''Doç. Dr. Meral Kence ve Galapagos Adaları'' Konulu Röportaj (19 Eylül 2014)

Yazdır
Eski akademik danışmanımız, hala akıl hocalığımızı yapan çok sevgili öğretmenimiz Doç. Dr. Meral Kence ile 2012 yılında yaptığımız bir röportajı biraz güncelleyerek sizlerle paylaşıyoruz. Bilim tarihini ve insanlığın algısını kökünden değiştirmiş adalar olan Galapagos Adaları'na yaptığı seyahati kendi ağzından dinledik. Umarız beğenirsiniz.

Kendinizi kısaca tanıtır mısınız? 

Ben İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Zooloji-Botanik Bölümü'nden biyolog unvanı ile mezun oldum. Aynı bölümde asistanlık aldım ancak daha başlayamadan Aykut Kence ile yaşamı birlikte sürdürme kararı ile birlikte Amerika’ya gittim. Orada ekoloji ve genetikle ilgili araştırmalara katıldım. Bunlar benim çok büyük deneyim kazanmamı sağladı. Yüksek lisans ve doktora çalışmalarımı ODTÜ Biyoloji Bölümü'nde yaptım. 1980 yılından itibaren ODTÜ'de doçent olarak görev aldım, 2014 yılında ise emekli oldum.

ODTÜ'deki yaşantım boyunca böcek popülasyonlarında böcek öldürücü ilaçlara karşı direnç gelişmesinin genetiği ve evrimi konusunda çalışmalarım oldu. Türkiye’deki bal arılarında genetik çeşitliliğin korunması konusunda Aykut Kence ile ortak çalışmalar yaptık. ODTÜ ve Harran Üniversitesi'nden birkaç araştırmacı ile birlikte Ceylan Nehri'ni koruma projesinde de yer almaktayız. 

Bunların dışında Türkiye’de evrim konusunun doğru anlaşılması için gerek öğrencilerimize gerek halkın bilimsel düşünce ve bilgi ile aydınlatılması çabasının bir gönüllüsü olarak konferanslar düzenleme, tartışma programlarına katılma gibi aktiviteler içerisindeyim. Futuyma’nın Evolution kitabının Türkçe'ye çevrilmesinde görev aldım. Önce bir biyoloji öğretmeni olarak, sonra da BİYOGEN topluluğunun eski akademik danışmanı olarak öğrencilerin heyecan ve şevkle çalışmalarına katkıda bulunmaktan keyif aldığımı, onlarla hem akademik hem sosyal iletişim içinde bulunmanın güzelliğini burada vurgulamak isterim. Danışmanlığa ayırdığım zamanı, birkaç makale daha yayınlamış olmaya nazaran çok daha önemli buluyorum. 

Öte yandan çok değerli öğretim arkadaşlarımla birlikte ODTÜ Öğrencilerini Destekleme Derneği kurucularından biriyim ve ODTÜ Burs Komisyonu’nda görev alıyorum. Bir sosyal sorumluluk bilinciyle yapmakta olduğumuz bu çalışmaları da çok önemsiyorum ve yararlı olduğunu düşünüyorum. 

Bunların yanında, uluslararası dergilerde yayınlanmış 10 makale, uluslararası konferanslarda 60 sözlü ve poster bildirisi, ulusal konferanslarda 33 bildirim var. Emekli olmadan önce verdiğim dersler ise; "Genel Biyoloji", "Genetik", "Koruma Biyolojisi", yüksek lisans dersi olan "Evrimsel Genetik ve Çevresel Stres" olarak sıralanabilir.


2011 yılında Galapagos adalarına gittiğinizi duyduk. Galapagos  hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz?

