İşin aslı şu ki; bu iki durum birbirinin zıttı değil, aksine insanın duygusal dünyasını yönetmek için kullandığı farklı iki araçtır.
Müziğin susturulduğu dönemlerde düşüncelerin daha duru hale gelmesi, zihnin dış uyaranlardan arınarak kendi içsel süreçleriyle daha doğrudan ve dürüst bir bağ kurmasına olanak tanır.
Diğer taraftan, hüzünlü müziklerin olumlu anıları tetikleyerek duygusal bir rahatlama sağlaması da bilimsel olarak desteklenen bir gerçektir.
Yani mesele "beyni susturmak" ya da "manipüle etmek" arasında bir tercih yapmak zorunda kalmak değildir. İnsan zihni, bazen sessizliğin sağladığı o berrak iç gözleme ihtiyaç duyar; bazen de müziğin sunduğu duygusal aynalamaya ihtiyaç duyar. İkisi de aslında kişinin kendi duygularıyla kurduğu ilişkiyi düzenleme biçimidir.