Mem ve Memetik Nedir?

Yazdır Mem ve Memetik Nedir?

Sayfamız üyelerinden Sayın Durmuş Yılmaz bize şöyle bir soru yöneltti:

 

Richard Dawkins in Gen Bencildir kitabındaki Mem kavramı üzerine MEMETİK bilim dalı kurulmuş. MEMETİK hakkında tam olarak net bilgilere kavuşamıyorum.

 

Acaba Memetik Türkiye de olan bir bilim dalı mı ? Ders içeriği ne?

 

Bilgilendirirseniz sevinirim.

 

Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz:

 

Sayın Durmuş Yılmaz,

 

Sorunuz için teşekkür ederiz. Elimizden geldiğince yanıtlamaya çalışalım.

 

Mem (İngilizce: meme), bir kültür içerisinde kişiden kişiye aktarılarak geçen fikir, davranış veya bilgi parçalarına denir. Mem kavramı, genlerle özdeşleştirilir ve genlerin biyolojik olarak aktarılması gibi, memlerin de kişiden kişiye ancak genetik olmayan yollarla aktarıldığı düşünülür.

 

Memler üzerinde de, tıpkı genler ve bireylerin üzerinde olduğu gibi "seçilim baskıları" olduğu düşünülmektedir. Çünkü bir mem (düşünce, davranış, fikir parçası) eğer ki yeterince güçlü, işe yarar ve/veya inandırıcı değilse, aktarılmasına son verilir ve yok olur. Bu olay, canlıların Doğal Seçilim etkisi altında elenmesine benzetilir. Benzer şekilde, bu seçilim etkisi altında memlerin gelişip evrimleşebileceği düşünülmektedir. Bu; bilgi, fikir veya davranışların dallanıp budaklanması ve gelişmesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Mem kelimesi, 1976 yılında, Richard Dawkins'in "Gen Bencildir" (The Selfish Gene) isimli kitabında ortaya atılmış ve dile yerleşmiştir (örneğin bu tabir de bir memdir ve kulaktan kulağa yayılarak insan diline yerleşmiş, seçilime karşı koymuştur). Mem kelimesinin mucidi Richard Dawkins olsa bile, "memetik" (mem bilimi) oldukça eskilere, 1844 yılında Max Stirner'ın "Ego ve Kendisi" isimli kitabına kadar gider. Burada da benzer kavramların kültürlerde bulunduğu ve bireyler arasında aktarılıp geliştiği ileri sürülür. Stirner, örnek olarak milliyetçiliği ve dini verir. Bunlar, günümüzde de memlerin en güzel örnekleri olarak karşımıza çıkarlar. Geçmiş bir zamanda, belirli toplumlarda, belirli etkiler altında yaratılan bu inanç, düşünce ve davranışlar, günümüze kadar aktarılmış ve günümüze kadar evrimleşmiştir. Bu sebeple insanlık tarihinde yüz milyonlarca farklı din ve Tanrı, bir o kadar farklı siyasi görüş, vb. bulunmaktadır. Bunlar babadan oğula, kulaktan kulağa aktarılan bilgi türleridir ve her yeni nesilde, tıpkı genler ve bireyler gibi evrimleşmekte; başarısız olanlar (örneğin Antik Yunan Tanrıları) seçilim etkisi altında elenmekte, en güçlü olanlar ve dönem insanlarının ihtiyaçlarına en çok cevap veren düşünüşler ise varlığını sürdürmektedir (örneğin Allah, God, Yehova, kapitalizm, sosyalizm, vb.).

 

Konuyla ilgili pek çok benzer düşünce, farklı bilim adamlarınca ileri sürülmüştür. Tek tek her birini izah etmeye gerek yok ancak başlıcaları Richard Semon, Luigi Luca Cavalli-Sforza, Marcus Feldman, Malcolm Gladwell, Aaron Lynch, Daniel Dennett, Richard Brodie ve Richard Dawkins gibi bilim insanlarıdır. Dawkins zamanına kadar geliştirilen bu konsept, Dawkins tarafından zirveye çıkarılmış ve tekrar meşhur edilmiştir.

 

Bir bilim olarak memetik, 1990'larda doğmuştur ve memleri evrimsel modeller dahilinde incelemeyi hedefler. Günümüzdeki nöro-görüntüleme teknikleri sayesinde, konuyla ilgili deneysel araştırmalar yapmak mümkün olabilmektedir; bu sebeple yavaş yavaş yerleşmekte olan ancak hala resmi bir bilim dalı olmaktan uzak bir alandır. Bu sebeple, Türkiye'de de bu alanda henüz somut bir çalışma yürütülmemektedir ve hiçbir üniversitede eğitimi verilmemektedir. Zira konu, henüz ders kitaplarında da yer almamaktadır.

 

Memetik Dergisi isimli bir bilimsel makale dergisi, 1997-2005 yılları arasında elektronik olarak yayınlanmıştır. Ancak daha sonra dergiyi çıkaranların el değiştirmesiyle yayın hayatı sona ermiştir.

 

Günümüzde, konunun terminolojisi ve kapsamı geliştirilmekte ve bazı üniversitelerde konuyla ilgili araştırmalar yürütülmektedir. Konu, bilimsel olarak oldukça sağlam gözükmektedir ve kısa bir süre sonra gerçek ve resmi bir bilim dalı olarak bilim dünyasında yer alacağı şüphesize yakındır. Elbette ki memetiğin de pek çok eleştiricisi ve karşıtı vardır. Örneğin Luis Benitez-Bribiesca isimli bir bilim insanı memleri ve memetiği "sahte-bilimsel dogma" (pseudoscientific dogma) olarak tanımlamakta ve evrimsel biyolojinin diğer bilimlerle karıştırılmaya çalışıldığını ileri sürmektedir. Mary Midgley isimli bir diğer bilim insanı ise, toplumun bu şekilde tekil ve sınırlı kavramlarla genellenemeyeceğini ve gözlemlenemeyeceğini ileri sürmektedir. Diğer bir karşıtlık sebebi ise, memlerin doğrudan "düşünce" demek olduğunu iddia etmesi ve bizim üzerimizde bir "düşünce"den farklı olarak ne tip etkileri olduğunun bilinmediğini, memlerin kendisinin de bir mem olduğunu (yukarıda da belirtmiştik) ve bu sebeple de kendi kuyruğunu ısıran bir yılan gibi bizi çıkmaza soktuğunu düşünmesidir.

 

Kısacası, bu bilim dalının hala alması gereken belli bir yol vardır. Ancak bazı kavramları oldukça iyi açıklaması sebebiyle, gitgide güçlendiği de bir gerçektir. Ne var ki bilim, karşılıklı fikirlerin sürekli çatıştığı ve hep daha iyi fikirlerin bu sayede geliştiği (diyalektik) bir bilgi türü olduğundan, memlerin hayatımızda yer bulup bulmayacağı, gelecekte daha net bir şekilde ortaya, yine bilim insanları ve onların özverili çabaları sayesinde konulacaktır.

 

Umarız açıklayıcı olmuştur.

 

Saygılarımızla.

 

ÇMB (Evrim Ağacı)

 

Not: Yukarıda açıklanan "memetik", bir diğer ve son derece kapsamlı kavram olan, bilimde uzun yıllardır yer eden "mimetik" ile karıştırılmamalıdır. "Mimetik", bilimde doğanın taklit edilmesi demektir ve tamamen ayrı bir yazının konusu olabilir. Bu kavram, bilimde çok uzun yıllardır kullanılmaktadır ve "memetik" ile hiçbir ilgisi yoktur. 

 

Konuyla ilgili olarak, sayfamız okurlarından Sayın Kubilay Meşe'nin şu yorumunu da eklemek istiyoruz:

 

Memetik hakkındaki bu yazı beni çok mutlu etti; bilinmeyenlerin açıklanması beni hep mutlu eder. Bu konuda ben de bir şeyler söylemek istiyorum.

 

İmre Lakatos -bir bilim felsefecisi- bilimin en küçük yapıtaşının "araştırma programları" olduğunu söylemiştir. Araştırma programlarının da üç bileşeni vardır: Katı çekirdek (hard core), Koruyucu Kuşak (protective belt), Pozitif ve Negatif Problem Çözme Teknikleri (Positive and Negative Heuristic).

 

Katı Çekirdek, araştırma programlarındaki temel yasa ve ilkelere verilen isimdir. Memetik için insanın evrimsel açıdan incelenebileceği görüşü, katı çekirdeğinin bir elemanıdır.

 

Koruyucu Kuşak, yardımcı hipotezler veya katı çekirdekten olgusal sonuçlar çıkarmak için gerekli hipotezlere verilen isimdir. Memetik alanı içerisinde yapılan neredeyse tüm araştırmalar buraya girer; Koruyucu Kuşak, katı çekirdeği koruyan bölümdür, onu güçlendirir ve temellendirir.

 

Pozitif ve Negatif Problem Çözme Teknikleri ise anlatılması daha zor olan bölümüdür araştırma programlarının. Negatif problem çözme teknikleri için kısaca, bir araştırma programında sonuç ne olursa olsun değişmemesi gereken bölümleri belirleyen teknikler, denebilir. Bu tekniklerin amacı daha çok katı çekirdeği korumak ve "bağlam dışına çıkmamaktır."

 

Pozitif problem çözme teknikleri ise araştırma programındaki koruyucu kuşağın "ad hoc" olmayacak şekilde değiştirilebileceğini söyler. "Ad hoc" -basit tabiriyle- "zorlama varsayım" (halk ağzı) veya "amaca mahsus varsayım" (daha ince ağız) demektir. Bir hipotezin "ad hoc" olmaması şu anlama gelir: "Eğer katı çekirdeğe koruyucu kuşak hipotezler ekleyerek ortaya çıkardığımız model yanlış bir öndeyide bulunduysa, koruyucu kuşak hipotezlerinde yaptığımız değişiklik sonucu elde edilen yeni modelin daha önceki modelden daha çok yanlışlanabilir olması gerekir."

 

Yukarıda yazdıklarım aslında "Memetik bilim dalı değilse nedir?" sorusuna verilen bir cevaptı (kimse sormamış olabilir ama ben kendime sordum :D). Memetiğe bir "araştırma programı" gözüyle baktığımızda onu bir safsata veya militanca kabul edilen mutlak doğruya ulaşmış bir dal olarak görmeyiz/göremeyiz. O bir araştırma programıdır ve bilim dalı olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyor; sadece kuruluşunun kısa süre önce olmasından dolayı henüz göze çarpar bir durum gözlenemiyor. Sayın Durmuş Yılmaz'ı tebrik ediyorum; herkes araştırma programlarını ciddiye almaz. Bir bilimadamı bile araştırma programları hakkında ağır konuşabilir ama siz bunu cesaretle sordunuz ve sorma amacınızda herhangi bir art niyet yok. Bundan sonra soracağınız sorular umarım en az bunun kadar güzel ve yerinde sorular olur...


6 Yorum