Hayvanların giyinme konusunda korunmaya insan kadar ihtiyacı olmadıkları biliniyor. Canlılar genelde ebeveynlerinden elde ettikleri, doğdukları ortamın çevre şartlarına uyum sağlamış bir şekilde doğarlar. İnsanlar ise çok hızlı bir kültürel evrim geçirdikleri ve çok hızlı şekilde Dünyaya, farklı iklimlere sahip coğrafi bölgelere yayıldıkları için biyolojik olarak bu şartlara uyum sağlayacak bedensel özellikler pek geliştiremediler. Bunun için yeteri zamanları olmadı. Çöl ortamı veya Amazonlar gibi soğuk olmayan elverişli ısı şartlarında yaşayan yerli insanların da çıplak ayakla gezebildiklerini, ayaklarına bakarsak ayak altlarının sert ve nasırlı olduklarını görürüz. Muhtemelen sıcak iklimlerde yaşayan insanlar giyinmeye, ilk olarak cinsel organları ve çevresini takılarla süslemeye başladıklarında başladılar. Güç ve iktidarın simgesi olan penis, bu güce ve iktidara çağrışım yapması için yine avladıkları güçlü hayvanların diş, pençe, dış uzuv veya postuyla süslediler. Aynı şekilde ilk dişi insanlar da cinsel organlarını güzel ve alıcı kuş tüyleriyle veya doğurganlığı, bereketliliği çağrıştıran çiçek gibi malzemelerle süslediler. Belki giyinme ilk bu şekilde başladı. Soğuktan korunma amacıyla değil, aksine karşı ve kendi cinsine kendi erkeklik gücü ve dişisel doğurganlığına dair belirgin işaretler vermek ve eş seçiminde daha iyi bir şansa sahip olmak için.. Şunu da iyi bilmeli ki bu bir haz veya şehvet duygusu içinde yapılan haylaz veya sapık bir eylem değildi. Doğurmak ve gelecek neslin çoğalmasını sağlamak hayati önem taşıyordu. Her doğan çocuk hayatta kalamıyordu ve çocuk ölümleri çok yüksekti. Çok çocuk sahibi olmak ve kabilede saygın bir konuma ulaşmak yaşlı bir insan için hayatta kalmanın ve yaşlı bakımı almasının tek garantisiydi. İnsanların eşlerini çok özenle seçmesi gerekiyordu.
Serin kalmak, yalnızca iri yapılı olanlar için değil pek çok memeli için büyük bir problemdir, özellikle de sıcak bölgelerde yaşayan ve uzun yürüme ya da koşma mesafelerinde aşırı miktarda ısı üretilir. Bu hayvanlar vücut sıcaklıklarının dikkatli bir biçimde düzenlemelidir, çünkü dokuları ve organları, özellikle de beyinleri, aşırı ısıdan dolayı hasar görebilir.
Memeliler aşırı ısınmaya karşı çeşitli taktikler geliştirmiştir. Örneğin, köpekler hızlı bir biçimde soluk alıp verirler, pek çok kedi türü genellikle daha serin olan akşam saatlerinde aktiftir ya da antilopların çoğunluğu burunlarından nefes alarak burunlarında bulunan küçük damarlar aracılığıyla damarlarındaki kanı soğutur. Fakat insanların da içerisinde yer aldığı primatlarda ise terleme, birincil stratejidir. Terleme, deri yoluyla atılan suyun vücut dışına çıktığında deriden aldığı ısı ile buharlaşması sonucu deriye serinlik kazandırır. Bütün bu vücut soğutma mekanizması, aynı prensibe (buharlaşma ile serinleme) göre çalışır, beyin ve diğer organların aşırı ısınmadan dolayı hasar görmesini engellemede ustaca geliştirilmiş bir yöntemdir.
Kürkü olmamasının yanı sıra, insanlar, olağanüstü sayıda ekrin bezi sahibidir. Bu sayı, 2 milyon ile 5 milyon arasında değişkenlik gösterir ve günde 12 litreye kadar ince, sulu ter üretilebilmesini sağlar. Ekrin bezleri, kıl kökleri yakınında kümelenmez, bunun yerine deri yüzeyine görece yakın bir yerde bulunur ve küçük porlar (delikler) aracılığıyla ter boşaltımı yapar. Çıplak derinin ve sulu terin bu kombinasyonu, terin direkt olarak kürkte birikmesinden ziyade doğrudan çıplak deride birikmesine sebep olur ve insanların aşırı ısınmasını engeller. Bu soğutucu sistemimiz sayesinde, sıcak bir günde yapılacak bir maratonda, atlara üstünlük sağlayabiliriz.Kas aktivitesinin içsel olarak ısı kazandığı yürüyüş ve koşu sırasında geçirilen zaman arttıkça, hominidler hem ekrin terleme becerilerini arttırdı, hem de vücut kıllarını kaybetti. Böylece aşırı ısınmaktan kaçınabildiler.Son yıllarda, araştırmacılar, insanların vücut kıllarını neden kaybettiklerine dair deliller bulabilmek amacıyla bitlere odaklandı. 2003 yılında University of Reading’den Mark Pagel ve John Radcliffe Hastanesi’nden Walter Bodmer; insanların, derilerindeki hastalık yayıcı bitlerden ve kıllara yerleşen diğer parazitlerden kurtulmak ve deri sağlığını korumak için kıllarını döktüklerini ileri sürdü. Diğer araştırmacılar ise, atalarımızın çıplak olmalarından ne kadar süre sonra "kıyafet" giymeye başladıklarına dair fikir sahibi olmak için kafa ve vücut bitleri üzerinde çalışmalar yürüttü. Her ne kadar, vücut bitleri kandan beslense de, kıyafetler üzerinde de yaşayabilir. Böylece, vücut bitlerinin kökeni, insansıların kıyafet anlayışlarının ortaya çıkmasına dair minimum bir tahmin sağlıyor. Organizmaların gen dizilimlerini karşılaştırarak, araştırmacılar, türlerin ne zaman ortaya çıktığına dair kabaca bir tahmin geliştirebilir. Bitlerde yürütülen böylesi analizler, kafa bitlerinin insanlarda başlangıçtan beri bulunduğunu ancak vücut bitlerinin daha sonra evrimleştiğini ortaya koyuyor. Bu türlerin ortaya çıkış zamanları, insanların “giyinmelerinden” yaklaşık bir milyon yıldan daha fazla bir süre önce çıplak olduklarına işaret ediyor.
Bence iklim koşulları ve vücudu sıcak tutma ihtiyacından öte, bu vücut mahremiyeti olgusu tarım devrimiyle gerçekleşti. Tarım devrimi M.Ö. 5000 - 8000 yıllarında, insanların sulak alanlarda topluluklar ve kabileler halinde yerleşik hayata geçtikleri, tarım yapmayı keşfettikleri zamanı temsil ediyor. Zaten sonrasında M.Ö. 3000 yıllarında Sümer kentleriyle yazı keşfediliyor ve kelimenin tam anlamıyla tarih sahnesi başlıyordu.
Ama bir düşünsene, tarihi dönemlerin öncesinde insanlar ilk zamanlarda hiçbir şey yapmıyordu. Yapmayı bilmiyorlardı. Sadece yemek bul, çiftleş, sığınak ara mantığı vardı. Yerleşik hayatın sonrasında ise kendilerine yeterince vakit ayırabilmeye başladılar ve kalan boş zamanlarında bir şeyler düşünmeye başladılar. Tanrının varlığı, insanın kendini önemli hissetme durumu, bir amaç için var olması gerektiğini düşünmesi. Dolayısıyla tarım devrimi sonrasında yerleşik hayata geçişte insanlar kendilerini önemli hissediyor ve öyle eskisi gibi dişi görür görmez üstüne atlamak yanlış kabul edilirdi. Bir şeyler artık öyle eskisi gibi olmamalıydı. O yüzden insanların bir güvenlik mekanizması olarak, dinlerin ortaya çıkmaya başlamasıyla beraber bunu dayattıklarını düşünüyorum. Sen benim karıma göz dikme, ben de seninkine dikmem. Ya da tecavüz edersen, hırsızlık yaparsan cehenneme girersin gibi.
İnsanların örtünmeye başlaması için bilince ihtiyaç vardır. Çünkü örtünmek benliksel bir durum olarak kendi farkındalığını ve diğer insanların varlığının farkındalığını gerektirir. Mahremiyet bu farkındalıkla ortaya çıkmıştır. Sanıldığı gibi ısınmak vs gibi şeyler değil tamamen insanın bilinç kazanması sonucu ortaya çıkan bir olgudur. Argo ve küfürlerin örtülmesi de aynı mahrem uzuvların farkındalığına bağlıdır ve ortaya çıkar. Yani argo ve küfürlerin ayıp olması toplumsal bir olgu değil benliksel bir olgu olarak ortaya çıkar. Çünkü bireyler kendi farkındalığını ve diğer insanların farkındalığına varmadıkca böyle bir olgu ortaya çıkamaz.
Mahremiyet dediğimiz yerler temel olarak cinsel organlardan oluşur. Bu bölgeleri kapatma ihtiyacı bence o bölgelerin görece vücudun diğer bölgelerine oranla daha savunmasız ama neslin devamlılığı içinde olmazsa olmazı olduğu için ayrıcalıklı bir şekilde korunmuş olmalı diye düşünüyorum.