Bazı Kaynaklarca Türklerin Zorla Müslüman Oluşu
Bir kaç kaynak ile Türkler'in zorla müslüman olduğuna dair bilgisel.
- Blog Yazısı
Türkler Zorla mı Müslüman Oldu?
Çoğunlukla sosyal medyada ve bazende sosyal medyanın dışında gördüğümüz “Talkan-Cürcan Katliamı” veyahutta " Türkler zorla müslüman oldu." İddiaların kısaca bilimsel bir açıdan bakacağız.
TARAFSIZLIK BİLDİRİMİ
Bu yazı içerisinde Türkler’in zorla müslüman olduğunu söyleyen kaynakları kullanmadım. Zira 2013’ten bu yana “İslamiyet Düşmanı” diyebileceğimiz forumlarda zaten hangi kaynaklar kullanıldığı bilinmektedir. Zikretmeye ve karşılaştırmaya şu anlık gerek duymuyorum. Bu sebeple sadece dönemin Türk-Arap ilişkilerinden bahsedeceğiz. Zaten bu yazı bir makale, eleştiri, cevap değil. Yalnızca “bilgisel" bir yazı. Bu nedenle "tarafsızlık” diye bahsettiğim durum, kaynakların çarpıtılmaması üzerinedir. Vereceğim kaynak ve fikirlerin "Türkler’in zorla müslüman olmadığı" yönünde olduğu için (veyahut doğru olanın bu olabileceği için) taraflı olmakla suçlanabilirim. Ancak bahsettiğim üzere akademik camiada da bu konuda ayrılıklar bulunduğundan şimdilik yalnızca “meselenin böyle olmadığına dair” de kaynaklar bulunduğunu göstermektir.
GİRİŞ
Nihai olarak bir cevap olmamasının esas sebebinin hakikatin bilinmez oluşu değil, meselenin bilimsellikten çıkarılıp aksine siyasi, ideolojik görüşlere subjektif yorumlarala objektifmiş gibi aktarılmasına dayandırıyorum. Gözlemlerime göre müslümanlar, konunun esasında bir zorakillik değil, istek olduğunu ve İslam karşıtları ise olayın zoraki ve Türkler istemeden olduğunu iddia etmektedir. Bir çok kişinin sadece düşünerek anlayacağı üzere zorla mümin olanda vardır, isteyerek olanda vardır. Ekseriyetle savaş ve cihad kavramı önplanda olduğunda, sanki bir zorakilik varmış şüphesi oluşuyor. Bunu iddia eden din karşıtı bazı kimseler genelde “milliyetçi” olduğundan bu iddiayı savunmaktadır. Ben de milliyetçi olmama rağmen bu iddiayı hiç savunduğumu hatırlamıyorum. Fakat bu iddiaların sunulması sonucunda Türkler sanki her savaşta din değişen ahlak, kültür değişen kimseler olduğu zannı oluşmaktadır. Türkler kadar din ve kültürüne bağlı bir toplum için bu zannı yaratmak doğru bir duruş değildir. Oysa bu iddialara rağmen her ne kadar teolojik olarak, tarihsel bağlamda İslam-Arap kültürü ve Türk-Budizm-Maniheizm-Göktanrıcılık açısından tek bir benzerlik dışında benzerlik olmaması sebebiyle (ki o da monoteistik duruştur) Türkler direkt İslam ile tanışarak kabul ettiler diyemeyeceğiz. Ancak yer yer kılıçla, yer yer tanışarak ve siyaset ile haberleri olduğunu, bu şekilde temasa geçip, savaş siyaseti ile ise daha yoğun şekilde bilgi sahibi olduklarını görebiliyoruz. Yanı sıra bazı gezgin “Türkler”in cinsel tutumları dışında.[1] Türk etiği ile İslam etiğinin benzer olduğunu, hukuklarındaki hassasiyetlerinde ise namus vb. kavramlara bahsedilen “Türkler”in bile duruşlarının çok benzer olduğunu görebiliyoruz.[1] Bazı temasların ardından bu gibi keskin kültürel temellerin benzerliği sebebi ile Türkler’in müslüman oluşunun doğallığını anlayabiliyoruz.
