Puan Ver
0
Puan Ver

Tanrı'nın varlığının kanıtladığını varsayarsak dinlerin akıbeti ne olur?

Dinler genel olarak inanca dayalıdır. İnanç da kesin olmayan bilgiye karşı duyulabilir. O zaman tanrı'nın varlığı bilimsel olarak ispatlandığında inanç esaslarına dayalı dinlerin sisteminde bir çöküş olur mu?

4
Anonim 0
4 Cevap

Aslında dinlerin ve Tanrı inancının kanıtsız olma anlamında inanca dayanması gerektiği fikri çoğu insanın düşündüğünden daha modern bir fikir. Yüzyıllar boyunca Tanrı hakkında yazıp çizen filozofların ortak görüşü Tanrı inancının bariz ve makul şüpheye yer bırakmayan bir şekilde kanıtlanabileceği yönündeydi. Antik Çağ'ın yanı sıra Orta Çağ ve Yeni Çağ'da da en meşhur filozofların tamamı bunu bir şekilde var sayarlar. Tanrı'nın varlığının aklı başında herkesin kolaylıkla bunun doğruluğunu görebileceği şekilde kanıtlanabilir olduğu hem İslam felsefesinin belli kollarında, hem de Katolik Kilisesi'nde standart görüş gibi görünüyor. Bu nedenle kesin kanıtın dahi dini inançla bağdaşmaz olduğundan emin değilim ben. Dini inançla bağdaşmaz olan nokta Tanrı'ya dair her şeyin akıl tarafından kavranabileceğinin iddia edilmesi olurdu. Ama Tanrı'nın var olduğunun bilinebilir olduğunu iddia etmek Tanrı'ya dair hiçbir gizemin kalmadığını söylemek olmazdı. Dolayısıyla belli açılardan 'inanç' Tanrı kanıtlansa da hala muhafaza edilmiş olurdu.

Sorulan soruya dair bazı ufak tefek problemlerden bahsederek yanıtımı bitireyim:

1. Bir şeyin bilimsel kanıtının kesin olduğu varsayımı doğru değil. Bilim yanılabilirlik içerir. Çoğu bilimsel kanıt olasılıksal ve dolayısıyla revize edilebilirdir.

2. Tanrı kanıtlansa bile bu hangi dinin doğru olduğunun kanıtlanmasını gerektirmezdi. Dolayısıyla belki Tanrı'nın varlığı kanıtlansaydı bile dinlere duyulan inanç sayesinde dinin soruda bahsedilen, kanıtlanmamış olma anlamındaki 'inanç' yönü varlığını sürdürebilirdi. Ancak belirttiğim gibi, inancın bu şekilde anlaşılması gerekmiyor. 

3. Dinler kanıtlanabilseydi dahi inanç doğruluğunu kanıtlayabildiğin şeyin tamamen kavrayamadığın taraflarını doğru kabul etmek olarak görülebiliyor inanç ve akıl ilişkisine dair literatürde. Mesela Tanrı'nın var olduğunu ve Hristiyanlık'ın hak din olduğunu gösteren gerekçelere sahip olduğumuzu düşünen bir Hristiyan üçlemenin/teslisin akılla kavranamayan bir şey olmadığını düşünüp buna inanabilir. Bu tür bir inanç dolaylı yoldan gerekçelendirilmiş olsa da bilinmeyene duyulan bir inanç olurdu her halükarda. Benzer bir şekilde İslam'ın hak din olduğunu düşünmek için iyi gerekçelerimiz olduğunu düşünen bir Müslüman da kader meselesini çözememesine rağmen inanmaya sahip olduğu gerekçeler ışığında devam edebilirdi. Bu durumda dinin doğruluğu olmasa da dinin spesifik doktrinlerinin doğruluğu soruda bahsedilen anlamda inancın nesnesi olduğundan denilen anlamda dini inancın var olması yine mümkündür.

2

Tanrı eğer varsa kusursuz olmalıdır ve gönderdiği din de kusursuz olmalıdır ancak elimizde kusursuz bir din göremiyorum

her birinde çelişki bilime aykırılık içeriyor

her hangi bir mucize günümüzde yaşanmıyor

0
Puan Ver
0
Puan Ver

Yaşadığımız şu zaman diliminde, dört binin üzerinde aktif din bulunuyor gezegenimizde. Mantıksal olarak yaklaştığımızda her aktif dinin bir de aktif tanrısı olacaktır. Bu tanrıların yaşları, 'dünya görüşleri' dilleri de farklı olacaktır. Birbirleriyle 21. Yüzyıl ölçütleri içinde anlaşabileceklerini düşünmek bile mizah ötesi.

Yaklaşık, altı bin yıl önce din savaşlarının yazılı kayıtlarına Sümer tabletlerinde rastlıyoruz. Göbeklitepe'yle ilgili bilgilerimiz arttıkça din savaşları tarihinin daha gerilere gideceğini düşünebiliriz...  

Kaynaklar İkenderiye Kitaplığının yok edilmesiyle, Hypetia'nın öldürülmesiyle günümüz uygarlığına çok geçikmeli ulaşıldığını yazıyor... Bu engel, doğa dinlerinden Hıristiyanlık'a geçiş yıllarında oluşuyor. Dünyada uygarlık gelişimini engelleyen din savaşlarının sayısını bilmemiz olanaksız...

Şimdilerde dört bin küsur tanrının 'gerçekliğe doğuşunu" düşünmek bile akla neler getiriyor... Kâbus gibi bir şey...  

Esen Yel / 07 Haz 2019

0
Puan Ver
0
Puan Ver

Tanrı kavramı veya varlığı soyut bilgilere dayanmakta, soyut bilgilerle açıklanmaktadır. O nedenle bilimin konusu değildir.

Şayet olur da bir gün bu konuda somut bir veriye ulaşılırsa, işte o zaman bilimin ilgi alanına girer ve bu konuda gerekli araştırma yapma zorunluluğu doğar. Durum böyle olunca da Tanrı'yı gerçek anlamda tanımlayan dinler sonsuza değin yaşarlar. Diğerleri ise çöpe gider.

0
Cevap Ver
Bu soruya cevap vermek için lütfen
Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“İnsanlar nadiren gerçeklerle yüz yüze gelirler; ancak birçoğu hemen pılını pırtını toplayıp hiçbir şey olmamış gibi oradan uzaklaşırlar.”
Winston Churchill
Geri Bildirim Gönder