Kusursuzluk, Ön Kabullerimizin Arka Yüzüdür!
Her ne kadar amacı bu olmasa da Gödel; matematiğin bile ancak ön kabullerimiz (Aksiyom, belit, postulat) ile kusursuz var sayılabileceği, ön kabullerimize bir anlığına bile olsa kuşku ile yaklaştığımızda onlara dayanan her disiplinin, matematik dahil, kusurlu hale geleceği bir mantıksal düzlemde; eğitim gibi, onu kusursuz kılmaya çalışacak olanı da (insanı) aşkın ve onunla değişip-dönüşen bir sürecin kusursuz olması olası değil.
Zira müfettişlik kurumunun-olgusalının ihtiyaç oluşu bile; o alanda beklenen, kaçınılmaz kusurların ön kabulünden başka bir anlam taşımaz.
Hele ki devinen bir evrende değişmeyen tek şeyin değişim oluşu, diyalektik temelde ele alındığında evrenimize içkin (evren dahil) hiçbir şeyin kusursuz olmadığı-olamayacağı, gerçek anlamda kusursuzluğun ölümle-hiçlikle eş değer olduğu-olacağı aşikardır.
Denetimin ihtiyaç oluşu veya denetleyecek olanı şeffalık, liyakat vb. kriterleri sorgulama yetkisi ile donatma ihtiyacı bile tek başına kusurun kaçınılmazlığının itirafı ve gelişmeye-geliştirilmeye-giderilmeye yönelik açık niyet beyanıdır.
Bu durumun, Gödel’in Eksiklik Teoremi ile çelişkisini giderebilmenin tek yolu; ön kabullerimiz üzerinden Gödel’in teoremini de çelişkiyi de yok saymaktır.
Nitekim inşa edilen eğitim sistemlerinde yapılan budur: “kusursuzluk” kısa-orta ve uzun vadeli planlama ve programlar ile ve ortaya konan hedefler üzerinden o hedeflere ulaşma yüzdesi ile sınırlı olmak üzere hayata geçirilenin görece adıdır. Mutlak “kusursuzluk” tanrılara bile yar değildir.
Belki de sorudan bağımsız olarak burada eğitime dair bir parantez açmak gerekir. O da eğitimin ne olup ne olmadığı ile ilgili olarak…
Her eğitim sisteminin öznesi insandır ve dayandığı bir felsefe vardır. İşte o felsefe nasıl, kim ve ne için insan yetiştirileceğinin özünü verir. Dolayısı ile toplumsaldır ve toplumsal dinamikler ile onları var eden ekonomik alt ile politik üst yapıya göbekten bağlıdır.
İşte buradaki temel felsefi tanımlama neyi içeriyorsa ve hedefliyorsa; kapsayıcılık, küresellik, kusursuzluk, denetlenebilirlik ve şeffalık gibi üst tanımlamalar da buna uygun olarak inşa edilir.
Örneğin bir burjuva için pragmatist felsefeye dayanan bir eğitim sisteminde kapsayıcılık, azgın sömürünün sorunsuz devamı için herkesi yabancılaştırıp yozlaştırmayı; küresellik, azgın sömürünün sınırları aşabilme hedefi için eğitim sistemin dünyanın her yerine ihracını; kusursuzluk azami kar’ı; denetlenebilirlik, insanların zabtu-rapt altına alınma yol ve yöntemlerinin hayata geçirilişini, şeffaflık ise göreli demokrasiyi ve profesyonel sahtekarlığı ifade eder.
Oysa kusursuzu hedefleyecek ve soru içeriğinde sıralanan kavramlara, insanlığın bugüne kadar yarattığı emek eksenli ortak değerler üzerinden, bilimsel temelde anlamlar yükleyecek olan bir eğitim sistemi elbette bir hak olarak herkesi kapsar, her kesimin ve özellikle içinde yer alanın denetimine açık olur, eğitimin taraflarınca yönetilir, planlanır ve icra edilir, öz denetim esastır ve şeffaflığı bu sağlar, liyakat emeğe ve yeteneğe göredir.
Buradan bilimsel kafalar ile yetişenler zaten sorgular. Fakat kusursuzluğu sadece bir hedef olarak ve sürekli gelişme şeklinde tanımlayıp devinimi ve değişimi, diyalektik bakışı ve bilimsel kuşkuculuğu kılavuz edinir.
Bunu icra edenler var (Bir zamanlar Sovyetler Birliği, şimdilerde Küba ve Özellikle Finlandiya), adına da Politeknik Eğitim denilmektedir. Sevgiyle…
Kaynaklar
- Prof. Dr. Veysel Sönmez. (2023). Eğitim Felsfesi. Yayınevi: Anı Yayıncılık. sf: 320.
- Pasi Sahlberg. (2019). Finlandiya Eğitim Devrimi. Yayınevi: Sola Unitas. sf: 294.
- Henri Lefebvre. (2021). Diyalektik Materyalizm. Yayınevi: SEL YAYINCILIK. sf: 116.