Bilimsel Bir Makale Nasıl Okunur?

Yazdır Bilimsel Bir Makale Nasıl Okunur?

Bilimsel bir makale nasıl okunur?

 

 

BIOC/MCB 568 – 2010 Güz

John W. Little ve Roy Parker- - Arizona Üniversitesi

 

 

(Fotoğraf örnek olarak, Evrim Ağacı tarafından eklenmiştir.)

 

Bilimsel bir makalenin ana amacı, genellikle deneysel olan yeni bulguların duyurulması ve bu yeni bulguların bilinen olaylarla ilişkisini sunmaktır. Makaleler iletişim yöntemlerimizin en önemlilerinden biridir.

 

Bir makalenin nasıl okunacağını anlamak için öncelikle bazı ön koşullarla başlamamız gerekir. Bu şartlardan sonra da makaleyi anlamamızı ve değerlendirmemizi sağlayacak ana soruları sorarız.

 

1. Makaleler nasıl düzenlenmiştir?

2. Bir makaleyi okumak için nasıl hazırlanır, özellikle de konu hakkında pek bilgimiz yoksa? 

3. Beklemem gereken zorluklar nelerdir?

4. Bir makalenin içeriğini nasıl anlar ve değerlendiririm?

 

 

 

 

1. Makalelerin düzenlenişleri

 

Çoğu bilimsel yayında, makaleler standart bir formatta yazılırlar. Her makale belirli bölümlere ayrılmıştır ve her bölüm ayrı bir amaç güder. Öncelikle standart formattan sonra standart formatın değişik türlerinden bahsedeceğiz.

Bir makale kısa bir “Özet” ile başlar. Genellikle bu özet konu hakkında kısa bir fikir edinmemizi sağlar, makalede bahsedilen yeni bulgudan kabaca bahseder ve bu bulguları konu ile bağdaşlaştırır. Birazdan görebileceğimiz gibi bu mantıksal düzen tüm makalede de geçerlidir.

 

Bir sonraki bölüm “Giriş” bölümüdür. Çoğu dergide bu bölüme ayrı bir başlık tanınmaz. Adından da anlaşılabilineceği gibi, bu bölüm okura yeni bulguların alanda bir gelişme olduğunu anlayabilmesi için gereken bilgiyi sağlar. Tipik olarak, giriş bölümü öncelikle alan hakkında kabul edilen bilgileri anlatır, ardından da bu alanın daha belirli bir tarafına odaklanır. Bu belirli alan, genellikle bu makalenin konusu ve araştırmaya öncü olan bir bulgu ya da bir dizi bulgudur. Eğer yazarlar bir hipotezi sınıyorlarsa önce hipotezin kaynağı, ardından da hipotezin tutarlı kanıtları yazılır; birkaç adet öngörü de eklenir. Çoğu makalede bir ya da birkaç makalenin sonucu bu bölümün sonunda sunulur. Böylece okura sunulan sorulara genel cevaplar verilmiş olur. Daha kıyaslamacı ya da açıklamacı bir makale, direk yazarların ilgisini çeken alan ya da daha geniş bir veritabanına ihtiyaç duyulan bir konu hakkında yazılıyorsa bir Giriş bölümü ile başlayabilir.

 

Çoğu makalede bu bölümden sonra “Materyal ve Metotlar” bölümü gelir. Bazı yayınlarda bu bölüm makalenin sonunda yer alır. Bu bölümün amacı, deneyde kullanılan malzeme ve yöntemlerin açıklanmasıdır. Teoride bu açıklamalar, deneyin başka bilim adamlarında denenmesini sağlayacak kadar detaylı olmalıdır, fakat genelde bu bölümler ya çok sıkıştırılmıştır ya da yazarların eski makalelerine atıfta bulunur.

 

Üçüncü bölüm genelde “Sonuçlar” bölümüdür. Bu bölüm deneyleri anlatır ve neden yapılmış olduklarını açıklar. Genellikle Sonuçlar bölümü Giriş bölümünün devamı gibidir, yani Giriş bölümü, Sonuçlar bölümünün başına bir açıklama getirir. Bu noktadan sonra Sonuçlar kısmının düzenlenmesi makaleden makaleye değişir. Bazı makalelerde sonuçlar fazla tartışılmadan verilir, tartışmalarsa başka bir bölümdedir. Bu düzen, eğer başlardaki bilgiler sonraki deneylerin neden yapıldığının anlaşılması için fazla açıklamaya ihtiyaç duymazsa mantıklıdır. Diğer makalelerde ise sonuçlar verilir, açıklanır hatta bazen makalede bulunmayan başka bulgular ile birleştirilerek sonraki deneylerin mantıksal temeli oluşturulur.

