Bugün
Bugün hazırlanıyor.
Bugün hazırlanıyor.
Olduğum yerde olmak istemiyorum ama olduğum yerden çıkıp gidemiyorum da.
Kadim Irklar…
Eva’nın bedeninde filizlenen ilk büyük medeniyetlerdi onlar.
Yıldızları söndürdüler, galaksilerin damarlarına sızdılar; enerjiyi emdiler, düzeni zorladılar.
Akışa karışanlar, genişlemeyle birlikte savruldu.
Bir kısmı sonsuzluğa karıştı, bir kısmı enerji denizinde eriyerek izsizleşti.
Ağlar kuranlar, birbirlerine bağlı kaldıkları için çözüldüler.
Bir düğüm koptuğunda, tüm ağ çöktü; çokluk bu kez bir avantaj değil, hızlandırılmış bir son oldu.
Zamanın titreşimini hissedenler, olan biteni herkesten önce sezdi.
Ve işte tam o anda, bazıları kaçmayı seçti.
Mantık kapsüllerine sığındılar, bilinçlerini seyrelttiler, varlıklarını soyut katmanlara ayırdılar.
Evrenin bildiğimiz yasalarının dışına doğru çekildiler.
Maddeye tutunanlar; gezegenlere, yıldızlara, yapılara kök salanlar…
Onlar en sert darbeyi aldı.
Süpernovalar ve kara delikler, tuttukları her şeyi söküp aldı.
Kadim tohumlar, milyarlarca yıl süren sessiz yolculuğun ardından nihayet uygun bir yuvaya ulaşmıştı.
“Bu yuvanın adı Dünya’ydı.”
Henüz tam olgunlaşmamış okyanusları, volkanik toprakları ve sıcak atmosferiyle bu kadim miras için kendini hazırlayan bir mabet gibiydi.
Her damla su, her zerre mineral, her esen rüzgâr tohumların kadim hafızasını uyandırmak için bekliyordu.
Kadim Irklar..
Saf enerji ve bilinçten doğdular; formlar onlar için yalnızca araçtı.
Bir gezegen onlar için yalnızca geçici bir eşikti.
Plansız ama düzenli, rastlantısal ama kararlı…
Her başarılı yayılımı doğal üstünlük sandılar.
Okyanustaki plankton gibi, tüm okyanusun kendilerine ait olduğunu düşündüler.
Bu isim bir tanımlama değildi; bir sığınaktı.
Sonsuzluk içinde kendini ayırt etmenin ilk işaretiydi: Ben buradayım.
Eva, kozmik bir bebekti.
Bizim evren dediğimiz her şey, onun büyüyen bedeniydi.
Bizim 13,8 milyar yılımız, onun için birkaç aylık bir büyüme evresiydi.
Bilim, bir bilgi bütününden daha fazlasıdır. Bir düşünme biçimidir.