Yükleniyor...

Terime Git
Kapat

Astrolojinin Bilimsel Analizi

20/03/2013 22:42 tarihinde yayınlandı.
08/11/2018 12:16 tarihinde düzenlendi.
Skeptisizm Editörü
Editör Çağrı Mert Bakırcı
2. Yazar Çağrı Mert Bakırcı
2. Editör Şule Ölez
Okunma Sayısı: 58,548
Bu yazıyı 18 dakika 17 saniyede okuyabilirsiniz.

Sonu sırf “loji” ile bitiyor diye astroloji, frenoloji ve ufoloji gibi konuları bilimsel sanan nice insan bulunmaktadır, hatta astronomi ile astrolojinin aynı şey olduğunu düşünenler de olmaktadır. Gökbilimci Carl E. Sagan bu durumu şöyle özetlemektedir:

Yıldızlara iki şekilde bakılabilir: Ya oldukları şekilde, ya da olmalarını dilediğimiz şekilde.

Astroloji’yi bir bilim olarak değerlendirmeyen astrologlar da bulunmaktadır. Ancak astroloji, nasıl yorumlanırsa yorumlansın, astronomi sahasına da giriş yaptığından dolayı, elbette fizikteki kuvvetler konusuna da değinmemiz gerekiyor. Detayları anlamakta zorlanan okurlarımız her bir kuvvetin altında yer alan “Neden bu kuvvet sorumlu olamaz?” paragraflarını okumakla yetinebilirler.


Astroloji'nin Tanımı

Astroloji, yıldızların hesabı manasına gelen “Astrologia” kelimesinden türemiştir. Türk Dil Kurumu’na göre “Yıldız falcılığı” olarak yorumlanmaktadır. Oxford Dictionary ise biraz daha genel bir tanım kullanarak; "Göksel cisimlerin hareketi ile göreceli pozisyonları ve bunların insan hayatı üzerindeki varsayılan etkilerin incelemesidir" diye yazmıştır. Astrolog Robert Currey’e göre; “Astroloji, gök cisimlerinin konumları ve hareketleri ile dünyadaki fiziksel süreçler ve yaşam arasındaki korelasyonun çalışması ve bunun sonucunda ortaya çıkan uygulamalardır. Bazı astrologlar yıldızlar ve takımyıldızlarıyla çalışsalar da, batılı astrologlar Güneş Sistemi içinde Güneş, Ay ve gezegenler (Plüton dahil) ile çalışırlar.”

Demin Currey’nin “Bazı astrologlar...” diye geçen ibarede kastetmek istediği şey birçok sayıda astroloji türü olsa bile, Zodyak (yani Güneş, Ay ve gezegenlerin gökyüzünde üzerinden hareket ettikleri takımyıldızların kemeri, diğer adıyla Burçlar Kuşağı) incelemesi genel olarak ikiye ayrılmaktadır: Hintlilerin kullandıkları Vedik Astrolojisi’ndeki Sidereal Zodyak ve Batı Astrolojisi’nde kullanılan Tropikal Zodyak. Her iki zodyakın arasında farklar vardır ve sıklıkla birlikte karıştırılmaktadır.

Gökyüzünde hayali bir daire olduğunu düşünün, bu Zodyak’ı temsil edecektir. Bu dairenin içinde göksel objeler (Güneş, Ay ve gezegenler) belirli yörüngelerde daima hareket halindedirler. Bu objelerin pozisyonlarını hesaplayabilmek için referans noktaları gerekir, bunların da sabit olmaları gerekmektedir. Sidereal Zodyak, sabit yıldızlar oldukları gerekçesiyle Takımyıldızlarını kullanır. Başlangıç noktası olarak Koç takımyıldızı kullanılır. Toplamda 12 takımyıldızı olmakla birlikte bu 360 derecelik hayali daire 12’ye bölünerek her bir takımyıldızı 30’ar dereceye tekabül eder. Tropikal Zodyak ise referans olarak Ekinoksları (Gündönümünü) kullanır, yani Güneş ile Dünya’nın arasında dört mevsimi (İlkbahar, Yaz, Sonbahar ve Kış) de yaratan bağlantıyı temsil ederler. Başlangıç noktası yine Koç takımyıldızıdır ve İlkbaharın ilk günüdür. Kısacası baharın ilk gelişiyle Güneş’in hayali dairedeki pozisyonu Koç burcunun ilk derecesidir.

Sidereal ile Tropikal’in arasındaki en temel fark, Sidereal, takımyıldızlarını “gerçek” anlamıyla ele alırken, Tropikal bunları “sembolik” anlamında kullanır. Astrologlar bu yüzden sıklıkla “Takımyıldızlarını (İng: Constellation) ve Yıldız sembollerini (İng: Star signs) birbiriyle karıştırmayın” derler, çünkü gökyüzünde kaç takımyıldızı olursa olsun, hayali daire 12’ye bölünmüştür ve 12 burç da isimlerini bu takımyıldızlarından almışlardır, tarihler de her zaman aynıdır. İşte bu sebeple “NASA açıkladı, burçlar 13’e çıktı, herkesin burçları kaydı” ifadesi Tropikal Zodyak’ı kullanan bir astroloğa hiçbir şey ifade etmemektedir. Üstelik, NASA yeni bir şey yapmadı, ancak medya bunu bu şekilde yansıttı ve epey astroloğu kızdırdı. Bahsedilen 13. takımyıldızı olan “Yılan burcu” (Ophiuchus) her zaman vardı. Hatta kaç takımyıldızı var diye sorarsanız, yaklaşık olarak 88 tane olduklarını söyleyebiliriz.

Görsel 1: Tropikal Zodyak’taki (en içteki yuvarlak) her üç burç sembol bir mevsime denk gelmektedir. Ortadaki yuvarlak açısal olarak biraz daha farklı olan Sidereal Zodyak’ı, onun dışında da Astronomik Zodyak bulunmaktadır
Hazırlayan: Onur Yıldırım, 2017


Astroloji'nin Türleri

Astroloji neredeyse her kültürde görülebilmektedir ve dönemler boyunca farklı türleri ortaya çıkmıştır.

Bahsi geçen 12 burcun isimleri ve tarihleri şöyledir:

  1. Koç Burcu (Aries) - 21 Mart - 20 Nisan
  2. Boğa Burcu (Taurus) - 21 Nisan - 21 Mayıs
  3. İkizler Burcu (Gemini) - 22 Mayıs - 21 Haziran
  4. Yengeç Burcu (Cancer) - 22 Haziran - 22 Temmuz
  5. Aslan Burcu (Leo) - 23 Temmuz - 23 Ağustos
  6. Başak Burcu (Virgo) - 24 Ağustos - 22 Eylül
  7. Terazi Burcu (Libra) - 23 Eylül - 23 Ekim
  8. Akrep Burcu (Scorpion) - 24 Ekim - 22 Kasım
  9. Yay Burcu (Sagittarius) - 23 Kasım - 21 Aralık
  10. Oğlak Burcu (Capricorn) - 22 Aralık - 20 Ocak
  11. Kova Burcu (Aquarius) - 21 Ocak - 18 Şubat
  12. Balık Burcu (Pisces) - 19 Şubat - 20 Mart


Fiziksel Kuvvetler ve Etkileri

Güneş, Ay ve gezegenlerin yaşamlarımızı ve kişiliklerimizi etkileyebilmeleri için bize ulaşabilen güçlü bir kuvvetin olması gerekmektedir. Sonuçta Plüton cüce gezegeni bile bizden ortalama olarak yaklaşık 6 milyar kilometre uzaklıktadır, yani saatte maksimum 950 kilometre hızla giden bir Boeing 777 uçağı ile 700 küsür sene sonra Plüton’a varırdınız.

Temel kuvvetler (ya da temel etkileşimler) parçacıkların birbiriyle nasıl etkileşim halinde olduklarını anlatır. Bundan sonraki kısımlar biraz kafa karıştıcı gibi gelse de, elinizden geldiğince dikkatli bir şekilde okumanızı tavsiye ederiz.

Görsel 2: Fizikteki Standart Modele ait temel parçacıklar
Hazırlayan: Onur Yıldırım, 2017

Bugüne kadar yapılan araştırmalarda bu etkileşimlerin sayısı 4 temel kuvvete indirgenmektedir:

1. Yeğin Nükleer Kuvvet

Adından da anlaşılacağı gibi 4 kuvvetin arasında en kuvvetli olanıdır. Elektromanyetizma'dan 100 kat, zayıf çekirdek kuvvetinden 105 kat ve kütle çekim kuvvetinden de 1039 kat daha kuvvetlidir.

Neden Bu Kuvvet Sorumlu Olamaz? Yeğin kuvvetin yaşantımızı etkilemediği ortadadır, çünkü sadece kuarklar ile gluonlar arasında görülmektedir, yani hayal edilemeyecek kadar küçük boyutlarda etkilidir. Bununla beraber belirli bir mesafeden sonra kuark/anti-kuark çiftleri yaratılır ve bu da kuarklar arasındaki mesafenin maksimum bir sınırı olduğunu gösterir. Bu arta kalan yeğin kuvvet için de geçerlidir çünkü maksimum etki mesafesi 10-15 metre kadardır. Bu sebeple böyle bir kuvvetin gezegenler arası etkili olduğunu söylemek fazlasıyla abartılı olurdu.


2. Zayıf Nükleer Kuvvet

W ile Z bozonların (ara vektör bozonları) değişimiyle ortaya çıkar. Adına "zayıf" denir çünkü elektromanyetizma'dan 10-11 kat ve yeğin kuvvetten de 10-13 kat daha zayıftır. Daha çok beta bozunmasına yol açmasıyla bilinmektedir.

Görsel 3: Beta çözünmesini gösteren Feynman Diyagramı
Wikimedia Commons, Joel Holdsworth, 2007
Görsel 4: Elektron döngü rezonansı
Hazırlayan: Arsel B. Acar, 2017

Neden Bu Kuvvet Sorumlu Olamaz? W ve Z bozonların kütleleri 90 GeV/c2 (bu atom-altı ölçeğindedir) ortalama ömürleri 3x10-25 saniye kadardır. Işık hızında yol alsa bile zayıf kuvvetin etkisi 10-18 metreyle sınırlıdır ki bu da atomik çekirdeğinden 1000 kat daha küçüktür. Bu arta kalan yeğin kuvvetten 1000 kat daha küçük olduğu anlamına gelir, bu sebeple bunun astrolojik iddiaları desteklemesi beklenemez.


3. Kütle Çekim Kuvveti

Kütle çekim kuvveti birçoğumuza tanıdık gelen bir kuvvettir, bazılarımız da bu kuvveti Newton'un kafasına düşen elma hikayesinden tanımıştır (ki bu hikaye tam olarak böyle değildir). 4 temel etkileşimin arasında en zayıf kuvvet kütle çekim kuvveti olduğu halde sonsuz bir menzile sahiptir ve mesafeyle çok yavaş bir şekilde bozunuma uğrar, bu sebeple "astrolojik kuvvet" için en ideal kuvvet adayı sayılabilir. Kütle çekimin nasıl çalıştığını en iyi Genel Görelilik kuramı göstermektedir ve bilim camiası tarafından da kütle çekim için en iyi model olduğu kabul edilmektedir. 1907 ile 1915 seneleri arasında Albert Einstein'ın bu kuramı geliştirmesiyle, tahminler konusunda teorinin kendisi oldukça başarılıdır fakat mükemmel değildir. Yine de teoriyi destekleyen onca kanıtı da görmezden gelmememiz gerekir.Genel Görelilik açısından kütle çekim kuvveti uzay-zamanın kütle tarafından bükülmesiyle görülür ve serbest-düşen objeler de bükülen uzay-zamanda düz çizgiler üzerinde hareket etmektedir. Bu düz çizgilere "Jeodezikler" denilmektedir. Bir objeye kuvvet uygulandığında uzay-zamanda jeodezikten sapacağını belirtir. Dünya'daki her şey kütle çekim kuvveti üzerine kuvvet uyguladığından jeodezik'i takip etmemektedir.

Neden Bu Kuvvet Sorumlu Olamaz? Kütle çekimi sınırsızca uzandığı halde etkisi yine de hızlı bir şekilde azalmaktadır, öyle ki gezegenlerin Dünya üzerinde uyguladıkları kuvvet hiçe yakındır. Kütle çekimi oldukça büyük olan Jüpiter gibi bir gezegen bile Dünya'nın yörüngesini etkileyememektedir. Böylece Güneş Sisteminde bizleri doğrudan etkileyen sadece iki gökcismi bulunmaktadır. Güneş bizi yörüngede tutmaktadır, Ay da gezegenimizde gel-gitlere sebep olmaktadır. Hatta Güneş Sistemindeki bütün gezegenlerin (Plüton'u da dahil edelim) Dünya üzerinde uyguladıkları kütle çekim kuvvetini hesaplarsak, hepsini topladığımızda Ay'ın üzerimizde uyguladığı kütle çekiminin %2'sinden az olmaktadır! Bu yüzden kütle çekim kuvveti de astroloji için en ideal kuvvet adayı olduğu halde iddiaları desteklemek açısından geçersizdir.


4. Elektromanyetizma

Elektromanyetizma yüklü parçacıkları etkileyen bir kuvvettir ve birçok kişi tarafından yanlış anlaşılmaktadır. Bu kuvvet bedeninizdeki atomları bir arada tutar, elektronların atomik çekirdeğin yörüngesinde kalmasını sağlar, mıknatısların itmesini ve çekmesini sağlar, vs.

Neden Bu Kuvvet Sorumlu Olamaz? Astroloji, Ay’ı, Güneş'i ve gezegenleri içermektedir. Ancak Ay'ı bir kenara koyarsak, Dünya üzerindeki fark edilebilir tek etki Güneş'ten kaynaklanmaktadır. Merkür, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Dünya manyetosfere sahiptir, diğer gezegenlerin manyetik alanları çok zayıftır. Jüpiter'in manyetosferi Dünya'dakinden 14 kat daha büyük olsa bile, Güneş'in yönünde sadece 7 milyon kilometre boyunca uzanmaktadır, bu sebeple Dünya'nın üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Görüldüğü üzere diğer kuvvetler gibi bu kuvvet de astrolojik iddiaları destekleyemez.


Keşfedilmemiş Bir Kuvvet Olabilir Mi?

Sıkı bir astroloji savunucusu şöyle diyebilir: "Ne olmuş yani? Bütün bunların arkasında henüz keşfedilmemiş bir kuvvet olabilir." Tabi böyle bir şey söylendiğinde kişinin bunu kanıtlaması gerekir. Fiziğin 4 temel kuvveti mesafeyle hızlı bir şekilde bozunuma uğramaktadır bu sebeple gezegenler-arası etkileri çok küçüktür, bu yüzden beşinci kuvvetin mesafeyle bozunmayacak kadar kuvvetli olması gereklidir. Galaksimizde 1011 tane yıldız bulunduğu halde bu kadar etkili bir şey görülememiştir. Astrolojiye göre Güneş'in ve Plüton'un eşit etkilere sahip olduğu da söylendiğine göre büyüklük bu durumda önemsizdir. Durum böyle ise o zaman Güneş'in yörüngesinde bulunan asteroiti de hesaba katmamız gerekirdi. Kuiper Kemeri'nde 70,000 tane objenin bulunduğunu söyleyebiliriz. Bütün bu durumlardan dolayı bazı astrologların muhtemel bir açıklama olarak Sicim Teorisine sarıldıklarını görebiliyoruz.


Astroloji’ye Dair Bazı Sorular

Bütün Bunlardan Çıkarılan Sonuç

Astroloji savunucularında görülen genel tepki “Bizi bir türlü anlamıyorsunuz”dur. Bunun takibinde “Zamanında Galileo’ya da inanmamışlardı” denilmektedir. Aynı şekilde astrolojik iddiaları teste tabi tutan deneylerin ön yargılı bir şekilde yapıldıklarını ve bilim insanlarının astrolojiyi alaya almaktan dolayı ciddiyetsiz davrandıkları öne sürülmektedir. Bu dört önermenin de neden doğru olmadıklarını kısaca açıklayalım; 

Astrologlar tarafından sıkça öne sürülen Percy Seymour’un çalışmaları ve Michel Gauquelin’in “Mars Etkisi” de ne yazık ki ikna etmek için yeterli değillerdir. Aynı şekilde astrologların hatalarını gösteren 1985 tarihinde Shawn Carlson’ın deneyini ve eskiden astrolog olup günümüzde sıkı bir eleştirmeni olan Dr. Geoffrey Dean’in analizlerini burada paylaşma gereği bulmadık, her türlü “deneyler kusurluydu, deneylerin kontrolünde astrolog yoktu, bilim insanları deneylerde ön yargılı davrandı” gibi itirazlar yükselecektir, bu sebeple sadece evrende var olduklarını bildiğimiz fiziksel kuvvetler üzerinde odaklanmayı tercih ettik.

Astroloji’yi okuyup araştıran bazı okurlar da belirli yanılgılara düşmektedirler. Bunlardan ilki astrologlarca kurulan “Bilim insanları bizi ısrarla anlamıyor” ifadesidir, bu da okurların zihinlerinde bilim insanların ön yargılı ve açık fikirli olmayan birer insan olarak yer edinmesine neden olmaktadır. Aynı şekilde astrologların savunmalarında çok sık bir şekilde “Ama eskiden bu da bilinmiyordu sonra bilim dünyası kabul etti” gibi bir “Bir gün siz de göreceksiniz” tavrı sergilenmektedir.


Forer Etkisi

İkinci bir genel yanılgı ise, “Ama bu burçta yazılanlar aynen beni tarif ediyor” düşüncesidir. Diğer burç yorumlarını da açıp okuyun, mutlaka aralarında sizinle oturan özellikler keşfedeceksiniz. Genel halka hitap eden özellikleri kişisel algılamak psikoloji alanında “Forer (Barnum) Etkisi” olarak bilinmektedir, astrologlar da bu etkinin ne olduğundan haberdarlar elbette, hatta mantıksal safsataları da araştırıp astroloji eleştirmenlerin hangi safsatalara başvurduklarını bulmaya çalışabildiklerini görebilirsiniz kendi yayınları ve siteleri içerisinde. 

Yine de bu etkiye dair kısa bir açıklamada bulunalım: 1990 yılında John McGrew ve Richard McFall tarafından gerçekleştirilen bir deneyde 4 erkek ve 19 kadın gönüllünün dosyaları 6 profesyonel astroloğa verildi. Astrologlardan, bu dosyalardaki kişileri, astrolojik doğum haritalarıyla eşleştirmeleri istendi. Profesyonel astrologlar, bu konuda hiçbir deneyimi olmayan ve rastgele, kendi bilgilerine göre eşleştirmeyi yapan bir kontrol grubundan (astrolog olmayan bir diğer gönüllüden) daha başarılı olamadıkları görüldü. Üstelik 6 astroloğun yaptıkları tahminlerin hiçbiri birbiriyle örtüşmedi. Yine de insanlar, söylenen özellikleri kendileriyle bağdaştırabildikleri için, bu da demin de belirttiğimiz gibi “Beni tarif ediyor” cümlesinin sarf edilmesine sebep olmaktadır. Bu durum, psikolog Bertram R. Forer tarafından 1940'lı yıllarda fark edilmiştir. O dönemde meşhur bir Amerikalı şovmen ve iş adamı olan Phineas T. Barnum'un sürekli kullandığı "Herkese uyan bir şeylerimiz var!" mottosunun, astrolojinin arka planında yatan sahtekarlığın anahtarı olduğunu düşündü. Yaptığı araştırmalar sonucunda, gazetelerde ve dergilerde yer alan günlük, haftalık ve aylık burç yorumlarının sözde analizlerin insanlara neden uyduğunu, daha doğrusu insanların buna neden kandığını göstermeyi başardı. Analizlerin içerisindeki argümanlar o kadar geniş ve kapsayıcıydı ki ve o kadar çok sayıda olasılığı içeriyordu. Günümüzde buna "Forer Etkisi" ya da "Barnum Etkisi" deniyor ve bu terimler, 1956 yılında psikolog Paul Meehl tarafından ileri sürülmüştür. Forer Etkisi, onu keşfeden bilim insanına ithafen, Barnum Etkisi ise bu etkiyi iş modeli olarak kullanan iş adamına ithafen kullanılmaktadır. 

Forer, sözde analizlerin insanlara nasıl uyduğunu bilimsel bir teste tabi tutmak istedi ve öğrencilerine bir kişilik testi verdi. Öğrencilerine, her birinin sınavlardan aldıkları puanlara göre hazırladığı eşsiz bir kişilik analizi verdiğini söyledi. Bu analizin, kendilerine ne kadar uyduğunu değerlendirmelerini istedi. Aslında, her biri, aynı analizi almıştı. Benzer bir deneyi illüzyonist Derren Brown da gerçekleştirmişti. Kısacası kişiliğe özel olan bir şey yoktu ancak öğrencilere öyle söylenmişti. Her bir analizde şu 13 madde bulunuyordu:

  1. Sizde, diğer insanların sizi sevmesine ve hayranlık duymasına yönelik yoğun bir ihtiyaç var.
  2. Kendinizi eleştirmeye çok açıksınız.
  3. Kendi avantajınıza çevirmediğiniz büyük bir kullanılmayan kapasiteye sahipsiniz.
  4. Bazı kişilik zaaflarınız olsa da, genellikle onların üstesinden gelebiliyorsunuz.
  5. Cinsel beklentileriniz, sizin için problemler doğuruyor.
  6. Dışarıdan bakıldığında disiplinli ve öz kontrole sahipsiniz; ancak aslında endişeli ve güvensizsizsiniz.
  7. Bazı zamanlarda doğru şeyi yaptığınızdan ve doğru tercihte bulunduğunuzdan emin olamıyorsunuz.
  8. Her seferinde birazcık değişim olsun istiyorsunuz ve eğer kısıtlamalarla karşılaşırsanız rahatsız oluyorsunuz.
  9. Kendinizin bağımsız bir düşünür olduğunuzla övünüyorsunuz ve diğerlerinin açıklamalarını kanıtsız görüyorsunuz.
  10. Kendinizi başkalarına açmanın çok da akıllıca olmadığını düşünüyorsunuz.
  11. Bazı zamanlar dışa dönük, cana yakın ve sosyalsiniz, diğer zamanlarda ise kapalı, ilgisiz ve içe dönük.
  12. Bazı tutkularınız oldukça gerçek dışı.
  13. Güvenliğiniz, hayatınızdaki temel amaçlarınızdan biri.

Öğrenciler, 0'dan 5'e kadar olan bir skalada (0: Hiç uymuyor, 5: Kesinlikle uyuyor) kendi analizlerine ortalamada 4.26 puan verdiler! Tüm kağıtlar ve değerlendirmeler toplandıktan sonra, her birine aynı kağıdın verildiği söylendi.Üstelik bu 13 madde, bir astroloji kitabından olduğu gibi alınmıştı. Herkesin bu maddeleri kendine uydurmasının basit bir nedeni vardı: Kişiye özelmiş gibi gözüküyordu, ancak o kadar genel ifadelerdi ki, mutlaka bir şekilde, hayatımızın bir evresinde bize uyuyordu. Uymuyorsa bile, azıcık doğru olduğu için, "yeterince iyi bir tahmin" olarak değerlendirmemize yetiyordu. 


Evren İle Olan Bağlantı

Başvurulan son yanılgı ise sıradan bir vatandaş için en ikna edici olanıdır, o da “Her şey birbiriyle bir etkileşim halindedir, bu yüzden göksel objelerin üzerimizde neden etkileri olmasın ki?” düşüncesidir. Fizik ve nörobilim alanlarıyla pek içli dışlı olmayan insanlar için bu mantıklı gelebilir, ancak kuvvetleri ele aldığımız kısımdaki detayları okuduğunuz gibi, bu işler o kadar da basit değildir ve bu konuları anlayan insanları ikna etmemektedir. Elbette astrofizikçi Neil deGrasse Tyson’ın da söylediği “Evren içimizdedir” gibi evrenle bağlantılı olduğumuza dair yapılan ifadeleri farklı bilim insanlarından duyabilirsiniz, ancak kastettikleri şey astrolojik iddialarıyla örtüşmemektedir. “Etkileşim”den bahsedecekseniz, önce fizik hakkında temel şeyleri öğrenmeniz gerekmektedir, bu sebeple sırf düşüncesi hoş ve mantıklı geliyor diye bir şeyi doğru varsayamazsınız.

