Bence hayat yaşamaktan ibaret. Ölümden sonrası ister reenkarnasyon, ister ahiret, ister farklı bir bilinç (reenkarnasyon benzeri ama farklı bir tür), belki de simülasyon kaskını kafandan çıkarmakla sonuçlansın; ölümüne kadar giden o yol, senin eşsiz hayatındır. Evren; bu atomik dizilimi, bu DNA dizilimini, bu çevresel etken farklarını, yaşadığın dönemi ve aileni... Bunların hepsini aynı anda ve aynı şekilde asla tekrar oluşturmayacak.
Atomik ve DNA dizilimin (dikkat, öznel fikrimdir) belki tekrar oluşabilir, hatta bunun bilinci tekrar sen bile olabilirsin; çünkü bana göre bunun doğmadan önceki halinden bir farkı yok. Ama bu hiçbir şeyi değiştirmezdi. Sen, ben ya da bir başkası... Yaşanan hayatın, çekilen zorlukların ve mutlulukların armağanı bizzat yaşamın kendisidir. Hayat, yaşadıklarından ibarettir. Başkasının ne düşündüğü değil, senin ne yapmak istediğin önemlidir (başkalarının hayatını kısıtlamadan tabii, çünkü onlar da en az senin kadar 'yaşıyor').
Anlamın sadece 'yaşamak' olması kötü bir şey değil. Herkes için anlam farklı olabilir ama var olduğunu, yaşadığını ve kendi hayatını bizzat şekillendirdiğini biliyorsun. Tadabileceğin zevkleri de acıları da tanıyorsun. Belki hepsi seni mutlu etmez ama hayat tek seferlikse, yaşamak ve 'sen' olmak bu hayatın asıl anlamıdır. Başkalarının kurguladığı ya da istediği (örneğin spesifik olmayan bir tanrı inancı gibi) değil, hayatın asıl anlamı senin varlığındır. Son olarak şunu eklemek isterim: 'Hayat bir çift bacak ve gidebildiğin yol kadar.'