Merhaba
Renk deyince aklıma gökkuşağının o ahenkli yansıması gelir hep :))renklerin bizde belli duyguları uyandırması sihirli ya da rastlantısal bir şey değil; biyoloji, deneyim ve kültürün birlikte çalıştığı zihinsel bir süreç. Yani evet, bu büyük ölçüde zihinsel bir olay, ama kökleri sadece zihinde değil, bedenimizde ve yaşadığımız dünyada. Renk dediğimiz şey, ışığın farklı dalga boylarının gözümüzdeki koni hücreleri tarafından algılanmasıyla ortaya çıkıyor. Bu sinyaller doğrudan beynin sadece “görme” ile ilgili alanlarına değil, duyguların işlendiği limbik sisteme de gidiyor. Bu yüzden renkler sadece “görülmüyor”, aynı zamanda hissediliyor (Elliot & Maier, 2014).Beyin, renkleri estetik olsun diye değil, hayatta kalmaya yardım etsin diye önemsemeyi öğrendi. Evrimsel süreçte çevreyi doğru ve hızlı yorumlayabilen bireyler avantaj sağladı. Renkler de bu hızlı yorumlamanın kısa yollarından biri oldu.
Mavi , Gökyüzü, deniz, ufuk :))) en huzur verici renk.[1] Evrimsel olarak mavi tonlar genellikle tehlikesiz, geniş ve sakin ortamlarla ilişkilendirildi. Bu yüzden mavi, sinir sistemini yavaşlatma eğiliminde. Nabzı düşürüyor, rahatlatıyor. Goethe bunu çok şiirsel bir şekilde ifade eder. Mavi, insanı içine çeker; huzur verir ama aynı zamanda derin bir düşünce hâli yaratır.”(Goethe, Theory of Colours)
Kırmızı ise tam tersi bir hikâye anlatıyor. Kan, ateş, olgun meyve, uyarı işaretleri… Evrimsel geçmişimizde kırmızı genellikle aciliyet, tehlike ya da yüksek enerji anlamına geliyordu. Bu yüzden kırmızıya maruz kaldığımızda kalp atışımız hızlanabiliyor, heyecan ya da öfke hissedebiliyoruz. Darwin bu durumu duyguların bedensel ifadesiyle ilişkilendirir ve şöyle der “Güçlü duygular, bedende renk değişimleriyle kendini gösterir.”(Darwin, The Expression of the Emotions in Man and Animals, 1872)
Yeşil ise doğrudan hayatta kalma ile bağlantılı. Suya yakınlık, bitki örtüsü, besin.İnsan beyni için yeşil, tarihsel olarak “güvende olabilirsin” sinyali taşıyor. Bu yüzden yeşil tonlar rahatlatıcı, dengeleyici ve iyileştirici olarak algılanıyor. Modern psikoloji de bunu destekliyor; doğa manzaralarının kaygıyı azalttığı defalarca gösterildi (Ulrich, 1984).
Bu konunun bir de kültürel tarafı var. Batı’da beyaz saflıkken, bazı Asya kültürlerinde yas rengidir. Kırmızı bir yerde aşk, başka bir yerde tehlike demektir. Yani renk-duygu ilişkisi doğuştan gelen eğilimlerle, sonradan öğrenilen anlamların üst üste binmesiyle oluşur.
Bana kalırsa çıkardığım en sade sonuç :))) ;renkler bize bir şey öğretmez; atalarımızdan kalan bilgiyi hatırlatır. Bu yüzden bir renge baktığımızda önce düşünmeyiz, önce hissederiz. Çünkü hissetmek, düşünmekten çok daha eskidir.
Kaynaklar
- Hatice Kutbay. (). Kendi Kişisel Yorumum Ve Bu Konuda Okuduğum Yazılar.