Bilimsel Yöntem - 1: Bilim Dahilinde Hipotezler, Kanunlar, Bilimsel Gerçekler ve Teoriler

Yazdır Bilimsel Yöntem - 1: Bilim Dahilinde Hipotezler, Kanunlar, Bilimsel Gerçekler ve Teoriler

Bu yazı dizimizde, günümüzde birçok insanın tam olarak bilemediği ve bilim felsefesinin de oldukça önemli alanlarından biri olan, bilimsel hipotezler, kuramlar ve kanunlar ile ilgili açıklamalar yapacağız ve sizlerin aklındaki soru işaretlerini, bilimsel kaynaklarıyla birlikte gidermeye çalışacağız. Sonrasında Evrim Kuramı'nı bu açıdan analiz edecek ve neden bir teori olduğunu, neden asla kanun olmayacağını izah edeceğiz. Öncelikle, terimlerin anlamlarını öğrenmemiz gerekiyor.


Birçoğumuzun lise düzeyindeki öğrenimimizde gördüğümüz gibi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Bilimsel Metot’un Adımları” başlıklı Biyoloji konusunda, teorilerle ilgili çok ciddi bir yanlış yapılmaktadır ve bu sebeple insanlar daha genç yaştan bilimin en temel konusunu tamamiyle yanlış öğrenmekte ve çok ciddi ve bilimsellikle hiçbir alakası olmayan bir hataya düşmektedirler. Bu konunun farkına varmamız, Evrim Teorisi’nin küçümsendiği gibi “sadece bir teori” olmadığını, çünkü bu “sadece bir teori olmak” kalıbını kullanan kişilerin yaptığı gizli “kanun-teori” kıyaslamasının başlı başına yanlış olduğunu anlamamız demektir. Bu da, Evrim Teorisi ile ilgili kafamızdaki çok büyük yanlışlardan birinin silinmesi demektir (ve tabii diğer teorilerle de ilgili).


Konuya, oldukça tartışmalı olan kanun ve teori kavramlarını tanımlayarak başlayalım:



Kanun/Yasa Nedir? Terminolojik Sorunları Nelerdir? Neden Modern Bilimde Kabul Görmezler? Daha İyi Bir Tanıma Gidilebilir Mi?


Kanunlar/Yasalar, en genel anlamlarıyla, Evren'in var oluşundan kaynaklı, neden bu şekilde oldukları tam olarak bilinmeyen ancak Evren'in her köşesinde geçerli olandeğişmez olan kurallardır. Bunu, ülkelerdeki kanunlara benzetebiliriz. Var olan bir kanun, "üst düzey yöneticiler" tarafından değiştirilmesi kararı alınmadığı sürece, her koşulda ve zamanda bulunduğu gibi uygulanmaktadır. Evren'in "kanunlarının" da bu şekilde olduğu düşünülmekteydi.


Bu terminolojinin analiz edilebilmesi için, bilimin ne olduğunu hatırlatmakta fayda görüyoruz: 


Bilim, en geniş anlamıyla Evren içerisinde olan, olmuş ve olacak olan her olay ve olgunun incelenmesi ve ne, neden, ne zaman, nasıl, nerede gibi sorulara tamamen tarafsız bir şekilde yanıtlar arayan bilgi türüdür. Burada vurguladığımız soru tipleri çok büyük önem taşımaktadırlar. Çünkü bu sorulara vereceğimiz cevaplar, ne tür bir arayış içerisinde olduğumuzu da gösterecektir. 


Bilim tarihine baktığımızda, yukarıdaki kanun tanımının çok ciddi hataları olduğunu görürürüz. Bunlardan ilki, günümüzden birkaç asır önce yaşamış ve bu kanun tanımını yapmış insanların, kanunların Evren'in her noktasında aynı şekilde geçerli olduğunu düşünöeleriydi. İkinci ciddi hata ise, insanların kanunların değişmez/değiştirilemez unsurlar olması gerektiğini düşünmeleri ve bunu tanım dahilinde kullanmış olmalarıdır.


Bu tanım, bilimin güç kazandığı 16. yüzyıl ve sonrasındaki birkaç asır için oldukça mantıklıydı. Örneğin Newton'un Fizik alanında, birçok bilim insanının Kimya ve hatta bir miktar Biyoloji alanında keşfettikleri kanunlar, hiçbir zaman değişmez ve her koşulda etkili gibi gözükmekteydi. Örnek olarak Newton'un Kütleçekimi "Kanunu"nu ele alacak olursak, gerçekten de "elmanın, Dünya'nın çekiminden ötürü her zaman yere düşmesi ve bunun çekimin olduğu her ortam için bu şekilde olması gerektiği" düşünülmekteydi. İlerleyen yıllarda önce İzafiyet Kuramı'nın, sonrasında ise Kuantum Kuramı'nın Newton'un değişmez ve evrensel olarak görülen, en temel "yasalarına" darbeler indirmesi ve bilim camiasının "varlık" ve "oluş" fikirlerine klasik görüşlerden tamamen farklı bakmamız gerektiğini göstermesi, öncelikle fizik dünyasını, sonrasında ise bütün bilim camiasını "kanun" kelimesi literatürden kaldırmaya; en azından yukarıda verdiğimiz tanımını gözden geçirmeye zorlamıştır. Bu noktadan birçok sonuç çıkarmak mümkündür:


İlk olarak, Fizik'teki gelişmeler bize her şeyin göreceli olduğunu, hiçbir şeyin sabit olmak zorunda olmadığını ve hatta çoğu zaman olamayacağını da göstermiştir. Çünkü Evren'imiz tek olmak zorunda değildir, Büyük Patlama'nın sonucunda oluşabilecek değişkenler de sadece bu şekilde değildir. Dolayısıyla her Evren'de, her koşulda, farklı sonuçlar elde etmek, farklı "yasaların" etki etmesi ve bunların değişime açık olması son derece muhtemeldir.


İkinci olarak, bu Evren içerisinde dahi her "yasa", her koşulda geçerli olamaz. Örneğin cisimler arasında bir "çekim kuvveti"nin olduğunu söyleyen Newton Yasaları, atomaltı parçacık seviyesinde kesinlikle kullanılamayacak kadar hatalıdır. Her ne kadar günlük yaşantıda, milimetreler ile kilometreler arasında ifade ettiğimiz boyutlarda bu "yasalar" kullanışlı ve iyi bir yakınsama olsa da, gerçeği tam olarak yansıtmamaktadır. Sadece boyut kavramı bile, yasaların değişmesini gerektirmektedir.


Son olaraksa kanunlar her ne kadar değişmezlik ve evrensellik konusunda yanılıyor olsa da, esasında bir konuda doğrudurlar: etrafımızda olan olaylara bir yaklaşım sunmakta ve onların ne olduğunu açıklamaktadırlar. Dolayısıyla kanunların bu tek olumlu tarafını alıp, ya terminolojik tanımını gözden geçirmemiz, ya da yeni bir terim geliştirmemiz gerekmektedir. Kaynaktan kaynağa bu yaklaşım farklı olabilmektedir. Kimi bilimsel kaynak "kanun" derken esasında aşağıda yapacağımız tanımı kullanmaktayken, kimisi "kanun" ya da "yasa" kelimesini literatürlerinden tamamen çıkarmıştır. Biz, Evrim Ağacı olarak aşağıdaki terimi ve tanımı tercih etmekteyiz, ancak eğer ki herhangi bir noktada "yasa"lardan bahsedecek olursak, bilin ki bahsettiğimiz yine de aşağıdaki tanımıyla kanunlar olacaktır:


Bilimsel gerçekler (doğa yasaları/kanunları veya doğal gerçekler), en genel tanımlarıyla, içinde yaşadığımız Evren'in koşulları sabit kaldığı sürece geçerli olan, içeriğini tekrar eden ya da sürdürenEvren'in var oluşundan ve bu var oluşa bağlı olarak ortaya çıkan, doğadaki olgu (fenomen) ve olayların tümüdür. Kısaca ve daha basitçe tanımlamak gerekirse doğa yasaları, doğayı gözlediğinizde, sabit olarak gerçekleşen ve pek çok durumda geçerli olan bilgilerdir. Örneğin Dünya üzerinde bir topu havada nerede bırakırsanız bırakın, top yere doğru hareket eder. Bu bir bilimsel gerçektir. 


En yukarıda yaptığımız tanımıyla bir kanun değildir, çünkü hem Evren'in her köşesindeki yapı ve süreçlerin birbiriyle tamamen aynı olup olmadığını bilememekteyiz, hem de top, Evren'deki her yerde düşmek zorunda değildir (örneğin uzay boşluğunda). Yani etrafımızda sürelene olay ve olguların sınırları net olarak tanımlanmak zorundadır: "Top, üzerinde belli bir yerçekimi olan ve bu çekimin düşüşe engel olabilecek bütün kuvvetleri yendiği durumlarda, normal koşullarda, havada serbest düşmeye bırakıldığında her zaman yere doğru hareket eder.


Fakat bu kısıtlandırmada da karşımıza çıkan sorun, kısıtlandırmaya giderken varsayımlar yapmak zorunda kalmamızdır. Bu varsayımlarımız ise, artık bilimsel gerçeklerden çıkıp, bilimsel açıklamalar yapıyor olduğumuzun göstergesidir ve terminolojik olarak "bilimsel gerçek/doğa yasaları" kavramının sınırlarını aşmamızı gerektirmektedir. Bu da, hata yapmamız demektir. Örneğin yukarıdaki kısıtlandırmada, topun yere düşmesinin "yerin onu çekmesinden ötürü" olduğu iddia edilmektedir. Ancak İzafiyet Kuramı ve Kuantum Mekaniği'ne göre, esasında cisimler arasında bir "çekim" kuvveti bulunmamaktadır. Büyük cisimlerin uzay/zaman düzlemini bükmesinden ötürü, daha ufak cisimlerin yörünge hareketleri, bizde cisimlerin "düşüyor gibi" görünmesi hissini yaratmaktadır. Bu sebeple, varsayımımız hatalıdır veya her daim, hatalı olmaya açıktır.


Daha düzgün bir önerme, şu şekilde olabilir: Dünya üzerinde, yerden yüksek bir noktadan serbest bırakılan cisimler, yere doğru hareket ederler. Bu ise bir "kanun" olmaktan çok, bir gerçeği anlatmaktadır. İşte bu sebeple, kanunları kullanmak yerine, doğal gerçeklere başvurmak daha isabetli olacaktır.


Bu kısmı özetlememiz gerekirse:


  • Eğer ki kanunları genelgeçer olarak kullanacaksak ve değişmez/evrensel, olduğunu iddia edeceksek, gerçekçilikten uzaklaşmış oluyoruz ve dolayısıyla bilim sınırları dışına çıkıyoruz.
  • Eğer ki kanunları daha sıkı ve net bir şekilde tanımlayacak olursak, varsayımlar yapmak zorunda kalıyoruz ve bunların test edilmesinin gerekliliği ve her kişinin farklı varsayımlardan yola çıkabileceğinin getirdiği öznellik sorunu, yine bilim sınılarının dışına çıkmamız demektir.

Bu sebeplerle, bu yazıdan çıkarmamız gereken dersleri, yeri geldikçe verecek olursak: 


Ders 1: Bilimde, kanun diye bir kavram yoktur! Modern bilim sınırları dahilinde, eğer ki "kanun" veya "yasa" kelimelerini kullanıyorsanız, bahsettiğinizin değişmez/evrensel olamayacağını ve zaman/mekana göre tanımlanmış olduğunu unutmamanız gerekmektedir. Bu bağlamda, etrafımızda olan ve kendini tekrar eden olay ve olguları doğa/bilim gerçekleri olarak tanımlamak daha güvenli ve isabetli olacaktır. 



Bilimsel Gerçekler Neyi Tanımlar?


Yukarıdaki tanımlar bir arada değerlendirildiğinde, karşımıza çok net bir gerçek çıkar: Doğada "kanunlar" veya "bilimsel gerçekler" olarak karşımıza çıkan olgu ve olaylar, bilimin "Ne?" sorusunun cevabıdır.


Ders 2: Bir kanun, olayların nedenleri ve nasıllarıyla ilgilenmez ve buna yönelik cevaplar veremez! 


Bu bizi, doğrudan doğruya üçüncü bir derse götürür: 


Ders 3: Kanunlar/Yasalar, bilim içerisindeki en kapsamlı açıklamalar olamazlar! Kanunlardan daha kapsayıcı, daha geniş bir alanda etkili ve var olan kanunları birbirine bağlayıcı bir diğer unsura ihtiyaç duyarız. Ancak buna geçmeden önce, kanunların dilimizden nasıl yavaş yavaş çıkması gerektiğine değinmeliyiz:


İşte burada karşımıza, modern bilimin en güçlü açıklayıcı bilgi yapıları çıkar: Teoriler.



Teori nedir?


Teori,  günlük hayattaki kullanımıyla doğruluğundan emin olunmayan, asılsız olabilecek iddia/düşünce demektir. Ancak bilimsel terminoloji dahilinde kavramlar günlük hayattakinden farklı kullanılabilirler. Günlük konuşmada "ısı" ve "sıcaklık" kelimelerini eş anlamlı kullanmaya alışık olsak da, bunların bilimde birbirinden tamamen farklı kavramlara işaret etmesi gibi...Öyleyse konuyu bilimsel anlamıyla ele almak gerekmektedir:


Teori (veya kuram), var olan ve bilinen bilimsel gerçekleri kullanılarak, etrafımızdaki olay ve olguların oluş, ilerleyiş, varlık biçimlerine yönelik geliştirilen kapsamlı açıklamalar demektir. Kısaca bir teori, farklı bilimsel gerçekleri birbirine bağlayarak bir olaya getirilen bilimsel açıklama demektir.


Ders 4: Teoriler ile Kanunlar arasında bir üst-ast ilişkisi yoktur! Okullarda okuduğumuzun aksine, hipotezler ispatlanınca teori, teoriler "daha da ispatlanınca" kanun olmazlar, olmamışlardır, olmayacaklardır. "Daha da ispatlanmak" ne demektir? Böyle bir saçmalıktan bahsedilemez.


Dolayısıyla bu açıdan baktığımızda, teorilerin doğa yasaları ya da doğa kanunları ile ilişkilendirilmesinin ancak parça-bütün biçiminde yapılabileceği görülür. Bilimsel gerçekler etrafımızdaki olay ve olguların sadece ne olduklarını açıklarken, teoriler bu farklı doğa yasalarını bir araya getirerek, olay ve olguların neden, nasıl, ne zaman olduğunu açıklar. Bilimde, "Ne?" sorusunu sordukça, etrafımızdaki olayları ve olguları açığa çıkarırız, ancak bunların neden, nasıl, ne zaman olduklarını anlayamayız. İşte etrafımızdaki olay ve olgularla ilgili daha detaylı ve kapsamlı analizleri gerçekleştirebilmek için, onlarla ilgili teoriler geliştirmeli ya da var olan teorileri kullanmalıyız.



Bu Bağlamda Hipotezler Nedir? Görevleri Nelerdir?


Dediğimiz gibi, doğada, her an, sayısız olay ve olgu olup bitmektedir. Bilim, bunları ortaya çıkarmak, anlamak ve analiz etmek için geliştirilmiş tek tarafsız bilgi türüdür. Din, bilim ve felsefe gibi bilgi türlerinin amacı, gerçeğe ulaşmaktır. Tüm bu araştırmalardan, bilgi türlerinden, insanın bilgi birikiminden, vs. bağımsız olarak, Evren'in gerçekleri vardır (ki biz bunları doğa gerçekleri/yasaları olarak tanımladık). Tüm bu bilgi türleri, farklı şekillerde bu gerçeklere ulaşmaya çalışırlar. Bilim, bu konuda, bugüne kadar geliştirilmiş en başarılı yönteme sahiptir: bilimsel yöntem. Bu yöntem dahilinde şahsi düşünce ve inançların kesinlikle yeri yoktur ve asla da olmayacaktır. Bilim, insanların düşüncelerinden bağımsız olarak, sadece etrafta olanların gözlem, deney ve araştırmalarından yola çıkarak gerçeğe ulaşmaya çalışır.



Bilimsel yöntem dahilinde, etrafımızdaki olaylara ve olgulara "ne", "neden", "nasıl" gibi soruları yönelttiğimizde, bu sorulara geçici bazı cevaplar vermemiz gerekir. Bu cevapların, bilimsel olabilmesi için, bilimsel yöntemin kurallarına uygun geliştirilmesi gerekir. Bu yöntem dahilinde, mutlaka test edilebilir ve yanlışlanabilir nitelikte olması gerekmektedir. Eğer bu ikisi bulunmuyorsa, verilen cevap bilimsel bir cevap olamaz


Hipotez (İng: hypothesis), bilim dahilindeki anlamıyla, etrafımızdaki olay ve olgulara yönelik sorduğumuz "ne", "neden", "nasıl", "ne zaman" gibi sorulara henüz herhangi bir test/araştırma/deneye dayalı olmaksızın geliştirdiğimiz, test edilebilir ve yanlışlanabilir nitelikte olması zorunlu olan cevaplardır. Günümüzde, hatalı bir çeviriyle "ön-tez" gibi anlaşılmaktadır. Halbuki "hypo" kelimesinin tam karşılığı "alt" kelimesidir. Yani hipotez, geliştiriceğimiz "tezin alt başlığı" olarak değerlendirilmelidir. Tezler ise, bir diğer deyişle, teorilerdir.


Hipotezler, bilimsel yöntem dahilinde test edildiklerinde, doğrulanırlar veya yanlışlanırlar. Ancak bilimsel yöntem dahilinde düzenlenen test düzenekleri, ileri sürülen hipotezi çürütmeye/yanlışlamaya yönelik olmak zorundadır. Çünkü bir soruya verilen cevabın sürekli doğrulanması, hiçbir anlam ifade etmez. Önemli olan yanlışlanmasıdır. Zaten bilimi güvenilir, tarafsız ve her zaman şüpheci kılan yapısı da, bilimsel metottan kaynaklı bu özelliğidir. 


Tüm bunları, bir sonraki makalemizde vereceğimiz örneklerle daha net anlatacağız.


Umarız bu kısma kadar olanlar net ve anlaşılır olabilmiştir.


Saygılarımızla,

ÇMB (Evrim Ağacı)


Bir sonraki yazımıza gitmek için: Bilimsel Yöntem - 2: Bilimsel Yöntemin Örnekler Üzerinden Analizi


Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Crease, Robert P. (2008) The Great Equations ISBN 978-0-393-06204-5, p.112
  2. Hempel, C. G. (1952). Fundamentals of concept formation in empirical science. Chicago, Illinois: The University of Chicago Press, p. 36
  3. Mellenbergh, G.J.(2008). Chapter 8: Research designs: Testing of research hypotheses. In H.J. Adèr & G.J. Mellenbergh (Eds.) (with contributions by D.J. Hand), Advising on Research Methods: A consultant's companion (pp. 183-209). Huizen, The Netherlands: Johannes van Kessel Publishing
  4. Schafersman, Steven D.. "An Introduction to Science".
  5. Harper, Douglas. "theory". Online Etymology Dictionary. Retrieved 2008-07-18.
  6. "law of nature". Oxford English Dictionary (3rd ed.). Oxford University Press. 2001.
  7. Honderich, Bike, ed. (1995), "Laws, natural or scientific", Oxford Companion to Philosophy, Oxford: Oxford University Press, pp. 474–476, ISBN 0-19-866132-0
  8. Yalansavar.org

6 Yorum