Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Yeni Soru Sor
Paylaşım Yap
2,500 ATP Ödüllü Soru: Sizce tekrar farklı bi bilinçte her ne kadar hatırlamasak bile yeniden doğacak mıyız? Hemen cevapla!
Sorulara Dön
Hasan Eren Altıntaş
Üye 2 gün önce
1

Ödüllü Soru Sizce tekrar farklı bi bilinçte her ne kadar hatırlamasak bile yeniden doğacak mıyız?

Evrendeki bilginin korunumu ve enerjinin yok olmaması, bilincin de atomik bir dizilim sonucu oluştuğu düşünürsek eğer; ölümün mutlak bir son olmadığı fikri doğuyor. Doğum öncesi ve ölüm sonrası arasındaki benzerliğe bakarsak, varlığın döngüsel olabileceğini düşünüyorum. Reenkarnasyon gibi ruha bağlı bi temele dayanmasa da, bu atomik dizilimin tekrarlanması gayet olasıdır. Hatırlamasak bile, teknik olarak ölümü bi son olmaktan çıkarır diye düşünüyorum.
3 Cevap - 205 görüntülenme
Sizce tekrar farklı bi bilinçte her ne kadar hatırlamasak bile yeniden doğacak mıyız?
Sizce tekrar farklı bi bilinçte her ne kadar hatırlamasak bile yeniden doğacak mıyız?
Cevap Ver 2,500 UP
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
3 Cevap
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
174.3K UP
ANTROPOLOJİ DE YÜKSEK LİSANS YAPIYORUM 1 saat önce

Merhaba

Her insanın aklına geliyor bu soru .Bir gün gerçekten tamamen yok olacak mıyım? Bu soru, korkudan çok bir boşluk hissi yaratıyor. Aslında korkuda yaratıyor .Bunu ilk kez göğsümde kitle çıktığında hissettim ben. Birde babamı kaybettiğimde . Çünkü insan, kendi yokluğunu yada yakınlarının yokluğunu hayal etmeye çalıştığında aslında hep bir yerden geri dönüyor; sanki zihni, kendisiz yada yakınları olamayan bir dünyayı kabullenemiyor. Belki de bu yüzden, ölüm fikrini bir son olarak değil, bir şekilde devam eden bir şey olarak düşünmeye daha yatkınız.

İnsanın ölüm üzerine düşünmesi, aslında kendi varlığının sınırlarına dokunma çabasıdır. “Yok olmak” fikri, zihnin en zor kavradığı olgulardan biridir; çünkü bilinç, kendi yokluğunu deneyimleyemez. Bu nedenle ölüm, çoğu zaman bir son olmaktan ziyade, anlamlandırılmaya çalışılan bir dönüşüm olarak düşünülür. Evrensel düzeyde bakıldığında, fizik yasaları bize şunu söyler. Hiçbir şey yoktan var olmaz, var olan da bütünüyle yok olmaz. Bu ilke, enerjinin korunumu yasası olarak bilinir ve evrendeki tüm maddesel süreçlerin temelini oluşturur. İnsan bedeni de bu yasaya tabidir; ölümle birlikte çözünür, dağılır ve başka formlara dönüşür. Ancak burada asıl mesele, bu dönüşümün bilinçle olan ilişkisidir.

Tüm Reklamları Kapat

Bilinç, çoğu çağdaş yaklaşıma göre, beynin belirli bir organizasyon düzeyinde ortaya çıkan bir özelliktir. Yani bilinç, tek tek atomların değil, onların belirli bir düzen içinde kurduğu ilişkilerin ürünüdür. Bu açıdan bakıldığında ölüm, atomların yok oluşu değil; o özgün düzenin dağılmasıdır. İnsan dediğimiz şey, yalnızca maddesel bir yığın değil, aynı zamanda süreklilik arz eden bir deneyim akışıdır. Bu akış kesildiğinde, geriye kalan şey maddesel devamlılık olsa bile, öznel varlığın kendisi ortadan kalkmış gibi görünür. Buna rağmen, evrenin sonsuz olasılıkları içinde şu soru kendiliğinden doğar: Aynı ya da benzer bir düzen yeniden ortaya çıkabilir mi? Antik düşünür Herakleitos’un “Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” sözü, her şeyin sürekli değişim içinde olduğunu vurgular. Ancak bu düşünce tersinden okunduğunda, değişimin kendisinin bir süreklilik içerdiği de görülür. Yani hiçbir şey aynı kalmaz, fakat hiçbir şey tamamen kopuk da değildir. Modern kozmolojinin diliyle ifade edersek, Carl Sagan’ın söylediği gibi, “yıldız tozundan yapılmış” varlıklarız. Bu ifade, insanın evrenden ayrı bir öz değil, onun bir devamı olduğunu hatırlatır. Bu bağlamda ölüm, bireysel düzenin çözülmesi olsa da, maddesel ve enerjetik sürekliliğin devamıdır.

Reenkarnasyon düşüncesi ise bu sürekliliği farklı bir düzlemde ele alır. Özellikle Budist gelenekte, Dalai Lama tarafından da ifade edildiği üzere, yeniden doğan sabit bir “ben” değildir; daha çok bir süreçtir. Bir mumun alevinin diğerine aktarılması gibi ortada aynı kalan bir öz yoktur, fakat tamamen kopuk bir başlangıç da söz konusu değildir. Bu anlayış, kimliğin sabit değil, akışkan olduğunu öne sürer. Bu noktada, reenkarnasyonun metafizik bir “ruh göçü” olarak değil de, varlığın döngüsel ve ilişkisel yapısı içinde yeniden düşünülmesi mümkündür. Eğer bilinç, belirli bir maddesel düzenin ürünü ise, teorik olarak bu düzenin benzerinin yeniden oluşması ihtimal dışı değildir. Ancak bu durumda ortaya çıkacak olan şeyin, önceki bilinçle özdeş olup olmayacağı sorusu yanıtsız kalır. Hatırlama yoksa, süreklilik var mıdır? Yoksa yalnızca benzerlik mi söz konusudur?

Semavi dinlerin perspektifinden bakıldığında, farklı ama bir o kadar da anlam arayışına cevap veren bir yaklaşım görülür. İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik gibi geleneklerde ölüm, bir son değil; daha çok bir geçiştir. Ancak bu geçiş, döngüsel bir yeniden doğuştan ziyade, tekil ve doğrusal bir varoluş anlayışına dayanır. Bu inanç sistemlerinde insan, bir kez yaşar, ardından ölümle birlikte farklı bir varlık düzlemine geçer ve nihai olarak bir hesaplaşma sürecine dahil olur. Bu açıdan bakıldığında, semavi dinler bilincin atomik bir tekrarından ziyade, onun ilahi bir sürekliliğe sahip olduğunu savunur. Yani insanın özü, yalnızca maddesel bir düzen değil; aşkın bir anlam taşır. Bu yaklaşım, bireysel kimliğin korunmasını esas alır: insan, hatıralarıyla, eylemleriyle ve benliğiyle bir bütün olarak varlığını sürdürür. Bu da “yeniden aynı kişi olarak var olma” fikrini, döngüsel değil, süreklilik temelli bir çerçevede ele alır.

Sonuçta insan, ölümün mutlak bir son olup olmadığını kesin olarak bilemez. Ancak şunu düşünebilir. Belki de varlık, kesintisiz bir devamlılık değil, parçalı bir döngüdür. Ya da belki de tek bir yaşamın ardından, bambaşka bir düzlemde süreklilik kazanır. Bizler, bu belirsizlik içinde anlam arayan varlıklarız. Dağılırız, dönüşürüz, ya da devam ederiz hangi yaklaşımı benimsersek benimseyelim, bu soru varoluşun merkezinde kalmaya devam eder.

Tüm Reklamları Kapat

Bu yüzden ölüm, kesin bir son olmaktan çok, sınırlarını tam olarak kavrayamadığımız bir geçiş gibi durur. İnsan ise bu geçişin anlamını arayan bir varlık olarak, hem bilimin hem de inancın arasında, kendi varlığını yeniden düşünmeye devam eder. İnsan ,ölümün bilincinde olan ama bir türlü yok olmayı kabul edemeyen tek varlık hep başka bir umut oluyor inanmak istemiyor bu dünyada bir gün olamayacağına...Ve belki de en dürüst cevap şudur: Bilmiyoruz. Ama tam da bu bilinmezliğin içinde, ihtimaller yaşamaya devam eder. Kim bilir… belki de bir şekilde, bir yerlerde, farklı bir bilinçte ya da bambaşka bir düzen içinde, dünyaya tekrar gelmek gerçekten mümkündür.

Teşekkür ederim.[1]

Kaynaklar

  1. Hatice Kutbay. (). Kendi Fikrim.
2
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Okan Alver
Okan Alver
223.8K UP
Mec.Eng. 21 saat önce

Merhaba

Bu yaklaşımınız, sezgisel olarak oldukça tutarlı görünse de bilimsel düzlemde birkaç kavramsal ayrımı netleştirmek gerektiğini düşünüyorum. Keza öncelikle “enerjinin ve bilginin korunumu” ilkeleri, fiziksel sistemlerin evrimiyle ilgilidir. Biraz daha açmak gerekirse bir sistemin toplam enerjisinin yok olmaması veya bazı kuramsal çerçevelerde dahi bilginin tamamen kaybolmaması, o sistemin özgül örgütlenme biçiminin yani senin “ben” dediğin bilinç durumunun aynı şekilde yeniden ortaya çıkacağını garanti etmez. Burada kritik nokta, korunandan ziyade “nasıl korunduğu” ve “hangi ölçekte anlamlı olduğu” meselesidir. Bilinci, atomik dizilimlerin bir ürünü olarak ele almak "Sinirbilim ve Fizik" açısından belirli ölçüde kabul gören bir yaklaşımdır. Lakin bu dizilim yalnızca statik bir yapı değil aynı zamanda son derece karmaşık, dinamik ve zamana bağlı bir süreçtir. Bu nedenle, aynı atomik konfigürasyonun evrende tekrar oluşma olasılığı matematiksel olarak sıfır değildir. Fakat pratikte, özellikle Entropi ve termodinamik yasalar göz önüne alındığında, bu olasılık aşırı derecede düşüktür. “Bilginin korunumu” meselesine gelirsek, burada genellikle kuantum mekaniği bağlamında tartışılan bir konuya temas ediyorsunuz. Evet, bazı yorumlara göre evrendeki bilgi tamamen yok olmaz lakin bu bilgi, makroskopik ölçekte anlamlı ve geri çağrılabilir bir “benlik” formunda korunmaz. Başka bir deyişle, sizin öznel deneyiminizi oluşturan bilgi, evrensel ölçekte dağılır, dekohere olur ve pratikte geri döndürülemez hale gelir. Doğum öncesi ve ölüm sonrası benzerliği üzerinden yaptığınız çıkarım ise felsefi olarak güçlü bir analoji sunuyor. Gerçekten de her iki durumda da öznel deneyimin yokluğu söz konusu. Lakin buradan “döngüsel bir varoluş” zorunlu olarak çıkmaz, zira daha çok, bilinçli deneyimin belirli koşullar altında ortaya çıkan geçici bir fenomen olduğunu düşündürür. Yani burada döngüsellikten ziyade, koşullara bağlı bir “oluş ve dağılma” sürecinden bahsetmek daha bilimsel olur.

Tüm Reklamları Kapat

2
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
1
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Gladius ㅤ
Gladius ㅤ
2,339 UP
Mühendist 13 saat önce

İnsanın bilincinin özü her insan için farklıdır ancak bu kualia değildir. Buna ruh diyelim, ruh kavramının aslı metafiziksel olan, senin bedenine benzeyen bir tür hayalet gibi bir varlığa atıf yapar ancak bahsettiğim şeyi tanımlayan başka bir kavram yok, o yüzden buna modern anlamda ruh diyelim.

Kualia yapay zekalarda da mümkün olabilir, her yapay zekanın deneyimi farklı olabilir. İnsanın deneyimini farklı kılan ve deneyimlerini farklı bir boyutta gerçekleştiren şey ruhtur ve bu gerçek deneyimi bir başkasına tarif edemezsin.

Peki evren kişi vefaat ettikten sonra kainat bu deneyimi alıp nereye koyar? Belki de bu deneyim Allah'tan/Tanrı'dan/Kozmos tan gelmekte ve biz bunun farklı uçlarıyız ya da her birimiz diğer taraftan bu simülasyona bağlanan kullanıcılarız fakat gerçek formumuz belirsiz.

Tüm Reklamları Kapat

Sonuç olarak bu varlık ile beden arasındaki bağlantının kopması ve bu varlığın da sona erip kaybolması arasındaki ilişki nedensel değildir.

Öte yandan böyle bir durumda en azından aynı evren için reenkarnasyonun mümkün olduğunu hiç sanmıyorum çünkü bu evrende dediğim gibi herkesin deneyiminin bir benzersiz oluş durumu var.

2
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
1
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla Cevap Göster
Cevap Ver
Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Kölemiz yaptığımız hayvanları eşitimiz olarak görmek istemiyoruz. Köle sahipleri de siyahi köleleri için böyle düşünmez mi?"
Charles Darwin
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)