Paylaşım Yap
Tüm Reklamları Kapat
Tüm Reklamları Kapat

TAVAN

TAVAN tent
Suleyman Seykan
8 dakika
38
  • Blog Yazısı
Blog Yazısı
Tüm Reklamları Kapat

İnsanlar çok garip, insan olmak da öyle ve insanlık da. Özellikle şimdilerde çok hissediyorum bunu, yıldızların altında bana fısıldanan tüm düşünceler, evrenimizin tüm zıtlığını gün yüzüne çıkarıyor.

Önemli olmak ve önemsiz olmanın aynı şeyler olabileceğini kavramaya başlıyorum. Her şeye anlam katan türümüzde belirginleşen bilinçmiş gibi hissediyorum. Sanki varlıklara -ya da hiçliğe- değeri bilinç yüklüyor, evrende görmediğimiz her şey sonsuz bir anlamsızlığa gidiyor ve bilinçli gözlemci olmaksızın evrenin kendisi kendine kör kalıyormuş gibi. Sonra acı acı gülüyorum kendime, ne kadar bencil bir düşünce olduğunu düşünüyorum bunun. Evrenin değer kavramına ihtiyacı olmadığını düşünüyorum, yine yanılıyorum her zamanki gibi ama ne yapabilirim ben de sonuçta genç bir ‘Homo Sapiens’im. Düşüncelerim ve bilincimin çerçevesi bu kültürde yoğuruldu. Kültür yüzünden düşünmek bir külfet gibidir çoğu zaman, size kültür içinde hazır olarak verilmiş bir düşünce kalıbı olmasına rağmen onu yerle bir edip yeni ama kalıpları olmayan hamur oluşturmanız gerekiyor. Rahat bir şey değil yani düşünmek, çoğu zaman rahatsız hissettiriyor sizi ve huzursuz oluyorsunuz. Her şeye gülemiyorsunuz mesela ya da insanların onlarca yıl elde etmek için çalıştıkları ve bunun karşılığında biricik ömürlerini feda ettikleri şeyler sizin umurunuzda bile olmuyor ve buna bazen ne kendiniz kendinizi ya da çevrenizdekileri inandırabiliyorsunuz. Düşünmek hem zehir hem panzehir adeta, önce sizi hasta ediyor sonra ise öyle bir iyileştiriyor ki önceki halinizi tanıyamaz hale geliyorsunuz. İşte ben de düşünüyorum yine yıldızların altında sırtıma külfetimi, yüreğime merakı alarak.

Gözlerimin önüne bir teleskop alıyorum; çok önemsiz olduğumuz geliyor aklıma birden, bir toz zerresi üzerinde varlığı ve yaşadığı tüm zamanlar kozmik ölçekte ihmal edilebilecek kadar küçük olan minik varlıklar olduğumuz. Toz zerresinin üzerindeki toz zerrelerinin oynadığı bir tiyatroymuş gibi sanki insanlığın tarihi. Bunu düşününce o kadar küçülüyor ve basitleşiyor ki yaşamlarımız gözümün önünde, onu iğne deliğinin içine koyabiliyormuşum gibi geliyor. Hayatımızın kendisi bir yaprağın başına gelenden farksız ve sonunda dökülüyoruz yerlere hepimiz. Ölüm çok kolay görünüyor gözüme, öyle doğal bir şey oluyor ki gözümde olmasa garip olurmuş gibi. Ama birden değiştiriyorum düşüncelerimi ve elime mikroskobumu alıyorum; bakıyorum çok yakından o küçük toz zerrelerine, tüm düşüncelerim üzerime yıkılıyor. Çok nadir olduğumuzu fark ediyorum, bilinç anlam yaratmak demiştim ya o halde anlamın barındığı nadir yerlerden biri dünyamız ve her birimiz olasılıksız sayılabilecek kadar var olması zor ve birçok ihtimalin ardarda gelmesi sonucu oluşan canlılarız. Bir et parçasının bir bilinç oluşturabilecek hale geldiği, benliğimizi oluşturduğu nadir olasılık zincirinde bulunuyoruz hepimiz; yaşam dediğimiz şey bile çok nadirken bilincin oluşması bana bizi çok ender hissettiyor. İşte o zaman yaşam, içine çok şey sığacak bir olgu haline geliyor gözlerimin önünde; sadece ölümden önce yaşanan bir an gibi değilmiş gibi geliyor. Zamanı genelleştirdiğimizde her şeyin bu kadar anlamsız ve basit olduğuna ve ona biraz yakından baktığımızda anlamını kendi içinde barındırmasına şaşıyorum yeniden. Boş gibi görünen bir kutunun içinde milyonlarca molekülün olması gibi incelendikçe dolan bir kutu yaşam. Ve yaşamlarımız bir sanat eseri gibi, sadece çizgi ve noktalardan oluşan ancak bunların birleşimiyle olasılıksız ihtimali içinde barındıran; bir o kadar basit ve bir o kadar karmaşık.

