Neden-Sonuç İlişkisi Yanılgısı - 1: Zamansal Yanılgı, Zaman Kavramı ve Evrim'de Zaman

Yazdır Neden-Sonuç İlişkisi Yanılgısı - 1: Zamansal Yanılgı, Zaman Kavramı ve Evrim

Merhaba arkadaşlar,

 

Bu mini yazı dizimizde sizlere, bir nevi bizim kendi keşfimiz olan "Neden-Sonuç İlişkisi Yanılgısı" ismini verdiğimiz ve bilimde hata yapmamak için çok önemli olduğunu düşündüğümüz bir test yönteminden bahsedeceğiz. Bu ilişki yanılgısı, bir test tekniği olarak kullanılabileceği gibi, dikkatsizlikten kaynaklandığı durumlarda bir hata olarak değerlendirilebilir. Dolayısıyla bu hataya düşüp düşmeyeceğinize, bu testi gündelik hayatınızda ve bilimsel sorgulamalarınızda uygulayıp uygulamadığınız belirleyecektir.

 

Bu yanılgı, hayatımızın her alanında yer almaktadır aslında, biz farkında olmasak da. Mini yazı dizimiz boyunca vereceğimiz örneklerle belki de şaşırarak bunun farkına varacak ve hayata bakışınızı değiştireceksiniz. Ne var ki bu ilk yazımızda, Evrim konusunda bilgisi olan herkesin oldukça iyi bildiğini düşündüğümüz bir kavramdan bahsedeceğiz ve bu ilk yazımız, yanılgıya bir giriş teşkil edecek. Tam olarak ana yanılgılarla ilgisi olmasa bile yanılgıları tespit etmede önemli bir adım olacak.

 

İlk olarak yazıyı okurken aklınızda tutmanız gereken bir nokta ve yanılgının temel sebebiyle başlayalım: Bu yanılgının sebebi bir tür hayvan olan insanların, belirli bir düzene oturmuş bir sistemin “içine” doğmalarından ve bütün hayatlarının bu sistemin içerisinde, onun kurallarına ve düzenine göre şekillenmesindendir. Bu, günlük yaşantıda "bakış açısı" ya da daha uygun bir betimlemeyle "hayatı gördüğümüz çerçeve" olarak düşünülebilir. Hayatınıza dönüp baktığınızda, pek çok görüş ve kararınızın içine doğduğunuz coğrafi lokasyon ve zamandan kaynaklandığını görürsünüz. Örneğin şans eseri MÖ 300 yılında doğsaydınız, Güneş Sistemi'nin ne olduğuyla ilgili hiçbir fikriniz olamayacaktı ve ufkunuz Dünya ile sınırlı olacaktı. Türkiye'de değil de Amerika'da doğsaydınız, çok büyük ihtimalle bir Müslüman değil, bir Hristiyan olacaktınız ve şu anda olanın aksine (tabii ki bir dine sahip olmayanları veya başka bir dine sahip olanları ayrı tutuyorum) Müslümanların hatalı/yanlış bir dine inandığını düşünecek, Hristiyanlığı savunacaktınız. Tamamen, şu andaki gibi, şu andaki kişiliğinizle doğmuş olsanız bile... Dolayısıyla kim, ne olursa olsun, eğer bilim dünyasına giriş yapacaksa, kendi kimliğini, şahsi düşüncelerini (dinini ve hayat felsefesini) ve benzeri öznel karakterlerini bir kenara koyabilmelidir. Genellikle bizim "Neden-Sonuç İlişkisi Yanılgısı" dediğimiz yanılgı, bunu yapamayan insanların düştüğü bir yanılgıdır.

