Antropojenik Jeomorfoloji: Sanayi Devriminden İtibaren İnsanın Yeryüzü Şekillerine Müdahalesi

Gece Modu

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Antropojenik Jeomorfoloji ya da insan müdahalesi sonucu oluşturulan yeryüzü şekilleri, oldukça yeni bir çalışma sahasıdır. Özellikle son 250 yılda sanayi devrimiyle birlikte gelişen teknoloji ve nüfus artışı gibi faktörler, yeryüzü şekillerinin mikro ve makro olmak üzere çeşitli değişikliklere uğramasına sebep olmuştur.

Buna rağmen insanın yeryüzü şekillerine kendince şekiller vermesi yeni bir davranış değildir. Holosen’den itibaren takribi 10.000-18.000 yıldır insanın doğada izleri mevcuttur; ancak bu izler, bugün olana göre çok daha küçüktür. Sanayi devrimiyle birlikte, insanlar olarak doğa üzerinde çok büyük izler bırakmaya başladık. Son 300 yıldır bilimsel ve teknolojik gelişmeler, insanlık tarihinin daha önceki hiçbir döneminde olmamıştır. Bu sebepten ötürü araştırmacılar, son 250-300 yıllık bu döneme "Antroposen" ya da "insan çağı" denmesini uygun bulmuşlardır.

Antroposen ismi ilk defa Hollandalı atmosfer bilimci Paul Crutzen tarafından ortaya atılmıştır. Bu isim bilim çevrelerinde tartışmalara yol açsa da son 300 yıldır iklimde meydana gelen değişimler, nüfus artışı, sanayideki gelişmeler, birçok hayvan nesli ve bitki türlerinin yok oluşu, mega kentlerin giderek artışı daha önce hiç olmadığı kadar doğada insan tarafından meydana gelen ciddi tahrifatlar, Crutzen’in önerisini destekler niteliktedir.

Bu 300 yıllık kısa süreye karşı, yeryüzü şekillerinin meydana gelmesi milyonlarca yıllık bir süreyi kapsamaktadır. Gördüğümüz yeryüzü şekillerinin oluşmasında genel olarak iki doğal kuvvet egemendir. Bunlar iç kuvvetler ve dış kuvvetlerdir. İç kuvvetler enerjisini yerin iç yapısından alırlar. İç kuvvetler sırasıyla epirojenez (yükselme ve alçalma şeklinde), orojenez (dağ oluşumu), volkanizma ve depremlerdir. Bunlar gücünü magmadan almakla birlikte, yeryüzünde genellikle yapıcı rol oynarlar. Dış kuvvetler ise gücünü güneş ve atmosferden almaktadır. Bunlar akarsular, rüzgarlar, buzullar, dalgalar ve yeraltı sularıdır. İç kuvvetler dağlar, volkanlar, topoğrafya’da yükselme veya alçalma gibi oluşumlar meydana getirirken, dış kuvvetler ise bunları aşındırıcı görevi üstlenirler. Bugün doğada görmüş olduğumuz tüm bu şekiller iç ve dış etmenler arasındaki yapıcı/yıkıcı mücadeleden ibarettir diyebiliriz.

İşte doğadaki bu jeolojik evrim, insanlar tarafından son 300 yılda kesintiye uğratılmakta veya yönlendirilmektedir diyebiliriz. Antropojenik jeomorfoloji ise, insanın doğada hangi tür yer şekilleri meydana getirdiğini, doğal ve yapay şekiller arasındaki ilişkinin boyutunun ne olduğu, doğa ve insan açısından bu durumun olumlu ve olumsuz sonuçlarını inceleyen, jeomorfolojinin bir alt disiplinidir. Öyle ki yolda yürürken basmış olduğunuz kaldırım, peyzaj çalışması sonucu oluşturulmuş bir park, çevrenizde gördüğünüz binalar hatta Suriye’ye atılan bir bombanın açmış olduğu çukurun şekli bile, antropojenik jeomorfolojinin inceleme konusudur.

Antropojenik jeomorfoloji ile ilgili daha 1800’lü yıllarda çeşitli çalışmalar yapılsa da özellikle son 50 yıldır bu disipline ait yoğun çalışmalar ortaya çıkmıştır. 1864 yılında G.P Marsh tarafından yazılan, Man And Nature, or Physical Geography as Modified by Human Action (İnsan ve Doğa, veya Fiziki Coğrafyada Etkileşimli İnsan Hareketi) adlı kitap, insan eylemleri sonucu değiştirilmiş olan fiziki coğrafyayı inceler. 1922 yılında R.L Sherlock tarafından yayımlanan, Man As a Geological Agent: An Account of His Action on Inanimate Nature adlı kitap, antropojenik jeomorfoloji için ilkleri temsil etmektedir. Bu disiplinin ülkemizdeki ilk çalışanlarından olan isim ise, Prof. Dr. Deniz Ekinci'dir. Ayrıca bu disiplin ile ilgili diğer çalışan kişi ise Doç. Dr. Ahmet Ertek’tir.

Yeryüzü Şekillerinde Meydana Getirdiğimiz Ayak İzleri

Teknolojik araç ve gereçlerde meydana gelen gelişmeler, bilimin ilerlemesi ve buna bağlı olarak gelen nüfus artışı ile devletlerin daha fazla gelişmek istemesi gibi etkenler, doğadaki ayak izimizi giderek büyütmektedir. İnsanların doğadaki ayak izleri kimi zaman doğrudan olabildiği gibi, bazı zamanlar dolaylı yollardan da olabilmektedir. Örneğin bir maden elde etmek amacıyla açılan devasa bir çukur, insanın doğrudan doğadaki etkisine güzel bir örnektir. Konya Ovası'nda, tarımda sulama amacıyla yeraltı sularının aşırı kullanımı obrukların meydana gelmesinde de dolaylı bir etkiye sahiptir. Çünkü amaç ova da bir obruk oluşturmak değil ancak su elde etmektir.

İnsanın özellikle de dış etmen ve süreçlerdeki etkisi çok daha büyüktür; depremler, kırılmalar, kubbeleşmeler ve volkanizmalar gibi iç etmenler üzerindeki etkisi yok denecek kadar azdır. Buna rağmen yer altında yapılan nükleer denemeler gibi büyük fiziksel kuvvetleri açığa çıkaran uygulamalar arttıkça, mikro ölçekte depremler gibi iç etmenler üzerinde de etki yaratabileceğimiz düşünülmektedir.

Yeryüzünün büyük bir kısmının şekillenmesinde en önemli dış kuvvet elemanı akarsulardır. Akarsu topoğrafyasıda diyebileceğimiz bu topoğrafya, kendi içerisinde çeşitli şekiller meydana getirmektedir. Dış etmen ve süreçlerin iklim ile ilgili olduğu düşünüldüğünde, iklimde meydana gelen değişimlerde gerek akarsu topoğrafyasında gerekse diğer dış etmenlere bağlı topoğrafya şekillerinde değişiklikler meydana getirmesi kaçınılmazdır.

Ahmet Ertek tarafından Antropojenik Jeomorfoloji adlı makalede yeryüzünün şekillenmesinde rol alan ekstrem insan faaliyetleri şöyle sıralanmaktadır:

  • Madencilik faaliyetleri
  • Sanayi faaliyetleri
  • Şehirleşme faaliyetleri
  • Ulaşım (yol, körü, tünel, havalimanları vd.)
  • Su yönetimi (barajlar)
  • Savaşlar
  • Spor faaliyetleri ve turizm

Madencilik Faaliyetleri

Yeraltındaki milyonlarca yıllık süreçte oluşan çeşitli madenlerin, gelişmiş teknoloji yardımıyla çıkarılması çeşitli büyüklüklerde şekiller meydana getirmiştir.

Papua Yeni Gine’de yer alan bir altın madeni.
Papua Yeni Gine’de yer alan bir altın madeni.
Mınıng

Lihir, Papua Yeni Gine’de yer alan bir altın madenidir. Faaliyetini durdurmuş olan bir yanardağ krateri içerisinde yer almaktadır. Araştırmacılar madenin 64,1 milyon ons (Fransa’da 30,59 gram, İngiltere’de 28,349 gram ağırlığında bir tartı birimidir) olduğunu tahmin etmektedirler. Yamaçlarda kütle hareketlerinin önüne geçilebilmesi için yapılmış olan teraslama sistemi, eğimli yamaçlardaki tarım içinde kullanılmaktadır.

