Bir Doktorun En İyi Arkadaşı: Elmaslar

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Papaz “Bu adamı eşin olarak kabul…” diye sormaya başladığında yüzüğü ve ifade ettiklerini düşünen gelin bir an duraksadı. Yüzük taşının büyüklüğü, gelecekteki medeni halinden daha fazlasını simgeleyecekti; mutluluk yaratacaktı. Gelin soruyu cevapladı: “Evet!” Biraz sonra eşi olacak adamın, kapaklı küçük kutusundan yüzüğü çıkarıp parmağına doğru getirişini izledi –taşı kocamandı. İster istemez rahatlayarak derin bir nefes aldı. Kristaller gerçekten mutluluk, sağlık ve refah getirseydi elmaslar herkesin en değer verdiği şey olurdu.

Kristallerin bedeni ve aklı iyileştirme gücü gerçekten olsaydı evli çiftlerle ilgili şimdiye kadar yapılan çalışmalar anlaşılmayan bir şeyleri hep kaçırmış olurdu. Zihinle ilgili çalışmaların bazı bilinmeyen parçaları sistematik olarak atlaması gibi sosyoekonomik statüyü veya psikolojik eğilimi bir evliliğin durumuna bağlayan analizler de yanılmış olurdu –o elmaslar sonsuza dek sözüyle verilmişti ne de olsa. Sosyal ve ruhsal unsurlar tabii ki çok şeyi açıklığa kavuşturur fakat bunlara bir de çiftlerin yüzüklerindeki titreşim gücünü ekleseydik resmin tamamı daha da açık olurdu, yoksa olmaz mıydı?

Gerçek güce sahip kristaller aşk ve evliliğin yanı sıra ölüm ve bela da getirirdi. Bilim insanları en iyi “frekans”a sahip değerli taşları tespit eder etmez taşların fiyatları bütün dünyada artardı. Elmas ticareti nedeniyle zaten sıkıntı yaşayan çatışma dolu bölgeler, fiyatlar arttıkça iyice karışırdı. Değerli taşlar bütün dünyada mağazalarda satılmaya başlardı, farklı kalite ve kesimleri farklı özelliklere sahip olduğunu gösterirdi bir de. Mücevherciler mükemmel kesilmiş “şifalı taş”ı yapmaya çalışırlardı. Bu moleküler şekillendirmeyi kabul etmeyen diğerleri, daha çok “organik” taşlara rağbet ederlerdi. Kuvars kağıt ağırlıkları bir servet edebilirdi.

Kristaller her yerde bulunur. Basitçe söylemek gerekirse, üç boyutlu boşlukta istikrarlı bir modelle sıralanmış atom, iyon veya moleküllere sahip katı cisimlerdir. Büyük ihtimalle bu yazıyı okuduğunuz ekranda da kristaller vardır. Belki milyonlarca kişinin evindeki sıvı kristalli ekranlar da, kristalin özelliklerinden yararlanır. Kristaller kişinin hayat enerjisini gerçekten kontrol etseydi TV ekranına çok yakın oturmak anneleri artık endişelendirmezdi, hatta istenen bir şey olurdu.

Kristalin yapısının doğada her yerde var olması, jeolojik yapının kendisinin en büyük mücevher mağazası olduğu anlamına gelir. Ayağınızın altındaki zeminin tümü, muhtemelen hayat boyu titreşimsel ayarlama yapabilecek kadar kristal gücüne sahipse neden çakra tılsımlarına veya parlak anahtarlıklara para harcayasınız ki! Küçük bir bahçe küreği kapın, Birkenstock’larınızı giyin ve başlayın kazmaya! Ve gerçekten kristaller şifalı olsaydı Meksika’daki mağara, inananları iyileştiren bir megakilise gibi, dermansız hastalarla dolup taşardı. Bununla birlikte, kristallerin Dünya yüzeyine düzgün dağıldığını düşünürsek, (işinin ehli her şamanın bildiği gibi) hangi kristalin hangi belirtileri ve ne zaman dindirdiğini tespit etmek neredeyse imkansız olurdu.

Eğer kristaller, “titreşimler” ve “frekanslar” aracılığıyla rahatlatıp iyileştirseydi, radyo önünde oturmak, doktora gitmek kadar yararlı bir şey olurdu. Frekansların öyle türüne az rastlanır gibi bir özelliği yok. Belli bir zaman içinde tekrarlayan bir süreçtir, frekans; müzik setindeki bir CD’nin döndüğü devir gibi veya havadaki basınç dalgalarının atımı gibi. Herhangi bir yerbilimci veya fizikçi, frekans yayan bir kristali çok kısa bir süre içinde tespit edebilirdi… ve sonra da o şifalı frekansın karaborsası oluşurdu hemen. Arka sokaklardaki serseriler insanların hayat enerjisini ucuza harekete geçirmek için küçük hoparlörden şipşak bir hertz dozu sunarlarken büyük şirketler kuvarsın sakinleştirici etkisinin patentini ve lisansını alıp tüm maliyetini de ortalama tüketiciye yüklerlerdi.

Kuşkusuz değerli taşlar ve kristaller ses çıkarmaz ve elinizin hissedeceği kadar titreşmez, bu yüzden size uyan frekansı bulmak çok önem taşırdı. İnsanı rezonansa sokacak bir frekans olsaydı şu dillere destan opera sanatçısının karşısındaki şarap kadehi gibi parçalarımıza ayrılma noktasına kadar titreşime sokulabileceğimiz uygun bir hız bulunabilirdi. Size uygun olan taşı önermek için tepenize bir diyapazon dayayacak ilk Yeni Çağ (New Age) şamanı gözümün önüne geliyor da…

En yeni değerli taşlardan oluşan yükünü boşaltmak üzere hastanelerin arkasına yanaşan damperli kamyonları görmek garip gelebilirdi, fakat kristaller şifalı özelliklere gerçekten sahip olsaydı, bu standart bir durum olurdu. Haberler, doktorlar arasında çabucak yayılırdı. Mucizevi kanser tedavileri büyük ilaç firmaları tarafından bastırılır tabii ki, fakat kristal tedavisini gizlemek için çok fazla taşı taşocağına geri göndermek gerekirdi. Doktorlar hastalarına, negatif enerjiyi emmesi için sülfür reçete ederlerdi. Hemşireler koğuşları gezerek alın ve karınlardaki taşların yerini düzeltirlerdi. Bir sonraki Nobel tıp ödülü, “Kristalin Minerallerinin İyileştirici Özellikleri”nin doğruluğunu kanıtlayıp konu hakkında bir makale yayınlayan şanslı araştırmacının olurdu. Hibe paraları devletten sel gibi akardı. Dünya üzerindeki madenler, hastalıklara karşı verdiğimiz mücadeleye yardımcı olmak amacıyla kazılırdı. Eczaneler, doktorların bulduğu şifalı taşların daha az etkili olanını satarlardı. İnsanlar restoranlarda ve evlerinde yemek yerken birbirlerine sorarlardı: “Kristaller insan vücudunu iyileştiriyormuş. Ne, duymadın mı, nerede yaşıyorsun, yer altında mı?” Sağlığınız için umarım öyledir.

Bütün hastalıklarımıza ayaklarımızın altındaki taşlarla çözüm bulmaya çalışsak da, incelenmeye değer olduklarını atlamadan, kristallerin insan sağlığını etkileyebilecek ne biyolojik ne de fiziksel mekanizmaları vardır. Belki ışıl ışıl bir elmas sizi mutlu edebilir, dolayısıyla stresinizi azaltıp sizi sakinleştirebilir fakat kesinlikle bu elmas, radyo istasyonu arar gibi frekans tarayıp şimdiye kadar keşfedilmemiş bir “insan frekansı” yakalayamaz. Bir mineralin atomlarının belli bir biçimde dizilişinin göze hoş görünmekten başka insan bedenine bir yararı olacağına dair doğada herhangi bir ize rastlanmamıştır. Acaba kristaller saçmalamayı da iyileştirebilir mi?


Ana Görsel: Pixabay sitesinden alınmıştır.

Kaynak: Bu yazı CSICOP sitesinden çevrilmiştir.

İnsan Harici Maymunların da Kafasının Tası Atabiliyor!

Google Maps: Darwin'in Evi ''Downe House''

Yazar

Şule Ölez

Şule Ölez

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim