Birçoğumuz iyi söylenmiş bir söze hayranlık duyarız. Kimi zaman söylenenler barizdir; ancak öyle isabetli ve dilbaz bir şekilde ifade edilmiştir ki, malum olan bile bizi düşünmeye iter. Kimi zamansa büyük düşünürlerin, bilim insanlarının, sanatçıların veya filozofların sözleri, daha önce fark etmediğimiz perspektiflere kapı aralar. Kimi zamansa sadece motive olmak veya kendimizi doğru yöne itmek için bu alıntılara ve edebi sözlere başvururuz.
Sebebiniz her ne olursa olsun, sizler için bu Sözler sayfasını derlemek istedik. Amacımız sadece geniş bir edebi söz ve alıntı arşivi yaratmak değil; aynı zamanda güvenilir, kaynaklı ve özenle seçilmiş bir sözler arşivi oluşturmak. Sonuçta kişisel gelişimde kullanılan her motivasyonel alıntı Einstein'a atfedilir; ancak bunların yarısından azı gerçekten Einstein tarafından söylenmiştir.
Bizler, bu arşivimizde, verebildiğimiz her noktada sözlerin kaynaklarına da yer vererek gerçeğin peşinden gidecek, bunu yaparken de bizden önce gelen devlerin hayat görüşleri, düşünce dünyaları ve ağızlarından (veya kalemlerinden) dökülenlerden ilham almaya çalışacağız.
Ayrıca seçkimizi yaratırken sadece sözün edebi değerine değil, anlamına ve bağlamına da önem vermeye çalıştık. Bu nedenle kişilerin görüşlerini doğru yansıtmadığına inandığımız veya bağlamından ayrı alındığında çarpıtılmaya müsait olduğunu düşündüğümüz sözlere yer vermedik. Benzer şekilde, bariz şekilde hatalı olan kavramları ve ideolojileri savunan sözlere de seçkimizde yer vermedik. Hedeflerimizle uygun olarak, olabildiğince bilim, teknoloji, sanat, felsefe ve insanlık üzerine eğilen sözlere yer vermeye çalıştık.
Umuyoruz faydalı ve ufuk açıcı olacaktır.
Uyarı: Seçkideki sözler veya söz sahipleri, Evrim Ağacı'nın görüşlerini veya savunduklarını yansıtmayabilir.
13,8 milyar yıl önceki büyük arınmadan, evrenin dokularına savrulan kadim tohumlar, 9,26 milyar yıl sonra yeni oluşan genç bir hücreye;
Yani Dünya’ya ulaştı.
Kuyruklu yıldızlar onun kan damarlarıydı; taşıyıcılarıydı eski hatıraların.
4,54 milyar yaşında olan bu mabet, oluşumundan 1,04 milyar yıl sonra tüm kadim ırkların içinde yaşayacağı yeşil bir mabede dönüşecekti.
Ve orada, suda,
Kadim enfeksiyon yeniden kıpırdadı.
Kimya, hayatla dans etmeye başladı.
Moleküller birleşti,
Hücreler doğdu,
Bilinç yeniden kıvılcımlandı.
Biz, o ilk enfeksiyonun evrimleşmiş izleriydik artık; daha zeki, daha incelikli, ama aynı kökten gelen.
Her şeyin başlangıcı sandığımız o patlama...
Bir yok oluş değil, bir arınmaydı.
Eva’nın, kendi karanlığından arınırken attığı ilk nefes.
Biz ona “Büyük Patlama” dedik; ama o, belki de bir tanrının yaratımı değil, bir varlığın ateşli uyanışıydı.
Eva o zaman kozmik bir bebekti.
Ve bizim için milyarlarca yıl olan süre, onun birkaç aylık yaşamından ibaretti.
Ama her canlı gibi, o da bir gün hastalandı.
Genç evrenin sıcak dokusunda bir titreşim belirdi, bir enfeksiyon.
Bizim “Kadim Irklar” dediğimiz o ilk bilinçli varlıklar,
Onun hücrelerinde çoğaldılar,
Enerjisini emdiler,
Dokularını yakmaya başladılar ve Eva’nın ateşini yükselttiler.
O an, Eva nefesini tuttu.
Sonra savunma başladı.
Bu bir savaş değil, bir bağışıklık refleksiydi.
Yıldızlar patladı,
Galaksiler genişledi,
Madde kavruldu.
Biz buna “Büyük Patlama” dedik.
Oysa bu, Eva’nın bedeninde başlayan bir arınmaydı.
Ve sonunda, uzun bir sessizliğin ardından, “İnsan evrildi.”
Biz… bu kozmik zincirin son halkası değil,
En karmaşık yorumuyuz.
Evrimin bir hatırlayışı,
Kadim hafızanın yeniden düzenlenmiş bir yankısıyız.
Bedenimizde gezegenin mineralleri var;
Ama ruhumuzda milyarlarca yıllık bir yolculuğun izi saklı.
Alet yaptık, ateşi evcilleştirdik,
Dünyayı biçimlendirdik, sonra yukarı baktık.
O bakış sıradan bir merak değildi;
O, hatırlamanın ilk ânıydı.
Bir zamanlar yıldızlarda dolaşmış ve kendi kör açlığıyla yok olmuş kadim bir ırkın silinmeyen sezgisi, içimizde yeniden kıpırdanmıştı.
Biz, Eva’nın bedenindeki o ilk enfeksiyonun torunlarıydık;
Dünya ise sabırla bizi büyüten bir petri kabıydı.
Ve tıpkı atalarımız gibi, bu kabın sınırlarını zorlamaya başlıyoruz.
Yıldızlara uzanmak istiyoruz, göğün ötesine sızmak,
Eva’nın bedeninin diğer hücrelerine dokunmak için yollar arıyoruz.
Yeşilin ilk nefesinden, okyanusun derin kıpırtısından, toprağın sabırla yoğurduğu o uzun döngülerden sonra, yaşam kendini yeniden şekillendirmeye başladı.
Hayvanlar, bitkiler, mikroorganizmalar ve diğer tüm canlılar…
Hepsi kadim kütüphanenin farklı sayfalarını temsil eden birer notaydı.
Doğa, milyonlarca yıl boyunca bu notaları yeniden düzenleyerek gitgide karmaşıklaşan bir senfoni kurdu.
Bu senfoninin içinde bir çizgi vardı:
Kırılgan ama kararlı,
Derin ama sabırlı,
Küçük ama ısrarcı bir ritim.
O ritim yavaş yavaş bilincin kıvılcımına doğru ilerledi.
Ve sonunda, uzun bir sessizliğin ardından, “İnsan evrildi.”
Biz… bu kozmik zincirin son halkası değil,
En karmaşık yorumuyuz.
Evrimin bir hatırlayışı,
Kadim hafızanın yeniden düzenlenmiş bir yankısıyız.
Yaşam durmadı. Duramazdı da…
Tek hücreliler çoğaldı, birleşti, birbirine dokundu ve bir gün, o derin sulardan, çok hücreli bir karmaşa doğdu.
Okyanuslar artık yalnızca su değil, bir rüya tarlası gibiydi, her dalgası yeni bir form, yeni bir deneme, yeni bir yankı taşıyordu.
Ve sonra, bir mucize gibi, kara ilk nefesini aldı.
Kuru taşlar ilk kez yeşile büründü;
Tohumlar, sabırlı bekleyişin ardından ilk kez toprakla temas etti.
Bitkiler, Eva’nın bu küçük hücresinin yüzeyine yayıldı;
Onun elementlerini, ışığını, sabrını emdiler.
Her yaprak, her damar, kadim DNA’nın bir yankısıydı.
Fotosentez yalnızca bir kimyasal döngü değildi;
Eva’nın kendi kalbinden süzülen enerjinin yeni bir tercümesiydi.
Dünya..
Burada ki diğer mucize zehirli bir gazla başladı.
Bu gazın adı oksijendi…
Başlangıçta ölüm getiren bu gaz, yavaş yavaş yaşamın nefesine dönüşmüştü.
Demiri paslandırdı, kayaları kızıl bir sessizliğe boyadı.
Ama aynı zamanda atmosferi dönüştürdü ve gelecekteki solukların yolunu açtı.
Zehir ilaca dönüşmüştü artık.
Her atom bir ders, her molekül bir hatırlatma, Dünya’ya sabırla ve acıyla öğretilmiş bir şarkı gibi…
Dünya..
Ve o derinliklerde, karanlığın kucağında, küçük ama devrimsel bir titreşim başladı.
Hidrotermal bacalardan yükselen sıcaklık, ölü kimyayı canlı bir döngüye dönüştürdü.
Bu titreşim, Eva’nın bedeninde hissedilen en zarif, en masum hareketti, ama aynı zamanda en devrimci olanıydı.
Kadim Tohumlar, Eva’nın kalbinden yayılan enerjiyi doğrudan yakalayacak yollar buldular ve ışığı kullanmayı öğrendiler.
Bunun adı fotosentezdi…
Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.