Galapagos adaları Pasifik Okyanusu'nda anakaradan 1000 kilometre kadar uzakta, volkanik aktiviteler sonucu birikimle ortaya çıkmış genç adalardan oluşuyor. 14 büyük adaya ve daha küçük adacıklara sahip. Güney Amerika’ya gitmekteki asıl amacım Buenos Aires’te yapılacak olan konferansta grubumuzu ve üniversitemizi temsil etmekti. Daha sonra Ekvator'un Kuito kentinden harekete geçerek Galapagos Adaları'na ulaştım. 


Galapagos Adaları'nı bu kadar ünlü yapan olaya değinecek olursak... Charles Darwin’i oraya gitmeye iten bir şey var mıydı? Türlerin kökeninde Galapagos’a sıkça yer vermesine sebep olacak nelerden etkilenmiş olabilir?

Galapagos'a gitmeye iten bir etkenden ziyade Beagle ile Amerika kıyılarında dolaşırken daha önceden belli rotalarının üzerindeki Galapagos'a da uğradı ve orada 5 hafta geçirdi. Orada jeolojik durumu aynı, denizden yüksekliği aynı, aşağı yukarı tüm özellikleri aynı olan adaların arasında aynı canlının türlerinin  farklılık gösterdiğini fark etti. 


Özellikle hangi hayvanlarda bu farklılığı deyim yerindeyse kanlı canlı görebiliyordu?
     
Kaplumbağalar ve özellikle de ispinozlar. Tabii sadece Galapagos değil, Dünya'yı gezerken yaptığı gözlemler de bunu fark etmesinde  büyük rol oynuyordu.


Galapagos’da geçirdiğiniz 4 gün boyunca hatıralarınızı bizimle paylaşır mısınız?

9 Eylül'de Baltıra Adası'nda uçaktan inince rehberimiz bizi karşıladı ve birlikte gezeceğimiz grupla tanıştık. 16 kişilik küçük bir tekneyle seyahat etmeye başladık. İlk sabah gözlerimi açtığımda "neredeyim" diye düşündüm, bir teknedeydim ve çevrede deniz vardı. Burası Marmaris bile olabilirdi! Ancak duvarda ‘Galaxy Ship'e hoş geldiniz: Galapagos’ yazısını görünce doğru yerde olduğuma ikna oldum. İnanamıyordum…

Meşhur Galapagos kaplumbağalarından birisi ile...


Pek çok  hazırlığı tamamladıktan sonra şişme botlarla sahile indik. İlk gün pek bir şey  göremedik; bir filamingo, birkaç kertenkele ve birkaç dev kaplumbağa… Düş kırıklığına uğramıştım. Saşırdığım asıl nokta ise bitki örtüsü olarak adaların çok fakir olmasıydı. 

Buna rağmen ilginç olaylardan bir tanesi ilk günün gecesinde beni buldu. Teknede herkes uyuyordu, bense yemek salonunda bir şeyler okuyor ve çalışmalarıma devam ediyordum. Aşçı geldi ve İspanyolca bir şeyler söyledi. Teknenin arka kısmını işaret ediyordu, bir şeyleri görmemi istiyor gibiydi. Onu takip ettiğimde bir denizaslanının yavrusuyla birlikte tekneye çıkmış öylece yatmakta olduğunu gördüm.  Evet, teknede deniz aslanları vardı! Yavru biraz büyümüştü ve anne bu yüzden emzirme taraftarı değildi. Yavru ise emmek için bağırıyordu. Rehber bizi hayvanlara iki metreden daha fazla yaklaşamayacağımız konusunda uyarmıştı, neyse ki kendisi uykudaydı ve ben hayvanlara bir metre kadar yaklaştım, anne telaşlanıp bağırmaya başlayınca durmak zorunda kaldım. Başka bir adaya gitmemiz için gece yol alacaktık, motorlar çalışmaya başlayınca denizaslanları hemen denize atlayıp gözden kayboldular. Bu o gün boyunca yaşadığım en ilginç olaydı ve benim için oldukça özeldi. 

Galapagos sahillerinde yatan deniz aslanları...


Ertesi gün, Isabella Adası'nda sahile indik. Sahilde yüzlerce denizaslanı ve yeni doğmuş bebekleri vardı. Henüz plasentaları bile üzerindeydi, bazılarının ise plesentaları kopmuş, kanlı halde yerde duruyordu. Oldukça şaşırtıcı olan nokta ise, adadaki alaycı kuşların bu plesentalardan kan içiyor olmasıydı. Rehbere bunun nasıl olabileceğini sorduğumda adada bu konu hakkında araştırma yapılmakta olduğunu söyledi. Bazı adalarda alaycı kuşlar kan içerken bazılarında içmiyormuş. Bu farklılığı araştırdıklarında kuşların davranışlarının iguanalarla bağlantısı olabileceğini düşünmüşler.

Galapagos kayalarında bir iguana, alaycı kuş ile birlikte...


Alaycı kuşlar iguanaların üzerindeki ektoparazitleri didiklermiş, onları alırken farkında olmadan kanı da alıp böyle bir alışkanlık başlamış olabileceğini öne sürmüşler. Fakat bu da tutarlı olmamış çünkü iguanalardan ektoparazitleri yeme alışkanlıkları pek çok adada var ancak tüm adalarda kuşlarda kan içme özelliği evrimleşmemiş. Rehber, hala nedeni tam anlaşılamamış olan bu konu hakkında araştırmaların devam ettiğini söyledi. 

Üçüncü gün Isabella Adası'na çıktık. Burada mavi ayaklı sümsük kuşları vardı. Büyüleyiciydiler. Bunlar kırmızı ayaklılarla çiftleşip pembe ayaklı sümsük kuşları doğuran canlılar. Ne yazık ki kırmızı ayaklı bir sümsük kuşu göremedik. Dahası uçma yetisini kaybetmiş kuşları ve albatrosları gördük.




Adada yerleşke nasıldı, insanlar yada oteller var mıydı? 

Evet, adada küçük pansiyonlar  ve hosteller vardı. Nüfusu ise oldukça az, 2004'te 25.000 kişilik bir sayım yapılmış ancak şimdi nüfus daha da kısıtlanmış konumda. Yerel halk dışında başka yerleşimlere izin verilmiyor. Turistlerde aynı şekilde yılda 50-60 bin kişi arasında sınırlı. Adalar çok iyi konurum altına alınmış; hava alanları ve evler bile ada yapısını bozmayacak şekilde inşa edilmiş ve bir rehberiniz olmadan gezmeniz yasak. 


Yaklaşık 180 yıl önce Darwin’in betimlediği, aklınızda canlandırdığınız Galapagos ile gördüğünüz adalar arasındaki farklar nelerdi?

Volkanik adalar olduğunu bildiğim halde ilk göze çarpan çorağımsı yapı şaşırttı beni. Daha bitki örtüsü bol bir yer bekliyordum sanırım. Bunun dışında ne aklımda bir görüntü canlandırdım ne de hayal kırıklığına uğradım. 


Peki bir daha gitmeyi düşünüyor musunuz? Bu sefer aklınızda neler var, orada neler yapmak istiyorsunuz?
   
Evet, bir daha gitmeyi daha oradan dönmeden düşünmeye başlamıştım. Öncelikle iki biyolog olarak Aykut Kence ile adaları dolaşmak ve gözlem yapmak isterim. Öğrencilerimizle gitmeyi de çok isterim, çok daha keyifli, çok daha güzel olur. Daha çok kalmak isterim ve daha çok adayı gezmek isterim. Bu biraz ilk deneyimsizlik oldu, buradan tur ayarlayıp gitmek de o kadar gerekli bir şey değil aslında, maliyeti arttıran bir şey. Ama şimdi daha tecrübeliyim ve kesinlikle bunu tekrarlamak istiyorum.

Röportaj: Samet Aytekin, Müge Sak, Emre İlpars (Evrim Ağacı)
6 Yorum