 

Dördüncü bölüm “Tartışma” bölümüdür. Bu bölümün birden çok işlevi bulunur. Birincisi, makaledeki bilgiler bu bölümde açıklanır, yani bu bilgiler incelenerek yazarın bulgularını kanıtladığı gösterilir. Açıklamalardaki tüm sınırlandırmalar belirtilmeli ve gerçekler ile varsayımlar kesinlikle birbirinden ayırılmalıdır. İkinci olarak bu bölümde bulunan bulgular, alan hakkındaki eski bulgular ile ilişkilendirilir. Bu, araştırmanın alana nasıl bilgi eklediğini ya da önceki araştırmaların hatalı oldukları noktaları göstermesi açısından önemlidir. Önceden de belirtildiği gibi bu mantıksal argümanlar genellikle Sonuçlar kısmında bulunur, özellikle de eğer ilerleyen aşamalardaki deneylerin gerekçeleri açıklanmaya çalışılıyorsa. Tartışma kısmı o zaman giriş bölümünde verilsin diye karşı çıkılsa da, bu bölümün önemini Sonuçların ilk kısmı verilmeden genellikle idrak edilememektedir.

 

Son olarak da makalelerde genellikle kısa bir “Teşekkür” kısmı bulunur, bu bölümde başka insanların çeşitli katkıları belirtilir ve bu kısmı da “Referans” kısmı takip eder.

 

Makaleler ayrıca çeşitli Şekiller ve Tablolar içerirler. Bu Şekil ve Tabloların da, belirli bir deney ya da deneyler hakkında ayrıntılı bilgi sunmalarını sağlayan açıklamaları bulunur. Tipik olarak, eğer bir prosedür makalede sadece bir kez geçmişse bu ayrıntılar Materyal ve Metot kısmında verilir, Şekil ve Tablo açıklamaları ise bu verilen ayrıntılara atıfta bulunur. Eğer bir prosedür tekrarlı olarak kullanılmışsa da, Materyal ve Metot kısmında genel bir tarifte bulunulur, ayrıntılar ile Şekil ve Tablo açıklamalarında verilir.

 

 

Makale düzeni varyasyonları 

 

Çoğu bilimsel yayın yukarıda verilen düzeni kullanır. Duruma göre, Sonuç ve Tartışma bölümleri birleştirilir, özellikle okurun deneyin kurulu olduğu mantık düzenini anlaması için verilen bilginin fazla açıklanması gerektirdiği durumlarda. Belirtildiği gibi, bazı yayınlarda, Materyal ve Metotlar Tartışma bölümünden sonra gelir, bazı eski makalelerde ise Sonuçlar makalenin sonunda verilir.

 

Science ve Nature dergilerinin düzenleri ise yukarıdaki taslaktan çok farklıdır. Bu yayınlar çok geniş bir kitleye ulaştığı gibi, çok fazla yazarın da yayınlanma isteği ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Dolayısıyla makaleler için verilen yer kısıtlamaları oldukça ağır olmakta bu da yazıyı oldukça kısaltmaktadır. İki yayında da kısa bir özet ve referans kısmı hariç olmak üzere belirgin bir bölümlendirme bulunmaz. Science’ta özet bağımsızdır oysaki Nature’da özet aynı zamanda giriş bölümü görevi görür. Deneysel ayrıntılar ya dipnot olarak (Science) ya da Şekil ve Tablo ve kısa bir Metot kısmı olarak (Nature) verilir. Yazarlar genellikle koyabildikleri kadar maddeyi bu kısımlara ekleyerek kelime limitini atlatmaya çalışırlar. Buna ek olarak, genellikle metotların büyük kısmı ve önemsiz bazı materyaller internet üzerinden erişilebilinecek bağlantılara koyulur.

 

Diğer yayınlarda da uzunluk sınırlamaları bulunur. Örneğin Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS) altı sayfalık bir sınır kullanmaktadır, Cell ise makaleleri ağır bir şekilde kısaltır ve Özet bölümü için kısa bir sözcük sınırlaması uygular, vs.

