Biyoloji Felsefesi

Bu yazı, Stanford Encyclopedia of Philosophy isimli kaynaktan birebir çevrilmiştir. Çevirmen tarafından, metin içerisinde (varsa) açıkça belirtilen kısımlar haricinde, herhangi bir ekleme, çıkarma veya değişiklik yapılmamıştır. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Son 30 yılda biyolojiye olan felsefi ilginin artması, biyolojik bilimlerin aynı dönemde artan önemini yansıtmaktadır. Günümüzde birçok farklı biyoloji konusunda geniş bir literatür vardır ve bu literatürdeki çalışmaların bütününü tek bir kalemde özetlemek imkânsızdır. Bu yüzden bu yazı biyoloji felsefesinin ne olduğunu açıklamayı amaçlamaktadır. Biyoloji neden felsefe için önemlidir ya da tam tersi, felsefe neden biyoloji için önemlidir?

Biyoloji felsefesinin genel başlığı altında üç farklı felsefi sorgulama vardır. İlk olarak bilim felsefesindeki genel tezler biyoloji bağlamında ele alınır. İkinci olarak biyolojinin kendisindeki kavramsal bulmacalar felsefi analize tabi tutulur. Son olarak geleneksel felsefi sorular tartışılırken biyolojiye başvurulur. İlk iki felsefi çalışma sıklıkla gerçek biyolojinin ayrıntılı bilgi bağlamında yürütülür. Üçüncüde bu daha azdır.

Biyoloji felsefesi ayrıca biyolojik kuramların belli alanlarına göre alt kategorilere ayrılabilir. Biyoloji paleontoloji gibi tarihi bilimlerden biyoteknoloji gibi mühendislik bilimlerine kadar çeşitli disiplinlerin bir bütünüdür. Her alanda farklı felsefi konular ortaya çıkmaktadır. Bu yazının son bölümü ise filozofların biyolojideki bazı ana disiplinlere nasıl yaklaştığını ele almaktadır.

1. Biyoloji Felsefesinin Geçmişi

2. Biyoloji Felsefesinin Üç Türü

3. Evrimsel Biyoloji Felsefesi

4. Sistematik Biyoloji Felsefesi

5. Moleküler Biyoloji Felsefesi

6. Gelişimsel Biyoloji Felsefesi

7. Ekoloji ve Koruma Biyolojisi Felsefesi

8. Biyoloji Felsefesinde Metodoloji

1. Biyoloji Felsefesinin Geçmişi

Çoğu belirgin yenilikte olduğu gibi yakından bir bakış biyoloji felsefesinin ilk zamanlarını ortaya sermektedir. 1950’lerde biyolog J. H. Woodger ve filozof Morton Beckner biyoloji felsefesi üzerine önemli çalışmalar yayımladılar (Woodger 1952; Beckner 1959) ancak daha sonraki felsefi literatürü meydana getiren çalışmalar, bu iki çalışma değildi. Bilim felsefesiyle ilgilenen bazı filozoflar biyoloji hakkında genel epistemolojik ve metafizik düşünceler temelinde iddialarda bulunmuştur. Belki de bu iddiaların en bilineni J. J. C. Smart’ın biyolojinin otonom bir bilim değil, radyo mühendisliği gibi daha temel bilimlerin teknolojik uygulaması olduğu iddiasıydı (Smart 1959, 366). Mühendislik gibi biyoloji de doğa yasalarına ekleme yapamaz. Yalnızca fizik ve kimya yasalarının belirli başlangıç ve sınır koşulları bağlamında nasıl ortaya çıktığını açıklayabilir. Hatta 1969’da zoolog Ernst Mayr ‘bilim felsefesi’ başlıklı kitapların tamamen yanıltıcı olduğunu ve ‘fizik felsefesi’ olarak yeniden başlıklandırılmasını bile savunmuştur (Mayr 1969). Bu yeni alanın ortaya çıkmasındaki etmen Mayr ve F. J. Ayala (Ayala 1976; Mayr 1982) gibi önde gelen biyologların girişimleriydi. Bilim felsefesinin ana görüşlerinden biri haline gelen biyoloji felsefesinin ilk işareti David Hull’ın “Philosophy of Biological Science (Biyoloji Biliminin Felsefesi)" eserinin önde gelen Prentice-Hall Felsefenin Temelleri serisinde yayımlanması olmuştur (Hull 1974). O andan itibaren bu alan hızlıca gelişmiştir. Robert Brandon, 1970’lerin sonlarından, “Biyoloji felsefesiyle ilgilenen beş filozof biliyorum: Marjorie Grene, David Hull, Michael Ruse, Mary Williams ve William Wimsatt.” şeklinde bahsetmiştir (Brandon 1996, xii-xiii). Ancak 1986’ya gelindiğinde Michael Ruse’un “Biology and Philosophy” dergisinin yayımlanması için gerekenden çok daha fazla filozof vardı.