Chuquicamata madenleri.
Chuquicamata madenleri.
Mınıng

Şili’de bulunun Chuquicamata madenleri, dünyanın en büyük açık ocaklı bakır madenleridir. Genişliği 4300 metre olmakla birlikte en dar yeri 3000 metredir. Çukurun derinliği ise 850 metredir. Yaklaşık 100 yıllık bir sürede bu durum meydana gelmiştir. Daha iyi anlaşılması açısından doğadan bu durumu bir örnek verelim: 4000 metre yüksekliğinde bir dağ kütlesinin dış etmenler sonucu her yıl 1 mm civarında tesviyesi ve bunun sonucunda deniz seviyesine inmesi için geçen süre 4 milyon yıldır.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün olsa da burada hepsine yer verebilmek mümkün değildir. Dünyada binlerle ifade edilen maden ocaklarında oluşan şekiller, doğa tarafından milyonlarca yıllık süreçte meydana getirilen oluşumlardır. Madencilik faaliyetleri bunlarla da sınırlı değildir. Maden ocakları çevresinde yaşayan insan, hayvan ve bitki toplulukları ayrıca sular ve atmosferimiz ciddi şekilde zarar görebilmektedir.

Sanayi Faaliyetleri

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki sanayi faaliyetlerinin olumlu ve olumsuz örnekleri mevcuttur. Giydiğimiz giyecekten, kullandığımız telefona kadar hemen hepsi sanayi faaliyetlerinin bir sürecidir. Elbette bunların bir bedeli var. Çünkü hammadde ihtiyacımızı doğadan elde ediyor ve bunları çeşitli şekillerde işlerken de yeryüzünün uygun yerlerinde sanayi bölgeleri kurmak zorunda kalıyoruz.

Dortmund-Ems Kanalı'ndaki Tekne Asansörü 1899.
Dortmund-Ems Kanalı'ndaki Tekne Asansörü 1899.
Wikiwand

Ruhr bölgesi dünyanın en eski sanayi bölgelerinden bir tanesidir. Esas gelir kaynağı kömür ve çelik olan bölgenin şimdiki üretimi Almanya’nın bilişim ve alternatif enerji merkezidir. Gelişen bilim ve teknolojiyle alternatif enerji kaynaklarına yönelim arttığı gibi artık gelişmiş ülkeler Endüstri 4.0 ile ilgili çalışmalara ağırlık vermektedir. 50 sene önceki sanayi ile günümüzdeki bir sanayi faaliyetinin çevreye verdiği zararlar arasında farklar vardır. Arıtma sistemlerindeki gelişmeler ayrıca elektrik tasarrufları ve israfın önüne geçilmesi için çeşitli yöntemleri, gelişmiş sanayi tesislerinde görmek mümkündür.

Bursa Organize Sanayi Bölgesi
Bursa Organize Sanayi Bölgesi
BOSB

Bursa Organize Sanayi Bölgesi (BOSB), 1961 yılında kurulmuştur. Sanayi bölgesinin alanı 6,8 milyon metrekaredir. Türkiye’nin en önemli sanayi merkezlerinden olan Bursa, İstanbul, Adapazarı, İzmit gibi şehirlerimizde bu tarz sanayi bölgelerini görmek mümkündür.

Şehirleşme Faaliyetleri

Şehir kavramı özellikle tarım toplumuna geçişte insan hayatının vazgeçilmezleri arasında yer almıştır. Genel olarak Tarihçilerin, sosyologların, hukukçuların, mimarların ve peyzajcıların inceleme alanı olsa da artık antropojenik jeomorfolojinin de inceleme alanlarından bir tanesidir. Her disiplin kendi perspektifinde şehirleri incelerken, antropojenik jeomorfoloji şehirde meydana gelen görünümleri sebep sonuç ilişkisi içerisinde ele alır. Örneğin Tokyo daha önceleri bir limanken, artan kentleşme sonucu mega bir şehir haline gelmiş, peyzaj (İng: "landscape") görünümde büyük değişimler yaşanmıştır. Tokyo artık devasa gökdelenlerin gökyüzüne uzandığı, yol, köprü, metro, kavşak ve nüfusun her yeri kuşattığı bir şehirdir.

Sol taraftaki fotoğraf 1945 yılına ait. Fotoğrafın sol üst tarafı North Toward Ueno Park, sağ üst tarafı ise Ueno istasyonu. Sağ taraftaki fotoğraf ise günümüzdeki modern Tokyo şehrinden.
Sol taraftaki fotoğraf 1945 yılına ait. Fotoğrafın sol üst tarafı North Toward Ueno Park, sağ üst tarafı ise Ueno istasyonu. Sağ taraftaki fotoğraf ise günümüzdeki modern Tokyo şehrinden.
Old Tokyo

Yukarıdaki örnek çok küçük kentsel görünüm ile ilgili bir örnektir. Dünyada insan elinin değmiş olduğu ne kadar şehir varsa bu disiplinin inceleme alanıdır. Sağ tarafta görmüş olduğunuz gökdelenler, ışıklandırma sistemleri, daha genel olarak insan eliyle yapılmış olan her faaliyetin doğada muhakkak bir karşılığı olmaktadır. Gökdeleni yapmak için çeliğe ihtiyaç vardır. Bu çelik, doğadaki bir bölgede madencilik faaliyetleri sonucunda çıkarılan demir ve diğer faaliyetlerin, demir çelik sanayisi sayesinde istenilen forma getirilmesiyle oluşturulur. Aynı şekilde betonlaşma, asfalt, taş yapılar hemen hepsinin doğamızda bulunan ham maddeyi işlemesiyle oluşturulurlar. Bu durum doğada doğrudan ve dolaylı olarak yer şekillerin oluşmasına sebep olmaktadır. Sağ taraftaki fotoğrafa dikkatlice bakınca, 3776 metre yüksekliğindeki Fuji dağı ile antropojenik etkenler sonucu oluşturulan bir şehir ilişkisi görülmektedir. Halbuki Fuji dağı milyonlarca yılda volkanizma sonucu bu yüksekliğe ulaşırken bugünkü Tokyo takribi 100 sene içerisinde bu görünümüne ulaştı.

Dubai'nin yapay palmiye adaları
Dubai'nin yapay palmiye adaları
Wikipedia

1900’lü yıllarda küçük bir balıkçı kasabası olan Dubai, artık dünyanın en uzun gökdelenlerinin yer aldığı, yapay adaların olduğu, 21 yüzyıl inşaat teknolojisinin sınırlarını zorladığı bir şehir. Gelişimini petrole borçlu olan Dubai, son 100 yılda insan eliyle yaratılmıştır.

Barajlar

Yeryüzü şekillerinin oluşmasında en büyük etki akarsulardır. Türkiye’nin en önemli coğrafyacılarından olan Sırrı Erinç 1918-2002 “Akarsu, topoğrafyanın tomografisidir.” diyerek bu durumu özetliyor. Gücünü dış kuvvetlerden alan akarsular, biriktirme ve aşındırma şeklinde yeryüzünde değişiklikler meydana getirirler. Aşındırma şekilleri genellikle vadiler (boğaz vadi, kanyon vadi, çentik vadi, menderes, geniş tabanlı vadi ve peneplen vb.) olabilmekle birlikte biriktirme şekilleri ise birikinti konisi, dağ eteği ovası, deltalar, taban seviyesi ovası vb. olabilmektedir. Akarsuları kontrol etmek amacıyla yapılan barajlar sebebiyle doğanın kendi içerisindeki bu döngüde kesintiye uğramakta ve yeryüzünde antroposen etkenli şekiller oluşmaktadır. Akarsular her yıl milyonlarca tonluk alüvyonu deniz ve göle taşımak suretiyle verimli delta ovalarını meydana getirirler. Barajların alüvyonu tutması sebebiyle bu döngüde kesintiler meydana gelmektedir. Barajların çevreye etkileri ile ilgili yazımızı buradan okuyabilirsiniz.

Hartwell  gölü.
Hartwell gölü.
Youtube

ABD’nin 50 eyaletinden birisi olan Güney Carolina’da Hartwell barajı sayesinde 230 km² gibi muazzam büyüklükte bir göl oluşturuldu. Sadece bir barajın yapımı sayesinde göl, uzaydan bakıldığında görülebilecek büyüklüktedir. Göl 1,548 km kıyı uzunluğu ile dünyanın en büyük yapay göllerinden bir tanesidir.

Atatürk barajından bir görümüm
Atatürk barajından bir görümüm
templor

1983 yılında inşaatına başlanmış olan Atatürk barajının gövde hacmi 84,5 milyon m³ tür. Baraj sayesinde meydana gelen göl alanı 817 kilometrekaredir. Uzaydan rahatlıkla görülebilecek bu yapı, dünyanın en büyük beşinci barajı konumundadır. DSİ verilerine göre ülkemizdeki baraj sayısı toplam 504 olup, bunların 203 tanesi büyük çaplı barajlardır. Sadece Türkiye topraklarında barajlar tarafından milyarlarca metreküp suyun ve milyonlarca tonluk alüvyonun, Anadolu coğrafyasında yapacağı etkiler küçümsenmeyecek önemdedir.

Savaşlar ve Yeryüzü Şekillerine Etkisi

İlk bakışta, “Savaş ve yeryüzü şekillerinin ne gibi bir alakası olabilir?” diye bir soru sorulabilir. Top, tüfek, tank hatta nükleer silahların olmadığı dönemlerdeki savaşlarda önemli değişiklikler meydana gelmemiş olsa da, günümüzde bir şehre veya bir dağlık alana atılan bir füze orada bulunan insanlar, canlılar ve bitki topluluklarına zarar verdiği gibi, topoğrafyada çeşitli izler bırakabilmektedir. Savaş zamanında veya savaş sonrası insan yapıları zarar görebildiği gibi doğal oluşumlarda ciddi tahribatlara uğrar.

Solda 2 dünya savaşının sonlarındaki Berlin ile günümüzde ki Berlin.
Solda 2 dünya savaşının sonlarındaki Berlin ile günümüzde ki Berlin.
Brain City

İnsanın doğrudan ve dolaylı olarak meydana getirdiği her süreç elbette olumsuz değildir. Olumlu birçok örnekte mevcuttur. 

Peribacaları'nın içine oyulmuş evler, insanın doğayı mikro ölçekte şekillendirmesine güzel bir örnek.
Peribacaları'nın içine oyulmuş evler, insanın doğayı mikro ölçekte şekillendirmesine güzel bir örnek.
Smithsonian

Her ne kadar bilimsel ve teknolojik anlamda atlarımızdan çok önde olsak da, bu fotoğrafa bakınca atalarımızın milyonlarca yıllık peribacalarının oluşum serüveninden onu tahrip etme değil sadece onu maharetli elleriyle şekillendirdiği görürüz. Karşılıklı ve zararsız doğa ve insan ilişkisine örnek olan peri bacaları, her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlamaktadır. Ham maddesini ve şeklini iç ve dış kuvvetlerin oluşturduğu peri bacalarına atalarımız, sadece makyaj yapmış gözüküyor.

Sonuç

Yukarıdaki örnekleri çoğaltmak mümkün olsa da bu yazımızdaki amaç insan doğa ilişkisinin ele alınmasıdır.

Avcı ve toplayıcılık döneminden itibaren doğanın belirlemelerine göre yaşayan insan toplulukları, zekasını kullanarak elde etmiş olduğu bilim ve teknolojik gelişmelerle birlikte bizzat ham maddesini doğanın verdiği bu ikili durumda, doğaya meydan okuyarak onu dönüştürme çabası içine girmiştir. Yerli bir Amerikalı atasözünde ifade edilen “Doğa ile savaş halindeyiz. Eğer kazanırsak, kaybedeceğiz.” sözü bu durumu ifade eder niteliktedir. Öyle ki, dünyada bazı ham maddelerin gelecek yıllarda tükenmesine bağlı olarak uzayda maden arama ile ilgili yoğun çalışmalar yapılmaktadır.

