Gece Modu

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Muhtemelen zaten bildiğiniz gibi boşanmalar giderek yaygınlaşıyor. Wang ve Schofer, 2018’de yaptıkları çalışmada, 1970’li yıllardan bu yana dünyada boşanma oranının iki katından fazla arttığı sonucuna ulaştılar. Araştırmacılara göre Kuzey Avrupa ve Batı Avrupa boşanma oranlarının en yüksek olduğu yerler. Bunun dışında Kanada’da, Avustralya’da ve Yeni Zelanda’da da dünya ortalamasının çok üzerinde oranlar mevcut. Uzak Doğu ve Orta Doğu ülkelerinde ise oranlar giderek artmasına rağmen, dünyanın geri kalanına göre hâlâ oldukça düşük.

Aynı araştırmada, bir ülkedeki boşanma oranını en fazla etkileyen faktörün ekonomik gelişmişlik düzeyi olduğu sonucuna ulaşıldı. Buna göre kişi başına düşen milli gelir arttıkça boşanma oranı da artıyor. Boşanma ile en ilgili görünen toplumsal bazdaki diğer değişkenler ise eğitim seviyesinin yüksek olması, kadının çalışma hayatında olması, dindarlığın daha düşük olması ve sosyal aktivizm.

Günümüzde Avrupa ülkelerinde veya ABD’de evlenen bir çiftin boşanma olasılığı %50 civarında seyretmektedir. Türkiye’de ise bu olasılık %20 civarındadır. Dünya ortalaması ise %40’lar civarında ve bu oran giderek yükseliyor.

Boşanmanın birçok nedeni olabilir; kabaca kültürel, ekonomik ve psikolojik nedenler ve bu nedenlerin birbiriyle olan etkileşiminden bahsedilebilir.

Wilhelm Reich 1933 yılında yazdığı “Faşizmin Kitle Ruhu Anlayışı” isimli kitabında; “Asıl açıklanması gereken, neden aç insanın çaldığı ya da sömürülen adamın grev yaptığı değil, neden aç insanların çoğunun çalmadığı ve sömürülenlerin çoğunun greve gitmediğidir” demiştir. Gelin boşanma konusuna da biraz böyle yaklaşalım ve insanların “neden boşanmadığı”na göz atalım.

*

Boşanma toplumumuzda bir sosyal stigma1 olma özelliğini korumaktadır. Yani boşanan kişi toplumun sağlıklı bir bireyi olarak görülmemektedir. Bu durum özellikle kadınlar için daha geçerli. “Dul” kelimesi genellikle boşanmış kadını çağrıştırmaktadır. Üstelik bazı müstehzi gülüşler ve çirkin cinsel göndermeler de bu çağrışımlara eşlik etmektedir. “Boşanmış aile çocuğu” denildiğinde ima edilen şey sorunlu, biraz da acınacak durumda olan bir çocuktur.

Erkek olsun kadın olsun boşanma çoğunluk tarafından bir başarısızlık olarak görülmektedir. Boşanmış kişi bir kaybeden olarak ele alınır. Akrabalar ve arkadaşlar bir çiftin boşanmasını genellikle  engellemeye çalışır. Özellikle boşanmanın daha az görüldüğü toplumlarda geçerli bu yaklaşıma göre boşanan kimselerde bir sorun vardır.

Boşanma ile ilgili toplumsal bazdaki faktörlerden bahsetmiştik. Kabaca daha modern ve gelişmiş ülkelerde boşanma oranının daha fazla olduğuna değindik. Elbette toplumsal faktörler çiftleri yüksek derecede etkiler ve ikilinin ilişkisine etki eder. Bunun yanı sıra, çiftler arasındaki ilişkinin dinamiğine özgü bireysel faktörlerden de bahsedilebilir. Peki boşanma ile ilgili bireysel bazdaki faktörler nelerdir?

Huston ve arkadaşları (2001), boşanma faktörlerini belirlemek için yeni evlenen 168 çiftle çalışma gerçekleştirdiler. 336 kişiyi kapsayan bu çalışmada yıllar içinde çiftin ekonomik düzeyi, evliliğin süresi, çocuk sayısı, hastalıklar, sosyal destek, aldatma vb. boşanmayı etkileyebilecek birçok değişken takip edildi.

Çiftlerin bir kısmı boşandı. Boşananlarla boşanmayanlar arasında en fazla hangi değişkenlerin farklılaştığı incelenince ilginç bir sonuçla karşılaşıldı. Bir çiftin boşanma olasılığını en fazla artıran değişken, ilişkinin başlarında birbirlerine duydukları aşktı. Yani çiftler birbirlerini ne kadar çok seviyorsa boşanma olasılıkları da o kadar artıyordu. Boşanmayla ilgili faktörlerden çocuk sahibi olma, madde kullanımı, sadakatsizlik, ekonomik sorunlar gibi diğer tüm faktörlerden daha da etkili olan faktör, bu evliliğin aşk evliliği olması idi.

Bu faktör ilk bakışta sağduyuya aykırı gibi görünüyor, ancak gayet makul bir açıklaması mevcut.

*

Coontz’a göre (2006) dünya tarihinde boşanmanın ve aşkın ortaya çıkması ve gelişmesi paralel olmuştur. Tarih içinde insanlar çok uzun süre kendi iradeleri dışındaki faktörlere bağlı olarak evlenmiştir. Ancak 17. yüzyıldan itibaren aşk kavramının giderek yaygınlaşması ile birlikte bireyin seçimine bağlı olan aşk evlilikleri başlamıştır. Evlilik gerekçesi değişmeye başlayan insanlar, bu gerekçe ortadan kalktığında evliliği de bitirmeye başladılar.

Boşanma ve aşk, çelişki gibi görünse de bir bakımdan oldukça ilişkili kavramlardır. Ölümün öncelikli nedeni hayattır. Bu ironik bir kelime oyunu gibi görünen gerçek, boşanma ve aşk için de geçerlidir. Huston’ın araştırmasında ortaya çıkan şey, boşanmanın öncelikli nedeninin aşk olduğudur. Aşk için evlenmeyen çiftler daha uzun süre evli kalmakta, daha az boşanmaktadır. Çünkü ilişki zaten, ikilinin arasındaki psikolojik uyum ve sevgi üzerine kurulmamıştır.

Dünyada anlaşmalı evliliklerin (ya da bizdeki adıyla görücü usulü evliliklerin) oranı %50 civarındadır ve anlaşmalı evliliklerde boşanma oranı aşk evliliklerinden çok daha düşüktür. Örneğin Amerika’da yaşayan Amişlerde boşanma oranı %1, Hindistan’daki Hindularda %3’tür. Tüm dünyadaki görücü usulü evliliklerde boşanma ortalaması ise %6.3’tür.2

Türkiye’de ise evliliklerin %60’ı görücü usulü yapılmaktadır. Yani, evleneceği kişinin başkaları tarafından seçildiği evlilik türü daha yaygındır. Ülkemizde boşananların yaklaşık %20’si bu şekilde görücü usulü evlenenlerden oluşurken, %80’i aşk evliliği yapanlardan oluşmaktadır3

Çünkü aşık olduğu insanlarla evlenen çiftlerde aşk bitince evlilik ilişkisinin temel gerekçesi de ortadan kalkmış olmaktadır.

Kısaca aşık olduğu için evlenen çiftlerin boşanma olasılığı daha yüksektir.

*

Daha özgürlükçü, daha modern toplumlarda boşanma oranının daha yüksek olması, bu toplumlarda kişiler arası ilişkilerin daha yüzeysel ve sorunlu olması şeklinde yorumlanır. Oysa bu toplumlarda ilişkiler daha yüzeysel ve sorunlu olduğu zaman ilişki bittiği için boşanma yüksektir, daha geleneksel toplumlarda ise ilişki bu durumlarda bile ekonomik ve kültürel faktörler yüzünden devam eder. Boşanma gerçekleşmez.

Ekonomik ve kültürel açıdan evliliğin devamını zorunlu kılan faktörlerin zayıfladığı durumlarda evliliğin devamı için ikili arasındaki ilişkinin derinliği öncelikli hale gelir. Kadının ekonomik bağımsızlığını kazanması ve kadın hakları hareketlerinin boşanmanın yaygınlaşması ile yakından ilgili olduğu bilinmektedir; kadın sosyal ve ekonomik hakları açısından erkeklerle eşit düzeye geldikçe boşanma da artmaktadır (Dechter, 1992). Yani kadın, erkeğe bağımlı kılındığı sosyoekonomik şartların azaldığı durumlarda boşanmayı daha rahatça düşünebilmektedir. Bu sosyal dönüşümün yaygın olduğu ülkeler ve bölgelerde de boşanma daha çok görülür.

Ülkemizdeki boşanma istatistiklerinde de benzer bir örüntü mevcuttur. TÜİK’in bulgularına göre boşanmanın en fazla olduğu iller İzmir, Antalya ve Muğla; en az olduğu iller ise Hakkari, Bitlis ve Şırnak olarak belirlenmiştir.

Sosyoekonomik şartlar kadınlar lehine olgunlaştıkça, boşanmaların artması bu yüzdendir. Kadının zorunlu ve dezavantajlı olarak bir üyesi olduğu bir sosyal kurum türünün tüm şartlara rağmen devamını savunmak insani bir durum değildir.

*

Mutsuz Evlilikler ve Çocuklar
Mutsuz Evlilikler ve Çocuklar
Riotact!

Boşanmanın çiftin yanı sıra ve onlardan çok daha fazla olarak çocuk için zararlı olacağı telkin edilir. Bu anlayışa göre boşanmış bir çiftin çocuğunda psikolojik sorunlar oluşma ihtimali çok yüksektir.

Boşanmayı takip eden 1-2 yıl içinde çocuklarda psikolojik sorunlar görüldüğü bilinir. Bu dönemde çocuklarda öfke, stres, ders başarısının azalması gibi farklılıklar gözlenir.

Ancak ilginç olan uzun kapsamlı araştırmalarda bu eğilimin gözlenmemesidir.

Psikolog Constance Ahrons, 20 yıl boyunca boşanan çiftleri incelemiş ve “We’re Still Family” isimli kitabında boşanan çiftlerin çocuklarının yaşam doyumunu incelemiştir. Ulaştığı sonuçlara göre boşanan çiftlerin çocuklarının %80’i boşanmaya güzel bir şekilde uyum sağlamış; ders başarıları, sosyal uyum seviyeleri ve ruh sağlıkları üzerinde uzun dönemde herhangi bir olumsuz farklılaşma gözlenmemiştir.

Virginia Üniversitesinden Gelişim Psikoloğu Mavis Hetherington 2003 yılında yaptığı kapsamlı bir çalışmada 2500 boşanmış aile çocuğu ile çalışma yapmıştır. Bu çocuklarda kısa vadede kaygı, öfke, kabullenememe gibi duyguların ortaya çıktığını ancak tipik olarak ilk iki yıldan sonra bu etkilerin gözlenmediğini tespit etmiştir. Genel olarak bu çocukların %80’inin uzun vadede başarılı şekilde uyum sağladığı görülmüştür. Araştırmacıya göre boşanmanın çocuklar üzerindeki olumsuz etkisini vurgulayan çalışmaların çoğunda, ilk yıllar içinde gerçekleştirilen gözlemler kullanılmıştır.

2001 yılında Sosyolog Paul R. Amato boşanmayı takiben çocuklarda yılları kapsayan bir araştırma yapmış ve bu çocukların ezici bir çoğunluğunda boşanmamış çiftlerin çocuklarına göre anlamlı bir farklılık gözlenmediğini bildirmiştir.

Bu konu önemli bir konu olduğu için üzerinde birçok çalışma yapılmıştır. Cambridge Üniversitesinde Psikoloji Profesörü olan Michael Lamb, 2012 yılında çok fazla sayıda çalışmayı inceleyerek bir meta-analiz yaptı. Yaklaşık 40 yıllık bir zaman zarfını kapsayan ve 1000’den fazla araştırmanın sonuçlarının incelendiği bu meta-analizde de aynı sonuçlar doğrulanmıştır; boşanmış ailelerin çocuklarının büyük bir kısmında uzun vadede olumsuz bir farklılaşma görülmemiştir.

Kısaca toplumun boşanmayı bir başarısızlık olarak gören anlayışı da, bunun çocuklara büyük zarar vereceği şeklindeki varsayımı da sağlam temellere sahip değildir. Tam tersine, anlaşamayan ebeveynlerle birlikte yaşamak çocuğun psikolojik yapısını çok daha şiddetle sarsmaktadır (Godoua, 2014). Çocuğun kişiler arası ilişkilerin doğasını öğrendiği ilk yer olan aile kurumu sağlam temellere sahip değilse, o çocuk muhtemelen “ilişki” kavramını çarpık bir biçimde öğrenecektir. Mutsuz bir karı koca ilişkisinin bulunduğu bir ailedeki çocukta davranışsal sorunlar tetiklenir, duygusal güvensizlik yaşanarak temel güven duygusu sarsılır, stres artar, benlik bilinci tutarsızlaşır, samimiyet korkusu gelişir. Bu olumsuz etkiler de, mutsuz evlilik devam ettiği sürece devam ederek çocuğun kişiliğine yerleşir.

Unutulmamalıdır ki bir çocuk boşanmanın etkisini üzerinden ortalama 1-2 yılda atarken, olumsuz bir aile ortamında yetişen çocuk bu ortamda kalmaya devam ettiği sürece atamayacaktır.

*

Mutsuz Evlilik mi, Boşanma mı?
Mutsuz Evlilik mi, Boşanma mı?
Handan Bozkurt

Ancak toplumun bu anlayışına inanmış olan insanlar boşanmamak için kendilerinden çok büyük tavizler vermektedirler, çevrelerindeki insanlar da onların boşanmasını engellemek için büyük çabalar sarf ederler. Boşanırlarsa çocuklarının çok kötü bir duruma düşeceğini, başarısız ve kaybeden olacaklarını, sağlıklı yetişkinler olamayacaklarını düşünürler. Bu yüzden de ömrü çoktan bitmiş bir ilişkiyi devam ettirmek için o kadar zorlarlar ki, ayrılmaları için birbirlerinden nefret etmeleri gerekir. Çoğu boşanmış çift, zaruri durumların dışında birbiriyle vakit geçirmeye bile tahammül edemez, çünkü boşanmadan önce neredeyse birbirlerinden tiksinme noktasına gelmişlerdir.

İşte bu yüzden, boşanmış ama hala arkadaşça görüşen çiftleri görenlerde “Ben ayrılsam bir daha yüzüne bakmam” söylemi çok yaygındır. Çünkü birçok çift aralarındaki sevgi ve saygı devam etmediği halde ilişkiyi zorlayarak sürdürmeye çalışmaktadır. Birçok çift ekonomik ve sosyal baskılar yüzünden evliliklerini devam ettirmekte, bu baskıların hakim olduğu bir aile atmosferinde çocuk yetiştirerek aslında tam da bunu yaparak çocuklarının psikolojik durumuna zarar vermektedir.

Evlilik bir başarı değil tercihtir. Birlikte daha mutlu olan insanların birlikte yaşamayı tercih etmesi her iki taraf için, varsa çocukları için de en sağlıklı aile ortamıdır. Ancak salt evliliği devam ettirebilmek için bu kurumu kutsayıp, boşanmayı başarısızlık olarak görüp, boşanmış çiftlerin çocuklarına ve boşanmış insanlara stigma atfetmek kültürel bir yanılgı ve ön yargıdır. Evliliğin devamı banka kredilerinin bağlayıcılığına, eşin dostun ısrarına, dini telkinlere, çocukların sözde faydasına değil, çiftin arasındaki sevginin derinliğine bağlı olmalıdır.

Bazı çevrelerin boşanmanın giderek artmasına ilişkin "ahlakın çöküşü", "değerlerimizin yok olması", "toplumsal hayatın çözülüşü", "sosyal bir trajedi" gibi değerlendirmelerini görmüş, duymuşsunuzdur. Burada sosyal çöküş ve trajedi olarak nitelendirdikleri şey esasen kadının çalışması, kadın haklarının yükselişi, insanların eşini istediği gibi seçip, istemediği zaman ayrılması gibi etkenlerdir.

Asıl trajedi boşanmak değil, mutsuz bir evliliğe zorunlu olarak saplanıp kalmaktır.

*

  1. Bir kişi veya gruba, diğer kişi veya gruplar tarafından atfedilen, utanılması gereken bir niteliğe sahip olma durumu.
  2. Bu kısımdaki istatistikler, Wikipedia'nın "Arranged Marriage" sayfasından alınmıştır.
  3. Bu kısımdaki istatistikler, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü'nün "Boşanma Nedenleri Araştırması"ndan alınmıştır.
Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • 0
  • 4
  • 1
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • Huston, T. L, et al. (2001). The Connubial Crucible: Newlywed Years As Predictors Of Marital Delight, Distress, And Divorce. Journal of Personality and Social Psychology, sf: 237-252.
  • Lamb, M. E. (2012). Mothers, Fathers, Families, And Circumstances: Factors Affecting Children's Adjustment. Applied Developmental Science, sf: 98-111.
  • White, L. K. ve Booth, A. (1991). Divorce Over The Life Course: The Role Of Marital Happiness. Journal of Family Issues, sf: 5-21.
  • Gadoua, S. P. (2019). The New I Do: Reshaping Marriage For Skeptics, Realists And Rebels. ISBN: 978-1580055451. Yayın Evi: Seal Press.
  • eurostat. Marriage And Divorce Statistics. (2019, Haziran 01). Alındığı Tarih: 24 Şubat 2019. Alındığı Yer: eurostat
  • Wang, C. T. L. ve Schofer, E. (2018). Coming Out Of The Penumbras: World Culture And Cross-National Variation In Divorce Rates. Social Forces, sf: 675-704.
  • Hetherington, E. M. (2019). Social Support And The Adjustment Of Children In Divorced And Remarried Families. Childhood, sf: 217-236.
  • Amato, P. R. (2001). Children Of Divorce In The 1990S: An Update Of The Amato And Keith (1991) Meta-Analysis. Journal of Family Psychology, sf: 355-370.
  • Türkiye İstatistik Kurumu. Evlenme Ve Boşanma İstatistikleri, 2017. (2018, Mart 02). Alındığı Tarih: 24 Şubat 2019. Alındığı Yer: TUİK
  • Ahrons, C. (2019). We’re Still Family. ISBN: 978-0060931209. Yayın Evi: Harper Perennial.
  • Wilhelm Reich. (2019). Faşizmin Kitle Ruhu Psikolojisi. ISBN: 978-9754069334. Yayın Evi: Cem Yayınevi.
  • Coontz, S. (2019). Marriage, A History: How Love Conquered Marriage. ISBN: 978-0143036678. Yayın Evi: Penguin Books.
  • Dechter, A. R. (Çalışma Tebliği - Center for Demography and Ecology, 1993). The Effect of Women’s Economic Independence on Union Dissolution. Not: https://dar.vin/xHhES.

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 17/09/2019 14:29:40 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/7626

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“İklim değişiminin politik boyutları olduğu söyleniyor. Bu tuhaf, çünkü insanların E=mc2 veya bilimin diğer temel gerçekleri konusunda taraflar tuttuğunu hiç görmüyoruz?”
Neil deGrasse Tyson
Geri Bildirim Gönder