Tüm Reklamları Kapat

Ölümle çelişkiye düşüyor düşüncelerim, kendimin ölmesi bir dehşet yaratıyor içimde. Öyle bir dehşet ki bu zıtlıklardan doğuyor birdenbire, çelişiyor kendisiyle ve üzerimde sopsoğuk bir çöl rüzgarı esiyor ve titretirken terletiyor bedenimi. Bilincim kabul edemiyor ölümü, çünkü ona göre var olduğundan beri yaşıyor o ve ölmemeli. Ancak ölüyor etrafta birileri, bunu gördükçe gözlerine inanamıyor o ve sanki ölüm “ötekilere” mahsus bir özellikmiş gibi hissettiriyor bana çoğu zaman, zaten öyle yapmasa dehşet içinde nasıl yaşayabilirdim ki? Bu saçma diye düşünüyor, çelişkili. Ben nasıl yok olabilirim ki, ben yaşadığımdan beri sürekli vardım. Sakin ol diyorum ona, evren bile yok olacak günün birinde. Bu onda daha büyük bir dehşet yaratıyor, evren nasıl yok olabilir ki? Evren yok olursa ne olacak, karanlık bir boşluk mu? İyi de o da evrenin kendisi aslında, evren yok olunca mekan ve zaman olmayacak ki. Peki ne olacak, hiçlik mi? İyi de hiçliği sanki bir varlıkmışçasına hayal etmiş olmaz mıyız böyle bir durumda? Düşüncelerimin tavana vurduğunu hissediyorum birden bire, aşamıyorum o tavanı. Zorluyorum kendimi ama aşamıyorum, başım ağrımaya başlıyor. Ne diye aşamıyorum sanki bu tavanı, niye gerçekten anlayamıyorum bu zihnin ve bu evrenin yok olacağını. Ölüm dehşeti budur işte, hem bir o kadar doğal hem bir o kadar inkar edilesi derecede anormal. Nasıl başa çıkarız bu dehşetle? Ya da başa çıkmalı mıyız? Bu düşüncelerimin üstüne bir de zamanı düşünmeye başlıyorum, çünkü bunların tüm sorumlusu oymuş gibi geliyor.