TÜRK-ARAP İDARECİLER ARASINDA İLİŞKİLER
Türkler ile dönemin cihatçı Arapları arasında bir düşmanlık olduğu zannediliyor. Zira Araplar cihat edip Türkleri yok etmeyi planlıyor gibi bir düşünce söz konusu. Ancak o dönemde Araplar’ın Türkler için Türkçe öğrendiğini biliyoruz.
“Oysa Farsça ve Soğdakça'nın yanısıra Türkçe de belli çevreler arasında konuşulan hakim bir dil idi. Arap idarecileri, Türklerle olan askeri ve idari ilişkileri sonucu yavaş, yavaş bu Türkçeyi öğrenmişler, Türk askeri erkanı ile diplomatik münasebetlerinde Türkçe konuşmaya gayret etmişlerdir. Nitekim Taberi'nin hicri 110 (M. 728) yılı olayları sırasında naklettiği rivayetlerden biz, Aşağı Türkistan olayiarına
karışan ve Arap ileri gelenlerinden biri olan Yezid b. Said el-Bahilf'nin artık Türk dilini konuşur bir hale geldiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Sadece Said b. Yezid değil, biz Arap valilerinden başta Kuteybe b. Müslim olmak üzere Nasr b. Seyyar da dahil, daha bir çok kimsenin Türkçe bildiği kanaatindeyiz. Zira Nasr b. Seyyar kadar Türklerle içli-dışlı olmuş başka bir Arap valisi yoktur. Türk Prensi Tuğ-Şad'a kızını vermiş, o da kayın pederine Buhara yakınlarında çok büyük bir çiftlik hediye etmiştir.”.[2]
Bu alıntıdan görüldüğü üzere Arap idareciler pekte Türklere düşman gibi gözükmemekte. Bununla birlikte dönemin Arap müelliflerinden ve de siyasi bir kişilik olan el-Cahız Türkleri övmüştü;
“ ‘Türkler zındıklık (Budizm) dinine girince artık harplerde mağlup olmaya başladılar. Türklerin . en kahraman kabilelerinden biri olan Dokuz Oğuz (Uygur) kabilesi bunun misalidir. Halbuki, Dokuz Oğuzlar, Karluk Türklerinden sayıca bir kaç misli az oldukları halde, daima savaşlarda onlardan üstün olurlardı. Ne zaman ki Türkler bu zındıklık dinine girmeye başladılar oysa, bu zınıklık dini, insanları dünyadan el etek çektirme ve yumuşaklık telkin etmede Hıristiyanlıktan daha kötü tesir eder, artık onların kahramanlıkları gitmiş, yiğitlik duyguları sönmüş
ve pısırık çekingen bir millet olmuşlardır’ ”.[3] [4]
Muhammed Peygamber’de Türkler’e temasta bulunmuştu. Bunu Zekeriya Kitapcı’nın Türklerin müslüman oluşuna dair eserinden şu nakille alabiliyoruz;
“Çünkü Beni Eslem kabilesi, Arabistan'ın doğusunda Basra, Bahreyn
Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.
Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.
Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.