2. Biyoloji Felsefesinin Üç Türü

Daha önce bahsedildiği gibi üç farklı felsefi sorgulama biyoloji felsefesinin genel başlığı altında yer almaktadır. İlk olarak bilim felsefesindeki genel tezler biyoloji bağlamında ele alınır. İkinci olarak biyolojideki kavramsal bulmacalar felsefi analize tabi tutulur. Son olarak geleneksel felsefi sorular tartışılırken biyolojiye başvurulur. Biyoloji felsefesindeki ilk büyük tartışma, bu sorgulamaların ilkine, yani bilim felsefesindeki genel başlıkları incelemede biyoloji biliminin kullanılmasına örnek olarak gösterilebilir. Kenneth F. Schaffner mantıksal deneyci teori indirgeme modelini klasik Mendel genetiği ve yeni moleküler genetik arasındaki ilişkiye uygulamıştır (Schaffner 1967a; Schaffner 1967b; Schaffner 1969). David Hull bu girişimden çıkarılacak dersin Mendel genetiğinin moleküler genetiğe indirgenemez olduğunu ileri sürmüştür (Hull 1974; Hull 1975). Bu tartışma 1970 ve 1980’lerdeki özel bilimlerin daha temel bilimlerden özerk olduğunu savunan kısmi fikir birliğini güçlendirmiştir (Fodor 1974; Kitcher 1984). Ancak biyolojideki moleküler devrimin bilimsel indirgemenin başarılı bir örneği olmadığı iddiasının apaçık mantıksızlığı da çok daha yeterli teori indirgeme modellerinin oluşmasına yol açmıştır (Wimsatt 1976; Wimsatt 1980; Schaffner 1993; Waters 1994; Sarkar 1998).

Diğer bir önemli tartışmada ise filozoflar biyolojinin kendi içindeki kavramsal bulmacaları çözmeye çalışmıştır. Üreme başarısı kavramı evrim teorisinin merkezinde olmasına karşın her zaman tartışmalı olmuştur. Bu kavram şaşırtıcı bir şekilde biyologların “eğer evrim yasalarını tam anlamıyla oluşturmaya çalışırsak totolojilere indirgiyor gibi görünürüz. Bu nedenle Andromeda'da bile ‘uyum başarısı en yüksek olan hayatta kalır’ dediğimiz farz edildiğinde, ‘uyum başarısı’nı ‘hayatta kalma’ açısından tanımlamak gereklidir” eleştirisinden kaçmasının zor olduğunu kanıtlamıştır (Smart 1959, 366). 1970’lerde biyoloji felsefesiyle ilgilenen yeni nesil filozoflar, uyum başarısının organizmaların bağlı özelliği olduğunu, diğer bir deyişle her bir organizmanın uyum başarısının o organizmanın belirli fiziksel özelliklerinin ve çevresinin bir sonucu olduğunu ancak aynı seviyede uyum başarısına sahip iki organizmanın çok farklı fiziksel özellikler vasıtasıyla da aynı seviyede uyum başarısını yakalayabileceğini belirterek başlamışlardır (Rosenberg 1978). Alexander Rosenberg ve Mary B. Williams uyum başarısının, anlamını evrim teorisinin aksiyomatik formülasyonundan alan indirgenemez ilkel bir isim olduğunu savunarak tartışmaya devam etmiştir (Rosenberg 1983; Sober 1984a; Williams & Rosenberg 1985). Ancak totoloji problemine açık ara en çok tercih edilen çözüm, bu bağlı özelliğin doğal bir eğilim, yani muhtemel döl sayısının olasılık dağılımı olduğunu ileri sürmekti (Mills & Beatty 1979). Uyum başarısı üreme başarısı olarak tanımlansa da uyum başarısı en yüksek organizmaların en çok döle sahip olması, zar atıldığında çift rakam gelme olasılığının altı gelmesi olasılığından daha yüksek olması totolojisinden daha farklı değildir. Uyum başarısı yüksek organizmaların hayatta kalma ve zar atıldığında her sayının eşit olasılığa sahip olma eğilimleri, ne olacağı hakkında hatalı öngörülerde bulunmamıza neden olmaktadır ama örneklem boyutu arttıkça bu öngörüler daha güvenilir hale gelmektedir. Ancak popülasyon biyolojisinde aslında uyum başarısının oynadığı tüm rolleri oynayabilen bir olasılık dağılımı veya dağılım kümesi belirlemenin mümkün olup olmadığı ise belirsizdir.

"Kavramsal bulmaca" ifadesi ise çok geniş anlamıyla anlaşılmalıdır. Biyoloji felsefesiyle ilgilenen filozofların yaptığı kavramsal çalışmalar çoğu durumda teorik biyolojiyle iç içedir. Bu çalışmalar ayrıca filozofların biyologlar tarafından oluşturulan argüman zincirlerini eleştirmesine ve böylece süregelen biyoloji tartışmalarına doğrudan girmelerine yol açmaktadır. Aynı şekilde bilim felsefesindeki genel konular üzerinde çalışmak için biyolojiden örneklerin kullanılması olarak tanımlanan biyoloji felsefesinin ilk türü, bazen biyoloji metodolojisinin gelişmesine yönelik belirli tavsiyeler yoluyla biyolojiye geri bildirimde bulunmaktadır. Filozofların sıklıkla biyoloji dergilerinde ve biyologların da biyoloji felsefesi dergilerinde yayım yapmaları biyoloji felsefesi literatürünün şaşırtıcı bir özelliğidir. Biyoloji felsefesi biyoloji ve toplum arasında önemli bir aracı rolü de üstlenmektedir. Biyolojinin popüler açıklamaları deneysel bulgulardan çok fazla bilgi edinmektedir. Bu nedenle bilim felsefesiyle ilgilenen filozofların belirli biyolojik bulguların önemine dair yorumları değerlendirmede bariz bir rolü de vardır (Stotz & Griffiths 2008).

Biyoloji felsefesinin üçüncü bir türü de filozoflar etik ve epistemoloji gibi geleneksel felsefi konulardaki görüşleri desteklemek için biyolojiye başvurduklarında ortaya çıkmaktadır. Biyolojik teleolojiye dair geniş literatür bunun tipik bir örneğidir. Teleolojik dilin evrimsel yorumunu ifade etmek için ‘teleonomi’ teriminin ortaya çıktığı dönemde (Pittendrigh 1958) ‘modern sentez’in doğuşuna olan kısa bir ilgiden sonra işlev ve amaç yönelimli bakış açısı evrimsel biyologlar tarafından nispeten sorunsuz olarak görülmüştür. Fakat 1970’lerde filozoflar hastalık ve bozukluk gibi normatif kavramlara sağlam ve bilimsel bir temel sağlamak için biyolojiye başvurmaya başlamışlardır (Wimsatt 1972; Wright 1973; Boorse 1976). En nihayetinde bu felsefi tartışma, modern sentez biyolojisiyle ilgili görüşe temel olarak benzer bir teleolojik dil analizi sağlamıştır (Millikan 1984; Neander 1991). İşlevin ‘etiyolojik kuram’ına göre bir özelliğin işlevleri o özelliğin seçilmesini sağlayan etkinliklerin bir bütünüdür. ‘Etiyolojik’ veya ‘doğru’ işlev genel olarak felsefenin, özellikle de dil ve zihin felsefesinin kavramsal araç setinin bir parçası haline gelmiştir.