Nedir zaman, nedir bir “an”? Ne kadar küçültebiliriz zamanı ve en küçük şeye “an” diyebiliriz? Küçülttükçe zamanın sağladığı devinim ve hareket imkansızlaşmaz mı? O halde zamanın yapı taşında hareket nasıl var olabilir? Ya da yanlış düşünüyorum yine. Devinim ve değişim mi zaman sayesinde olan şeyler yoksa zaman bunların sonucu mu? Her şey bir anda dursa zaman da durur muydu? Evrenin kendisinden zaman hariç her şeyi çıkarsak zaman kendi halinde var olmayı sürdürür müydü? Bunlar bana zamanın bir sonuç olduğunu düşündürtüyor. Zamanla evrenin dokusu o kadar birbirine geçmiş ki karışıyor beynimizde çoğu zaman. Zaman durursa değişim, değişim durursa zaman da duruyor. Peki bizim için nedir zaman? Anlarımızdan oluşan bir ömrümüz, anlarımızın içinde olanlarla şekillendirdiğimiz bir benliğimiz var. Bilincimizle benliğimiz zamandan ve zamanın zihnimizdeki zuhuru olan değişimle devinimden bağımsız olabilir mi? Bir bebek uzayda tamamen karanlığın hüküm sürdüğü bir yerde yaşamını sürdürse bilinci olur muydu? Zamanı yine de hisseder miydi içten içe ve düşünebilir miydi, hayal edebilir miydi? Öz bilinci oluşabilir miydi? Yine çarpıyor düşüncelerim tavana. Zihnimizin kendisi kendisini ya da onu aşan şeyleri anlamaya çalıştıkça çarpıyorum sanırım bu tavana. Yine başım ağrıyor, zihnim adeta bir fil gibi. Bazen eziyor beni tüm ağırlığıyla bazense üzerine alıp semaları görmemi, hayal kurmamı sağlıyor. Nasıl yapıyor bunu? Gerçek olan şeyleri zorla algılarken gerçek olmayan şeyleri nasıl hayal edebiliyoruz? Bizi tutsak ederken kendine bir yandan nasıl kırıyor prangalarımızı ve özgür kılıyor bizi? Gerçi yine yanılıyorum yine. Ah ah, bitmiyor ki yanılgılarım. Biz gerçekten gerçek olanı mı algılamaya çalışıyoruz ki? Biz gerçekle temas edemeyiz, çünkü onunla aramızda kocaman bir zihin duruyor; gerçekliği filtreliyor ve yansımasını gösteriyor bize. Hayır, biz temas edemeyiz gerçeklikle.

Bir şey hem gerçek olup bir o kadar yanılsama, hem hayal olup bir o kadar gerçek gelebilir bize? Uçurumlar yaratıyor zihnimiz, sınır koyuyor bize. Her şeyin iki ucu uçurummuş gibi geliyor ancak sonra anlıyoruz onların iki uçurum değil tek bir uçurum olduğunu ve döngüselliğini zihnimizin. Evet, çok garip zihnimiz. Anlamıyoruz gerçekliği ama yaşıyoruz onun içinde. Aynı “yaşama”nın tam olarak ne olduğunu anlamamıza rağmen yaşamaya devam etmemiz, anlamıyorken “zihnimizi” onunla bunu anlamaya çalışmamız, kendi bedenimizde yaşamamıza rağmen gözlerimizin yaşamımız boyunca en az onu görmesi gibi. Çok garip o anda yaşadığımızı zannetmemize rağmen gördüklerimizin geçmişe ait olması ve var olmayı anlamaya çalışırken o an var olmamız. Yine bu tavan ve yine baş ağrısı. Yıldızlar bana bakıyor yine, ben ise ağlamaya başlıyorum anlayamadığım için ve bu kadar uzak olduğum için onlara.

Arka planda hissettiğim tüm bu dehşet, çelişki ve düşünceler yönlendiriyor tüm yaşamımı aslında. Anlayamama duygusu sarıyor bedenimi, anlamak için bu kadar az vaktim kaldığını fark etmişken. Anlamak istiyorum her şeyi yoksa tepinmeye devam edecek bu zihnim isteği karşılanmayınca yerlerde tepinen küçük çocuklar gibi. Kollarını kavuşturacak birbirine ve diz çökecek içli içli ağlamaya devam ederken, korkacak birazını bile anlamadan ölmekten. Ölümden sonra yaşam olup olmadığını düşünmüyor zihnim uzun zamandır; o ölümden önce kendisi için bir yaşam olup olmadığıyla ilgileniyor. Gerçekten yaşamak istiyor ve anlamanın tüm o ihtişamını hissetmek… Ona vermeliyim bu fırsatı evet, ona yaşama fırsatı vermeliyim. Tüm bu beşeri sınıflandırmalara, kalıplara ve kurallara bağlı kalmaksızın anlama özgürlüğü vermeliyim ona. Ama herkese söylememeli bu düşünceleri, çünkü aykırı bunlar buralarda. Deli diye atfediliyor gerçekten yaşamak isteyenler ve en önemlisi tüm bu düşünceler öylesine küçük ve samimiyetsiz gibi görülüyor ki zihnim utanıyor ve kızıyor bana kendisinden bir parçayı başkalarıyla paylaşma gafletinde bulunup onu ayaklar altına düşürdüğüm için. Gizli yapmalı böyle şeyleri, sanki normal biriymiş gibi yapmalı.

Gerçeklerle uğraşanlara bilim insanı diyorlar buralarda. Bilim insanı olmalı o zaman, ama benim bilim insanı öyle herkesin istediği gibi altı boş olandan olmamalı, altı doldurulmalı. Benim bilim insanı; anlamaya çalışmalı her şeyi, bir kum zerresi bile olsa anladığı şey ondan çocuksu bir heyecan duymalı. Çünkü o fark etmeli anladığı şeyin evrenden bulduğu bir elmas olduğunu. Bilim insanının sınırları olmamalı ve o her şeyi anlamaya çalışmalı sadece bilim yapmamalıydı. Tüm o tavana rağmen tekrar tekrar düşünmeliydi her şeyi anlamasa bile, anladığı şeyin gerçekliğin ufak bir yansıması olduğunu bilse bile. Evrensel olmalıydı bilim insanı; bir unvanı, bir ismi olmamalıydı, çünkü bunlar sınırlardı onu sınıflandırarak bir grubun içine. Gerçeği ifade etmeliydi bilim insanı, çünkü gerçekliği anlayamıyordu, temas edemiyordu onunla; onu sadece sembollerle deneyimleyebilirdi. Bilim insanı; gerçeğe dair olgularını matematikle, duygularını sanat ve müzikle, düşüncelerini dillerle ifade etmeliydi. Bilincin ortaya çıkardığı mirasın iyi bir temsilcisi olmalıydı bilim insanı. İyice, iyi ki ve iyilikle yaşamalıydı. İşte böyleydi olunması gereken şey ve zihnimin kabul edebileceği yaşam. Benim bilim insanı gibi olmak yaşamanın tek yolu. Sanırım böyle yaşamalı hayatı, zihnimizdeki tavanın sınırında onu aşmaya çalışarak ve orada yıldızların altında orada sabahlayarak.

Okundu Olarak İşaretle
9
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Paylaş
Sonra Oku
Notlarım
Yazdır / PDF Olarak Kaydet
Raporla
Mantık Hatası Bildir
Yukarı Zıpla
Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 3
  • Tebrikler! 1
  • Muhteşem! 0
  • Bilim Budur! 0
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • Umut Verici! 0
  • Merak Uyandırıcı! 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0
Tüm Reklamları Kapat

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 25/06/2024 18:50:28 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/13151

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Tüm Reklamları Kapat
Keşfet
Akış
İçerikler
Gündem
Wuhan Koronavirüsü
Mutasyon
Toprak
Albert Einstein
Diş Hekimi
Adaptasyon
Büyük
Evrim Kuramı
Aşılar
Okyanus
Semptom
Test
Tutarlılık
Genler
Retrovirüs
Mühendislik
Yaşamın Başlangıcı
Doğal Seçilim
Buzul
Uzun
Hekim
Astrofotoğrafçılık
Yılan
Kültür
Kuşlar
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Gündem
Kafana takılan neler var?
Bağlantı
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Bu platformda cevap veya yorum sistemi bulunmamaktadır. Dolayısıyla aklınızdan geçenlerin, tespit edilebilir kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Ekle
Soru Sor
Sosyal
Yeniler
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Yazı Geçmişi
Okuma Geçmişi
Notlarım
İlerleme Durumunu Güncelle
Okudum
Sonra Oku
Not Ekle
Kaldığım Yeri İşaretle
Göz Attım

Evrim Ağacı tarafından otomatik olarak takip edilen işlemleri istediğin zaman durdurabilirsin.
[Site ayalarına git...]

Filtrele
Listele
Bu yazıdaki hareketlerin
Devamını Göster
Filtrele
Listele
Tüm Okuma Geçmişin
Devamını Göster
0/10000
ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close