Beynin Yüzde Onunu Kullandığımıza Dair Miti Hortlatan
Beynin Yüzde Onunu Kullandığımıza Dair Miti Hortlatan "Lucy" Filminin Bilimsel Analizi

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

2014 yılında vizyona giren ve akıl almaz bir şekilde kadrosunda Morgan Freeman'ı da barındıran Lucy isimli film, halk arasındaki en yaygın mitlerden biri olan "İnsanlar beyinlerinin yüzde onunu kullanmaktadır." inancını konusunun merkezine yerleştirip, buna bilimsel bir kılıf sunmaya çalışıyor.

Buradaki yazımızda ve buradaki gerçeklik analizimizde de detaylıca izah ettiğimiz gibi, beynimizin yüzde onunu (veya üçünü, beşini, vs.) kullandığımıza dair iddia tamamiyle hatalıdır. Sadece beynimizin değil; böbreğimizin, karaciğerimizin ya da penisimizin de yüzde yüzden azını kullanmamaktayız. Beynin belli bir mutlak maksimum kapasitesi olduğu sahte inancı üzerine kurulu olan bu iddianın popüler medyada diri tutulması, ne yazık ki halkın da durmaksızın yanlış inançlara gömülmesine neden oluyor.

Ayrıca içinde Morgan Freeman gibi bilimle birçok ünlü simaya göre çok daha haşır neşir olan birinin olduğu bir filmde bu kadar büyük bir bilimsel yanlışa düşülmesi bizi Evrim Ağacı ekibi olarak derinden yaralamıştır, belirtmek ve muhtemelen aynı hisleri paylaşan okurlarımıza acı ortağı olalım istedik. Eğer illa ki bu konuda bir bilim-kurgu çekilecekse, en azından film "Beyin kapasitesinin şu andakinden 10 kat fazlasına çıkarabilen bir icat" üzerine inşa edilebilirdi ve bu basit hataya düşülmemiş olurdu. Günümüzde bilimin halka ulaşmasında büyük bir araç olan bilimkurgu, bu kadar basit ve yaygın hataları popülizm uğruna kullanacak olursa, faydadan çok zarara neden olma potansiyeline sahiptir.

Bu yazımızda, söz konusu filmi bilimsel olarak analiz edip, hatalarından ayıklamaya çalışacağız. Umarız filmi izleyen veya izlemeyi düşünenlere yol gösterici olur.

Yaşamın Başlangıcının Kronolojisine Yönelik Hatalar

Film, daha ilk cümlesinden hatayla başlamakta:

Yaşam, bize 1 milyar yıl önce verildi.

Halbuki günümüzde Dünya'nın 4.54 milyar yıl önce oluştuğunu, yaşamın ise en az 3.8 milyar yıl önce, muhtemelen 4 ila 4.2 milyar yıl önce başladığını biliyoruz. İlk cümlenin "milyarlarca yıl önce" gibi bir genelleme yapmaması, hatalı bir bilgi verildiğini gösteriyor. Dahası, "verildi" şeklinde kullanılan edilgen cümle, yaşamın belli bir bilinç veya emir çerçevesinde başladığı fikrini yansıtıyor. Halbuki güncel çalışmalar, yaşamın tüm öncüllerinin tamamen doğal süreçlerle, inorganik kimyasallardan evrimleşebileceğini göstermektedir.

Film içinde hata, daha sonradan Morgan Freeman tarafından da tekrar ediliyor:

Yaşam eğer ki yaklaşık 1 milyar yıl önce başladıysa, ilk sinir hücrelerinin ortaya çıkması için 400.000 yıl boyunca beklememiz gerekirdi.

Burada yaşamın 1 milyar yıl önce başladığından mı, yoksa 4 milyarlık yaşamı 1 milyar yıla indirgeyecek olursak kronolojinin nasıl olacağından mı bahsedildiği net değil. Ancak yaşamın 1 milyar yıl önce başlamadığını söylemiştik. 1 milyar yıl kadar önce olan önemli olaylardan birisi, hayvanların ilk defa evrimleşmeye başladığı dönemin bu zaman dilimine denk gelmesidir. Ancak ilk sinir hücrelerinin günümüzden bu ayrılmadan yaklaşık 400.000 yıl sonra evrimleştiğine dair kesin bir bulgu bulunmamaktadır.

Yaşamın Tanımına Yönelik Hatalar

Morgan Freeman'ın "bilimsel" konuşması sırasında, ilk sinir hücrelerinin evriminin, "bildiğimiz anlamıyla yaşamın başlangıcı" olduğu iddia edilmektedir. Halbuki yaşamın, sinir hücreleri ile hiçbir alakası yoktur. Bir bilim insanının "bildiğimiz anlamda yaşam"dan kastı, hiçbir zaman sinir hücreleriyle ilişkilendirilemez. Yaşam, belli bir fiziksel yapısı (vücut organizasyonu) ve bu yapı içerisinde entropi artışına geçici olarak karşı koymayı başarabilen biyokimyasal aktivitelere sahip yapılara verilen isimdir. Herhangi bir spesifik hücre veya yapı canlılığı "canlı" kılmamaktadır.

Sinirbilime Yönelik Hatalar

Freeman, konuşmasının bir noktasında şöyle söyleniyor:

[Sinir sisteminin evrimleşmesi sırasındaki ilk beyinler] sadece birkaç miligram büyüklüğündedir. Bu evrede henüz zeka belirtisi gözlemek mümkün değildir. Daha ziyade bir refleks gibi davranır.

Sinir sistemi evriminin ilk basamaklarındaki beyinlerin sadece birkaç miligram büyüklükte olduğu iddiası hatalıdır. Çünkü sinir sisteminin Hayvanlar Alemi'nde ilk defa evrimleştiği zamanlarda "beyin" dediğimiz devasa sinir düğümü uzunca bir süre evrimleşmemiştir. Sinir sisteminin öncüllerinin evrimleştiği denizanaları gibi hayvan gruplarında beyin bulunmaz. Beyinlerin evrimleşmesi için sinir sisteminin erken evriminden sonra milyonlarca yıl geçmesi gerekmiştir. İlk beyin benzeri yapılara, solucanlarda rastlamaktayız.

Freeman'ın konuşmasındaki ikinci cümle de hatalıdır; çünkü zeka için beyin gerekmemektedir. Hiçbir sinir sistemine sahip olmayan mantarlarda bile labirent benzeri problemler çözmeye yönelik zeka belirtilerine rastlanmıştır. Beyin, zeka ile ilişkilendirilen özellikleri regüle edip güçlendiren bir yapı olsa da, zekanın öncülü değildir. Freeman şöyle devam eder:

Bir nöronunuz varsa, canlısınızdır. İki nöronunuz varsa, hareket ediyorsunuz demektir. Ve hareketle birlikte, ilginç şeyler olmaya başlar.

Bu kısımdaki ilk iki cümle, muhtemelen konuya sanatsal bir yaklaşımdan ibaret, dolayısıyla çok ciddiye almaya gerek yok. Ancak konuyu literal şekilde alacaklar için: Eğer vücudunuzda sinir hücresi varsa, evet, canlısınız demektir (sayısından bağımsız olarak). Ancak 2 adet nöron, size hareket yetisi kazandırmaz. Öte yandan hayvanların uzun süreli ve uzun mesafelerde hareket etmeye başlamasıyla birlikte evrimin yepyeni bir çeşitlilik kazandığı doğrudur.

Beyni Kullanma Kapasitesi: İnsanlar ve Yunuslar

Dünya üzerindeki hayvan yaşamı milyonlarca yıl geriye gitmektedir. Buna rağmen birçok tür, serebral kapasitelerinin sadece %3 ila 5'ini kullanır. Ancak hayvanlar zincirinin en üzerindeki insanlara ulaştığımızda, nihayet serebral kapasitesinin daha fazlasını kullanan bir tür görürüz. %10 çok fazla gibi gözükmeyebilir; ancak onunla yaptıklarımıza bir bakın.

Hiçbir hayvan serebral kapasitesinin %3-5'ini kullanmaz. Tüm türler, organlarının tamamını kullanacak biçimde evrimleşmişlerdir. Zaten organların "kapasiteleri", evrimsel süreçte değişen, seçilen, elenen unsurdur. Yani bir organın "mutlak maksimum kapasitesi" ile "o anda kullanılabilen miktarı" gibi iki ayrı niteliği yoktur. Bir organ varsa, sonuna kadar kullanılabilir.

Şimdi özel bir vakaya bakalım. Beynini bizden daha iyi kullanan tek yaşayan canlı: Yunuslar. Bu inanılmaz hayvanın serebral kapasitesinin %20'sini kullanabildiği tahmin edilmektedir.

Bu cümlelerde doğru olan tek şey, yunusun bir canlı olduğu. Geriye kalan her şey hatalı.

Özellikle bu, [yunusların] insanın ürettiği her türlü sonardan daha da başarılı bir ekolokasyon yeteneğine sahip olmasını mümkün kılar. Ama yunuslar bu özelliği icat etmedi; doğal bir şekilde geliştirdi. Ve bu, bizim bugünkü felsefi yansımamızın en önemli parçası. İnsanlar, var olmak yerine, sahip olmaya daha fazla önem veriyor olduğu sonucuna varabilir miyiz?

Yunuslarda ekolokasyonun, yani ses yoluyla yön bulma davranışının evrimsel süreçlerle, doğal bir şekilde ortaya çıktığı doğrudur. Ancak buradan yola çıkarak, insanın var olmak ile sahip olmak arasında bir tercihte bulunduğuna dair felsefi sonuca nasıl varıldığı pek açık değildir.

Bunlar Önemli Mi?

"Ama bu film sonuçta eğlencelik, bilimsel bilgi sunmuyor ki, belgesel değil ya!" diye düşünecekler için de kısa bir açıklama yapalım. Evet, belgesel olmadığını biz de biliyoruz. Ancak şöyle bir sorun var: Eğer ki siz yaklaşık 40 milyon dolara bir film çeker, 47 ülkede aynı anda yayınlar, o ülkelerin hepsindeki AVM'lerde, sokaklarda, sağda soldaki afişlere "Normal bir insan beyninin %10'unu kullanabiliyor. O bügün %100'ünü kullanacak." yazar (ki bu resmen bir iddiada bulunmaktır, bir film spotu bile değil); halihazırda var olan hatalı bilgiyi körüklerseniz, işte böyle böyle mitler halk arasında yer eder. Mitler yanılgıları doğurur, yanılgılar da sahte sonuçları. Sahte sonuçlar sahte bilimi doğurur, sahte bilim de sahte insanları. Bu uzun bir zincir gibi gözükse de çok hızlı yol alınır ve kısa sürede bu sahte insanlardan türer.

İsterseniz araştırın forumları, blogları, vs. ve görün insanların bu mitten yola çıkarak neler uydurduğunu ve halkı nasıl zehirlediğini. Bir tarafta bilimin somut gerçeklerini halka ulaştırma mücadelesi veren bir avuç insan var. Öteki tarafta ise sahte, yalan, saçma, gerçek olmayan bilgileri sırf ilgi çekici olduğu için halk içerisine yayarak gerçekleri zehirleyen milyonlarca insan. Sanırız bu durumda sitemimize hak vereceksinizdir. Yukarıda da izah ettiğimiz gibi... Bu saçmalığı yaymaksızın; hatta Morgan Freeman gibi bir üstadın gücüyle sonsuza kadar ortadan kaldırabilecek bir senaryo hazırlanabilecekken, sahtebilim, dolayısıyla sahte insanlar desteklenmiş oldu. Bu, en kibar tabiriyle "üzücü"dür.

Bilimkurgunun Bilimde Yeri Nedir?

Hemen akla gelebilecek bir diğer itiraz olan "Ohoo bilim kurgudan ne anlıyorsunuz o zaman?" sorusunu da ele almakta fayda var.

Bilim-kurgudan insanın hayal gücünü tetikleten, bilime olan ilgisini kabartan, hatta bilimle ilgili halk tarafından pek bilinmeyen konuları (karadelikler gibi) ilgi çekici bir şekilde aktarabilen, bunu yaparken bir ARAÇ olarak aksiyon, aşk, gerilim, vb. unsurları kullanan bir sanat türü anlıyoruz. 3. sınıf mitleri gerçekmiş gibi pazarlayarak para götürmeyi hedefleyen, hayal gücüne değil mistisizme ve boş safsatalara bel bağlayan ucuz çabalar değil. Ne demek istediğimizi anlamak için Planet of the Apes ya da Jurassic Park gibi filmlerde ve içeriğindeki ögelerle, bunun gibi safsata temelli filmleri kıyaslamayı deneyebilirsiniz. Saydıklarımızda bilimsel hatalar yok mudur? Elbette var (örneğin hiçbir DNA 65 milyon yıl boyunca korunamaz); bizim kastımız bilimsel hatalara düşmemek değil, yoksa "kurgu" olmazdı zaten. Bizim vurguladığımız nokta, saçma mitleri gerçekmiş gibi pazarlamanın yanlışlığı. İkisi arasında çok fark olduğu kanısındayız. Uzaylıların var olabileceği varsayımıyla film çekmek ile örneğin insanların "şempanzeden var olduğunu" ileri sürerek film çekmek arasında fark olmalı. İlki kabul edilebilir, ikincisi asla kabul edilemez; "kurgu" bahanesi arkasına sığınılamaz. Bize göre Lucy'nin içeriği de böyledir. Tavsiye ettiğimiz şekilde bir senaryo yazılsaydı, bu mite inananların sayısı azaltılabilir, halk bilime bir adım daha yaklaştırılmış olurdu. Şimdi ise filmin varlığı ve içeriği 1 ay sonra unutulup gidecek; ancak arkadaş sohbetlerinde "Abi o değil de insan beyninin sadece %10'unu kullanabiliyormuş; kim bilir n'olurdu %100'ünü kullansak..." diyenlerin varlığı sürecek, önüne geçilememiş olacak, hatta sayı artacak (yeni neslin de bu filmden etkileneceği düşünülürse). Takdiri tabii ki okurlarımıza bırakıyoruz; bize söylemesi düşer. 

Bilim Camiasından Lucy'e Tepki

Şimdiden bilim insanları da bu bariz hataya tepki göstermeye başladılar. Örneğin Ulusal Sağlık Enstitüsü'nde nörobiyolog olan Prof. Dr. Douglas Fields (B.A. UC Berkeley, M.A. San Jose State University, PhD UCSD, post-doc Stanford University, Yale University ve National Health Institute), Dünya Bilim Festivali internet sitesi için konuyla ilgili yazdığı çürütme yazısını kendi blogundan da yayınladı, buradan okuyabilirsiniz.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

Ağaca Sarılma Alışkanlığı Koalaların Serinlemesine Yardımcı Oluyor!

Sıçanlarda Hafızayı Silip Tekrar Aktive Etme Başarıldı!

Yazar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Yazar

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim