime nihayetinde "Cope Yasası" adını veren isim ise, Alman evrimsel biyolog ve kuş bilimci Bernhard Rensch olmuştur.

Şöyle bir düşünecek olursanız, gerçekten de evrim tarihi içerisinde canlıların giderek "irileştiği" görülmektedir. Öncelikle prokaryotlardan ökaryotlar ve çok hücreliler evrimleşmiştir. Bu, mikroskobik düzeyde de olsa katlanan bir irileşmedir. Sonrasında çok hücreliler bin bir farklı dala ayrılarak, hep irileşme eğilimi göstermiştir. Bu eğilim, kimi zaman devasa dinozorlara kadar ulaşmış olsa da, kimi zaman çevresel baskılarla dizginlenmiştir. Ancak sayısız canlı türünde, her fırsat bulunduğunda irileşmeye yönelik bir evrim baskısı görülmektedir. Örneğin daha önceden sayısız defalar gösterdiğimiz gibi, atların evriminde çok bariz bir irileşme eğilimi görülür. Sadece atlarda da değil. İnsanlar da dahil olmak üzere birçok diğer canlıda bu irileşme ve büyüme eğilimi görülmektedir.

Bunun nedeni henüz tam olarak tespit edilememiştir; ancak iri bir vücudun sağladığı birçok farklı avantaj bilinmektedir. Bunlar arasında iri bireyler üzerindeki avcı baskısının ciddi anlamda azalması, avlanma ihtimalinin artması, bireyin kendisiyle mücadele eden diğerlerini öldürme şansının artması, geçici zor dönemleri atlatma başarısının artması, çok hızlı iklim değişimlerine daha kolay uyum sağlayabilme, ısı verimliliğinin artması, daha yüksek zeka ve daha uzun ömür gibi unsurlar bulunur. Tabii ki, fark edebileceğiniz gibi, bu tespitlerin neredeyse hepsi çok açılıdır ve sadece vücut büyüklüğü ile ilişkilendirilemez. Benzer şekilde, küçük vücutların da sağladığı birçok avantaj ve iri vücutların sağladığı bazı dezavantajlar da bulunmaktadır. Bunlardan en önemlilerinden birisi, iri vücutlu canlıların besin ve su ihtiyacının artmasıdır. Dahası, vücut ağırlığının artmasından ötürü hantallaşma, oksijen ihtiyacının katlanarak artması, uçma gibi bazı diğer evrimsel baskıların hafif vücutlara ihtiyaç duyması gibi ters yöndeki baskılar, kemikler gibi organların dayanabilecekleri fiziksel kuvvetlerin bir sınırı olması gibi birçok diğer unsur da, evrimsel süreçte dengeleyici bir rol oynamaktadır. 

Zaten evrim, tüm bu değişkenlerin (parametrelerin) bir toplamı gibidir. Her şey karşılıklı olarak etkileşir ve bulunulan ortama en uyumlu olan çeşitler hayatta kalır, ürer ve çoğalırlar. Diğerleri ise elenirler. Bu seçme-eleme işlemi tek bir özelliğe göre yapılmaz ve sabit değildir. Çevre değiştikçe, seçilme kriterleri de değişir. Bu nedenle evrimden bir "en uyumluya ulaşma algoritması" (optimizasyon algoritması) olarak bahsetmek mümkündür. Öyle ki bu algoritma, bir bilgisayar yazılımına dönüştürülerek en başarılı tasarımlara evrimsel sürecin kullanılarak ulaşılmasını mümkün kılmaktadır.

Cope Yasası (Kuralı, İlkesi) evrimsel bir eğilimi açıklamak haricinde, bilimsel yasalar ve teorileri anlamak için de güzel bir örnek teşkil etmektedir. Canlılardaki büyüme eğilimi, tekrar tekrar gözlediğimiz ve evrim tarihi boyunca kendisini tekrar eden bir yasadır. Belki tamamen evrensel değildir; ancak kanunların her zaman evrensel olması gerekmez (en azından uzun bir süredir bilimde bu şekilde kullanılmamaktadır). Cole Yasası, bir şeyi açıklamaya yaramaz. Sadece bize ortada olanın "ne" olduğunu söyler. Cope Yasasını izah etmeye çalışan, "neden" ve "nasıl" sorularına yanıt arayan bilimsel olgular ise "teoriler"dir. Bunun bir örneği, burada detaylarına girmeyeceğimiz, çok kısa bir tanımıyla evrimsel süreçte özellikler ile kalite arasında bir denge olduğunu göstermeye yarayan r/K Seçilimi Teorisi'dir. Bu teori, Cope Yasası'ndan daha belirsiz, daha az ispatlanmış, daha geçersiz bir şey değildir. Tam tersine, Cope Yasası'nı da içine almakla birlikte, evrimsel biyoloji, ekoloji ve diğer bilim sahaları sayesinde keşfettiğimiz diğer yasaları (ilkeleri, kuralları) da içine alarak doğanın belli bir kısmına açıklamalar getirmemizi sağlamaktadır. Dolayısıyla teoriler, daha önceki yazılarımızda ve kitabımızda da tüm detaylarıyla ortaya koyduğumuz gibi, kanunları da içerisine alan, onların üzerinde olan, onları izah etmemize yarayan, illa bir bilimsel hiyerarşiden söz edeceksek bu hiyerarşinin en tepesinde olan açıklamalardır. Bu nedenle "teori" sözcüğünün günlük yaşamdaki kullanımını bilimsel terminolojiyle karıştırma hatasına düşmek sonucunda teorileri asla küçümsenmemelidir.

Görsel: Tokyo Müzesi'nde sergilenen at evrimi.

Kaynaklar ve İleri Okuma: 

  1. Evolution, Douglas Futuyma (2009), sf. 92-94
  2. ScienceDaily
  3. StraightDope
  4. NOAA
  5. Archosaur Musings

Evrimin Ölçü Birimi: ''Darwin'' ve ''Haldane'' Birimleri

Charmender ve Evrim

Yazar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Yazar

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim