Yeni Soru Sor
Paylaşım Yap
Tüm Reklamları Kapat
Sorulara Dön
Nehir İli
Nehir İli
3,930 UP
Üye
8

Ölümü gerçekten algılayabiliyor muyuz?

Gerçekten ölüm bizim aklımızın alabileceği bir şey mi?
1,077 görüntülenme
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
  • Dış Sitelerde Paylaş
  • Soruyu Takip Et
  • Raporla
  • Mantık Hatası Bildir
Tüm Reklamları Kapat
2 Cevap
Fatih Aslan
Fatih Aslan
21K UP
Okur

İnsanın diğer canlılardan bir farklı yok. Canlılık, dünyada milyar yıldan daha üzün bir süredir var. Dünyanın kaynakları sınırlı ve aynı kaynaklar sürekli geri dönüşüm ile yeniden kullanılıyor. Ölüm, evrimsel süreçte her yeni neslin, değişen çevre şartlarına adapte olması gereken en büyük mekanizmalardan birisidir.

Ölümden sonra yaşam hiç bir bilimsel temeli olmayan, sadece dinlerde geçen bir inanıştır.

Biyolojiye göre, bir kedi ölünce ne olucaksa, insada o olucaktır. Bedenini oluşturan moleküller yeniden toprağa karışıp ya daha sonraki bir canlının yada cansız bir nesnenin bir parçasını olacak.

Tüm Reklamları Kapat

4
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
  • Dış Sitelerde Paylaş
  • Raporla
  • Mantık Hatası Bildir
Yasin Kayalar
Yasin Kayalar
179K UP
Bilim ve felsefe okuru

Zamanın akıp akmadığı yani zaman kavramının var olup olmadığından bile emin değiliz. Şimdi diyeceksiniz ki ama var deneyimliyoruz. Doğru ancak deneyimlemek yine de var olduğu anlamına gelmez. Einstein gerçekte zamanın almadığını düşünüyordu. Bu şu demek ki zaman akmıyorsa ama bize akıyor gibi geliyorsa o halde zaman sabit ama biz zamanın içinde hareket ediyor deneyimi yaşıyoruz demektir ve bilinclerimiz bu algıyı yaratıyor demektir.

Diğer bir yönüyle zaman akıyorsa zamanın göreli olması nedeniyle bizim milyar dediğimiz yıl evren için bir an bile olabilir. Çünkü şuanda zamanın evren için ne hızda aktığını bilmiyoruz. Kendi lokal evren bölgemiz içindeki zamanı bizler deneyimliyoruz. Oysa mega ölçekte evren için zaman kavramı ya yukarıdaki gibi yoktur yada varsa bile çok uzun mesafelerde evren ışık hızından bile çok daha hızlı genişlediği için zamanın akma hızı inanılmaz bir durumda olabilecektir. Yani evrenin hesaplanan 13.8 milyar yıllık yaşı bile evren için sadece bir an veya daha kısası bile olabilecektir. Zaten bu 13.8 milyar yaş hesabını biz kendi lokal evrenimizin göreli olarak bulunduğu konumdan hesaplayarak ölçüyor ve buluyoruz. Bu şu demek ki bizim varlığımızın yani var oluşumuzun geçmişe doğru zaman ölçeklemesini yapmış oluyoruz. (bulunduğumuz lokal evren bölgemizin zamanını hesaplamış oluyoruz. )Ancak bu mega ölçekte bir anlam ifade etmez. Çünkü bulunduğumuz lokal evren bolgesi zamanın içine belli bir anına hapis ve 'zaman duvarları' ile çevrili olsa da bu sadece lokal bölgenin kendisi için geçerli. (Birbirine kütle çekimi ve karanlık madde gibi etkilerle bağlı olan lokal tüm galaksi sistemleri ve galaksi kümeleri ile). Bu lokalligin ötesinde ise uzun mesafelerde zamanın akma hızı inanılmaz boyutlara ulaşır. Öyle ki evrenin zaman tutarlılığı bile yitiyor bile olabilir. Bu da herşeyin bildiğimiz şekline göre anlamını yitirmesi demek. Hayatımız zaten kozmik ölçeklerde bir sanise bile değil demek. Bu inanılması ve kavranması zor gerçek karşımızda duruyor zaten. Bu yüzden asıl anlaşılması güç olan siz de fark ettiyseniz şu haliyle zamanın var olması ve bizim de bunu bir şekilde deneyimleyebiliyor oluşumuz. Bu manzarada ve bu bilgilere göre aslolan zaten zamanın varlığı değil aslolan zaten sonsuzluk ve bize çok daha 'yakın' olan şey de bu demek.

Diğer yandan 'kavranamazlığın' nedeni 'mantığın' ve 'mantık kurallarının' sonradan var olmasıyla açıklanır. Yani birşeyleri anlayabiliyor olmamız 'anlama' denen şeyin kendisinin de sonradan var olması nedeniyle. Bu yüzden herşey kendi içinde ve evren içinde tutarlılık taşıyor. Baş ve sona 'uzanınca' ise herşey anlamını yitirmeye ve anlaşılmaz hale gelmeye başlıyor. Yani birşeyleri anlayabilmemiz de böyle bir tabloda kural ve aslolan değil demektir. Bilincimiz içinde bulunduğu şartlara göre evrimleşebilecek şekilde var oldu. Ama bu düşünüldüğü kadar basit bir şey değil. Öyle ki deneyimlediğimiz zaman kavramını bilinclerimiz olusturuyorsa bu durumda beyin hücreleri var oluş kazanmaları ile bir tür ön programlamadan geçerek bu deneyimi oluşturabilecek hale geliyor demektir. Bunun sonu ise algıladığımız hiç bir şey mutlak değil demektir. Yani herşeyi beyinlerimiz bize işleyip sunuyor demektir. Hiç birşey bilinçlerimizden bağımsız haliyle bildiğimiz şeklinde değil demektir. Gördüğümüz algıladığımız renklerin var oluş sebebi sadece dışımızdaki evren değil dışımızda herşey atom ve atom altı parçacıklardan ibaret. Eğer kuantum fiziğine gireresek herşey etkileşen dalga yapıdaki frekans ve titresimlerden ibaret. Gördüğümüz renkler ve herşey ise beynimizin işleyip bize 'o şekilde' sunduğu şeyden ibaret. Bu yüzden gerçekliği bilinen şekli ile bilinclerimiz (nöronlarımız kollektif bir çalışma ve veri işleme ile) türetiyor demek. Bilinçlerimizden bağımsızlasıp dış dünyaya çıksak gerçekte algıladığımız hiç birşeyin algıladığımız biçiminde olmadığını görürdük. Zaten bu yüzden kuantum fiziginde geldiğimiz nokta da gözlem veya etkileşimin sınırına dayanmış olarak tanımsız bir duruma veya paradoksa ulaşmakla sonuçlandı. Çünkü bir sınırı dayanıldı. Mesela görmenin görenden bağımsız bir olgu olamayacağı sınırına. Çünkü görmenin tanımında iki şey vardır. 'Gören' ve 'görülen'. Görüleni tanımlarken göreni de tanımlamak zorundasınız. Çünkü görmek de mutlak bir kavram veya özellik değildir. Eğer öyle olsa görenden bağımsız olgu tanımlaması yapabilir ve görüleni görenden bağımsız tanımlayabilirdiniz. Oysa bu yapılamıyor. Ne yaparsak ne edersek edelim kendimizden bağımsız bu sınırın ötesine ulaşamıyoruz. Çünkü görmek evren içinde sanıldığı gibi görüleni görenden bağımsız olarak gerçekleşen bir eylem değil. Gören ve görülen (ışık yolu) ile zorunlu olarak etkileşime girmeden 'görmek' olgusu asla gerçekleşemez. Bu evrendeki her tür etkilesim için geçerli. Mutlaka etkileşim (bilgi iletimi) kurulmalı. Bu yüzden hiç bir şey birbirinden mutlak bağımsız değil demektir. Milyarlarca yıl önceki bir ışık gökyüzüne bakınca gözünüze geliyor ve uzak bir yıldızı görüyorsunuz. Bu şekilde milyarlarca yıl önce o yıldızdan çıkmış ışık gözünüze 'girmiş' oluyor ve etkileşim kurmuş oluyorsunuz. İşte gerçekliğin gerçek tablosu budur. Yukarıdaki kavranamazlık sınırı da aynı nedenlerden kaynaklanıyor. Gören kendine yönelip kendini tanımalaya çalışınca olay bir paradoksa ve çıkmaza giriyor. Çünkü kendinden bağımsız olamıyor. Bu da sonsuz bir tanımlanamaz döngü demek. Zaten bu paradoksun matemetikte kümelerde de karşılığı var. Kümelerin kümesinin kümesi diye gidiyor. Hangi kümeyi ele alırsanız alın kendisi de bir kümeye dönüşüyor ve küme olarak tanımlanabiliyor. Kavranamazlık sorgulanmaya başlayınca da aynı çıkmazla karşılaşıyoruz. Çünkü kavramlar kendi içinde (kendi kümesi içinde) anlamlı ve tutarlı iken küme dışına çıkmaya başlayıp da sınırlara uzanınca (örneğin hayatın başı sonu veya evrenin başı sonu gibi sınırlar) ise herşey kaçınılmaz olarak bir çıkmaza giriyor. Tüm bu sebeplerle Aradığımız ve algıladığımız var olduğunu sandığımız mutlak gerçeklik yok herşey ama herşey göreli durumda. Bu insanın tüylerini diken diken eden 'ürperten' tablo karşısında bana sorarsanız ölümü anlayamıyoruz demek abes olur çünkü biz aslında gerçekte varoluşu ve hayatı anlayamayan bir durumdayız.

Tüm Reklamları Kapat

(Not: bir ateiste göre tüylerimizin diken diken olması kiprilerdeki savunma mekanizmasıyla açıklanır. Ağlamak da gözün yıkanmasının faydaları vs ile. Oysa gerçekte durum (yukarıdaki gibi) anlam nedeniyle 'ürpererek' diken diken olan tüylerimiz bizr başka bir gerçeği anlatıyor. Tıpkı kalbinizde ki derin acıyla ağladığınız ve beyninizdeki anlamın bedeninize hükmedip düşüncelerinizin bedenimizdeki maddenin durumunu belirlediği (plasebo etkisi) bu gerçekte saklı olan 'mucize' gibi. Son olarak bize bu kendi icinde tutarlı ve anlamlı hayatın ortaya çıkmasını sunan sebep her ne ise işte o sebep anlamları, tutarlılığı ve mantığı var ederek, görmeyi ve görülenin ortaya çıkmasını sağlayarak bu anlamları, kavramları ve hayat diye adlandırdığımız şeyin ortaya çıkmasını sağladı. )

238 görüntülenme
5
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
  • Dış Sitelerde Paylaş
  • Raporla
  • Mantık Hatası Bildir
Daha Fazla Cevap Göster
Cevap Ver
Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Gündem
Kafana takılan neler var?
Bağlantı
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Bu platformda cevap veya yorum sistemi bulunmamaktadır. Dolayısıyla aklınızdan geçenlerin, tespit edilebilir kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Ekle
Soru Sor
ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close