ABD halkının büyük bir çoğunluğu iklim değişiminin insan kaynaklı olmadığına inanmaktadır, ancak iklim bilimcilerin %97’si insan kaynaklı olduğu konusunda hemfikirdirler. Evimizde bir arıza çıktığında tesisatçıyı çağırırız, bilgisayarımızda bir problem oluşunca cihazı anlayana götürürüz. Ama konu bilim olunca, bilim insanlarına yeterince kulak vermeyiz. Sizce bu durumda asıl yanlış anlaşılan sahtebilimciler değil de, bilim insanları olmasın?


Teşekkür: Buradaki yazının eski formatlarını okuyan ve geliştirmemize olanak sağlayan Prof. Dr. Kerem Cankoçak, Prof. Dr. Ethem Derman ve Kozmik Anafor'un kurucusu Zafer Emecan'a teşekkürü borç biliriz. Aynı zamanda son haliyle gözden geçiren ve Astrolojinin Bilimle İmtihanı (2015) adlı kitabın yazarı Tevfik Uyar'a da teşekkür ederiz.

Önemli Not: Buradaki yazı Arsel B. Acar ve Çağrı M. Bakırcı tarafından kaleme alınan kitap çalışmasından bir alıntıdır. Bu yazı 08.11.2018 tarihinde güncellenmiştir, bu sebeple bu tarihten itibaren kitapta bazı değişiklikler ve ek bilgiler yer alabilir.

İçerik Özgünlüğü:

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Ana Görsel Kaynağı: Unsplash (@dulgier)
  2. G. Dean. Does Astrology Need To Be True?. (2016, Temmuz 04). Alındığı Tarih: 08 Kasım 2018. Alındığı Yer: Skeptical Inquirer
  3. R. Currey. Why it is unacceptable to dismiss astrology as rubbish. (2018, Kasım 08). Alındığı Tarih: 08 Kasım 2018. Alındığı Yer: Astrology.co.uk
  4. S. Novella. A Muddled Defense of Astrology. (2015, Aralık 21). Alındığı Tarih: 08 Kasım 2018. Alındığı Yer: NeuroLogica blog
  5. P. Plait. Astrology. (2008, Kasım 08). Alındığı Tarih: 08 Kasım 2018. Alındığı Yer: Bad Astronomy
  6. C. Freudenrich. What are the four fundamental forces of nature. (2018, Kasım 08). Alındığı Tarih: 08 Kasım 2018. Alındığı Yer: HowStuffWorks
  7. CERN. The Standart Model. (2018, Kasım 08). Alındığı Tarih: 08 Kasım 2018. Alındığı Yer: CERN
  8. T. Plotner. What Are The Constellations. (2016, Şubat 05). Alındığı Tarih: 08 Kasım 2018. Alındığı Yer: Universe Today
  9. K. Burk. Tropical vs. Sidereal. (2018, Kasım 08). Alındığı Tarih: 08 Kasım 2018. Alındığı Yer: The Real Astrology Academy
  10. P. Plait. No, NASA Didn’t Change Your Astrological Sign. (2016, Eylül 26). Alındığı Tarih: 08 Kasım 2018. Alındığı Yer: Slate
  11. R.T. Carroll. Astrology. (2015, Ekim 20). Alındığı Tarih: 08 Kasım 2018. Alındığı Yer: The Skeptic's Dictionary
  12. J.H. McGrew, et al. A Scientific Inquiry Into the Validity of Astrology. (1990, Kasım 08). Alındığı Tarih: 08 Kasım 2018. Alındığı Yer: Journal of Scientific Exploration
  13. G. Dean. The Mars Effect & True Believers. (2011, Kasım 08). Alındığı Tarih: 08 Kasım 2018. Alındığı Yer: Skeptic Magazine
  14. I.W. Kelly. A Few Points about Astrology and ‘Written in the Stars’. (2004, Kasım 08). Alındığı Tarih: 08 Kasım 2018. Alındığı Yer: Skeptic Magazine
  15. S. Carlson. A double-blind test of astrology. (1985, Kasım 08). Alındığı Tarih: 08 Kasım 2018. Alındığı Yer: Nature
  16. Astrology and Science. Astrology and Science. (2018, Kasım 08). Alındığı Tarih: 08 Kasım 2018. Alındığı Yer: Astrology and Science

Etiketler

Kategoriler