Merhaba
Bu konu gerçekten hassas ama aynı zamanda çok entelektüel bir konu. O yüzden sakin ve samimi bir yerden konuşmak en sağlıklısı. Kur’an ile evrim meselesi çoğu zaman “çatışma” gibi sunuluyor ama aslında mesele metnin nasıl okunduğuyla ilgili.
Şunu açıklamak lazım her şeyden önce Evrim teorisi modern biyolojinin temel çerçevesidir. Charles Darwin 1859’da yayımladığı On the Origin of Species adlı eserinde doğal seçilim yoluyla türlerin zaman içinde değiştiğini ileri sürdü ve “türler sabit değildir” fikrini ortaya koydu (Darwin, 1859). [1]Modern genetik ve paleontoloji bu çerçeveyi büyük ölçüde desteklemiştir. Evrim, canlılığın nasıl değiştiğini açıklamaya çalışır; yani “nasıl?” sorusuna cevap verir. Kur’an ise biyoloji kitabı değildir. Temel amacı insanın varoluşunu, sorumluluğunu ve Allah ile ilişkisini anlatmaktır. Yaratılış anlatımları daha çok teolojik ve ahlaki bağlamdadır. Ancak bazı ayetler evrim tartışmasının merkezine yerleştirilmiştir. En çok tartışılan konu Âdem’in yaratılışıdır. Kur’an’da “Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan yarattık” (Hicr 26) denir. Ayrıca “Allah katında İsa’nın durumu Âdem’in durumu gibidir; onu topraktan yarattı” (Âl-i İmran 59) ifadesi vardır. Klasik müfessirler bu ifadeleri literal biçimde anlamıştır. Örneğin İbn Kesir tefsirinde Âdem’in doğrudan ve özel bir yaratılışla var edildiğini açıkça belirtir (İbn Kesir, Tefsir). Bu klasik yoruma göre insan, başka bir canlı türünden türememiştir. Bu noktada biyolojik evrim ile literal yorum(dinin köklere bakan yönünü temsil eder) arasında bir gerilim ortaya çıkar.
Fakat iş burada bitmiyor. Kur’an’da aşamalı yaratılışa işaret ettiği düşünülen ayetler de vardır. “O sizi aşama aşama yaratmıştır” (Nuh 14) ifadesi buna örnektir. Yine embriyonun evreler hâlinde gelişimini anlatan Mü’minûn 12-14 ayetleri süreç fikrini gösterir. Bazı çağdaş yorumcular bu tür ifadelerin, yaratmanın bir anda değil, süreç içinde gerçekleşebileceğini ima ettiğini savunur. Bu yaklaşımı benimseyen modern düşünürlerden biri Fazlur Rahman’dır.[2] Rahman’a göre Kur’an’ın amacı bilimsel ayrıntı vermek değil, insanın Allah’a karşı sorumluluğunu hatırlatmaktır; dolayısıyla metni tarihsel bağlamı içinde okumak gerekir (Rahman, 1982). Bir başka dikkat çekici ayet de “Biz her canlı şeyi sudan yarattık” (Enbiyâ 30) ifadesidir. Modern biyoloji yaşamın su ortamında başladığını kabul eder. Bu ayet evrimi kanıtlamaz ama doğrudan çelişki de oluşturmaz. Aynı şekilde “topraktan yaratılma” ifadesi, bazı çağdaş yorumlarda insan bedeninin elementel kökenine, yani doğadaki maddelere işaret olarak anlaşılabilir belki.
Aslında insanların düşünüp takıldığı nokta şurada ki Antropoloji eğitimi almama rağmen benimde çok sorguladığım bir şey ;Eğer Âdem biyolojik anlamda ilk insan ve özel bir yaratılışla var edilmişse, klasik yorum evrimle uyuşmaz. Ama eğer Âdem vahiy alan, bilinç ve ahlaki sorumluluk kazanan ilk “insan” ise ve biyolojik süreç daha önce başlamışsa, o zaman evrim Allah’ın yaratma yöntemi olarak görülebilir. Bu ikinci yaklaşım modern İslam düşüncesinde az da olsa savunulmaktadır.
Bilim ve dinin alanları meselesi de önemli. Bilim mekanizmayı açıklar; din anlamı. Stephen Jay Gould’un “non-overlapping magisteria” (örtüşmeyen yetki alanları) kavramı bu ayrımı anlatır (Gould, 1999).[3] Herkes bu görüşü kabul etmez ama metodolojik olarak açıklayıcıdır.
Dürüst olmak gerekirse Kur’an’da “evrim vardır” ya da “evrim yoktur” diye açık bir ifade yoktur. Çatışma ya da uyum, büyük ölçüde yorum tercihlerine bağlıdır. Klasik literal yorum ile biyolojik evrim arasında ciddi bir gerilim vardır. Ama mecazi ve bağlamsal okuma ile evrim arasında zorunlu bir çelişki olduğu da söylenemez.
Bilimsel çerçevede ifade edecek olursak, evrim teorisini öğreten birçok araştırmacı ve akademisyen, ders ortamında metodolojik bir ayrım gözetir. Sınıfa girdiklerinde dini inanç alanına giren önermeleri değil, gözleme, deneysel veriye ve test edilebilir hipotezlere dayanan açıklamaları ele alırlar. Bu yaklaşım, bilimsel yöntemin temel ilkesi olan metodolojik natüralizme dayanır; yani doğa olaylarını açıklarken yalnızca doğal nedenlere başvurulur ve metafizik ya da teolojik kabuller analizin dışında bırakılır. İnanç ise epistemolojik olarak farklı bir kategoriye aittir. Dini kabuller genellikle vahiy, gelenek ve otoriteye dayanır; doğrulanabilirlik ya da yanlışlanabilirlik kriterine tabi değildir. Bu nedenle bilimsel eleştiri mekanizmalarıyla değerlendirilmesi her zaman mümkün değildir. Ayrıca inanç bireysel ve toplumsal kimliğin önemli bir parçası olduğundan, eleştirel karşılaştırmalara karşı daha duyarlı olabilir. Açıkçası insan bazen arada kalmıyor değil bu konuda iki aykırı yön ,grup gibi taraf olamıyor insan .[4]
Teşekkür ederim.
Kaynaklar
- Charles Darwin. (1859). On The Origin Of Species. Yayınevi: London John Murray..
- FAZIL RAHMAN. (1982). Islam And Modernity.. Yayınevi: University of Chicago Press..
- Stephen Jay Gould. (2011). Rocks Of Ages. Yayınevi: Random House Publishing Group.
- Hatice Kutbay. (). Kendi Fikrim.