Uzaydaki Veri Merkezleri: Yapay Zekâ ve Veri İşleme Dünya'nın Yörüngesine mi Taşınıyor?
BBC Science Focus Magazine
Bu Makalede Neler Öğreneceksiniz?
- Uzayda geliştirilen Starcloud-1 gibi yapay zekâ destekli veri merkezi uyduları, Dünya'nın artan veri işleme ihtiyacını karşılamak için enerji ve su tasarrufu sağlayan yenilikçi çözümler sunuyor.
- Uzay veri merkezleri, yüksek güneş enerjisi potansiyeli ve soğuk ortam avantajıyla, büyük veri işleme ve yapay zekâ uygulamalarını yörüngede gerçekleştirebilir, böylece veri transfer yükünü azaltabilir.
- Devasa uydular ve takım uyduların yörüngeye yerleştirilmesi planları, uluslararası uzay hukuku ve çarpışma riskleri gibi önemli zorluklar içerirken, bu teknolojiler gelecekte veri güvenliği ve işleme kapasitesini artırabilir.
Kasım 2025'te yörüngeye ulaşan sıra dışı bir uzay aracı, yepyeni bir dönemin habercisi olabilir. Küçük bir buzdolabı büyüklüğündeki Starcloud-1 adlı bu araç, uzayda karmaşık yapay zekâ görevlerini yerine getirmek üzere tasarlanmış gelişmiş bir NVIDIA çipi taşıyordu. Peki neden? Çünkü uzay aracının arkasındaki ABD merkezli girişim olan Starcloud, uzayın veri işleme alanında bir sonraki büyük sınır olabileceğini düşünüyor. Öyle ki, şirket gelecekte Dünya'nın veri işleme ihtiyacının önemli bir kısmını karşılayacak, şehir büyüklüğünde devasa yapıların uzayda inşa edildiğini görebileceğimize inanıyor.
Starcloud'un kurucu ortağı ve CEO'su Philip Johnston bu durumu şöyle açıklıyor:
Bu sayede devasa miktarda yenilenebilir Güneş enerjisine erişebiliyoruz ve bu veri merkezlerini serin tutmak için devasa miktarlarda tatlı su harcamamıza gerek kalmıyor. Bu durum, Dünya'nın kaynakları üzerindeki çok büyük bir yükü ortadan kaldırıyor.
Yapay zekânın ChatGPT üzerindeki basit sorulardan karmaşık modellemelere kadar hızla gelişmesi, dünya çapında enerji talebinin aniden fırlamasına neden oldu. Yeryüzündeki veri merkezleri, elektrik şebekelerinden devasa miktarlarda güç çekiyor. Öyle ki 2024 yılında dünya çapındaki tüm veri merkezleri 415 teravatsaat, yani küresel elektrik tüketiminin %1,5'i kadar enerji harcadı. Bu merkezleri soğutmak da muazzam miktarlarda su gerektiriyor.
Güneş'ten gelen bol enerji ve soğuk ortamıyla uzay, veri merkezlerini yerleştirmek için potansiyel olarak ideal bir konum sunuyor (her ne kadar uzay boşluğunda uydulardan ısıyı uzaklaştırmak hala bir zorluk olsa da). Veri merkezlerinin buraya yerleştirilme ihtimali, Avrupa Komisyonu da dahil olmak üzere çeşitli kuruluşların yoğun ilgisini çekti.
Sunulan potansiyel ödüller gerçekten çok büyük. Fransa'daki uzay üreticisi Thales Alenia Space'te üst düzey bir yönetici olan Xavier Roser, ulaştıkları temel sonucun, bunun umut verici bir çözüm olduğu yönünde olduğunu belirtiyor. Peki, bunun için neler yapılması gerekiyor ve uzaydaki verilerin geleceğinde bizi neler bekliyor?
Enerjiye Aç Sistemler
Dünya'daki veri merkezleri muazzam miktarda enerji kullanıyor. Verileri depolayan ve işleyen bilgisayarlarla dolu bu binalar, on binlerce eve yetecek kadar, yani yüzlerce megavatlık güç tüketebiliyor. Örneğin Facebook'un sahibi olan Meta, Louisiana'da Hyperion adlı bir veri merkezi inşa ediyor ve bu merkezin 2028 yılında tamamlandığında her gün beş gigavat güç kullanması bekleniyor.
Bu bilgisayarları soğutmak da ayrı bir büyük zorluk teşkil ediyor. Bu işlem genellikle fanlar ve soğutucularla hava soğutmasına veya ısıyı uzaklaştırmak için suyla sıvı soğutmasına dayanıyor. Tek bir veri merkezi günde milyonlarca litre su tüketebiliyor. Yeni veri merkezleri inşa etmek aynı zamanda yavaş ve zorlu bir süreç; donanımlar hızla eskiyebiliyor ve gereken çok sayıda bilgisayar ile diğer ekipmanları barındırmak için geniş arazilere ihtiyaç duyuluyor.
ABD merkezli uzay veri şirketi Lonestar'ın CEO'su Christopher Stott, durumu şöyle özetliyor:
İnsanlar, verinin insanlık tarihindeki en değerli emtia olduğunu fark etmeye başlıyor. Her şeyin yürümesini veri sağlıyor. Değer kaybetmiyor, aksine değeri giderek artıyor.
Uzaydaki veri merkezleri, verileri Dünya'daki bilgisayar korsanlarından korunaklı bir şekilde depolamaktan yapay zeka modellerini eğitecek makineler sağlamaya kadar yeryüzündeki sistemlerle aynı yetenekleri sunabilir. Üstelik uzay veri merkezleri; iklim ölçümleri ve yörüngedeki uydular tarafından sürekli kaydedilen Dünya görüntüleri gibi, uzayda üretilen muazzam miktardaki verinin bir kısmını doğrudan yerinde de işleyebilir.
Çin'deki Zhejiang Üniversitesinde veri merkezi soğutması ve termal yönetimi konusunda uzmanlaşan ve Ekim 2025'te uzay veri merkezlerinin geliştirilmesi üzerine bir makale yayımlayan araştırmacı Ablimit Aili, görüntüleme uydularının çok büyük miktarda veri ürettiğini belirtiyor. Bazı uyduların günde yaklaşık 50 terabayt veri üretebildiğine dikkat çeken Aili, bu verinin doğrudan yörüngede analiz edilebilmesi halinde Dünya'ya gönderilmesi gereken veri miktarının önemli ölçüde azaltılabileceğini söylüyor. Bu analiz sürecine örnek olarak, yapay zekânın bir orman yangınına ait hangi görüntülerin en kullanışlı olduğunu seçmesi verilebilir.
Tek Parça Dev Uydular
Uzayda verileri işlemenin birkaç yolu bulunuyor. Bunlardan biri, diğer uydular veya yerdeki operatörler için görevleri yerine getirebilen, tıpkı Starcloud-1 gibi yapay zeka çipleriyle donatılmış özel veri merkezi uydularını fırlatmak. Bir diğeri ise uyduları kendi verilerini işleyebilecek gelişmiş yeteneklerle donatmak. ABD'deki The Aerospace Corporation'ın sivil ve ticari politika direktörü Dr. Brian Weeden, konuya ilişkin beklentilerini şu sözlerle aktarıyor:
Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.
Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.
Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.
Bence en büyük değişim, uyduların yörüngede şu an yapabildiklerinden çok daha fazlasını yapabilmesi olacak. Bu durum, uzayda nasıl algıladığımız, iletişim kurduğumuz ve işleri nasıl yürüttüğümüz konusunda yepyeni bir yetenekler dünyasının kapılarını açabilir.
Uzay çok soğuk olmasına rağmen bir vakum ortamı olduğu için ısıyı bir uydudan uzaklaştırmak oldukça zordur. Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS), çok geniş Güneş panellerinin yanı sıra ısıyı istasyondan uzaklaştırmak için devasa radyatörlere de sahiptir. Uzay veri merkezlerinin de benzer donanımlara ihtiyacı olacaktır. Roser, bu gereksinimi açıklarken bir yanda büyük Güneş panelleri için altyapıya, diğer yanda ise sistemi soğutacak radyatörlere ihtiyaçları olduğunu belirtiyor.
Dünya'nın veri işleme ihtiyacının önemli bir bölümünü gerçekten uzaya taşımak için tek parça devasa uydulara veya binlerce uydudan oluşan takım uydulara ihtiyaç duyulacaktır. Örneğin Starcloud, gelecekte toplamda 16 kilometrekarelik Güneş panellerine sahip yörüngesel bir veri merkezini fırlatmaktan bahsediyor. Bu, New York'taki Central Park'ı bile gölgede bırakacak kadar büyük bir alan demek. Mississippi Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne bağlı Hava ve Uzay Hukuku Merkezinin yönetici direktörü Michelle Hanlon, böylesine devasa uyduların uluslararası toplumun henüz gerçekten üzerinde düşünmediği yepyeni bir kavram olduğuna dikkat çekiyor.
Bu tür devasa nesneler Dünya'dan çok uzağa, yüksek yörüngelere yerleştirilse bile, benzer konumlarda çalışmaya çalışan diğer uydular için ciddi bir çarpışma riski oluşturabilir. Hanlon bu potansiyel riskleri şöyle değerlendiriyor:
Bu kadar büyük şeylerden bahsettiğinizde, bazı ülkelerin itirazlarıyla karşılaşabilirsiniz. Aslında diğerlerini o uzay alanını kullanmaktan fiilen alıkoymuş oluyorsunuz.
Yine de Hanlon uzay veri merkezlerinin arkasındaki fikrin mantıklı olduğunu düşünüyor. Uzayın sunduğu sayısız harika kaynağı kullanmak için bu işin peşinden gidilmesi gerektiğine inanan Hanlon, devasa uydularla ilgili planların ilerlemesi durumunda mutlaka sorunlar ve anlaşmazlıkların ortaya çıkacağını da sözlerine ekliyor.
Bu denli büyük uyduları düzenleyecek uluslararası bir kurum henüz bulunmuyor. Uyduların lisanslanması, tıpkı ABD'deki Federal Havacılık İdaresi gibi her ülkenin kendi düzenleyici kurumlarının sorumluluğunda kalıyor. Tüm bu idari sorunlar çözülse bile böylesine büyük uyduların gerçeğe dönüşüp dönüşmeyeceği hala belirsiz. Weeden bu zorluğu şu sözlerle ifade ediyor:
Uzay camiası olarak onlarca yıldır uzayda büyük yapılar inşa etmekten bahsediyoruz. Ancak bunu fiilen gerçekleştirmenin çok zor olduğu her seferinde kanıtlandı.
Dev Takım Uydular
Avrupa Komisyonu, 2023 yılında Thales Alenia Space tarafından yürütülen ve ASCEND adı verilen, uzay veri merkezlerinin uygulanabilirliğine yönelik bir çalışmayı finanse etti. Haziran 2024'te yayımlanan bu çalışma, projelerin teknik olarak uygulanabilir olduğunu ve tek engelin geliştirme süreleri olduğunu ortaya koydu. Soğutma için suya ihtiyaç duyulmaması, ayrıca Dünya üzerinde ısı kirliliğine ve çevresel hasara yol açabilecek arazi kullanımından kaçınılması büyük bir avantaj olarak değerlendirildi. Roser, uzay veri merkezlerinin Dünya'nın veri işleme yükünün önemli bir kısmını üstlenebileceğini belirtiyor.
Roser, dünya çapındaki pazarın %5 ila 15'ini hedeflemenin iyi bir başlangıç noktası olacağını ifade ediyor. Örneğin büyük yapay zeka modelleri uzayda eğitilebilir ve veriler radyo dalgaları ile lazerler aracılığıyla yeryüzüne iletilebilir. Ancak kısa gecikme ve iletişim süreleri gerektiren daha basit ChatGPT sorgularının büyük ihtimalle Dünya merkezli kalmaya devam etmesi bekleniyor. Avrupa Uzay Politikası Enstitüsünün Kasım 2025'te yayımladığı bir rapora göre, tek parça devasa veri merkezi uydularına bir diğer alternatif ise binlerce küçük uydudan oluşan takım uyduları yörüngeye fırlatmak.
Başka amaçlarla hizmet eden büyük takım uydular çoktan uzaya yerleştirildi. Örneğin, SpaceX'in şu anda aktif 14 bin uydunun 9 binden fazlasını oluşturan Starlink takım uyduları, Dünya'daki özel yer istasyonlarına yüksek hızlı internet sağlamak için kullanılıyor. Ancak yörüngede uydular arası çarpışmalara yol açmadan birden fazla devasa takım uyduyu idare edip edemeyeceğimiz meçhul. Bugüne kadar uzayda yalnızca tek bir büyük çarpışma yaşanmış olsa da (2009'da çalışan bir ABD Iridium uydusu ile hizmet dışı kalmış bir Rus Cosmos uydusu arasında), uzmanlar yakın zamanda daha fazlasının olabileceğinden giderek daha çok endişe duyuyor.
Yakın zamanda yapılan bir çalışma, Dünya'nın yörüngesinin o kadar sıkışık hale geldiğini, uyduların halihazırda düzenli olarak yapmak zorunda kaldıkları manevraları durdurmaları halinde sadece üç gün içinde büyük bir çarpışmanın yaşanacağını öne sürdü. Londra Üniversitesi'nde uluslararası uzay hukuku profesörü olan Sa'id Mosteshar, gelecekteki şirketlerin SpaceX'in geliştirme aşamasında olan devasa Starship roketinin yardımıyla yapmayı planladığı devasa takım uydu projelerine şüpheyle yaklaştığını belirterek, "Mega takım uydular halinde çok sayıda uyduyu yörüngeye yerleştirme konusunda oldukça şüpheliyim." diyor. Starlink gibi takım uydulardan atmosfere yeniden giren uyduların sayısının da hızla arttığına dikkat çeken Mosteshar, günde bir veya iki uydunun Dünya atmosferine geri döndüğünün tahmin edildiğini belirtiyor.
Bu durumun gezegen üzerindeki etkisi henüz tam olarak bilinmiyor. Bazı araştırmalar, sayıları giderek artan uyduların atmosfere yeniden girişi sırasında yanacak büyük miktardaki metalin ozon tabakasına zarar verebileceğini öne sürüyor. Profesör Mosteshar bu belirsizliği şöyle özetliyor:
Henüz hiç kimse bunun ozon tabakasını etkilemeyeceğinden emin değil. Çevresel olarak ne gibi sonuçlar doğuracağını gerçekten bilmiyoruz.
Geleceğe Yönelik Planlar
Şimdilik, veri merkezi planları çok daha küçük ölçeklerde ilerliyor. Johnston, Starcloud'un ilk uydusunun uzayda Google'ın Gemini yapay zeka modelinin bir versiyonunu çalıştırdığını ve görevin şu ana kadar sorunsuz ilerlediğini belirtiyor. Johnston, bu adımı şöyle değerlendiriyor:
Bu sistem, uzaydaki ilk yüksek güçlü grafik işlem birimi olma özelliğini taşıyor. Daha önce uzayda çalıştırılan her şeyden yaklaşık 100 kat daha güçlü.
Johnston, Starcloud-1'in Gemini'nin ilk versiyonunu çalıştırmanın yanı sıra, uzayda ilk kez yeni bir yapay zeka modelini de eğittiğini söylüyor. Johnston bu ilginç deneyi, "Modeli Shakespeare'in tüm eserleri üzerinde eğittik. Artık bize sürekli Shakespeare'den alıntılar yapıyor." şeklinde esprili bir dille anlatıyor. Şirket, Ekim 2026'da müşterilerin ücret karşılığında kullanabileceği ilk tamamen ticari uydusu olan Starcloud-2'yi fırlatmayı planlıyor.
Johnston'ın belirttiğine göre bu yeni uydu, Güneş panelleri açıldığında yaklaşık 30 metrelik bir kanat açıklığına sahip olacak; Starcloud-1'e kıyasla 100 kat daha fazla güç üretecek ve 10 kat daha fazla bilgi işlem gücü barındıracak. Üstelik uzaya veri merkezi fırlatan tek şirket Starcloud değil. Lonestar şirketi de 2024 ve 2025 yıllarında ABD'li Intuitive Machines şirketine ait iki iniş aracına yerleştirerek Ay'a iki veri depolama cihazı fırlattı. Ancak her iki araç da inişi başarıyla tamamlayamadı. Stott, ilk görevin ABD Bağımsızlık Bildirgesi'nin bir kopyasını başarıyla iletmesi ve ikinci görevin fırlatmadan hemen sonra aktif hale gelmesi nedeniyle bu görevlerin Lonestar açısından yine de bir başarı olarak kabul edildiğini söylüyor.
Stott, "Ne yazık ki iniş aracının devrildiğini izledik, ancak tüm testlerimizi inişten önce yapmıştık." diye ekliyor. Ancak Lonestar'ın hedefleri Starcloud'unkilerden biraz farklı. Şirket, yapay zeka için işlem gücü sağlamaktan ziyade verilerin bizzat uzayda depolanmasını hedefliyor. Stott'a göre bunun faydası, verilerin hacklenme veya kasırga gibi bir doğal afette kaybolma riski olmadan uzayda dünyadakinden çok daha güvenli bir şekilde saklanabilmesi.
Başlangıçta verileri Dünya yörüngesinde depolamayı planlayan Lonestar, bir gün gerçekten derin güvenlik gerektiren bilgiler için Ay gibi daha uzak konumları da değerlendirmeyi düşünüyor. ABD'deki Axiom Space'in de aralarında bulunduğu birkaç şirket daha yörüngesel veri merkezleri fırlatma planlarını çoktan duyurdu. Bu planların ne kadar ilerleyeceği ve ne kadar etkili olacağını ise zaman gösterecek. Ancak bu teknolojiye ilk adımı atmaya karar veren şirketler veya ülkeler için ufukta pek çok fırsat olabilir. Roser'ın belirttiği gibi, Avrupa bu sistemlerde öncü bir rol oynayabilir ve diğer ülkeler de bu yarışta yer almak için can atıyor olabilir.
Evrim Ağacı'nda tek bir hedefimiz var: Bilimsel gerçekleri en doğru, tarafsız ve kolay anlaşılır şekilde Türkiye'ye ulaştırmak. Ancak tahmin edebileceğiniz gibi Türkiye'de bilim anlatmak hiç kolay bir iş değil; hele ki bir yandan ekonomik bir hayatta kalma mücadelesi verirken...
O nedenle sizin desteklerinize ihtiyacımız var. Eğer yazılarımızı okuyanların %1'i bize bütçesinin elverdiği kadar destek olmayı seçseydi, bir daha tek bir reklam göstermeden Evrim Ağacı'nın bütün bilim iletişimi faaliyetlerini sürdürebilirdik. Bir düşünün: sadece %1'i...
O %1'i inşa etmemize yardım eder misiniz? Evrim Ağacı Premium üyesi olarak, ekibimizin size ve Türkiye'ye bilimi daha etkili ve profesyonel bir şekilde ulaştırmamızı mümkün kılmış olacaksınız. Ayrıca size olan minnetimizin bir ifadesi olarak, çok sayıda ayrıcalığa erişim sağlayacaksınız.
Makalelerimizin bilimsel gerçekleri doğru bir şekilde yansıtması için en üst düzey çabayı gösteriyoruz. Gözünüze doğru gelmeyen bir şey varsa, mümkünse güvenilir kaynaklarınızla birlikte bize ulaşın!
Bu makalemizle ilgili merak ettiğin bir şey mi var? Buraya tıklayarak sorabilirsin.
Soru & Cevap Platformuna Git- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- Çeviri Kaynağı: BBC Science Focus Magazine | Arşiv Bağlantısı
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 23/06/2026 21:16:38 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/23204
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.
This work is an exact translation of the article originally published in BBC Science Focus Magazine. Evrim Ağacı is a popular science organization which seeks to increase scientific awareness and knowledge in Turkey, and this translation is a part of those efforts. If you are the author/owner of this article and if you choose it to be taken down, please contact us and we will immediately remove your content. Thank you for your cooperation and understanding.