Bitkilerin meyveleri ve hayvanların ürünleri bize neden güzel/tatlı geliyor?

Yazdır
Aslında her bitkisel/hayvansal ürünün tadı, her birimize aynı şekilde güzel/tatlı gelmemektedir (bir karganın sesini ya da belli başlı bitkilerin tatlarını düşünün). Bize güzel/tatlı gelenlerin bu şekilde algılanmasının nedeni ise, türümüzün o canlılarla aynı ortamda, bir arada evrimleşmesi ve evrimsel süreç boyunca sürekli etkileşim içerisinde olmasıdır. Buna, evrimsel biyolojide "karşılıklı evrim" adı verilmektedir. Ancak bu tür "ilişkilendirme hataları" aynı zamanda, buradan okuyabileceğiniz gibi "Neden-Sonuç İlişkisi Yanılgısı" olarak adlandırdırabileceğimiz, insanların sıklıkla düştükleri bir hatalı argüman türüdür; bir çeşit "mantık hatası"dır. Yani iki olay arasındaki neden-sonuç ilişkisi tam tersi şekilde kurularak, düşünsel bir hataya düşülmektedir. İzah edelim:

Bitkiler, elbette ki diğer hayvanlar (şempanzeler, insanlar, vb.) yesin diye meyve üretiyor değillerdir. Daha doğrusu, onlara "hizmet etmek istedikleri için" veya "görevleri diğer canlılara hizmet etmek olduğu için" bu şekilde bir üretim yapıyor değillerdir. Bitkiler meyve üretimi, tamamen kendi iyilikleri çıkarları için evrimleşmiş özelliklerdir. Meyveli bitkiler yaklaşık 140 milyon yıl önce evrimleşmiştir. Meyvelerin iki avantajı vardır: dış faktörlere karşı tohumları (bitki yavrularını) korurlar ve tohumların saçılmasını sağlayacak otçulları (insan gibi) üzerine çekerler! Yani meyveler, tam da evrimsel sürece uygun bir şekilde, "avcı-toplayıcılar için" değil, meyvenin ta kendisine avantaj sağladığı için evrimleşmiştir! Meyveler sayesinde bitkinin yavrularının hem hayatta kalma şansını, hem de üreme şansını arttıran bir unsur haline gelerek popülasyonda hızla sabitlenmiştir. Bizim o meyveleri beğenmemiz ile dolaylı bir ilişki vardır: bitkilerin çeşitli meyvelerinden, çeşitli hayvanları üzerine çekebilenler (dolayısıyla onlara "tatlı" gelenler) avantajlıdır, çünkü o meyveleri tüketen hayvanlar, beslenme sonrasında hareket edebilirler. Böylece meyveyle birlikte hayvanın vücuduna giren tohumlar, dışkıyla atıldığında, hayvan o bitkiden kilometrelerce uzağa ulaşmış olabilir. Böylece aktif hareket edemeyen bitkiler, çok geniş alanlara yayılabilirler. Hayvan da bu besinden faydalanmış olur. İşte buna, karşılıklı evrim adını veririz. Ancak burada amaç bitkinin hayvanı beslemesi değil, bunu kullanarak kendine fayda sağlayarak üreme ve yayılma şansını arttırmasıdır.

Meyvelerin tatları (ve diğer herhangi bir şeyin "tadı") içerisindeki kimyasal kompozisyon ile ilgilidir. Çünkü bu kimyasallar dilimizdeki "tomurcuklar" dediğimiz ve algısal reseptörlere sahip hücrelere farklı şekillerde bağlanarak farklı elektrokimyasal sinyaller üretilmesine sebep olurlar. Bu da, beynimizde farklı farklı tatlar olarak algılanır. "Tatlı" ya da "ekşi" gibi kavramlar ile "güzel yiyecek" ile "kötü yiyecek" gibi nitelemeler, insan aklının evrim sürecinde getirdiği, türe ve hatta bireye özgü açıklamalardır. Evrimsel süreçte sabitlenen birkaç istisna haricinde (zehirli olabilecek bitkilerden tiksinmek gibi) tamamen özneldirler ve kesinlikle evrensel kavramlar değildirler. Örneğin bize iğrenç gelen bir tat, bir eşeğe leziz gelebilir. Bu, tamamiyle evrimsel süreçle alakalı bir durumdur. Nasıl ki bir baba-oğul ilişkisinde bile bir baba pırasanın tadını severken oğlu tiksinebiliyorsa, hayvan türleri arasında da "tat anlayışı" birbirinden farklıdır. Domuzun kendi pisliğiyle beslenmesi bize iğrenç gelirken, o canlıya göre son derece normaldir Doğa koşullarını insan belirlemediği gibi, insanın onlara kendi zeka düzeyi kapsamında yüklediği anlamlar da, doğa için hiçbir şey ifade etmez. Biz tiksiniyoruz diye domuzun beslenme tipi tarafsız ve bilimsel olarak "iğrenç" olamaz. 

Bitkiler çeşitli kimyasal kompozisyonlara sahip çeşit çeşit meyveler evrimleştirmişlerdir. Tıpkı insanların ya da eşeklerin her birinin birbirinden farklı özellikleri olması gibi, bitkilerin ve meyvelerinin de birbirlerinden farklılıkları vardır. Bir hayvan türü olan insanın ataları ağaçlar üzerinde yaşarken, sıklıkla meyveler ile beslenmektelerdi. Meyveler, bu türlerin ana öğünlerini oluşturmaktaydı, dolayısıyla etraftaki meyvelerin tadını beğenip de yemeye meyilli olanlar karınlarını doyurabilecek ve diğerlerine göre avantajlı konuma geçebileceklerdi. Benzer şekilde, etraftaki hayvanları (insan gibi) üzerine en iyi şekilde çekebilen meyvelere sahip bitkiler de, az önce izah ettiğimiz sebeplerle avantajlı konuma geçeceklerdir. Dolayısıyla nesiller sonunda tat algımızın evrimleşmesi ve popülasyon içi genel ya da çoğunluk beğenilerin bu meyvelerin tatlarına doğru kayması sonucu bizler günümüzde belli başlı meyvelerin tadını güzel buluyoruz. Ancak tür içi varyasyon sebebiyle, kimimiz muz severken, kimimiz portakalı tercih ediyor. Unutmamak gerekiyor ki ne muz, ne de portakal bir kurt için hiçbir anlam ifade etmeyen ve hatta muhtemelen tiksindirici besinlerdir. Yani meyveler, bir tür yaşasın diye var değildir! Tam tersine, bir tür var olabilmek için ortamda var olan kaynaklara muhtaçtır ve mecburen onlara uygun bir şekilde evrimleşecektir. İşte bu farkın algılanamaması, "Neden-Sonuç İlişkisi Yanılgısı"na düşmeye neden olmaktadır.

Bir diğer örnek olarak arılara ve bal üretimlerini verecek olursak: Arılar son 100 milyon yıldır (Geç Kretase Dönemi'nden beri) bal üretmektedirler. Bunun sebebi de çok açıktır: Besin depolamak. Yaz boyu bal üretmek üzere malzeme toplayan arılar (ve bal yapıp stoklayanlar), kış boyu bu balı yiyerek beslenirler ve yavrularını böyle korurlar. Yine, insan türü (ve ayılar gibi bazı diğer türler) arıların besinlerine el koyarlar ve bunlarla beslenirler. Halbuki hiçbir arı "insan için" (veya "ayı için") bal üretmez. İnsanlar (veya ayılar) mecburen, ortamda bulunan besinin tadını beğenmeye muhtaç bir şekilde evrim geçirmişlerdir. Bu tıpkı, bir ceylanın "aslan onu yesin diye var olduğunu" iddia etmeye benzemektedir. Halbuki neden-sonuç ilişkisi gerçekte şöyledir: aslan ceylanı yemeye muhtaçtır; ancak ceylan, aslanın kendisini yemesine muhtaç değildir!

Son olarak sürelere dikkat çekerek bitirelim: Bitkiler son 140 milyon yıldır meyve vermektedir. Arılar ise son 100 milyon yıldır bal yapmaktadır. Tüm maymunların ortak atasına en yakın türlerden biri olan Darwinius masillae ("Ida"), 47 milyon yıl önce yaşamıştır. Bildiğimiz anlamıyla insan türü olan Homo sapiens ise sadece 250.000 yıl kadar önce evrimleşmiştir. Yani bırakın insan "için" ürün üretmeyi, bu canlıların tüm maymunların ortak atasından bile önceki zamanlardan beridir bu işi, tamamen kendileri için yapmaktadırlar. Biz, sonradan sahneye çıkan sıradan bir hayvan türü olarak, ekolojik sistem içerisinde besin kaynakları bulduk ve onlarla beslenerek evrimsel sürecimize devam ettik. Bir bitki veya bir hayvan, kendilerinin avcısı olan bir diğer hayvan için besin üretmediği gibi, bizim için de besin üretmemektedir.

  1. Nature
  2. Journal of Systematics and Evolution
  3. LiveScience
6 Yorum