Zaman varlığından bir haber yaşadığımız, sözde belirli bir yöne doğru aktığını düşündüğümüz bir kuvvet bence. İnsan olma haliyle zamanı belli periyotlara bölerek hükmetmeye çalışıyoruz ya da sadece biz algılıyoruz. Kurduğumuz düzeni sürdürmek, kavramları algılamak kullandığımız süje ya da bizzat ruh diye algıladığımız bir bütün belki de. Sonuçta eskiden her şeyi doğaya göre planlardık, şimdiyse ona belli şekillerde söz geçirmeye çalışıyoruz.
Ölüm özne için bir sessizlik hali, ama onu algılayan yakınları için bir yoksunluk yokluk durumu. Eskiden insanlar vefat ettiğinde değerli eşyalarıyla gömülürdü. Ölüye saygıda kusur edilmez ve sevenleri tarafından yaşatılırdı. Bu inanç hemen her dinde var gibi. Ağıt yakma, yakarış, mumyalama vs...
Ne zaman ölürüz diye sorarsak eğer, benim kendi adıma vereceğim cevap söylenecek bir şey kalmadığı an olur. Düşünme, anlama, duyumsama yetilerini kaybettiğimizde ölürüz ama belki de ağaçlar gibi toprağın altında birbirimize çeşitli mesajlar göndermeye devam ederiz. Kemiklerimiz fosilleşip toprağa karışır ve insanoğlu olarak bilgi birikimimizle bu fosillerden yakıt elde ederiz.
Yanlış hatırlamıyorsam Faraday hiçbir açığa çıkan hiçbir enerjinin kaybolmadığını kanıtlamıştır. İnsan hem madde hem ruh ya da zihin dediğimiz bir bütünse şayet bence ölmez. Zihinlerimiz körelir sadece. Beş duyuya ilave altıncı his dediğimiz şeyler vs.. 90'lar sineması harikadır. İzleyin derim. Hele bugün geldiğimiz noktadan bakınca zamanı nasıl dönüştürdüğümüz üzerine baya güzel örneklerle dolu.
Konu felsefe olduğu için biraz uçuk kaçık bir yazı oldu. Sürç-i lisan ettiysem affola...