3. Evrimsel Biyoloji Felsefesi

Biyoloji felsefesi ayrıca biyolojik kuramların belli alanlarına göre alt kategorilere ayrılabilir. Yakın zamana kadar evrim teorisi felsefe alanında en çok ilgi çeken konuydu. Bu çalışma bilim felsefesinde kuramların ‘anlamsal görüşü’ gibi genel bir tezi desteklemek için tasarlanmıştır (Lloyd 1988). Ancak bu çalışmanın çoğu, teorinin içinde gelişen kavramsal bulmacalarla ilgilenmektedir ve çoğu zaman saf bilim felsefesine olduğu kadar kuramsal biyolojiye de benzemektedir. Elliot Sober’in “The Nature of Selection: Evolutionary theory in philosophical focus (Seçilimin Doğası: Felsefi açıdan evrim teorisi” (Sober 1984b) adlı klasik çalışmasının vurguladığı nokta, çoğu filozofun biyoloji felsefesinden haberdar olmasını sağlamıştır. Sober, popülasyon genetiğindeki açıklama yapılarını dinamikteki kuvvetlerin birleşimine benzeşim (anoloji) yoluyla analiz etmiş ve gen frekansında zamanla meydana gelen esas değişimi seçilim, sürüklenme ve mutasyon gibi birçok farklı ‘kuvvet’in sonucu olarak ele almıştır. Geleneksel evrim teorisinin matematiksel özü olan popülasyon genetiğinin böylesine itinalı ve metodolojik analizi ilginç sonuçlar vermeye devam etmektedir (Pigliucci & Kaplan 2006; Okasha 2007).

1980’lerde evrim teorisine olan yoğun felsefi ilgi kısmen E.O. Wilson’ın “Sociobiology: The New Synthesis (Sosyobiyoloji: Yeni Bir Sentez)" (Wilson 1975) ve Richard Dawkins’in “Gen Bencildir (The Selfish Gene)” (Dawkins 1976) kitaplarının yayımlanmasıyla ortaya çıkan sosyobiyoloji üzerine tartışmalarla açıklanabilir. Gerçek evrim biriminin tek tek her bir Mendel aleli olduğu iddiası, ‘seçilim birimi’ sorusu (Brandon and Burian 1984) ve ‘adaptasyonculuk’ (Dupré 1987) konusu üzerine yapılan felsefi çalışmalarda bir patlamaya neden olmuştur. Muhtemelen bu sayede filozoflar uzun yıllar sonra 1990’larda evrimsel biyoloji içindeki bazı ‘grup seçilimi’ formlarının rehabilitasyonuna büyük katkıda bulunmuş oldu (Sober and Wilson 1998).

‘Adaptasyonculuk’ üzerine yapılan tartışmalar evrimin optimal (en iyi) tasarımları meydana getirip getirmediği, optimalite varsayımlarının metodolojik rolü ve evrim teorisinin açıklama amaçları hakkında geniş bir alana yayılmış birtakım soruları içermeye başlamıştır. Yapılan felsefi çalışmalar, tartışmadaki bu durumları ayırt etmeye ve biyoloji literatüründe görülen ‘adaptasyonculuk’ lehinde ve aleyhindeki polemik karmaşayı azaltmaya yardımcı olmuştur (Orzack and Sober 2001).

4. Sistematik Biyoloji Felsefesi

Sistematiğin (E.N. taksonomi) felsefi tartışması 1960 ve 1970’lerde bu disiplinde meydana gelen ‘bilimsel devrim’e bir cevaptı. Bu devrim, sistematiği önce nicel yöntemlerin uygulanmasıyla, ardından sistematiğin tek amacının organizma grupları arasındaki evrimsel ilişkiyi (filogeni) temsil etmek olması gerektiğini savunan ‘kladistik yaklaşım’la dönüştürüldüğünü görmüştür. Bilim felsefesinden gelen fikirler her iki dönüşümü de savunmak için kullanılmıştır. Filozof David L. Hull bu iki devrim boyunca bilimsel tartışmalara aktif olarak katılmıştır (Hull 1965; Hull 1970; Hull 1988; ayrıca bk. Sober 1988).

Biyolog Michael Ghiselin’in, biyolojik türlerin ontolojik durumu hakkında sistematiğin temelde yanıldığını ileri sürmesi filozofların ilgisini uyandırmıştır (Ghiselin 1974). Türler, kimyasal elementlerin maddenin çeşitleri olduğu anlamda organizmaların çeşitleri değildir. Daha ziyade milletler ve galaksiler gibi tarihsel ögelerdir. Tek tek her bir organizma, evlilik yüzüğünün bir altın örneği olduğu anlamda türlerin örneği de değildir. Daha ziyade tıpkı bir bireyin ailenin bir parçası olması gibi türlerin birer parçalarıdır. Smart’ın daha önce belirttiği gibi bunun sonucu, biyolojik türler hakkında en azından evrende her zaman ve her yerde doğru olan geleneksel yasalar anlamında hiçbir ‘doğa yasası’ olmamasıdır (Smart 1959). Bu da biyoloji felsefesiyle ilgilenen filozofların yeni doğa yasaları anlayışını savunmalarına yol açmıştır (Mitchell 2000).

Ancak türlerin ‘bireyler’ olduğu görüşü, türler hakkındaki diğer önemli soruları cevapsız bırakmakta ve kendi içinde yeni sorunlara neden olmaktadır. Güncel biyoloji literatüründe yaklaşık yirmi farklı ‘tür konsepti’ görülmektedir ve bunların yararlı tarafları, karşılıklı ilişkileri, tutarlılıkları ya da tutarsızlıkları felsefi tartışmanın ana konusu olmuştur.

Biyolojik türler ‘doğal gruplaşma’nın (natural kind) klasik örneklerinden biridir. Sistematik felsefesi, genel bilim felsefesindeki sınıflandırma ve doğal gruplar hakkında yapılan son çalışmalar üzerinde büyük bir etkiye sahip olmuştur (Dupré 1993; Wilson 1999).

5. Moleküler Biyoloji Felsefesi

Daha önce bahsedildiği gibi Mendel genetiğinin moleküler genetiğe indirgenmesi biyoloji felsefesinde tartışılan ilk konulardan biriydi. Schaffner ile Hull arasındaki ilk tartışmayı ‘indirgeme karşıtı uzlaşı’ takip etmiştir (Kitcher 1984). İndirgemeci görüş Kenneth Waters’ın bir seri önemli yazısında yeniden canlanmıştır (Waters 1990; Waters 1994) ve güncel problem indirgeme ile indirgenemezlik arasında basit bir seçim olmasa da bu iki disiplin arasındaki bilişsel ilişki üzerine tartışma halen sürmektedir. Lidney Darden, Schaffner ve diğer düşünürler, moleküler biyolojideki açıklamaların tek bir ontolojik seviyeyle sınırlı olmadığını ve bu yüzden 19. yüzyıl fiziğinde fenomenolojik gaz yasalarının moleküler kinematiğe indirgenmesi gibi klasik örneklerden türeyen ‘indirgeme’ düşüncelerinin uygulanamaz olduğunu savunmuştur (Darden & Maull 1977; Schaffner 1993). Buna ek olarak moleküler biyoloji, doğa bilimlerinden aşina olunan birtakım yasa ve matematiksel model temeline oturtulmuş büyük bir kurama da sahip değildir. Bunun yerine bir model organizmada detaylı şekilde incelenip açıklanmış çok spesifik mekanizmalar, aynı ya da ilişkili moleküler etkileşenleri kullanan diğer organizmalardaki, aynı olmasa da, benzer mekanizmaların incelenmesine olanak sağlayan ‘örnek’ görevi görmektedir. Darden ve diğer düşünürler, varlıkların belli derlemleri ve kendilerine özgü aktiviteleri olan bu ‘mekanizmalar’ın yalnızca moleküler biyolojide değil, başka birçok özel bilim dalında da bilimsel keşfin ve bilimsel açıklamanın temel birimi olduğunu ileri sürmüştür (Machamer, Darden et al. 2000; ayrıca bk. Bechtel & Richardson 1993).

Moleküler biyoloji felsefesinde bir diğer önemli konu da genin tanımı olmuştur (Beurton, Falk & Rheinberger 2000; Griffiths & Stotz 2007). Filozoflar ayrıca genetik bilgi kavramı üzerine çokça eser yazmıştır. Bu konudaki literatürün genel düşüncesi, bu kavramın moleküler biyologların ona verdiği önemin hakkını teslim edecek şekilde yeniden yapılandırılmasının zor olduğudur (Sarkar 1996; Maynard Smith 2000; Griffiths 2001; Jablonka 2002).

6. Gelişimsel Biyoloji Felsefesi

1980’lerde ‘adaptasyonculuk’ yapılan üzerine tartışmalar, filozofları evrimsel biyoloji özelliklerinin açıklamaları ve aynı özelliklerin gelişimsel biyolojideki açıklamaları arasındaki karmaşık etkileşimlere yakınlaştırmıştır. Gelişimsel biyoloji seçilime maruz olabilecek muhtemel varyasyon türlerine ışık tutmaktadır ve evrimin sonuçlarının mevcut seçenekler (‘gelişimsel kısıtlamalar’) açısından ne kadar anlaşılabileceği sorusunu ortaya atmaktadır (Maynard Smith, Burian et al. 1985). Gelişimsel kısıtlamalar üzerine yapılan tartışmalar, gelişimsel biyolojiye yalnızca evrimsel sorulara cevap sağlayıp sağlayamayacağı açısından bakmıştır. Ancak Ron Amundson’ın belirttiği gibi gelişimsel biyologlar kendi sorularını sormaktadır ama bu soruları sormak için farklı bir ‘kısıtlama’ kavramı gerekmektedir (Amundson 1994). 1990’larda her iki açıklamayı da birleştirmeyi vaat eden yeni bir alan olan evrimsel gelişimsel biyolojinin doğuşu bu alanı metodolojik bir bakış açısıyla nitelendirmeyi hedefleyen azımsanmayacak bir felsefi literatürü meydana getirmiştir (Maienschein & Laubichler 2004; Robert 2004; Amundson 2005; Brandon & Sansom 2007).

7. Ekoloji ve Koruma Biyolojisi Felsefesi

Yakın zamana kadar bu alan biyoloji felsefesinde çok geri kalmış bir alandı. Aslında bu durum şaşırtıcıdır çünkü bu alan yukarıda bahsedilen her üç biyoloji felsefesi yaklaşımı için de belirgin bir potansiyel taşımaktadır. Ayrıca çevre etiği üzerine önemli felsefi çalışmalar vardır ve bu alanda ortaya çıkan soruların cevaplandırılmasının ekoloji ve koruma biyolojisinin eleştirel bir incelemesini gerektirdiğini düşünmek mantıklı görünmektedir. Doğrusu bu alanda temel oluşturmaya çalışan önemli bir eser olan Kristin Shrader-Frechette ve Earl McCoy’un “Method in Ecology: Strategies for Conservation (Ekolojide Metot: Korumaya Yönelik Stratejiler)” kitabı (1993) önceki yıllarda ekolojinin felsefede göz ardı edilmesi karşısında bahsedilmesi gereken saygın bir örnektir.

Son yıllarda filozoflar ekolojiye önem vermeye başlamış ve birçok önemli kitap ortaya çıkmıştır (Cooper 2003, Ginzburg & Colyvan 2004, Sarkar 2005, MacLaurin & Sterelny 2008). Tartışmalar ekolojideki matematiksel modeller ve deneysel veriler arasındaki sorunlu ilişkiye, ekolojik istikrar fikriyle ‘doğa dengesi’ne ve biyolojik çeşitliliğin tanımına odaklanmıştır.

8. Biyoloji Felsefesinde Metodoloji

Biyoloji felsefesinde çoğu çalışma doğalcı (natüralist) olmasının yanında felsefe ve bilim arasında herhangi bir yöntem veya içerikte derin bir süreksizlik olmadığını kabul etmektedir. Kuramsal olarak, biyoloji felsefesi bilgi bazında değil, yalnızca sorduğu sorular açısından biyolojiden ayrılmaktadır. Filozoflar, biyologlardan daha fazla biyoloji tarihi bilmelerine rağmen daha az uygulamalı becerilere sahiptir ama yine de biyolojinin içeriğiyle profesyonel seviyede uğraşmayı amaçlamaktadır. Biyoloji felsefesiyle ilgilenen filozofların odaklandıkları alanlarda akademik yeterliliğe sahip olmaları ve bilimsel ortaklıklarda bulunmaları yaygındır. Biyoloji felsefesinin doğalcılığı ve bilime olan ilgilerinin sürekliliği, bilim felsefesinde, özellikle de sinirbilim felsefesinde yer alan pek çok çalışmayla ortaktır (Bechtel, Mandik et al. 2001).

Biyolojinin soruları ile biyoloji felsefesinin soruları arasındaki ayrım bile tam olarak net değildir. Yukarıda belirtildiği gibi biyoloji felsefesiyle ilgilenen filozoflar bilimin doğası yla ilgili genel sorular, biyolojideki kavramsal bulmacalar ve biyolojik bilimlerden edinilecek cevaplarla aydınlanmaya açık gibi görünen geleneksel felsefi sorular olmak üzere üç farklı türde soru yöneltir. İkinci türde sorular yöneltirken biyoloji felsefesiyle kuramsal biyoloji arasında bir fark yoktur. Ancak bu durum biyoloji felsefesiyle ilgilenen filozofların ‘biyoloji üzerine amatörce çalışma’ sorumluluklarını terk etmekle suçlanmalarına neden olurken "Gen Bencildir (The Selfish Gene)" (Dawkins 1976) gibi bir kitabın da biyolojinin felsefi tartışmasına önemli bir katkı yaptığı aynı derecede söylenebilir. Elbette ki filozofların profesyonel becerileri bu kavramsal bulmacalarda olduğu kadar diğer iki tür soruda da yararlıdır. Bu üç soru türünün tümü biyolojik bilimlerin spesifik bulgularına yalnızca karmaşık argüman dizileriyle ilişkilendirilebilir.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

Nötral Teori: Moleküler Evrimin Temeli

Evrimsel Değişimler, İnsanlardaki Mental Hastalıkların Sebebi Olabilir

Çevirmen

Semih Can Aktepe

Semih Can Aktepe

Çevirmen

Katkı Sağlayanlar

Şule Ölez

Şule Ölez

Editör

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim