Tıp Bir Bilim Dalı Mıdır?

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Tıbbın bir bilim dalı olup olmadığı uzun süredir tartışılmakta olan bir konudur. Tartışma dahilinde irdelenen önemli bir soru ise tıbbın bir bilim mi yoksa sanat mı olduğu sorusu yatmaktadır. Bu sorulara net ve nihai bir cevap vermek her zaman kolay olmasa da, birçok kişinin yapma hatasına düştüğü gibi "Tıp bir bilim değildir." diyerek kestirip atmak doğru olmayacaktır.

Tıbbın bilim olup olmadığını tanımlayabilmek için öncelikle bilimin tanımlanması gerekmektedir - ki bu pek de kolay bir iş değildir. Ancak bilimin temel metodolojisinden yola çıkarak bilimin ne yaptığı kabaca da olsa sorgulanacak olursa, tıbbın bilimselliğine yönelik işlevsel bir analiz yapmamıza yarayacak kadar bilgi edinebiliriz: Bilim insanları, etraflarında süregelen olay ve olguları gözlemleyen, halihazırda var olan bilgi birikiminden yola çıkarak bunlara yönelik hipotezler geliştirerek açıklamalar yapmaya çalışan, bu hipotezlerini test eden, yanlışladıklarını eleyen, doğruladıklarını ise elimizdeki bilimsel bilgi birikimine ekleyerek insanlığın bilgi dağarcığını genişleten insanlardır. 

Bu açıdan bakıldığında tıp, tartışmasız olarak bir bilim dalıdır: Zira hekimler, kendilerine gelen hastaları incelerler, gösterdikleri semptomlara bağlı olarak sıkıntılarının sebebini yansıtacak bir açıklama geliştirmeye çalışırlar, bunu yaparken halihazırda var olan bilgi birikimimizden faydalanırlar, bu açıklamalarından yola çıkarak bazı tedavi yöntemleri uygularlar, başarısız olanlardan vazgeçip, başarılı olanlara odaklanarak hastalık ile tedavi arasında bağlantılar kurarlar ve böylece insan-hastalık ilişkisine dair bilgi dağarcığımıza katkı sağlarlar. Hatta hekimler, karşılaştıkları nadir hastalıkları veya bazı hastalıklara karşı keşfettikleri yeni tedavi yöntemlerini hakemli dergilerde yayınlayarak tıp biliminin akademik bilgi dağarcığını genişletirler. Tüm bunlar göz önüne alınacak olunursa, tıbbın bir bilim dalı olmadığını iddia etmek akıl dışı gibi gözükmektedir.

Lakin bilim, sadece burada izah ettiğimizden ibaret değildir. Örneğin bilimin en önemli yapıtaşlarından birisi tekrar edilebilirliktir. Örneğin, kütleçekiminin doğasını açıklamaya çalışan fizik oldukça mutlak gözükmektedir: Serbest olarak bırakılan bir topun istisnasız olarak her seferinde yere düşeceğinden, bırakılan topun havaya doğru fırlamayacağından emin olabiliriz. Bunu on milyon defa da denesek her seferinde top yere düşecek, havaya fırlamayacaktır. Ne yazık ki tıp için aynı şey geçerli değildir: Bazı tedavi yöntemleri, bilimin diğer sahalarında gördüğümüz kadar tekrar edilebilir değildir. Birçok hastalığın her seferinde birebir aynı patikayı takip etmediği bilinmektedir. Birebir aynı semptomlara sahip iki hastaya birebir aynı ilacın verilmesi, birebir aynı iyileşme süreçlerini tetiklememektedir. Yani stokastisite (belirsizlik ve rastgelelik), tıpta çok daha fazla karşımıza çıkmaktadır.

Ne var ki bu, tıbbı bir bilim olmaktan tek başına diskalifiye etmeye yetecek geçerli bir durum değildir. Zira bu, tıbbın bilimin hangi kategorisine ait olduğuyla ilgili bir durumdur ve bilim, genel olarak iki büyük kategoriye bölünebilir: temel bilimler ve uygulamalı bilimler. Temel bilimler; fizik, kimya, biyoloji gibi Evren'in yapıtaşlarını ve çalışma prensiplerini anlamamızı sağlayan bilim dallarıdır. Adlarından da anlaşılacağı gibi, diğer bilim dallarına ve insanlığın Evren'e yönelik anlayışına bir "temel" oluştururlar. Ancak bilim bundan ibaret değildir. Yukarıda izah ettiğimiz temel bilim metodolojisini kullanan bazı diğer bilim dalları, temel bilimlerden aldıkları bilgileri ürüne dönüştürürler. Mühendislik ve tıp, bunun en meşhur ve yaygın bilinen iki örneğidir.

Uygulamaları bilimleri bilimden saymayıp da, bilimi sadece temel bilimlerden ibaret görmek hatalı olacaktır. Çünkü günümüzde temel bilimlerin kendi araştırmalarını sürdürebilmesi çoğu zaman uygulamalı bilimler sayesinde elde ettiğimiz araçlara bağlıdır; öyle ki, iki bilim kategorisinin birbirine muhtaç olduğu bile düşünülebilir. Örneğin, uygulamalı bilimlerin ürünü olan mikroskop, teleskop, bilgisayarlı tomografi, vb. ürünler olmasaydı, bugün keşfedebildiğimiz ve Evren'i anlamak için kullandığımız sayısız olay ve olguyu keşfetmemiz imkansız olurdu. Elbette ki bu, uygulamalı bilimlerin temel bilimlerden üstün olduğu anlamına gelmemektedir; zira bir mikroskobun ya da teleskobun çalışma prensipleri, temel bilimlerden gelen bilgilerimize dayanmaktadır. Dolayısıyla bu iki büyük bilim kategorisi birbirini tamamlayan ve sürerli kılan parçalar gibi düşünülmelidir.

Her ne kadar anlaması ve kabullenmesi kimi zaman çok kolay olmasa da, tıbbı "temel bilgi üretmiyor" diye bilimlerden dışlamak doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Bu, birazcık şuna benzemektedir: İnsanın ürettiği aletler doğal mıdır, yapay mıdır? Sonuçta insan doğal bir canlıdır; doğal yöntemlerle ve evrimsel süreç sayesinde var olabilmiştir. Dolayısıyla onun ürettiği aletleri neden "yapay" olarak görmekteyiz? Sonuçta doğa bizleri yaratamamış olsaydı, biz o ürünleri yaratabilecek miydik? Nihayetinde o ürünleri yaratan da bir nevi doğanın kendisi değil midir? İnsan zekası, Evren'in "kendi kendini anlama ve tanıma aracı" olarak görülemez mi? Biz, Evren'den ayrı düşünülemez, doğal bir ürün değil miyiz? Bunlara kesin yanıtlar vermek zor; ancak tıbbın bilim olup olmadığı ile ilgili tartışmada yol gösterici olması açısından önemlidir. İnsanın bilgi birikiminin bir uzantısı olan ve bilimin temel metodolojisini takip eden tıbbı, bilimden ayrı görmemiz, bilimin uzantısı olarak analiz etmememiz hata olacaktır.

Peki tıp neye "uygulanmaktadır"? Sonuçta mühendislik; fizik, kimya, biyoloji gibi alanlardan gelen verilerden yola çıkarak pratik alet ve edevat üretmektedir. Yani yaşamlarımıza "uygulanmaktadır". Peki ya tıp? Tıp, çok genel bir perspektiften bakılacak olursa, özellikle biyoloji başta olmak üzere kimya, biyokimya, biyofizik gibi temel bilim sahalarından gelen verileri Homo sapiens isimli hayvan türüne uygulama işine verilen isimdir. Yani tıp, bilim-dışı bilgi türlerinde genellikle gördüğümüz "düzensiz ve birikimsiz ilerleme" sürecine tabi değildir; tam tersine, tıpkı diğer bilim dalları gibi birikerek ilerler. Ancak amacı temel bilgi üretimi değil, üretilen temel bilgiyi kendi türümüze uygulayarak kendimizi daha iyi tanıma ve sorunlarımızı giderme işidir. Bu bakımdan sanatın önemli parçalarını barındırdığı doğrudur. Lakin bir şeyin sanatsal açılarının olması, o işin bilimsel olmadığı anlamına gelmez. Zira astronomi gibi çok temel bilimler de, alandaki en ünlü isimlerce sıklıkla bir çeşit "Evren'i anlama sanatı" olarak tanımlanmıştır. Bırakın astronomiyi, bilimin kendisini bile bu şekilde tanımlayanlar bulunmaktadır! Tabii bu, sanatın çok keskin hatlarla tanımlanamıyor oluşundan da kaynaklanabilmektedir.

