İnsanlardan Sonra Yaşam: Yok Olsaydık Ne Olurdu?

Yazdır İnsanlardan Sonra Yaşam: Yok Olsaydık Ne Olurdu?

Bu yazımızda, kendi benliğinin sarhoşluğuna kapılmış insanların yok olması halinde ekolojinin nasıl rahatlayacağını ve doğada neler değişeceğini göstermeye çalışacağız. Temel olarak izleyeceğimiz yöntem, History Channel'ın unutulmaz belgeseli "İnsanlardan Sonra Yaşam"ın içeriğindeki bilgileri takip etmek olacak. Yani insanların tümü, bir anda ortadan kaybolacak olsa, Dünya'da ne gibi bir değişimler zinciri olacağını sorgulayacağız. Ancak bu bilgileri, kültürümüze daha uyumlu olması açısından Türkiye'ye uyarlayacağız. 

 

Bu yazıda göreceğiniz gibi, 100 milyon yıla sığacak o kadar fazla şey vardır ki (biz burada olabileceklerin milyarda birini bile anlatamadık), her şeyi anlatmaya kalksak yüzlerce, binlerce sayfa yazı yazmamız gerekir. Öte yandan 100 milyon yıl, Dünya üzerindeki tüm evrimsel sürecin sadece 40'ta 1'idir (evrim, gezegenimiz üzerinde yaklaşık 4 milyar yıldır sürmektedir). Gördüğünüz gibi yazıda sadece bir iki türden bahsedebildik; ancak Dünya'da milyonlarca tür yaşamaktadır ve bunlar arasında karmaşık milyarlarca ilişki mevcuttur. Tüm bu karmaşık ekosistem düşünüldüğünde, bunca uzun zaman skalasına yerleştirilen evrimin ne kadar gerçekçi bir var oluş tablosu çizdiği açıktır.


Bildiğiniz gibi insan, doğadan ayrılmasıyla birlikte kendine şehirler inşa etmiş, teknolojiyi ve bilimi ileriye taşımış ve nice yeniliklere imza atmıştır. Ancak bu harika başarılarını iyiliğe kullanmak yerine kendi hikayelerine armağan etmiş, kendi düzenine yenik düşmüş ve sonunda doğaya, kendi evine ve kökenlerine sırt çevirecek kadar hayalperest olmuştur. Bakalım insanlar bir şekilde tamamen ortadan kalkarsa, Dünya'da ne gibi değişiklikler olacaktır...

 

Önemli Uyarı: Aşağıda okuyacağınız gelişmeler, tamamen bilgisayar modellemelerine dayalı tahminlerden oluşmaktadır. Onaylanmış bir geçerliliği bulunmamakla birlikte, istatistiki olasılıklar temelinde değerlendirilmektedir. Yani aşağıda okuyacağınız senaryo, gerçeğe en yakın senaryolardan biri olmakla birlikte, kesinliği bulunmamaktadır. Bu, bilimin neredeyse her dalı için geçerlidir.


 

İnsanlardan Sonra Yaşam:

 

1 Saat Sonra: Kocaeli Körfez'de bulunan petrol rafinerilerindeki yakıt distilasyonu tankları, başındaki operatörün bulunmamasından dolayı havaya yanıcı gazlar salmaya başlar. Küçük bir kıvılcım bu gaz bulutunu ateşler ve tüm rafineri patlar. Yakıt tankları alev alır ve yangın günlerce sürer.

 

1 Gün Sonra: Dünya'nın dört bir yanındaki santraller, onları kumanda eden insanların olmamasından ötürü kapanmaya başlar. Dünya'nın en kalabalık caddelerinden biri olan İstanbul İstiklal Caddesi halen ışıl ışıldır, ancak ölüm sessizliğine bürünmüştür. Müzeler elektrik alamayacağı için Mısır mumyaları yavaş yavaş bozulmaya başlar. Zonguldak'taki madenlerde biriken gaz, kontrol edilmediği için patlar ve madenler yanmaya başlar.


İstiklal Caddesi...