 

Bu yoğun kısaltma baskısı, çoğu yazarın makalenin akışını sağlayacak mantık örgülerini makalelerinden çıkarmalarına sebep olmaktadır. Buna ek olarak, makalenin daha geniş bir kitleye erişmesini sağlayacak olan temel bilgiler kısmı da özetlendiği ya da makaleden çıkarıldığı için daha az bilgi sahibi okurların önceki makaleleri ya da eleştiri yazılarını gözden geçirmeden deneyin önemini ve niçin önemli olduklarını anlamaları zorlaşmaktadır. İyi bir gelişme olarak, yeni ve yaygın az önemli ayrıntıları internete koyma uygulaması sınırlamalar üzerindeki baskıyı azaltmış durumda fakat bu baskı özellikle eski makaleler için hala bir sorun teşkil etmekte.

 

 

2. Bilimsel Bir Yazıyı Okumak 

 

Her ne kadar bilimsel bir yazıyı normal bir yazıyı okur gibi okumak cezbedici gelse de okuma şeklini organize etmek, okuduğunuzu daha iyi anlamanızı sağlar. Genel olarak, yazının ana hatlarını anlamak için ilk başta özeti okunur. Yazının altyapısının genişliği, az önce bahsedildiği gibi farklılık gösterebilir.

Bir yazıyı okurken çok yararlı bir alışkanlık da başlıkla özeti okumak ve ilerlemeden önce konuyla alakalı bir fikre sahip olmaktır. Bu birçok konuda yardımcı olur. İlk olarak, yazıyı kavrayabilecek kadar bir bilgi altyapısına sahip olup olunmadığını gösterir. Eğer bir altyapıya sahip olmadığınızı farkederseniz, herhangi bir kaynaktan o konuyla ilgili bilgi edinip yazıyı sonra okuyabilirsiniz.

 

İkinci olarak konu hakkında hafızanızı tazeler. Üçüncü olarak, ve muhtemelen en önemlisi, sizin okuyucu olarak konu hakkındaki eski bilgilerinize yeni bilgiler eklemenize yardımcı olur.  Bu yöntem, her profesyonelin kariyeri boyunca kendini eğitmek için kullanması gereken bir yöntemdir.

 

Eğer konuyla ilgili bilginiz varsa Giriş kısmını hızlıca okuyabilir ya da atlayabilirsiniz. Yukarıda görüldüğü gibi, çoğu bilimsel yazının akışı Girişten Sonuçlara doğrudur. Bundan ötürü, bilimsel yazının da bu düzende okunması gerekir. Konu hakkında bilgisi olan ve belirli bir bölüm ile ilgilenen bir okuyucu genellikle, direk olarak o kısımla ilgili olan sonuçları, ardından da o konu ile ilgili olan “Tartışma” kısmındaki bulgular hakkındaki açıklamaları okur. Bu, ancak yazı düzenli bir şekilde yazıldıysa kolay olur.

 

 

Anahtar Kelimeler (Code Words) 

 

Çoğu yazılar, kilit/kod kelimeler diye tabir edilen bazı ibareler içerir. Bunlara “Kod kelime” dememizin sebebi, bu kelimelerin genelde açık bir şekilde belirtilmemesidir. Çoğu yazılarda, deneysel bilginin tamamı gösterilmez ve “(Gösterilmemiş bilgi)” ibaresi kullanılır. Bu, genellikle yeterli yer olmamasından dolayı kaynaklanır. Uygulama, yazarlar kendi deneylerini tam olarak yapmak için yeteneklerini belgelediklerinde kabul edilir (Genellikle önceki yazılarında belgelemiş olurlar). Kod kelimelerden ikisi de “Yayınlanmamış Bilgi” ve “Ön Bilgi” dir. İlki, ya bilginin daha yayınlanabilecek kapasitede olmadığını ya da bilginin bir gün yayınlanacak olan büyük bir hikayenin bir kısmı olduğunu belirtir. İkincisini ise farklı insanlar farklı şekilde anlar ama bir anlamı deneyin sadece bir kez yapıldığıdır.

 

 

3. Yazıyı Okurken Karşılaşılan Zorluklar 

 

Okuyucular, genelde konuyla alakalı bir bilgisi olmayan bir okuyucular, belli başlı birkaç zorlukla karşılaşır. Yukarda bahsedildiği gibi ne kadar iyi yazılırsa yazılsın kişinin kendini yazıyı okumadan önce geliştirmesi önemlidir. Fakat her ne kadar bazı problemler okuyucunun hatası olsa da çoğu hata aslında yazarın hatasıdır.

 

En büyük sorunlardan biri, çoğu bilimsel yazının kötü biçimde yazılmasıdır. Bazı bilim adamlarının yazarlığı iyi değildir. Diğerleri ise yazı yazmaktan hoşlanmaz veya yazısını düzenli yazmak için zamanını harcamaz. Ayrıca yazar konuyu öyle kavramıştır ki bu konuya aşina olmayanların ve bu yazının sadece okunması gereken başka bir kağıt yığını olduğunu düşünen insanların açısından bakmak ona çok zor gelir.

 

Kötü yazının okuyucu için birkaç sonucu vardır. İlk olarak, mantıksal bağlantılar genelde atlanmıştır. Bir deneyin niye yapıldığı, hangi düşüncelerin test edildiği açıklanması gerekirken  deney basitçe tanımlanır. İkinci olarak, yazılar terimlerin çok fazla olması nedeniyle dağılabilir. Üçüncü olarak, yazarlar belli bir çizgide devam etmezler ve yan bilgiler vererek okuyucunun da çizgisini kaybetmesine sebep olurlar. İyi bir yazıda ise bu yan konular başka bir konu altında belirtilir ve böylece okuyucunun dikkati dağıtılmamış olur.

 

Diğer biz zorluk da okuyucu sadece deneyin ne olduğunu anlamaya çalıştığında olur. Yazarlar önceki yazılarına atıfta bulunur, o yazılar da daha öncekilere atıfta bulunur ve böylece uzun bir zincir oluşur. Bu zincir genelde çeşitli yöntemlerin açıklandığı yazılarda son bulur, ancak yine  hangi yöntemlerin kullanıldığı açık olmaz. Bazen bu zincir ciddi alan kıstılamalarının olduğu dergilerde son bulur ve tanımlar da o kadar kısaltılır ki anlam açık olmaz. Yani açıklamalar, düzgünce yazılmak yerine sıkıştırılmış olur.

 

Diğer zorluklar, yazar kendi deneyleri hakkında eleştiriye ve yeniliklere açık olmadığı zaman ortaya çıkar. Eğer yazarlar belirli bir kalıpta kalırlarsa diğer olasılıklara karşı açık olmayabilirler. Bu olasılıklar deneysel olarak test edilemeyebilir ve tartışma kısmında bile bahsedilmeyebilirler. Diğer bir sorun ise çoğu yazarın, özellikle de tartışma kısmında, gerçekle spekülasyonları tam olarak birbirinden ayırmaması. Bu, okuyucunun yazılanların ne kadar iyi kanıtlandığını anlamasını zorlaştırır.

 

Değinilmesi gereken son problem de bilimin sosyolojisinden kaynaklanıyor. Çoğu yazar çok azimlidir ve yazılarının bilinen bir dergide yayımlanmasını ister. Sonuç olarak, bulguların önemini abartırlar ya da yazılarına spekülasyon olan bir başlık atarlar ve bu yazı, kanıtlanmış bir bulgu gibi gösterilir. Bu yaklaşıma bir diğer örnek ise “İddialı Başlık”. Bu başlıklarda, yazının en temel özeti bir beyan cümlesi gibi yazılır (Örneğin; “LexA ,recA ve lexA Genlerine Engel Oluyor.” ya da “Uzayda Yaşam Bulundu!” ). Bu trend zamanımızda çok popüler. Hücre konusunun bu günlerdeki yazılarına bakıldığında iddialı bir başlık aslında gerçekten yazıyı yansıttığında o kadar da köüt birşey değilmiş gibi görünüyor, fakat genelde başlık bir spekülasyondan öte bir şey olmuyor.

 

Bu son faktörler, rekabetli bir alanın halkla olan ilişkilerini temsil etmekte. Bu davranış övülmeye değer olmasa bile anlaşılır bir davranıştır. Ama yazarlar okuyucuyu neyin kesin, neyin spekülasyon olduğu hakkında yanlış yönlendirilirerse özellikle yeni başlayan okuyucular için kesin bilgi ve kesin olmayan bilgi arasındaki farkı anlamak zordur. Bahsedileceği gibi, dikkatli bir değerlendirme önemlidir.

 

 

4. Makaleyi Değerlendirmek 

 

Bir makalenin tam anlaşılması ve değenlendirilmesi, aşağıdaki  soruların cevaplanması ile mümkündür:

 

 a. Hangi sorulara yanıt veriyor?

 b. Makalenin ana fikri ne?

 c. Bu sonucu destekleyen deliller nelerdir? 

 d. Veri gerçekten sonuçları destekliyor mu? 

 e. Kanıtların kalitesi nedir?

 f. Sonuçlar neden önemlidir? 

 

 

 

a. Makale hangi sorulara yanıt veriyor? 

 

Bu soruya cevap vermeden önce biyokimya ve moleküler biyoloji alanlarındaki araştırmaların farklı biçimlerde yapılabileceğini fark etmeliyiz.

 

Araştırmanın çeşidi

 

Sorulan sorular:

  • Betimleyici
  • Makalede neler var ne anlıyoruz?
  • Karşılaştırmalı
  • Diğer organlarla nasıl karşılaştırılıyor? Bulgular yaygın mı?
  • Analitik
  • Nasıl işliyor ?Mekanizması ne?

 

Betimleyici bir araştırma bir sistemi anlamada ön sırada yer alır. Ne olduğunu bilene kadar bir sistemin nasıl çalıştığına ya da bağlantılarının ne olduğuna dair hipotezler formüle edilemez. Moleküler biyolojideki tipik yaklaşımlar, DNA sıralamaları ve DNA mikroçip yaklaşımlarıdır. Biyokimyada yalnız x-ışını kristalografi betimleyici bir çaba olarak görülür.

 

Karşılaştırmalı araştırma genel bulguların nasıl olduğu sorgulandığı zamanlarda yer alır. Bulgular, özel organlar için spesifik midir yoksa açıkça uygulanabilir midir? Tipik bir kıyaslamacı yaklaşım bir organizmaya ait genin sekansını, aynı geni barındıran başka bir organizmanın sekansıyla kıyaslamak olur. Bu gözleme bir örnek; insanlardaki aktin geni ve tomurcuklanan bira mayası %89 aynıdır, %96 benzerdir.

 

Analitik araştırma genellikle bir sistemin nasıl çalıştığını, parçaların nasıl bağlantılı olduğunu ve güncel bağlantıların ne olduğunu yeteri kadar bildiğimiz zamanlarda yapılır. Tipik analitik  yaklaşım, sistemin nasıl işlediği hakkında iki veya daha çok alternatif hipotez kurabilir. Bu hipotezlerin tümü güncel bilgilerle bağlantılı olur. İdeal olan yaklaşım, bu hipotezler arasında bir dizi deney yaratır. Klasik bir örnek olarak Meselson-Stahl deneyi verilebilinir.

 

Doğal olarak birçok yazı bu yaklaşımların bir kombinasyonudur. Örneğin, araştırmacılar model organlarından bir geni dizer, bu genin dizilimini diğer organlardaki genlere göre kıyaslar. Bu kıyaslamaları gen ürününün fonksiyonlarına göre hipotez kurmak için kullanırlar. Bu hipotezler, genler üzerinde bölgeye-yöneltilmiş değişiklik yapılarak, bunun yanında organın fenotipine ve/veya gen ürününün biyokimyasal fonksiyonlarına nasıl etki ettiği sorularak test edilirler.

 

Tüm makalelerin aynı yaklaşımı kullanmadıklarının farkında olmak, makalenin sorduğu ana soruları keşfetmeye yönlendirebilir.

 

Bu sorular nelerdir? İyi yazılmış bir makalede, daha önce de tanımlandığı gibi Giriş, genelden özele, son olarak da çerçeveleyen bir soruya ya da bir dizi sorulara gider. Bu iyi bir başlangıçtır. Ayrıca deney sonuçları da yazarın cevaplayabileceği sorular doğurur. Bu sorular genelde Sonuçlar içinde belirgin olur.

 

 

b. Makalenin ana fikri nedir? 

 

Bu soru ilk olarak yazının özetine göre cevaplandırılabilir. Burada yazarlar düşündükleri kilit noktalara dikkat çekerler. Bu yeterli değildir, çünkü özetlerde genellikle çok sıkı kelime kısıtlaması vardır. Buna rağmen bu özetler bir başlangıç noktasıdır. Her şeye rağmen makaleyi aklınızda bu soruyla okumanız gerekir.

 

 

c. Bu sonucu destekleyen deliller nelerdir?

 

Genellikle, Sonuç bölümünden bu konuda bayağı iyi fikirler edinilebilir. Buluşların tanımı, ilgili figür ve tabloları işaret eder. Bu yöntem, ortada bir noktayı vurgulayacak öncelikli bir deney yoksa en kolayıdır. Ama sonucu desteklemek için birkaç farklı deneyin ya da sonuçların toplanması yaklaşımı da sıkça kullanılır. Örneğin, ilk deney sonucunun birden fazla yorumu olabilir ama daha sonrakilerde bu yorumlardan birisi öne çıkar.

 

İdeal durumda, tartışma "Bu kanıt sonucu üç yönden destekliyor ... Birincisi,... İkincisi,... vb." bölümüyle başlar. Yazının anlatımı kötü ise sorunlar çıkabilir. Yazarlar genelde bu tipin kısa özetini sunmuyorlar ve bunu yapmayı okuyucuya bırakıyorlar. Şüpheci biri bazı durumlarda mantıksal yapının zayıf olduğunu ya da amacın ihmal edildiğini öne sürebilir. Bu gibi bir durumda, veriler ve sonuçlar arasındaki ilişkinin anlaşıldığından emin olunmalıdır.

 

 

d. Veri gerçekten sonuçları destekliyor mu?

 

Bunu yapmanın en büyük avantajı, sonucun sağlam olup olmadığını değerlendirmeyi sağlamasıdır. Eğer verilerin güvenilir olduğunu düşünülürse (Sonraki bölüme bakınız), verinin hala yazarların ulaşmak istediği sonucu desteklememe ihtimali var. Bunun olmasının en az iki yolu var:

 

  1. Yorumun ve verinin arasındaki mantıksal bağlantının sağlam olmaması.
  2. Veriyle tutarlı başka yorumların da olması.

 

Araştırmanın önemli parçalarından biri, yazarların bir soruya birden çok yaklaşımla cevap verip vermediklerine bakmaktır. Kanıtın çok yönlülüğüne sahipler mi, farklı yönlerden sonucu destekleyebiliyorlar mı? Eğer kanıt tek yönlü ise, farklı bir yönden yorumlanması daha uygundur, birden fazla yaklaşım daha ikna edicidir. 

 

Aranacak bir diğer şey de, yazarların yorumlarında ima ettikleri ya da gizledikleri varsayımlardır. Eğer çalışma sahasını en ince ayrıntısına kadar anlaşılmadıysa, bu; yapması zor bir şeydir.

 

 

e. Kanıtların kalitesi nedir? 

 

Bu acemi ya da uzman fark etmeden cevaplanması en zor sorudur. Aynı zamanda genç bir bilim insanı olarak öğrenilmesi gereken en önemli beceridir. Bu, diğerlerine nazaran daha pasif bir bilgi ve fikir alıcısından daha üretici ve eleştirel bir değerlendirmeciye büyük bir yönlendirmeyi içerir. Bu kolay olmamakla birlikte ustalaşması yıllar alan bir şeydir.  Yeni başlayan bilim insanları genellikle "Ben kimim ki bu otoriteleri sorguluyorum? Bu kadar önemli yayınlarda yayımlanan tüm bu makalelerden sonra, yazarların haklı bir duruşları olmalı ve çalışma uzmanlar tarafından eleştirel bir görüşle incelenmiş olmalı." düşüncesinde oluyorlar. Ne yazık ki, durum her zaman böyle değil. Genelde, kanıtları değerlendirme becerisini geliştirmek, eleştirel bir bilim insanı ve okuyucu olmanın en önemli ve en zor özelliklerinden biridir.

 

Kanıtları nasıl değerlendirebilirsiniz?

 

İlk olarak, deneylerde kullanılan yöntemleri tam olarak anlamanız gerekiyor. Genelde bunlar çok az anlatılır ya da hiç bahsedilmez. Detaylardan genelde bahsedilmez ama daha önemlisi yazar genelde okuyucunun alanda kullanılan genel deney yöntemleri hakkında bir bilgisi olduğunu varsayar (immunoblotting, klonlama, genetik metodlar veya DNase I footprinting gibi). Eğer bu bilgiden yoksunsanız, yukarıda belirtildiği gibi veriyi değerlendirmeden önce temel yöntemlerle ilgili kendinizi bilgilendirmek için ekstra efor sarf etmeniz gerekir.

 

Bazen, eğer önemliyse yöntemlerin detaylarını araştırmak zorunda kalabilirsiniz. İnternetten basılı kaynaklara ulaşımın kolaylaşması, belgelerin zor bulunan kopyalarını araştırmak gibi zor yöntemlerin yerini alarak bunu kolaylaştırdı. Bu süreç ile ilgili yazılı kaynakların geniş kapsamlı bir listesi Arizona Üniverstesi Bilim Kütüphanesi tarafından geliştirildi, üniversitedeki bölümlerin çoğunun herhangi bir bilgisayar üzerinden erişim izni var. Arizona Sağlık Birimleri Merkezi'ndeki ikinci bir liste ise başka yazılı kaynakları da içeriyor ve ona da üniveristedeki bilgisayarlardan ulaşılabiliyor.

 

İkinci olarak, yöntemlerin limitlerini bilmeniz gerekiyor. Her yöntemin limiti var ve eğer deneyler doğru yapılmazsa doğru yorumlanamaz.

 

Örneğin, immunoblot çok sık kullanılan bir yöntem değildir. Belli bir çizgide seyreden proteinlerde sinyal artar (en azından "çizgisel" devam eder), ancak belli bir miktarın üzerine çıktığında sinyalde artış görülmez. Bu sebeple, bu yöntemi düzgün kullanmak deneysel yolların çizgisel sırada olduğunu gösteren standart kavisi gerektiriyor. Genellikle yazarlar bu standart kavisi göstermez ama bu gibi kavislerin yapıldığının belirtilmesi gerekmekte. Eğer böyle bir belirtme görülmezse bu kötü yazının gidişatının sonucu da olabilir, yapılmamış da olabilir. Eğer yapılmadıysa, koyu bir şerit "Burada şu miktarda protein ya da bilinmeyen miktarda fazla protein bulunmaktadır." anlamına gelebilir.

 

Üçüncü olarak, önemle, verinin ne gösterdiğini ve yazarların gösterdiğini söylediği şeyler arasındaki farkı ayırt edebilmelisiniz. İkincisi genelde yazarın yorumudur ve yorum olduğu belirtilmez. Yazılar genelde "x figüründeki veri şunu göstermektedir ki..." gibi ifadeler kullanırlar. Bu yazarın veri hakkındaki yorumudur. Okuyucu aynı şekilde mi yorumlamalıdır? Yazarların gösterdiği şeyi gerçekten gösterdiğine emin olmak için veriyi dikkatle incelemek gerekir. Bu ancak yöntemler ve limitleri kavranırsa etkili biçimde yapılabilir.

 

Dördüncü olarak, kopyası yerine orijinal belgeye ya da onun elektronik karşılığına bakmak genellikle yardımcı olur. Özellikle yarım tonlanmış figürlerin, jel resimleri gibi resimlerin, otomatik radyogramların fotokopisinde kontrast bozulur (genellikle artar) ve veri eksik sunulur.

 

Beşinci olarak, uygun kontrollerin yapılıp yapılmadığı sorulmalı. Kontroller doğanın deney şartları altında beklendiği gibi davrandığını gösterir. Eğer kontroller eksikse, sonuçların deneyde ne olduğunu doğru olarak gösterdiğinden emin olmak zordur. Kontrollerin nerede olduğunu sorma ve onları arama alışkanlığını edinilmelidir.

 

 

f. Sonuçlar neden önemlidir?

 

Sonuçlar bilgi dağarcığına önemli bir gelişme sağlıyor mu? Yeni bir kavrayış edinilmesini hatta yeni araştırmalara yönelimi sağlıyor mu?

 

Bu soruları cevaplamak araştırma alanını iyi tanımayı gerektiriyor.

 

 

Kaynak: Little, J. W., & Parker, R. (2010, September). How to read a scientific paper. Retrieved from http://www.biochem.arizona.edu/classes/bioc568/papers.htm

 

Çeviri: Oğuz Bolgi (Evrim Ağacı), Bilge Büyükdemirtaş (Evrim Ağacı), Irmak Subaşı (Evrim Ağacı), Oğuzhan Beğik (Evrim Ağacı)

 

Düzenleme: Tuğçe Köseoğlu (Evrim Ağacı)

 

Düzenleme ve Yayın: ÇMB (Evrim Ağacı)


6 Yorum