 

Yukarıda koyu harflerle yazdığımız cümleyi açarak yazımızın ana konusuna, yani zaman kavramına giriş yapalım: Şu anda 2011 yılındayız ve bu yazıyı okuyabilecek durumda olan her insan, içinde bulunduğumuz yıl itibariyle %99.99 ihtimalle 1920 ile 2005 yılları arasında doğmuş olmalıdır (istatistiki oranlar değiştirilerek daha net sonuçlara ulaşılabilir). Yani 85 yıllık bir süreç, hemen hemen bir insanın ortalama yaşam ömrüyle eş miktarda bir zaman dilimi. Standart sapma oranlarını ve benzeri düzeltmeleri (error correction) yaptığımızda, yaklaşık %10'luk bir aralık buluruz. 75-95 arası. Gerçekten de bir insanın ömrü, genel olarak bu aralığa düşer. Hayatlarımız bu ortalama 85 yıllık süreçte şekillenir, değişir, gelişir ve yok olur. Bizim bilip bilebileceğimiz, görüp görebileceğimiz her şey, 85 yıllık bir ömür ile, doğa tarafından kısıtlanmıştır. Gözlerimiz 85 yıl boyunca çalışır, kalbimiz 85 yıl boyunca çalışır ancak her bir organımızdan önemlisi, tüm bu öğrenme ve algılama işlevlerini yerine getiren beynimiz yalnızca ve yalnızca 85 yıl boyunca çalışır. Bu da, algılarımızın, benliğimizin yani biz olarak “bizim” 85 yıl boyunca çalışmamız demektir.

 

Bu yaşam diliminde görebileceğimiz şeyler pek çok olsa da, sınırsız değildir. Fakat gördüğümüz şeyler, malesef algılarımızın yeterince gelişmemiş olmasından dolayı bize sanki “en uç nokta” imiş gibi gelir ki bu da yanılgımızın temelini oluşturur. Buna sonra geleceğiz.

 

Teknoloji, bilim, sağlık, vs. sanki en son düzeydeymiş ve daha fazla gelişemeyecekmiş gibi düşünürüz. Kimi zaman arkadaşlar arasında şu sözleri duyabiliriz, belki siz bile sarf etmiş olabilirsiniz: “Bilim bulunacak her şeyi bulmuş, ben daha fazla ne bulabilirim ki?”. Amerikan Patent Bürosu Başkanı 1920′lerda "Artık bilim geliştirebileceği her şeyi geliştirdi, bulabileceği her şeyi buldu. Daha fazla bizim yapabileceğimiz iş yok." demiştir. Ancak bilimin belki de tüm insanlık tarihinde en çok geliştiği dönem 1950-2011 yılları arasıdır ve eminiz ki gelecekte çok daha fazla ve hızlı gelişecektir.

 

Fakat bu bile, bizim ne kadar “sistemin içerisinden” düşündüğümüzü göstermektedir. 85 yıllık ömrümüzü (ve hatta muhtemelen yaşamış olduğumuz 30-40 yıllık hayatı) her şeyin referansı olarak sabitleriz ve hayata bu kısıtlı pencereden bakarız. Bu yanılgımızın ilk kısmını oluşturur: Zamansal yanılgı. Bu yanılgı, bizim günlük hayatımızdaki bakış açımızı da etkiler. Öyle ki, her şeyin ne kadar “mükemmel” olduğundan bahsederiz, “Daha mükemmel nasıl olabilirdi ki?” diye düşünürüz ve basitçe Amerikan Patent Bürosu Başkanı’nın bundan 90 sene önce yaptığı hataya düşeriz. Ki bu da yanılgımızın ikinci kısmını oluşturur: Algısal yanılgı. Çünkü patent bürosu başkanı da, günümüzdeki her şeyin “mükemmel” olduğunu düşünen insanlar da, hayatın kısıtlı bir bölümünü görebilen insanlardır. Olaylar arasındaki Neden-Sonuç ilişkilerini kuramayan ya da yanlış kuran bireylerdir, dolayısıyla hayata bilimsel (tarafsız ve metodik) gözlerle bakamayan insanlardır. Bu kişiler, canlı süreçler için milyonlarca yıl tabirinin ne demek olduğunu idrak edemezler. Değişimi bir anda, kendi gözleriyle, anlık olarak görmek isterler, çünkü bu şahıslar, 85 yılın içerisine hapsolmuşlardır ve vizyonları bir hapishane penceresi kadar bile geniş değildir. Bu hastalık, şahısların tüm hayatlarını bu pencereden bakmaya kilitler ve malesef bu kişiler, siyasetçi, öğretmen, yönetici gibi kilit noktalara gelerek etraflarındakilerin de hayatını kısıtlar. İşte bu durumlarda bilimin ve özgür düşüncenin önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

 

Şimdi sizlere, bize bu upuzun gelen ve içine her şeyi sığdırabileceğimizi düşündüğümüz 85, hadi 100 yıllık ömrümüzün, Coğrafi ve Evrimsel zaman diliminde bir göz açıp kapamaktan bile daha kısa bir süre olduğunu göstermek istiyoruz. Bunu anlamak, Evrim'i anlamak açısından kilit nokta oluşturmaktadır. Öyleyse başlayalım: 

 

Bizler dediğimiz gibi 85 yıl kadar bir ömür yaşarız. Şu anda 20-30 yaşları arasındaysanız, şimdiye kadar yaşadığınız zamanı bir düşünün. Okul öncesi günlerinizi (bol bol ağlamaklı, yaramazlıklarla dolu, genelde zor hatırlanan günlerinizi), ilk okul anılarınızı (yavaş yavaş büyümenin verdiği güveni ve bunun doğurduğu yaramazlıkları ve huysuzlukları), orta okulda yaptıklarınızı (algısal ve hormonal düzeyinizin artmasıyla karşı cinsiyete ilgi duymaya başlamanızı, belki ilk defa kendinizi tatmin edişinizi, okulda başarısız olarak babanıza bunu nasıl söyleyeceğinizi düşündüğünüzü, vs.), lisede günlerinizi (üniversite heyecanınızı, karşıt cinsiyetle ilk cinsel deneyim çabalarınızı, aşklarınızı ve üzüntüleriniz), üniversitede nasıl didindiğinizi, iş hayatında geçirdiğiniz dönemleri, askerliğinizi, varsa çocuğunuzun doğum anısını, sevgilinizle geçirdiğiniz zamanları, karınızla ettiğiniz kavgaları, aile buluşmalarını, aile sorunlarını, para konusunda sıkıntı çektiğiniz günleri, gördüğünüz şehirleri, tatillerinizi, her şeyi ama her şeyi gözünüzün önünden geçirin. Bu sadece ve sadece 20-30 yılda yaptıklarınız ve bu süreç en fazla bir 70 yıl daha devam edecek, yani 3-4 bu kadar daha... Dediğimiz gibi, yaklaşık 100 yıl diyelim. Şimdi, bu 100 yıl içerisinde yapabileceğiniz her şeyi ama her şeyi aklınızda tutun veya mümkünse önünüze bir liste olarak dökün. Eminiz yüzlerce, hatta kimisi için binlerce maddelik bir liste çıkacaktır. Şimdi, zaman tüneline giriyoruz:

 

Bu 100 yıldan 2 tanesini düşünün. Bu zaman diliminde kim bilir neler yapılır, yapılmıştır, yapılacaktır! Ne savaşlar, barışlar yapılmış, ne felaketler atlatılmış, Dünya üzerindeki milyarlarca insanın her birinin başından ne kadar farklı ve sayısız olay geçmiştir. Bunu idrak etmek için günümüzden 200 yıl öncesini, sonrasını düşünün. O zamanlar Osmanlı İmparatorluğu vardı, muhtemelen şu anda oturduğunuz topraklarda! Kim bilir 200 yıl sonra neler olacak! 200 koca yıl! Şimdi bu 200 koca yıldan 5 tane düşünün ve o zaman dilimi size verilse, neler yapabileceğinizi bir düşünün, 20-30 yıldır yaptıklarınızla kıyaslayarak! 1000 yıldan bahsediyoruz! 800 yıl önce şu anda bulunduğunuz topraklarda Osmanlı İmparatorluğu en güçlü dönemlerini yaşıyordu! Dünya bildiğimizden tamamen farklıydı ve tarihler "1000"li yılları gösteriyordu! 2011 yılında değil de, 1011 yılında yaşadığınızı düşünün. Ve bu yolculuğu yaparken, yazdığımız her cümleyi özümseyin ve düşünün.

 

Bu 1000 yıldan 3 tane, 5 tane, 10 tane düşünün! Şu anda 2011 yılındayız, o zamanlar Milattan Önce 8000′li yıllardan bahsediliyordu (bahsedilmiyordu tabii de biz bahsediyoruz)! Düşünsenize, “0″ yılından tam 8000 yıl öncesinden bahsediyoruz! 8 tane 1000 yıl!

 

Daha da devam edin, bu 10.000 yıldan 10 tane, 20 tane, 50 tane düşünün. Daha yalnızca 500.000 yılcık süreye ulaşabildik. Yarım milyon yıl! Dünya'nın 4.5 milyar yıllık tarihinde kısacık ve önemsiz bir zaman dilimi. Ancak 500.000 yılda neler olduğunu bir hayal etsenize! Bu devirde Homo sapiens bulunmuyordu, henüz evrimleşmemişti. Bugünkü arabaları, şu anda baktığınız bilgisayarı, uçakları, uzay araçlarını, telefonları, her şeyi ama her şeyi bir düşünün! Bundan sadece 500.000 yıl önceki atalarımız (ki dediğimiz gibi bir Homo sapiens değillerdi) daha doğru düzgün bir mızrak yapıp hayvan avlamaya yeni başlıyorlardı diyebiliriz! Bunun ne demek olduğunu bir düşünün!

 

Bu 500.000 yıldan 2 tanesi, 2 koca 500.000 yıl, ancak 1.000.000 yıl ediyor. 1 milyon yıl! Bu upuzun zaman dilimlerinden 10 tanesini yan yana koyduğunuzda ise 10.000.000 yıla ulaşıyorsunuz. Bu 10 milyon yıl ne demek, size söyleyeyelim: 10 milyon yıl önce, Dünya üzerinde “insan” değil, günümüzdeki insana benzeyen bir canlı bile yoktu! Sadece insanlar ile şempanzelerin, ikisine de benzemeyen ama bazı özelliklerini taşıyan ataları yaşıyordu. Bugünkü modern hayvanlara hiç de benzemeyen tamamen farklı canlı türleri yaşıyordu. Belki kiminde günümüzdekine benzer yapılar, tipler görebilirdiniz ancak bugünkülerden öyle farklılardı ki, onlardan birini günümüzde canlandırsanız kendisine en çok benzeyen canlı ile bile çiftleşemez, üreyemezdi ve dolayısıyla yok olurdu.

 

Bu 10.000.000 yıl, canlılık tarihinde o kadar kısa, o kadar önemsiz bir süredir ki, bunu bile göz ardı edebilirsiniz, düşünün! Çünkü 10 milyon yıldan; 1, 2, 3, 4,  5 tanesi bile, sizi ancak 50.000.000 yıl geriye götürür. Her ne kadar önemsiz desek de, bu süre zarfında pek çok evrimsel olay yaşanmıştır. Örneğin 50 milyon yıl öncesinde maymunlara dair hiçbir iz yoktur. İlk maymunsular, 47 milyon yıl önce ortaya çıkmaya başlamıştr. Tabii diğer türler de, en az bizim atalarımız kadar bugünkü torunlarından farklıdır. Bu 50.000.000 yıldan 2 tanesi, sizi ancak 100.000.000 yıl geriye götürür ki günümüzdeki canlıların pek çoğu ile alakalı olan canlıları bile görmeniz mümkün olmazdı. Biz böyle adım adım geriye sayarken, siz de yaşadığınız zaman dilimiyle kıyaslayın bunları: 100.000.000 yıla karşı, 20-30 yıl! Ne kadar da komik gözüküyor değil mi, üstelik daha geri sayımımızda ısınma turlarını tamamlamadık bile...

 

Her bir adımda, sadece geriye gitmeye odaklanmayın, geçen zamanı da düşünün. Örneğin 100 milyon yıldan bahsediyoruz ve buraya gelirken sayıları katlayarak atladık. Ancak daha küçük birimler kullansaydık, bu yazıyı okuması saatlerce sürebilirdi. Örneğin 20'şer yıl geriye giderek 100 milyona ulaşacak olsaydık ve her bir adımı 1 satır yazıda anlatacak olsaydık bu yazıda şimdiye kadar en az 5 milyon satır yazı yazmış olmamız gerekirdi! Üstelik 100 milyon yıl bile, tüm Evrimsel süreç yanında kısacık bir süredir.

 

Daha da geriye gidin, bu 100.000.000 yıldan 5 tane geçirdiğinizde, Kambriyen Patlaması’nın yaşandığı ve günümüzdeki hayvanların atalarının hızla evrimleşmeye başladığı döneme geliyoruz. Buradaki “patlama”, bir volkanik patlama gibi değil, bir canlılık “patlamasıdır” ve Evrim’in en hızlı işlediği ve Sıçramalı Evrim Teorisi’nin ispat gücünü aldığı dönemdir. Tekrar kıyaslayalım: 500 milyon koca yıl! Ve bizlerin zavallı 85 yıllık ömrü… 20 yıllık zaman dilimleriyle şimdiye kadar 25 milyon satır yazı yazmış olmalıydık.

 

Bu 500.000.000 yıldan 2 tanesini geçirdiğimizi düşünün: Yani şimdiye kadar anlattıklarımızın tamamından 2 kere üst üste yaşandığını hayal edelim, tüm o olaylardan 2′şer tane! Tabii dediğimiz gibi, biz geniş zaman dilimleri atlayarak gidiyoruz, ancak bunların her birinde bizlerin ömrümüzde yaşadığımız binlerce olay yaşanıyor, her bir 100 yıllık dilimde. Ve tüm bu yollardan geçtiğimizde ancak 1.000.000.000 yıla ulaşırız. 1 milyar yıl! Uzatmamak adına burada geri sayımı sonlandıralım: Bu 1 milyar yıllardan 4.5 tane yaşadığımızda, daha yeni Dünya’nın oluştuğu zamanlara ulaşmış oluyoruz.

 

Bunu böyle, belki kiminizi sıkacak ya da sinirini bozacak şekilde anlatmamızın bir sebebi var: Yazı yoluyla sizi sarsmak. Çünkü insanlar, her ne kadar 4.5 milyar yılın ne demek olduğunu anladığını iddia etse de, gerçekten pek azı bunun gerçek anlamını biliyor. Bu süreye sığabilecek olayları hayal edebiliyor. Dolayısıyla pek az insan, Evrimsel sürecin ne kadar uzun olduğunu anlayabiliyor.

 

İşte Evrim İnkarcıları, bu koca zaman dilimlerini algılayamamaktalar. Dini yorumlara, edebiyata ve sözde düşünme kabiliyetine geldiğinde çeneleri hiç durmayan bu kimseler, böylesine gerçekleri düşünmeye geldiğinde malesef yetersiz kalmaktadırlar ve hayatın aslını oluşturan gerçekleri atlamaktadırlar. Bu da onların sapkın bir şekilde bilimsel gerçekleri reddetmesine ve 21. yüzyılda Orta Çağı yaşamalarına sebep olmaktadır.

 

Şimdi, kıyaslama yapabilmeniz adına yine istatistiki olarak hesaplanan bir veriden bahsedelim: Bir türün, iki yeni türe evrimleşebilmesi için geçmesi gereken zaman, yıllarla değil, nesillerle ölçülür. Çünkü her hayvanın ömrü birbirinden farklıdır. Bazı okyanus kabukluları 400 yıl kadar yaşayabilirken, bir kelebek, tüm ömrünü 1 hafta ile 1 yıl arasına sığdırır. Bir bakterinin ömrü ise 10-20 dakika kadar kısa olabilir. Her türün ömrü, onun evrimsel gelişimini etkilemektedir. Genel olarak daha hızlı üreyenler, değişime daha yatkındır diyebiliriz. Ancak bunu dengeleyen bir şekilde, daha hızlı değişenler, çevre ile denge haline (adapte hale) daha hızlı ulaşırlar. Bu sebeple de, evrimlerinin sürebilmesi için çevresel değişim gerekir (Evrim Mekanizmaları üzerinde herhangi bir baskı). Ancak bu ayrı bir konu: Şu anda bilmeniz gereken, türleşme hızının yıllarla değil, nesillerle ölçüldüğüdür. Bir canlının evrimleşme hızı nesil bazında verildiğinde, onu canlının ortalama ömrü ile çarparak yıl cinsinden de bulabilirsiniz. Yani bir nesil, bir hayvanın ömrünün yıl cinsinden karşılığına eşittir. 

 

Ortalama olarak 1000 nesil, pek çok canlı için türleşmenin gerçekleşmesi için yeterli bir süredir. Ancak unutmayın! Bu, son derece değişken bir zaman kıstasıdır. Çin'deki bir tür balığın 3 nesil içerisinde (birkaç on yılda) türleştiği ve atalarıyla çiftleşemeyecek kadar farklılaştığı bilinmektedir. Köpekbalıkları ve timsahlar ise çok daha yavaş evrimleşirler (üzerlerinde Evrimsel baskı daha az bulunduğundan). Ancak tüm canlılar göz önüne alınıp, ortalama biz süre çıkarılırsa, yaklaşık olarak 1000 nesil evrimleşmek için bir türe genellikle yeten bir zamandır.

 

Şimdi 1000 neslin canlılar için yıl bazından ne anlama geldiğine bakalım: Bir insanın ömrü ortalama 80 yıl ise, 1000 nesil, 80.000 yıl etmektedir. Gerçekten de, Homo sapiens 200.000 yıl önce evrimleşmişse de, ancak 50.000 yıl kadar önce bugünkü halini tamamen almaya başlamıştır. Develerin 50 yıllık bir ömrü vardır ve bu 50.000 yılda bir evrim geçirmeleri demektir. Modern develerin ataları olan Camelops'un günümüzden 10.000 yıl öncesine kadar var olduğu bilinmektedir. Bu da 50.000 yıl kadar önce modern develerin evrimleşmesini mantıklı kılmaktadır. Örnekler bu şekilde arttırılabilir, birkaç ömür örneği daha verelim.

 

Aşağıdaki tüm sayılar "yıl" cinsinden verilmiştir:

 

Afrika Gri Papağanı: 73

Amerikan Aligatörü: 56

Amerikan Semenderi: 3

Yersolucanı: 15

Kraliçe Karınca: 3

Kakadu Papağanı: 29

Ayı: 40

Kraliçe Arı: 5

Misk Kedisi: 18

Boa Yılanı: 23

Boğa: 28

Kanarya: 24

Kedi: 25

Timsah: 45

Köpek: 22

Eşek: 45

Uçan Sincap: 14

Altın Hamster: 4

Su Aygırı: 45

At: 40

Koala: 8

Aslan: 35

Fare: 4

Çıngıraklı Yılan: 22

Tapir: 30

Kurt: 18

Zebra: 12

Yarasa: 24

Amerikan Kutu Kaplumbağası: 123

Amazon Papağanı: 104

Sazan Balığı: 100

İnek. 22

Galapagos Kara Kaplumbağası: 193

Fil: 70

Kanguru: 9

 

Yani bahsedilen zamanlar, evrim için fazlasıyla yeterlidir. Her türün soyağacı, evrimsel olarak izlenebilir ve bu şekilde zaman dilimlerine bölünebilir. Ve bu yapıldığında, her tür için evrimlerşme açısından fazlasıyla zaman bulunduğu görülür.

 

Bu mini yazı dizimizin ilk kısmında, size zaman diliminin devasalığından bahsettik. Daha fazla uzatmamak adına burada kesiyoruz. İkinci kısımda da sizlere Neden-Sonuç İlişkisi Yanılgısıyla ilgili asıl örneklerimizi vereceğiz ve açıklayacağız.

 

Umarız biraz olsun zaman diliminin genişliğini anlamanıza yardımcı olmuştur.

 

Saygılarımızla.

ÇMB (Evrim Ağacı)

6 Yorum