Elbette doğanın içindeki doğal döngüde de büyük yıkımlar meydana gelmiştir. Örneğin bir stratovolkan patlaması, canlıların yok oluşuna sebep olduğu gibi; atmosfer tabakasının külle kaplanarak küresel ısınmasına da sebep olmuştur. Ancak doğa kendi içerisindeki hasarı uzun bir zaman diliminde onarabilmektedir. Unutulmaması gerekilen husus, insanın bu yıkım süreçlerini hızlandırıyor; yapım süreçlerine ise dikkate değer bir hız katmıyor oluşudur. Doğanın kendisini yenileyebilme hızından daha fazla değişim ve dönüşüm yapmak canlılar ve bitkiler içinde çeşitli yok oluşları hızlandırmaktadır.

Son yıllarda gelişmiş ülkelerde artan çevre bilinci ve atmosfere salınan karbondioksit miktarının azaltılmasına yönelik ciddi çalışmalar ve gelişen teknolojiyle birlikte enerjiden tasarruf etme gibi imkanlar olsa da, hala aşırı nüfus artışı ve bunun sonucunda yiyecek, giyecek, sağlık, eğitim, barınma ve diğer ihtiyaçların artışı büyük bir problemdir.

İnsanlar, doğaya verdikleri zararı azaltmak için, yapay olarak oluşturdukları yer şekillerinde doğayı taklit etmeye çalışmaktadırlar. Dahası insanın doğa üzerindeki gücü, Dünya ölçeğinde kıyaslama yapılırsa okyanusları, denizleri, büyük dağ kütlelerini ve yerin iç yapısındaki süreçleri henüz değiştirebilecek güce ulaşmamıştır. Bu alandaki güncel tartışmalar, insan ve ekosistem arasındaki ilişkinin ne şekilde kurulacağıdır. Aslında tüm bu olay ve olguların altında yatan ana sebep, insanın doğa üzerindeki egemen olma isteyişi ve sınırsız istekleridir. Doğa bizim olduğu kadar, bizden sonra gelecek olan doğmamış çocuklarındır. Bilim ve teknolojik gelişmelerle bu hale getirdiğimiz dünyamızı, tekrar bilim ve teknolojiyle kurtarmak için savaşacağız.

Günümüzde antropojenik jeomorfoloji ile ilgili en önemli kitaplardan bir tanesi József Szabó, Lóránt Dávid ve Dénes Lóczy’ninde editörlüğünü yaptığı Anthropogenic Geomorphology: A Guide to Man- Made Landforms (Antropojenik Jeomorfoloji: İnsan Yapımı Yer Şekillerine Yönelik Bir Kılavuz) kitabıdır. İngilizce bilmeyenler ise, kaynaklarımızdaki Türkçe makaleleri okuyarak konu hakkında detaylı bilgilerde ulaşabilirler.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • 2
  • 4
  • 2
  • 1
  • 0
  • 2
  • 1
  • 2
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • A. Ertek. (2016). Antropojenik Jeomorfoloji. Yayın Evi: İstanbul Üniversitesi.
  • Dénes Lóczy. (2010). Anthropogenic Geomorphology: A Guide To Man-Made Landforms. Yayın Evi: Springer.
  • A. Ertek. (2017). Antropojenik Jeomorfoloji: Konusu, Kökeni Ve Amacı . Türk Coğrafya Dergisi, sf: 69-79.
  • A. Ertek. (TÜCAUM Uluslararası Coğrafya Sempozyumu, 2016). İnsan Faaliyetlerine Bağlı Jeomorfokronolojik Yıkımlar .
  • D. Lorant. Introduction To Anthropogenic Geomorphology . (2019, Haziran 21). Alındığı Tarih: 21 Haziran 2019. Alındığı Yer: Semantic Scholar
  • L. I. Jialin, et al. (2017). A Review On Anthropogenic Geomorphology. Journal of Geographical Sciences, sf: 109-128.
  • DSİ. Atatürk Barajı. (2019, Haziran 20). Alındığı Tarih: 20 Haziran 2019. Alındığı Yer: Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 21/09/2019 06:56:25 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/7848

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Kitap okumayı yeniden ‘havalı’ hale getirmek zorundayız. Eğer ki birinin evine giderseniz ve evlerinde kitap yoksa, onlarla sevişmeyin!”
John Waters
Geri Bildirim Gönder