 

2 Gün Sonra: İzmir'de bulunan Efes Bira Fabrikası, fermentasyon sonucu oluşan aşırı basıncın kontrol altına alınmamasından dolayı patlar. Pompaların çalışmamasından ötürü Ankara Yer Altı metrosu 26 saat içerisinde su altında kalır. İstiklal Caddesi artık tamamen karanlıktır.

 

3 Gün Sonra: Meydana gelecek ilk fırtınada insan müdahalesi olmayacağı için, yağışlar zincirleme bir şekilde farklı olayları tetikler ve Karadeniz kentleri su altında kalmaya başlar. Havalandırma artık çalışmadığı için Ankara Kentpark Alışveriş Merkezi'nde bulunan Jale Kuşhan Balmumu Heykel Müzesi'ndeki heykeller erimeye başlar. Havayı ve oksijeni filtreleyen makineler artık çalışmayacağı için İstanbul Bayrampaşa sekiz bin metrekarelik Turkuazoo Akvaryumu'ndaki balıklar artan bakteri sayısından ötürü ölmeye başlar. 1760 kilometrelik Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı, petrolün alacaklılara iletilememesinden dolayı tıkanır ve yüksek basınç altında sızıntı yapmaya başlar.

 

4 Gün Sonra: İzmir'in Konak ilçesindeki meşhur saat kulesinin saati artık hareket etmez. Mersin'deki Kız Kalesi, karanlık tarafından yutulur ve geceleri gözükmez.

 

1 Hafta Sonra: Etrafında onu döndürecek kimse kalmadığı için Londra'da bulunan Big Ben Saat Kulesi çalışmayı durdurur. Temizleyen insanların olmamasından dolayı sümbüller, Adana, Mersin, Hatay ve çevresi de dahil bütün Doğu Akdeniz akarsularına yayılmaya başlar ve su akışına engel oldukları için bitki yaşamını tehlikeye sokarlar. Ankara'nın Kızılay Meydanı'nda başıboş kedi ve köpekler ezilme tehlikesi yaşamadan rahatça gezmeye başlarlar.


Big Ben...

 


10 Gün Sonra: Türkiye'nin dört bir yanındaki barınaklardan hayvanlar kaçmaya başlar. Doğanın dengesi kendisini yenilemeye başlar ve yaşam mücadelesinden ötürü türler birbiriyle boşalan alanları kapmak için savaşmaya başlarlar. İnsanların müdahalesi olmadığı için Edirne'de bulunan Gala Gölü Milli Parkı'nda böcekler hızla yayılmaya başlarlar. 

 

2 Hafta Sonra: Dünya'nın dört bir yanındaki ev hayvanları açlıkla mücadele etmeye çalışmaktadırlar, çünkü evlerde hapsolmuşlardır ve sadece bir kısmı kaçabilmektedir. Kaçamayanlar artık ölmeye başlamaktadırlar. Japonya'dan Kaliforniya'ya 3.5 milyon tonluk çöpler kontrolsüz olarak akmaya başlar. Ağrı Dağı ve civarında yaşayan kurtlar, açlıktan ve evlerden yayılan kokulardan dolayı şehirlere inmeye başlarlar. 

 

3 Hafta Sonra: Şehirleri besleyen su boruları tıkanarak patlarlar ve şehirlerin su kaynakları kesilir.

 

1 Ay Sonra: Amerika'daki kliniklerde saklanan 400.000 insan embriyosu bozulmaya başlar. Antalya ve Marmaris'i süsleyen palmiye ağaçları sulanmadıkları ve su akıntıları tıkandığı için kuruyup ölmeye başlar. Vahşi otlarsa şehirlerde yavaş yavaş çoğalmaya başlar. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük kentlerde ise su sızıntıları sellere sebep olur ve şehirler sular altında kalmaya başlar.

 

2 Ay Sonra: Tavuk, domuz, inek yetiştirme çiftliklerindeki hayvanlar açlıktan saldırganlaşırlar ve çiftlikleri terk etmeye başlarlar. Başıboş olarak çiftleşen domuzlar, saldırgan türlere doğru serbestçe evrimleşirler (çünkü insanlar sadece sakin huyluları çiftleştirmektedir). Sonsuza kadar yanması planlanan John F. Kennedy Sonsuzluk Ateşi, güçlü bir yağmur ve ateşi besleyecek elektrik kalmadığı için sonsuza dek söner.

 

3 Ay Sonra: Roma'da, Michelangelo'nun şaheseri Sistine Şapeli'ndeki elektronik bakım sistemleri devre dışı kaldığından, eserler hasar görmeye başlar. Aşılanmaları ve kontrolleri yapılmadığı için evden kaçan ev hayvanları kuduza yakalanmaya başlarlar.

 

4 Ay Sonra: Dünya'nın acil bir durum için sakladığı Norveç'teki Svalbard Küresel Tohum Kasası içerisindeki tohumlar, bakımlarının yapılmaması ve sıcaklığın takip edilememesinden ötürü bozulmaya başlar.

 

6 Ay Sonra: Terk edilmiş havuzlardan dolayı sivrisinek sayısında inanılmaz hızlı bir artış başlar ve Batı Nil Virüs'ü yayılmaya başlar. Akdeniz Bölgesi'nde üzerinde baraj işletilen göllerin ve nehirlerin tamamı kurumaya başlar ve orada bulunan canlıların tümü ölmeye başlar.

 

9 Ay Sonra: Halen sergilenmekte olan Türkiye'nin ilk savaş gemisi olan TCG Gayret Muhribi ve ilk denizaltısı olan TCG Hızırreis Denizaltısı artık bakımları yapılmadığı için su dolmaya başlarlar. 1 yıl içerisinde ise tamamen su altına gömüleceklerdir.

 

Hızırreis Denizaltısı...



1 Yıl Sonra: Türkiye'nin en büyük stadyumu olan 76.092 kapasiteli Atatürk Olimpiyat Stadı'nın çimleri ve çimleri arasına rüzgarla taşınan sarmaşık tohumları kontrolsüz olarak büyümeye başlar. Altın renkli Atatürk heykellerinin kaplamaları dökülmeye ve altındaki bronz tabaka gözükmeye başlar. TEM otoyolu üzerinde bitkiler büyümeye ve otoyol üzerinde çatlaklar açılmasına sebep olmaya başlar. Dubai'de bulunan dev kule Burj Al Arab yüksek nemden ötürü mantar ve bakteri yuvası haline gelir. Hayvanat bahçelerinden kaçan yılanlar sayıca hızla artarak şehirlere yayılırlar. 

 

2 Yıl Sonra: Uludağ'a çıkılmasını sağlayan teleferikleri taşıyan kablolar çürür ve kopmaya başlar. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün kabloları da aşınmaya başlar.

 

3 Yıl Sonra: Uluslararası Uzay İstasyonu kontrolden çıkar ve Dünya'ya çarpar. Rüzgar enerjisi ile çalışan  fenerler, lambalarının patlaması sonucu karanlığa gömülür. Kontrolden çıkan atlar geniş İç Anadolu ovalarında yayılmaya başlarlar. Bugün, bizler tarafından yarışlarda kullanılan ve polis atı olarak yetiştirilen atlar, şehirlerin meydanlarında özgürce koşmaya başlarlar.

 

4 Yıl Sonra: Bazı şehirler tamamen sular altına gömülerek haritadan silinirler. Evlerin bakımları yapılmadığı için çürümeye başlarlar ve bazı büyük binaların kaplamaları dökülmeye başlar. Artık pek çok bina, Orlando'yu neredeyse haritadan silecek olan Katrina Kasırgası'nın arkasında bıraktıklarına benzemektedir.

 

5 Yıl Sonra: Efes, Milet, Olimpos gibi antik kentlerimiz tamamen otlarla kaplanır. Olimpiyat Stadı'nın duvarları artık tamamen sarmaşıklarla kaplıdır. Hayvanat Bahçeleri'nden kaçan şempanzeler, kuşları takip ederek şehirlere gelirler ve örneğin İstanbul'daki İş Bankası kulelerine yumurtalarını bırakan kuşların yumurtalarını yemeye başlarlar. Belki içlerinden daha zeki bir şempanze, tüm yumurtaları yemenin akıllıca bir fikir olmadığını ve bazılarının yaşamasına izin vermeleri gerektiğini fark eder. Kıbrıs'ta bulunan tüm kumarhaneler, hayvanların sığınabilecekleri evler haline gelir.

 

Terk edilmiş bir stadyumun görüntüsü...



10 Yıl Sonra: Türkiye'nin en uzun 5. gökdeleni olan Sabancı Kulesi artık dağılmaya başlar. Karadeniz ve Akdeniz'deki ormanlarda kontrolsüz yangınlar çıkmaya ve yayılmaya başlar. Şişli'de bulunan Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nun çelik kaplamaları bitkilerin büyümesiyle aşınmaya başlar. Kaliforniya'nın meşhur Hollywood simgesi artık dağılmaya başlamıştır. Anıtkabir'in kırılan duvarları ve camları, mezara ve anıtlara güneş ışığının ulaşmasına sebep olur. 

 

15 Yıl Sonra: Ankara'da bulunan Harikalar Diyarı'ndaki son dev heykeller de yıkılır. Orduya ait savaş gemileri karaya oturur veya batar. Bir kısmı ise halatlardan kurtularak başıboş bir şekilde denize açılır.

 

20 Yıl Sonra: Akdeniz kentleri bataklığa dönmeye başlar. Pek çok bina yarasalara, bakterilere ve mantarlara ev sahipliği yapmaya başlar. Orduya ait tüm tanklar, uçaklar ve metal mühimmat bozulmaya ve dağılmaya başlar. Pasifik Okyanusu dibindeki bir Rus nükleer denizaltısı, yüksek basınçtan dolayı çatlayan duvarlarından sızan suyun savaş başlıklarına temasıyla birlikte nükleer reaksiyona başlar. Ayasofya, bitkilerden dolayı yeşil bir binaya dönüşür. Zonguldak'taki madenlerdeki yangınlar halen sürmektedir.

 

30 Yıl Sonra: Dünya üzerindeki besi ineklerinin tamamı bu zamana kadar ölür. Çiftleşebileceğinin farkına varan (çünkü aksi yönde şartlandırılmaktadırlar) inekler çiftleşmeye başlarlar ve evrimsel süreçten ötürü vahşileşmeye başlarlar. Katrina Kasırgası'nı atlatan New Orleans, artık bakımsızlıktan yok olmaktadır.

 

35 Yıl Sonra: Bakımsızlıktan ötürü Bodrum ve Çeşme'nin güzel sahilleri suyla dolmaya başlar. Sultanahmet Camii, çökmeye başlar. 


Bodrum'un yaklaşık olarak neye benzeyeceği...


 

45 Yıl Sonra: Ege Denizi'ndeki adalar tamamen yeşil bir hale dönüşür ve bitkiler ile vahşi hayvanların egemenliğine yenik düşer.

 

50 Yıl Sonra: İstanbul, Ankara ve İzmir'deki binaların çoğu artık tanınamaz haldedir. Olimpiyat Stadı tamamen yeşillikler içerisinde kaybolmuştur. Meydana gelebilecek muhtemel depremlerden ötürü uzun binaların tamamı çöker. Hollywood simgesi artık yerinde değildir. Norveç'te saklanan tohumlar artık tamamen ölürler. Burj Al Arab artık tamamen yıkılır. 

 

60 Yıl Sonra: Da Vinci'nin meşhur "Son Akşam Yemeği" tablosu tanınmaz hale gelir.

 

75 Yıl Sonra: Kuala Lumpur'da bulunan meşhur Petronas Kuleleri arasında bulunan köprü çöker ve yüz kat aşağı düşer. Dünya'nın dört bir yanındaki köprülerle birlikte Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve Boğaziçi Köprüsü yıkılmaya başlar. Artık eski çoban köpekleri, vahşi ortamlarına tamamen adapte olacak şekilde geri evrimleşirler. 

 

100 Yıl Sonra: Big Ben Kulesi, İstanbul Boğazı üzerindeki köprüler, Golden Gate Köprüsü, Brooklyn Köprüsü ve niceleri tamamen çöker. Paris'teki Louvre Müzesi'nde bulunan Mona Lisa tablosu kağıt yiyen böcekler tarafından tamamen yenir. Kabe, kum fırtınaların altında kalır ve yok olur.

 

110 Yıl Sonra: Okyanus sularının taşıdığı petrol, su altı ekosistemini kökten değiştirir.

 

125 Yıl Sonra: Moskova'daki St. Basil's Katedrali tamamen çöker.

 

150 Yıl Sonra: Batı Amerika tamamen fillerle kaplanır. Ayakta kalan yüksek binalar yeni ekosistemlere ev sahipliği yapar. Eski ev kedileri artık vahşi avcılardır. Los Angeles'ta bulunan ve Roma'daki Kolezyum'un benzeri olan yapı çöker, ancak orjinal Kolezyum daha asırlarca ayakta kalacaktır.

 

200 Yıl Sonra: Evleri sömüren şempanzelerin şehirlerdeki sayısı gittikçe artar. Belki de son 200 yılda öğrendikleriyle, yeni bir medeniyetin ilk adımlarını atabileceklerdir. Büyük Kanyon'un üzerinde yürümenizi sağlayan yapılar tamamen çöker. Bizonların sayısı gittikçe artar ve vahşileşirler. Eyfel Kulesi sonunda yerle bir olur.


Eiffel Kulesi'nin yaklaşık sonu...


 

300 Yıl Sonra: New York'taki Özgürlük Anıtı parçalara ayrılır ve Atlas Okyanusu'na karışır. Ev hayvanları arasındaki kuduz salgını sonunda doğal normallere ulaşır. Artık Türkiye'nin hemen her şehri yemyeşildir. 

 

500 Yıl Sonra: Sistine Şapeli'nin tavanı sonunda çöker ve bütün bina bu sebeple yıkılır. Petronas Kuleleri de yerle bir olur. Anıtkabir, Atatürk'ün bedeni ile birlikte, artık yoktur.

 

1.000 Yıl Sonra: İnsanlığa dair neredeyse tüm izler bitkiler ve kumlar altında kalmıştır. Şehirlerin tamamına yakını yok olmuştur. New York Şehri artık değil uzaydan, içerisinden bile görülemeyecek hale gelir. Oldukça güçlü bir depremin etkisiyle Taj Mahal de yıkılır. Washington D.C. sular altında kalsa da, dalgalar arasından hala dikilitaşın ucu gözükebilir. Şu anda Ay'da bulunan Apollo 15 ve Apollo 17'nin kalıntıları tamamen çürür. Anadolu Çoban Köpekleri, vahşi kuzenleri ile çiftleşmeye başlayarak vahşi avcılara dönüşürler ve artık "koyunları güdecek bir çoban" kalmaz.

 

2.000 Yıl Sonra: Yerçekimi sayesinde dik duran Notre Dame Katedrali (Paris), halen ayakta ve tanınır haldedir. Bal, insanlardan biri hayatta kalsaydı geriye kalan yenilebilecek tek besin olacaktı. Niagara Şelaleleri'nin Amerikan tarafı yok olur.

 

10.000 Yıl Sonra: İnsanlık medeniyetine dair tüm izler artık silinmiştir. İç Anadolu'daki özgür at türleri kıyılara kadar yayılır ve sahillerde koşmaya başlarlar. Ancak yiyecek kıtlığından dolayı atalarından çok daha küçük türlere evrimleşirler. New York Şehri'nde bulunan Federal Rezerve Bankası, içerisinde halen 200 milyar dolarlık altın külçeleri bulunsa da, yerin dibindedir ve paralar artık işe yaramazdır. 

 

20.000 Yıl Sonra: Norveç'teki tohumların sonuncusu da ölür. 

 

1.000.000 Yıl Sonra: Güney Doğu Anadolu Bölgesi ve daha güneydeki ülkelerde kurtulan develerden, yeni türler evrimleşmiştir ve Dünya'nın dört bir yanına yayılmaya başlarlar.

 

10.000.000 Yıl Sonra: San Fransisco, İstanbul, Paris, Moskova, Tokyo, Roma ve diğer tüm büyük şehirler artık tamamen yok olmuşlardır, varlıklarına dair tek bir iz bile yeryüzünde, kazı yapılmadıkça görülemez. New Orleans'ın kalıntıları yerin 3 kilometre kadar altına batmıştır bile. Basınç ve sıcaklıktan dolayı, bu kadar yerin altında, şehirde kalan yumuşak dokular petrolün ham maddesine dönüşmeye başlarlar.

 

100.000.000 Yıl Sonra: İnsanlıktan geriye kalan tek şey, fosilleşmiş kemiklerimizdir.


Hepimizin nihai sonu...

 

---

 

Gerçekten harika bir belgeselin, kısacık bir özetini sunmaya çalıştık. Buradaki makalemizde, sizlere insanların Evrim'i anlamaktaki sıkıntılarından başlıcası olan "Zamansal Yanılgı"dan bahsetmiştik.


Bugüne kadar birçok okurumuz şunu sorgulamıştır: "İnsan bu kadar muhteşem bir canlıyken, nasıl oluyor da bu kadar düşük seviyeli diğer hayvanlardan evrimleşmiş veya onlardan biri olarak görülebiliyor?" Bu tip bir sorgulama aslında faydalı olsa da, ne yazık ki aslında oldukça kötü bir soru. Evet, insan bu kadar ileri düzeyde düşünebiliyor olması bakımından son derece "orijinal" bir tür; ancak ne düşünebilen tek hayvan türü, ne bunu yapabilen ilk hayvan türü, ne de bunu yapabilen son hayvan türü olacak. Dahası, insan zeka bakımından diğer türlerden üstün olsa da, geriye kalan neredeyse tüm özellikleri bakımından hayvanlardan (hatta çoğu zaman tek hücreli bakterilerden de) geride olan bir türdür. Zekamızla bunun üstesinden gelebiliriz, evet. Ancak zekamız haricinde, evrimsel süreçlerle kazanılan fiziksel doğamız bunun için elverişli değildir. Çünkü doğa, planlayarak iş yapmaz. Aslen, eğer ki insanın "uçmasının" bir şekilde bize faydalı olduğuna hemfikirsek (bunca uçağı boşuna yapmıyoruz), bunu fiziksel olarak yapabilecek şekilde evrimleşmemizi beklerdik. Ancak insanın atalarında uçuşu mümkün kılacak özellikleri ortaya çıkaracak varyasyonlar bulunmadığı gibi, uçması konusunda herhangi bir seçilim baskısı da bulunmamıştır. Bu bakımından, yine uçamayan hayvanlar olan dinozorlardan evrimleşen kuşlardan çok ama çok geriyizdir (hatta son model teknolojimiz de geridir). Bir tarafta on milyonlarca yıllık evrimsel adaptasyon süreci, diğer taraftaysa birkaç asırlık modern bilim vardır. Benzer şekilde kas gücü, fizyolojik becerilerimiz (görme, işitme, tat alma gibi), anatomik becerilerimiz (tırmanma, zıplama gibi), sitolojik özelliklerimiz ve daha nicesi, diğer hayvanların büyük bir çoğunluğundan geridedir. 


Dahası insan, diğer türler için de herhangi bir önem ya da gereklilik ihtiva etmez. İnsanların tümü şu anda yok olacak olsa, canlıların %99'u bunun farkına bile varmayacaktır, neredeyse hiçbir canlı bundan olumsuz etkilenmeyecektir, hatta neredeyse tüm canlılar bundan fayda görecektir. Ancak örneğin, o sevmediğimiz ve küçümsediğimiz bakteriler şu anda ortadan kalkacak olsa, sadece 1 hafta içerisinde var olan tüm türlerin %99'u yok olacaktır. Şimdi... Hangimiz "daha kıymetli"? Uçak yapabildiğimiz ve diğer hayvanları taklit becerimiz daha yüksek olduğu için biz insanlar mı, yoksa o umursamadığımız bakteriler mi?


İnsanın sindirim kanalında yaşamlarını sürdüren bakteriler...

 


Bu konuda söylenmesi gereken önemli bir şey, bakterilerin taksonomik olarak bir "alan", insanların ise spesifik bir "tür" olmasıdır. Alanlar, içerisinde inanılmaz fazla sayıda türü barındırır. Dolayısıyla kıyaslamanın doğru olmayabileceği iddia edilebilir. Bu, kısmen yerinde bir itirazdır. Ancak bazı gerçekler, bu itirazı geçersiz kılmaktadır: birçok spesifik bakteri türünü ele alıp kıyaslamak da aynı sonucu verecektir; sadece diğer türlerin yüzdesi üzerinde ve yok oluşlarının süresi üzerinde bir etkisi olurdu. Örneğin çok uzun süredir Dünya üzerinde bulunan ve var olmuş neredeyse tüm türlerle öyle ya da böyle karşılıklı bir evrimsel sürece girmiş bazı tekil bakteriler yok olacak olsa, belki türlerin %99'u değil de %96'sı, 1 haftada değil de 10 haftada yok olurdu. Ancak yine de yok olurdu, çünkü bakteriler neredeyse her çok hücreli makroskobik canlı için vazgeçilmezdir. İkincisi, prokaryotların taksonomik grupları ile ökaryotların taksonomik grupları birbirinden birazcık farklıdır. Prokaryotlar, ökaryotlardan çok daha hızlı türleşir ve çeşitlendirler, çok sayıda alt türleri vardır. Çünkü üreme döngüleri çok daha hızlıdır. Bu sebeple bakterilerde spesifik türlerin etkisinden bahsetmek biraz daha zordur. Son olarak bakterilerin mikroskobik olmasından ötürü etkisinin makroskobik bir hayvan olan insanla kıyaslanmasının doğru olmadığını düşünmek de pek isabetli değildir. Çünkü makroskobik canlılar arasındaki bir önem kıyasında bile insan son derece kıymetsizdir. Ekolojide "anahtar türler" ya da "kilit türler" olarak bilinen türler vardır. Bunların yok oluşu, zincirleme olarak besin zincirini alt üst eder. Bu şekilde yüzlerce canlı türü tanımlanmışken (neredeyse hepsi makroskobik hayvanlardır), insan bunlardan birisi değildir. İnsanın varlığının doğrudan fayda sağladığı tek canlı grubu, insanlar tarafından Yapay Seçilim ile evrimleştirilmiş hayvanlardır (yazıda da gösterdiğimiz gibi, sadece onlar sıkıntı çekerler). Dolayısıyla boyutlar da, insanın ekolojik açıdan önemsizliğini çürütmek için yeterli değildir. Bu, spesifik olarak doğadan kopan insanın bir sorunudur, evet. Ancak sadece insanın sorunu değildir aslında. Hayvanlar, besin zincirinin en üst 2 basamağını işgal ederler ve evrimsel süreçte en geç ortaya çıkmış canlı gruplarından birisidir. Bu süreçte ne kadar yeni bir türseniz, ekolojik olarak o kadar kıymetsizsiniz demektir. Hele ki doğadan kopmuş bir canlı olarak insan ele alındığında, bu değersizlik göze çarpar hale gelmektedir. Eko, egodan üstündür.


Evet, insanın zekasını küçümsemek aptallık olurdu, amacımız bu değil. Şu anda size bu yazıyı ulaştırabiliyorsak, bu evrimsel süreç sonucu oluşan zekamızın gücünün bir eseridir. Buna asla saygısızlık etmeye cüret etmeyiz. Ancak sırf buna dayanarak diğer hayvanların küçümsenmesi, önemsiz görülmesi, insanın tek "yüce" hayvan olduğunun düşünülmesi, hatta bir adım öteye giderek diğer canlıların insana "hizmet için" var olduğunu düşünmek, bizim açımızdan kabul edilemezdir. Ekolojiden ayrılamaz bir bilim dalı olan evrimsel biyoloji için, böylesi bir ego patlaması kabul edilebilir değildir.

 

Sizce de kibrimizi bir kenara bırakmanın vakti gelmedi mi?

 

Saygılarımızla.


Yazan: ÇMB (Evrim Ağacı)

 

Kaynak: Speculative Evolution

6 Yorum