Bu sorunun yanıtı, yaşamın hangi yönüne daha fazla değer verdiğinizle yakından alakalı. Gizlilik, birey olmanın en temel haklarından biri. Kendi mahremiyetimizi koruyabildiğimizde gerçekten özgür hissediyoruz; çünkü mahremiyet, kendi sınırlarımızı belirleme gücümüzdür. Dijital dünyadaysa bu sınırlar bulanıklaşıyor. Her yaptığımız arama, her gönderi, hatta çevrim içi alışveriş alışkanlıklarımız bile bizi tanımlayan veriler haline geliyor. Ve bu veriler, bizim bilgimiz dışında işlenip farklı amaçlarla kullanılabiliyor.
Öte yandan, erişilebilirlik de vazgeçilmez bir değer. Bugün bilgiye ulaşmak, tarih boyunca hiç olmadığı kadar kolay. Birkaç tıkla dünyadaki hemen her konuda bilgi edinebilir, kendimizi geliştirebiliriz. Ancak burada durup düşünmek gerekiyor: Bu erişilebilirlik ne pahasına sağlanıyor? Bilgiye ulaşma özgürlüğümüz, kendi kişisel bilgilerimizin birer "ürün" haline gelmesiyle mi finanse ediliyor?
Bu ikilemi çözmek için bir taraf seçmekten ziyade bir denge arayışı içinde olmalıyız. Teknolojinin hayatımızı kolaylaştırdığı bir gerçek, ama bu kolaylık, insan hakları ve bireysel özgürlükler gözetilerek sunulmalı. Mahremiyetimizi koruyan, aynı zamanda bilgiye özgürce ulaşmamızı sağlayan bir sistem mümkün. Bunun için hem bireylerin bilinçli olması hem de şirketlerin ve devletlerin daha şeffaf ve etik bir yaklaşım benimsemesi gerekiyor.