taraflarında oturuyorlardı. Buralar bir nevi Arabistan'ın açık liman Pazarlan idi. Türk tacirleri de dahil, buralara bir çok yabancı tüccarlar geliyordu. Hz. Peygamber de, ticaretle meşgul Olduğu yıllarda buralara ticari seferlerde bulunmuş ve muh-temelen Türk tacirleri ile de görüşmüş, konuşmuştu. Biz Üsdül-Gabe'nin Mısır (1280) baskısını ineeledik Gerçekten de Hz. Peygamberin, Umeyr'e bir "mektup yazdığı" beyan edilmektedir. Fakat bunun hangi dil üzere yazıldığı hakkında her hangi bir sarahat yoktur. İbnü'l-Esir'in rivayeti aynen şöyledir: "Hz. Peygamber. Umeyr ve beraberindekilere bir mektup yazdı. Fakat biz onu burada zikretmeyi uygun bulmadık. Çünkü onu nivayet edenler garip bir çeşit lafızlanla naklettiler. Üstelik aslını da · bozdular, değiştiniler. Bu bakımdan biz o mektubu terkettik. Fakat Ebü Müsa onu rivayet etmiştir.ibn Hacer, el-Isabe adındaki biyografik eserinde ise Umeyr'in, içinde garip bir çeşit kelimeler bulunan bir hadis naklettiğini ve Ebu Musa'nın da bu hadisi açıkladığı kaydedilmektedir.. Yukarda zikredilen bu rivayetlerden açıkça anlaşıldığı üzere, Hz. Peygamber'in, Arapların pekte aşina olmadıklarını bir dilde bir mektup yazdığı kesin bir gerçektir. Bu mektup hangi dilde yazılmışhr? Bunun bize göre Türkçe olması gerekmektedir. Ne var ki mevcud kaynaklara göre bu soruya şimdilik bir cevap vermek mümkün değildir. Fakat İzmirli'nin bu konuda sunduğu "tebliğ" ve yaptığı geniş değerlendirmeler göz önüne getirildiğinde bu görüşler, pek te asılsız, mesnedsiz bir iddia gibi görülmemektedir.”.[5]
Yanı sıra aynı kaynakta Semerkand Antlaşması üzerine de bir bahis bulunmaktadır ve bu bölüme baktığımızda sözde katliam yaşanan bu alanda mağlup edilen Türkler’in şehirden tahliye edilmesinin antlaşmaya Kuteybe b. Müslim eklemiştir. Ancak, onun katliam yaptığı söylenmekte ve Talkan-Cürcan katliamına onun sebep olduğu söylenmektedir. Antlaşmadaki konuyla direkt bağıntılı maddeler;
“1.Semerkant'da Kuteybe'nin namaz kılacağı, cemaate hitap edebileceği bir
caminin yapılması ve içine özellikle bir de minber konulması.
2.Ateş evleri ve Budist mabedlerinde ki, putların (heykel) zinet ve süsleriııin Kuteybe'ye verilmesi.
3.Sadece bir seneye mahsus olmak üzere içlerinde çocuk, yaşlı ve bedeni kusurlan olmayan kimselerden 30.000 esir İbnü'İEsir'e göre süvari diğer bir rivayete göre 100.000 esir verilmesi.
4.Muharip Türklerin şehirden çıkarılması, şehrin Kuteybe ve askerleri için boşaltılması eli silah tutan kimselerin şehre katiyyen sokulmaması.
5.Kuteybe ve arkadaşlarının Türk Hükümdan tarafından üçgün şehirde misafir edilmeleridir.”.[6]
Böyle bir duruma karşın katliam, zorakilik gibi bir iddia sunulmasını anlamsız bir pozisyona düşmektedir. Yanı sıra Türkler’in Araplar’ı şehirden göndermek için severek camii yaptığına dair aynı bölümden bir nakil;
“Semerkant Türkleri, başta Oğuz Bek olmak üzere, bütün usta ve işciler bu camiin yapılması için seferber olmuşlardı. Herkes karınca gibi çalışıyor Semerkant Caminin yapımının bir an önce tamamlanmasını istiyordu. Maksad Kuteybe ve Arap ordusunun bir an önce şehirden çekilip gitmesini sağlamaktı. Oysa bunların hiç birisi henüz müslüman olmamıştı. İslam · Tarihinde belki de ilk defa "inanmıyanlar", yani gayr-i müslim Türkler, "inananlar" yani Müslüman Araplar için çok büyük bir cami yapıyorlar hemde severek yapıyorlardı. Bu manada Semerkant Camii'nin Türk İslam tarihinde ayrı bir özelliği bulunmaktadır.”.[7]
Bu durumda bir azap, zulüm görmemekteyiz. Bununla birlikte Kuteybe b. Müslim üzerine müslüman olan Türkler’in sevgisi de aynı kaynakta geçmektedir.
“Ne ilginçtirki; Kuteybe'nin bu en kritik anında ve en yakınlarının bile kendi canlarının telaşına düşerek onu terkettikleri ve bir çok güvendiği kirnelerin hlyanet ederek karşı tarafa geçtikleri en kötü anlarında, "mahalli Türk asılzadelerinden" oluşan Müs lüman Türk muhafızları sahip çıkmış ve büyük bir cesaretle arslanlar gibi çarpışarak onu korumaya çalışmışlardır. Bu Türk asılzadelerini Kuteybe b. Müslim'in Semerkant'ı haksız yere işgal ettiği sırada rehin olarak almış olması gerekmektedir. Oğuz Beki böylece daha etkisiz bir hale getirmiştir. Başta Said b. Osman olmak üzere, Arap Valileri arasında bu uygulamanın daha bir çok örnekleri vardır. el-Belazuri'nin bu konudaki kıymetli rivayetlerinden öğrendiğimize göre "bu Türk asılzadeleri büyük vatanperver, Semerkant Türk Beyi, Guzek (Oğuz Bek) 'in aile fertleri idi. Onlar Kuteybeyi, bu sıkıntılı anında yalnız bırakmayı, hiyanet etmeyi şerefsizlik saydıkları
için hepsi kılınçlarına sarılmışlar ve arslanlar gibi çarpışarak şehid olmuşlardır.”.[8]
Burada da görüyoruz Oğuz Bek’in aile fertleri dahi müslüman olmuş ve söz namustur ilkesiyle hareket ederek, bugün kendi halklarını katliam ile suçlanan Kuteybe b. Müslim için şehit olmuşlardır. Böyle bir durumda bir zulüm ve zorakiliği sezmek zordur. Bu konuda bir de Prof. Dr. Ahmet Taşağıl Talkan-Cürcan Katliamını reddetmektedir ve zorakiliği yok saymaktadır.[9] Barthold’un nakline göre İbnü’l Esir 200.000 Türk çadırının müslüman olduğu rivayeti Karahanlılara dayanmaktadır.[10]
KÜÇÜK BİR BİLİMSEL VEYAHUTTA DÜŞÜNSEL SONUÇ
Türklerin İslamiyet’i kabul süreci, gerek sosyal medyada gerekse belirli ideolojik çevrelerde sıkça istismar edilen bir tarihsel meseledir. Özellikle “Talkan-Cürcan Katliamı” gibi iddialar üzerinden inşa edilmeye çalışılan “Türkler zorla Müslüman oldu” tezi, dönemin birincil kaynakları ve akademik araştırmalar ışığında ciddi biçimde sarsılmaktadır.
Bu yazıda ortaya konduğu üzere:
1. Diplomatik ve Beşerî İlişkiler: Arap idarecilerinin Türkçe öğrenmesi, karşılıklı evlilikler yapılması ve hediyeleşmeler, iki toplum arasında yalnızca savaş değil, yoğun bir kültürel ve siyasi etkileşim olduğunu göstermektedir. Düşmanlık varsayımı, bu ilişkiler ağı karşısında zayıf kalmaktadır.
2. Semerkant Antlaşması Örneği: Kuteybe b. Müslim döneminde imzalanan antlaşma, mağlup bir şehrin halkına uygulanan tipik bir savaş hukuku örneğidir. Antlaşmada katliam değil; vergi, rehine ve askerî tahliye gibi maddeler bulunmaktadır. Üstelik Müslüman olmayan Semerkant halkının, Arapların şehirden gitmesi için isteyerek cami inşa etmesi, zorakiliğin aksine bir motivasyonu işaret etmektedir.
3. Kuteybe’ye Sadakat: Oğuz Bek’in aile fertlerinin, Kuteybe zor durumdayken onu koruyup şehit olmayı tercih etmeleri, yalnızca bir “rehin psikolojisi” ile açıklanamaz. Bu durum, en azından bazı Türk unsurlarının İslamiyet’e ve temsilcilerine gönüllü bir bağlılık geliştirdiğini kanıtlar niteliktedir.
4. Kültürel Benzerlikler: Dönemin gözlemcileri tarafından da kaydedildiği üzere; Türk töresi ile İslam ahlakı arasında namus, adalet, cesaret gibi konularda belirgin paralellikler bulunmaktadır. Bu durum, Türklerin İslam’a intibakını hızlandıran ve gönüllü kılan önemli bir faktördür.
5. Kitlesel Kabul: İbnü’l Esir gibi güvenilir kaynakların aktardığı “200.000 Türk çadırının Müslüman olması” gibi rivayetler, Karahanlılar döneminde İslamiyet’in artık kitlesel ve siyasi bir tercih haline geldiğini göstermektedir. Bu büyüklükte bir kitlenin uzun süre baskıyla yönetilmesi ve dinde tutulması mümkün değildir.
Netice itibarıyla: Türklerin İslamiyet’le tanışması savaşlar ve siyasi mücadeleler içinde gerçekleşmiş olsa da, bu durum kabul sürecinin yalnızca bir yönüdür. Sürecin tamamını “zor” ve “kılıç” ile açıklamak, hem dönemin kaynaklarını hem de Türklerin din değiştirme pratiklerini eksik okumaktır. Bugün iddia edilenin aksine; akademik veriler, Türklerin İslamiyet’e geçişinde zorlamadan ziyade gönüllülük, kültürel benzerlikler ve siyasi tercihlerin belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır. Elbette zorla mümin olmak durumunda kalan Türkler'de bulunmaktadır. Ancak dediğimiz üzere bu da yalnızca konunun bir başka coğrafya da, bir başka durumdaki açısıdır. Tamamen zoraki müslüman oldu demekte, tamamen hoşgörü ile müslüman oldu demekte hatadır. Ancak gördüğünüz üzere ekseriyetle zorakilik durumu görünmemiştir.
Bu nedenle, “Türkler zorla Müslüman oldu” tezi; bilimsel dayanaktan yoksun, ideolojik saiklerle üretilmiş ve dönemin kaynaklarıyla çelişen bir iddiadır. Mesele şahsen ideolojik körlükten arındırılmış, çok yönlü ve objektif bir tarih okumasıyla anlaşılmayı beklemektedir.
- 1
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- ^ a b R. Şeşen. (2024). İbn Fadlan Seyahatnamesi Ve Ekleri. ISBN: 9786054052226. Yayınevi: Yeditepe Yayınevi. sf: 18.
- ^ Z. Kitapcı. (2004). Türkler Nasıl Müslüman Oldu. ISBN: 975 - 98634 - 1 - 3.. Yayınevi: YEDİ KUBBE YAYINLARI. sf: 16.
- ^ Z. Kitapcı. (1972). Et-Türk Fi Müellefat El-Cahıt.. sf: 84.
- ^ en-Necm, V. T., et al. (). El-Cahız Vel-Hızaratü'l-Abbasiyye. Not: Bağdat..
- ^ R. Şeşen. (2024). İbn Fadlan Seyahatnamesi Ve Ekleri. ISBN: 9786054052226. Yayınevi: Yeditepe Yayınevi. sf: 76.
- ^ R. Şeşen. (2024). İbn Fadlan Seyahatnamesi Ve Ekleri. ISBN: 9786054052226. Yayınevi: Yeditepe Yayınevi. sf: 169.
- ^ R. Şeşen. (2024). İbn Fadlan Seyahatnamesi Ve Ekleri. ISBN: 9786054052226. Yayınevi: Yeditepe Yayınevi. sf: 172-173.
- ^ R. Şeşen. (2024). İbn Fadlan Seyahatnamesi Ve Ekleri. ISBN: 9786054052226. Yayınevi: Yeditepe Yayınevi. sf: 210-211.
- ^ Ahmet Taşağıl. Türkler Nasıl Müslüman Oldu. Alındığı Tarih: 12 Şubat 2026. Alındığı Yer: Youtube | Arşiv Bağlantısı
- ^ V. V. Barthold. (2019). Moğol İstilasına Kadar Türkistan. ISBN: 9789752430242. Yayınevi: Kronik Kitap. sf: 274.
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 13/02/2026 15:25:57 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/22291
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.