Algılar ve Gerçek Yanılgısı

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için evrimagaci@gmail.com üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

İnsanların neden kolayca bazı şeyleri fazla düşünmeden gerçekmiş gibi kabul edebildiklerini hiç merak ettiniz mi? Bazı olguların doğru olmadığı halde doğruymuş gibi kabul edildiğini gördünüz mü? Ya da yeni bir şey öğrenmenin neden bazen çok zor olduğunu düşündünüz mü? Bunların hepsinin sebebi aslında aynı: Bilişsel kolaylık durumu.

Beynimiz de vücudumuzun geri kalanı gibi enerji tasarrufu yapmak üzere evrimleşti. Sürekli en etkin halinde çalışsaydı bu büyük miktarda şeker tüketimine sebep olurdu. Eğer haftada bir av bulup yemek yiyebilen bir canlı olsaydınız bu sizin açınızdan hiç iyi olmazdı, çünkü karşılayamayacağınız miktarda enerji tüketiyor olurdunuz. İşte beynimiz bu soruna "bilişsel kolaylık" denen yöntemle çözüm buldu. Bu yöntem, beyin üzerindeki yükü azaltarak verimliliği artırma bakımından bilgisayardaki “sistem boşta işlemi” gibi düşünülebilir.

 

Peki, Bu Bilişsel Kolaylık İşlevi Nasıl Çalışır?

Bilişsel kolaylık beynimizin kendini ne kadar zorladığını ölçen bir terimdir: Beynimiz, Facebook'ta gezinmek gibi "kolay" işlerden, 14x37 gibi "zor" hesaplama işlerini yapmaya kadar değişebilen bir performans sergiler. Hepimizin bildiği ve doğru olarak kabul görmüş bazı gerçekler vardır: gökyüzü mavidir, ağaçlar yeşildir gibi... “Doğru" olarak tanımladığımız şeyler genelde bilişsel kolaylık durumu ile alakalıdır. Bu doğruları işlemek için beynimiz fazla çaba göstermek durumunda değildir. Çünkü bunlar hayatımız boyunca tekrar tekrar karşımıza çıkmış olgulardır. Bu tür şeyler sadece doğru hissettirmekle kalmaz, tanıdık da gelir. Zahmetsizlerdir ve iyi hissettirirler. Tüm bunlar bilişsel kolaylığın sonuçlarıdır.

Şimdi sorun şu ki "bilişsel kolaylık" olgusu farklı yöntemlerle yapay olarak da yaratılabilir. Bunlardan biri uyarıcıyı sürekli tekrarlamaktır. Gelin bunu bir örnekle açıklayalım:

Michigan'da bulunan iki üniversitede yapılan klasik bir deneyde deneyi yapanlar üniversite gazetesindeki bazı reklamları çıkardılar ve her reklamın yerine bu anlamsız kelimeleri reklam başına bir tane olacak şekilde yerleştirdiler.

"KARDIRGA", "SARICIK", "BIWONJNI", "NANSOMA", "IKTITAF"

Bu kelimeler farklı sıklıklarda gazetelerde göründüler: Bir kelime gazetede sadece bir kere çıkarken diğerleri ikişer, beşer ya da yirmi beşer kez göründü. Kelimelerin basılma sıklığı diğer üniversite gazetesinde ise tam tersiydi. Araştırmacılar deneyin sonunda anketörler gönderip deneklere kelimelerin anlamlarını derecelendirmelerini istediler. Bu derecelendirme "Bu kelime iyi bir anlama geliyor" yargısından "Bu kelime kötü anlamlı" yargısına kadar uzanan bir skalaya sahipti. Sonuçlar açıktı. Bir kelime gazetede ne kadar sık kullanılmışsa o kadar çok insan o kelimenin iyi bir şey olduğunu düşünüyordu. Yani yeterli tekrar ile anlamsız bir kelime bile tanıdık bir şeye dönüşebilmektedir. Görünüşe göre, bilişsel kolaylık iyi duyguları tetiklemektedir.

Deneyler, ayrıca, bu durumun İngilizce konuşanlara Çince karakterler ya da rastgele şekiller gösterilince bile çalıştığını ortaya koydu. Başka bir deneyde de okul yıllığı fotoğraflarına bakan katılımcılar, fotoğrafları birkaç kere daha gördükten sonra fotoğraftaki kişileri daha cana yakın buldu. Bu durum "ünlü" diye tabir ettiğimiz insanların neden bu konumda olduklarını da açıklıyor çünkü onların isimlerine ya da görüntülerine daha fazla maruz kalıyoruz. Bulgular aslında bundan daha genel sonuçlara sahip. Mesela, bir şarkının birkaç kez dinlendikten sonra ilk dinlemeye göre kulağa daha güzel gelmesinin nedeni bu olabilir.

Beynimiz aynı zamanda tehditleri algılamak için evrimleşti. Yeni olan her şey aslında bizim için potansiyel bir tehdittir. Ancak tekrarlanan bir şekilde maruz kaldıktan sonra kötü bir şey olmaz ise, o şey tanıdık gelmeye başlar ve kendimizi rahat hissetmeye başlarız, yani bir tehditten çok güvenliğin işareti olur. Üstelik bu olgu sadece insanlarda görülmez. Yumurtada iken sürekli bir sese maruz kalan tavuk embriyonları, civciv olduklarında aynı ses ile karşılaştıklarında yardım isteme oranları azalmaktadır. Ancak tekrara maruz kalma, bilişsel kolaylık yaratmak için tek yol değil. Yüksek kontrasta sahip görseller beyinde bilişsel olarak daha kolay işlendiği için kendimizi iyi hissetmemizi sağlar. Bu da çoğu Instagram filtresini açıklamaktadır.

 

Çoktan Seçmeli Bir Testte İlk Aklımıza Gelen Cevap Her Zaman Doğru Mudur?

Gelin basit bir testle bu soruyu açıklayalım...

Aşağıdaki şu üç şeyin ortak noktası nedir?

 

KAHVALTILIK, İSVİÇRE, BÖREK

Peki,

KÖPRÜ, KAZAK, AĞRI dersek?

 

İlkinin cevabı peynir, ikincisi boğaz olacak. Tabii bu sözcük setlerindeki her bir kelimenin birbirleriyle bağlantısı yoktur. Ancak deneyler, katılımcıların sözcükler arasındaki bağlantının ne olduğunu hemen çözemeseler bile, aralarında bir bağlantı olup olmadığını birkaç saniyede çözdüklerini ortaya koydu. Bu durum bilişsel kolaylığın yarattığı bir hissiyattan ötürü oluşmaktadır. Beynin bir yerlerinde bu bağlantılar bir tanımlama sürecini ateşleyerek kendimizi iyi ve güvende hissetmemizi sağlamaktadır. İşte bu yüzden çoktan seçmeli testlerde cevaptan emin olmadığınızda "ilk işaretlediğiniz genelde doğrudur" derler.

Şimdi bu doğru mu yanlış mı bir bakalım...

“Tüm güller çiçektir. Bazı çiçekler çabuk solar. Bu sebeple bazı güller çabuk solar.”

-Doğru mu? Yanlış mı?

Bu soruya vereceğimiz cevap "Yanlış"tır. Güller tam olarak çabuk solan çiçekler grubuna dahil olmak zorunda değildirler. Üç soru ile yapılan başka fakat benzer bir testte, eğer test düzgün bir şekilde basılmışsa, insanların yüzde doksanının en az bir yanlış cevap verdiğini gösterdi. Ancak test silik, yani zor görülür bir şekilde basılmışsa, hata oranı yüzde otuz beşe düştü. Testi daha az okunaklı yapmak sonuçların doğruluğunu arttırdı. Çünkü bu durum beyinde bilişsel stres oluşturarak beynin daha fazla çalışmasına sebep olmaktadır. Diğer bir ifadeyle bu durum, sezgisel olarak kendilerine uygun (doğru) gelen ama yanlış olan şıkkı hemen işaretleyen katılımcıların sayısını azaltmıştır. Bilişsel kolaylık sezgisel ve yaratıcı olmak açısından yararlı, ancak aynı zamanda sizi daha kolay kandırılmaya müsait hale getirmektedir. Yani testinizin yazılı kısmına ilk aklınıza geleni işaretlemek büyük ihtimalle iyi bir strateji, ancak bir fizik sorusu gibi cevapların genellikle sezgisel olmadığı ve pek çok yanlış kanının olabileceği konularda kuşkucu olmak daha fazla önem taşımaktadır. Bu uyanıklık ise gayret gerektiren bir durum ve ne yazık ki çoğu durumda mutsuzlukla eşdeğerdir. Açıklayalım...

Büyük bilim insanlarının veya analitik zekâların huysuz ve kuşkucu karakterler olduklarını hiç fark ettiniz mi? Bu durum sadece kötü sosyal becerilerden ibaret olmayabilir. İşlerini yapabilmeleri için kuşkucu ve analitik düşünmeleri gerekli ve biraz huysuz olmaları bu yüzden olabilir. İşte bu da öğrenmenin ve kritik düşüncenin getirdiği bir paradoks. Bilişsel kolaylık hoş bir şey, tanıdık ve çaba gerektirmiyor. Sizi gerçekten yaratıcı ve sezgisel yapıyor. Ancak sizi aynı zamanda kandırabilir. Doğru olmayan şeyleri doğruymuş gibi görmenize sebep olabilir. Ve öğrendiğinizi sandığınız halde öyle olmayabilir. Diğer yandan, kuşkucu ve analitik olmak daha fazla zihinsel çaba ister. Kafa karıştırıcıdır ve çok da hoş hissettirmez ancak gerçeği fanteziden ayırmanın en güzel yoludur.

 

Bilişsel Kolaylığın Artıları Da Var

Elbette, bilişsel kolaylık durumunun daha uygun olduğu haller de var. Sonuçta bu yetenek her gün karşılaştığımız durumlara çözüm olması için evrimleşti. Neden düşünmeniz gerekenden daha çok düşünesiniz ki? Burada önemli olan üstünde daha fazla düşünülmesi gereken şeyleri gerekli olmayanlardan ayırt edebilmek. Ancak günümüzde fikirleri paylaşmanın ve tekrarlamanın bu kadar kolay olduğu bir dönemde daha uyanık olmamız gerekmektedir. Gerçekten doğru olan şeyleri daha önce defalarca duyduğumuz şeylerden ayırabilmek için bu gerekli.

Çünkü anlaşılan o ki bir şey ne kadar sık tekrar edilirse o kadar doğru gelmeye başlıyor...


Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Bu yazı Veritasium adlı Youtube kanalının "The Illusion of Truth" adlı videosundan çevrilip düzenlenmiştir.
  2. D.G. Burgess, Thomas & M. Sales, Stephen. (1971). "Attitudinal Effects of Mere Exposure" Journal of Experimental Social Psychology. 7. 461-472. 10.1016/0022-1031(71)90078-
  3. The Financial Brand

Dünya Daha İyiye Gidiyor, Aksini Düşünseniz Bile!

Yalıçapkını (Alcedo atthis)

Video Çevirmeni

C. Caner Telimenli

C. Caner Telimenli

Video Çevirmeni

Katkı Sağlayanlar

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim