Merhaba
Bu yaklaşımınız, sezgisel olarak oldukça tutarlı görünse de bilimsel düzlemde birkaç kavramsal ayrımı netleştirmek gerektiğini düşünüyorum. Keza öncelikle “enerjinin ve bilginin korunumu” ilkeleri, fiziksel sistemlerin evrimiyle ilgilidir. Biraz daha açmak gerekirse bir sistemin toplam enerjisinin yok olmaması veya bazı kuramsal çerçevelerde dahi bilginin tamamen kaybolmaması, o sistemin özgül örgütlenme biçiminin yani senin “ben” dediğin bilinç durumunun aynı şekilde yeniden ortaya çıkacağını garanti etmez. Burada kritik nokta, korunandan ziyade “nasıl korunduğu” ve “hangi ölçekte anlamlı olduğu” meselesidir. Bilinci, atomik dizilimlerin bir ürünü olarak ele almak "Sinirbilim ve Fizik" açısından belirli ölçüde kabul gören bir yaklaşımdır. Lakin bu dizilim yalnızca statik bir yapı değil aynı zamanda son derece karmaşık, dinamik ve zamana bağlı bir süreçtir. Bu nedenle, aynı atomik konfigürasyonun evrende tekrar oluşma olasılığı matematiksel olarak sıfır değildir. Fakat pratikte, özellikle Entropi ve termodinamik yasalar göz önüne alındığında, bu olasılık aşırı derecede düşüktür. “Bilginin korunumu” meselesine gelirsek, burada genellikle kuantum mekaniği bağlamında tartışılan bir konuya temas ediyorsunuz. Evet, bazı yorumlara göre evrendeki bilgi tamamen yok olmaz lakin bu bilgi, makroskopik ölçekte anlamlı ve geri çağrılabilir bir “benlik” formunda korunmaz. Başka bir deyişle, sizin öznel deneyiminizi oluşturan bilgi, evrensel ölçekte dağılır, dekohere olur ve pratikte geri döndürülemez hale gelir. Doğum öncesi ve ölüm sonrası benzerliği üzerinden yaptığınız çıkarım ise felsefi olarak güçlü bir analoji sunuyor. Gerçekten de her iki durumda da öznel deneyimin yokluğu söz konusu. Lakin buradan “döngüsel bir varoluş” zorunlu olarak çıkmaz, zira daha çok, bilinçli deneyimin belirli koşullar altında ortaya çıkan geçici bir fenomen olduğunu düşündürür. Yani burada döngüsellikten ziyade, koşullara bağlı bir “oluş ve dağılma” sürecinden bahsetmek daha bilimsel olur.