Tıbbın bilimselliği ile ilgili tartışmalardaki bir diğer nokta da öngörü problemidir. Yine fizikten örnek verecek olursak: Eğer ki topa etki eden kuvvetlerin her birini bilebiliyorsak, topun hangi noktaya düşeceğini neredeyse kesin bir şekilde hesaplamamız mümkündür. Kuvvetler aynı kalmak kaydıyla o topu 1500 defa da fırlatsanız, neredeyse tamamında aynı ve önceden hesaplanabilir olan o noktaya düştüğü görülecektir. Ancak tıp bilimi dahilinde bir hastalığın geleceğini tahmin etmek çok ama çok güçtür. 

Bu durum da aslında tıbbın değil, tıbbın içerisinden doğduğu ve bilgi birikiminin kalbinde yer alan biyolojinin "suçu"dur. Temel bilimlerde fizikten biyolojiye doğru gittikçe belirsizlik artar: Fizik, fizikokimya, kimya, biyokimya ve biyoloji şeklinde basamaklı bir inceleme yaptığımızda, biyolojinin en fazla belirsizliği, rastgeleliği, olasılık-temelli durumu barındıran bilim dalı olduğu görülecektir. Bunun en güzel örneği, bir metalin ısınması sırasında her bir milisaniyede kaç santigrat dereceye ulaşacağını %100'e yakın netlikle önceden hesaplayabiliyor olmamıza rağmen, ellerinizi arka arkaya, durmaksızın çırptığınızda avucunuzun kızarma miktarının ve bu kızarmanın zamana bağlı değişimi gibi basit olayların bile hesaplanamıyor oluşudur. Biyolojideki süreçler çok daha "olay-odaklı" ve "duruma bağlı"dır. Fizikte bir top (hatta iki top) her seferinde aynı şekilde yere düşerken, biyolojide (veya tıpta) birebir aynı şekilde ve miktarda enfekte edilen bir kişi (hatta iki kişi) asla aynı biçimde hasta olmamakta, aynı semptomları birebir aynı şiddette göstermemekte, aynı sorunlardan muzdarip olmamaktadır. Öyle ki, olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkileri de muğlaktır: Kimi zaman, örneğin tüberkül basili ile enfekte edilmesine rağmen bazı insanlar hiç hasta olmazken, bazı diğerleri ciddi anlamda hasta yatağına düşebilmektedir!

Bu noktada devreye giren bir diğer önemli konu da, tıptaki özelleşme miktarıdır. Ne yazık ki birçok insan tıbbı hastanelerde gördükleri pratisyen hekimlerden ibaret saymaktadırlar. Pratisyen hekimler, halk sağlığı konusunda en önemli unsurlardan birisidir. Onlara ne kadar fazla şey borçlu olduğumuz tartışılmazdır! Lakin pratisyen hekimlerin görevi bilim üretmek değil, eğitimi süresince öğrendiği teknikleri (ki bu teknikler tamamen bilim-odaklı ve bilim-temellidir) hastaya uygulamaktır. Örneğin bir acil servis doktorunun bilime yeni bilgiler katmak gibi bir amacı yoktur. Bu bakımdan onların icra ettikleri iş birazcık daha "sanatsal"dır. Burada sanatsalı tırnak içinde kullandık, çünkü yaptıkları iş bilgi birikimi, el becerisi ve donanım gerektirmesi bakımından "sanatsal" olsa da, içeriğinde zihinsel tatmin veya sorgulama amacı gütmemesi bakımından sanatsallığı da tartışmalıdır.

Öte yandan "spesiyalist" olarak da bilinen uzmanlar da sıklıkla hastalara da bakıyor olsalar da, bu hastalara birer "hasta" olarak değil, "deney örneği" veya "denek" olarak bakarlar. Bu kulağa "korkutucu" ya da "soğuk" geliyor olabilir; ancak bu özünde Hollywood etkisinden başka bir şey değildir. Zira her bilim insanının incelediği bir "unsur" ("denek") vardır. Bir astronom için bu unsur "Ay" olabilir, bir etolog için bu unsur "şempanze" olabilir, bir uzman hekim içinse bu unsur "insan"dır. Her bir hasta, ayrı bir dünya, temel Evren yasalarına boyun eğmek zorunda olan yeni bir gezegen gibidir ve uzman hekimin görevi, elde bulunan verilerden yola çıkarak bu "gezegeni" tanımlamaktır. Bu emek ve çaba sırasında nice ilginç vakayla karşılaşılır ki bu "ilginçlikler", biz insanların kendisini tanımak yolunda önemli adımlar atması bakımından çok büyük öneme sahiptir.

Dolayısıyla, toparlayacak olursak, tıbbın bilimselliği iddia edildiği kadar tartışmalı değildir ve olmamalıdır da! Tıp, verilerden yola çıkarak sonuçlara ulaşma işidir. Bu sürecin içerisinde çok büyük miktarda bilimsel düşünce, mantıklı sorgulama, olasılıkları sistemli bir biçimde eleme gibi faktör bulunduğu gibi, "el işi" ve "bilgi donanımı" bakımından önemli miktarda sanatsal unsuru da bünyesinde barındırmaktadır. Lakin temellerinin biyolojik bilimlerden geliyor olmasından ötürü, tıp içerisinde de tıpkı biyolojide olduğu gibi bol miktarda belirsizlik bulunmaktadır. Bu belirsizlikler kimi zaman tamamen kaotik olduğu için tespit etmesi mümkün olmayabilir. Kimi zamansa henüz elimizde yeterli veri, bilgi ve teknoloji bulunmuyor oluşu çeşitli analizleri güçleştirmektedir.

Ancak ne olursa olsun, tıbbı bir bilim olarak görebilen hekimler sayesinde, insan doğasının karmaşık yapısını çok daha iyi anlayabilmekte, bu uygulama bilim dalından elde ettiğimiz verilerden yola çıkarak, temel bilimler sahasında önemli keşifler ve atılımlar yapabilmekteyiz. Örneğin insan hastalıklarına yönelik tedavi yöntemlerinde nasıl araçlara ihtiyacımız olduğunu tespit etmekte, bunu yaparken insanların fizyolojik, anatomik, morfolojik ve hatta psikolojik özelliklerinden yola çıkarak kararlar almaktayız. Buna bağlı olarak türümüzün "parçalarını" daha iyi tanımakta, bundan yola çıkarak da insanın Evrim Ağacı üzerindeki yerine dair daha sağlam fikirler geliştirebilmekteyiz. Sonuçta unutmamak gerekiyor ki insanı anlamaksızın diğer türlerle olan akrabalıklarımızı kıyaslamamız pek mümkün değildir. 

Bu bakımdan, tıbbı sadece "tedavi olmaktan" ibaret görmek büyük bir hata, en azından ciddi bir eksiklik olacaktır.

 

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Mens Sana Monographs
  2. Quora
  3. Medicine (Wikipedia)
  4. Kevin, MD

Beyin Taramaları İnsanların ‘’Öldürmeyi’’ Nasıl Haklı Kıldıklarını Gösterdi!

Kalbiniz Kırıldığı Zaman Beyinde Neler Oluyor?

Yazar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Yazar

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim