Evrim Ağacı Soru & Cevap
Puan Ver
7
Puan Ver

Kültüre yerleşmiş ve kültürle yaşayan "kültürel doğruların" bireyin algısında sonradan nasıl değiştirilebilir?

Bir bireyin yaşadığı toplumun kültüründe genel kabul olan hatta "mana"ya dönüşmüş olan düşünce veya düşünce sistemi (mesela din), hangi perspektiflerle o toplum tarafından bireyin beynine işlemiş "doğruların" nasıl bir yöntemle yanlış olduğu algısına birey ulaştırılabilir. Dine sahip birine, o saçmalıklar silsilesi nasıl gösterilebilir?

4
Teşekkür (5)
Hatırla (2)
Takip
Paylaş
4 Cevap

İYİ günler dilerim.

Buradan , şu sorunsala geçilmesini öneriyorum.

YALAN söyleme hastalığı MİTOMANİ, bir gerçekse, bu yalana,ŞEHVETLE inanma da, "yüzlerce yıllık " bir dini altyapının,kısaca görmediğine / bilmediğine inanma, var kabûl etme, mit /efsane yoğun düşünme/algılama/, uygulaması sonucunda , hemen hemen, tüm psişik refleksler NASIL , yaşamın esas hücre çekirdeğinde, BELİRLEYİCİ olabiliyor !

Doğduğum KENT TARSUS, ilginç bir yerdir.

İSLAMİYETLE, yakın uzak,hiç bir "ilişkisi" olmamakla birlikte, tevrat kişisi, SİMYACI/yahudi "peygamberi" DANYAL, kentimde, ciddi bir etkiye sahiptir.

Kentin eski "makam cami" sinin ,tadilat kazılarında bulunduğu iddia edilen "tabuta" dayanarak, bu şahsın makamının bu cami olduğu kabul edilerek, "FATİHA" bile okunmaktadır.

Keza, müslümanların kitabı kuranda geçen, KEHF suresindeki "mitik" hikaye, 7 uyurlar için,kuranın yaptığı,son derece yetersiz "konum" bildirimi, TARSUS'un kuzey batısında bulunan tepedeki MAĞARANIN yıllardır, " olsa olsa bu mağaradır" şeklinde bir ön kabule neden olmuştur.

Daha da trajiği, üretilen efsanede sözü edilen,ZALİM ROMA HÜKÜMDARI TAKYANUS adında birinin, ROMA tarihinde olmadığı, bilinmesine rağmen.

Bütün bunları altalta koyduğumuzda , ortaya "" post/şizofren" bir "" toplum " katmanı çıktığını/ göründüğünü savlayabiliriz gibime geliyor.

selam ve sevgi ile

hüseyin SUNGUR

TARSUS

Teşekkür (1)
Paylaş
3

Kültür ve gelenek, bireyin sosyal yaşamda varolabilmesi, etkileşim kurabilmesi için davranış zemini olarak hazırlanmış görünmez kurallar yasalar bütünüdür. Kişinin onam, değer, saygı gibi insani değerler içinde kabul görerek içinde bulunduğu komünün bireyi olması için dil gibi gerekli sosyal bir iletişim aracıdır. Kişi bu sayede sosyal yaşamda nasıl var olacağını, temel ihtiyaçlarına ulaşmada kullanacağı yöntemleri belirler.

Ancak yetişkinliğe kadar bu süreç sadece içinde bulunulan popülasyona ait olmayı sağlayan temel düzeyde bir noktaya kadar işe yarar. Kişinin kendini gerçekleştirmesi ile ilgili olan merak, ilgi, gelişme arzusu ile doğru orantılı olarak, komüne ait olmanın dışında KENDİNİ KEŞFETME sürecine geçiş söz konusu olur. Biz bunu üniversitede kendine göre bir bölüm seçmek olarak otomatik bir düzene bağlamış gibi görünsek de, kültür ve geleneğe ait yapı içindeki bir süreçten bahsettiğimiz için kendini keşfetme süreci genellikle çok geri planda kalmaktadır. Kişi kendisine toplum tarafından verilmiş ödevleri gerçekleştirme zorunluluklarına (mezun ol iş bul evlen çoğal öl) öyle kapılır ki, gerçek anlamda kendini bulma fırsatı bulamadan yaşamının sonuna gelir çoğu zaman. Tabii ki yaşamda kalmanın gereklerini gözardı etmemek gerekli, ancak onların altında kaybolmamak da bir gereklilik burada asıl olan.

İşte herkesin kendini arama keşfetme süreci, içinde bulunduğu şartlara göre değişir. 10lu 20 li hatta 70li yaşlarında da bu arayışını gerçekleştiren bireyler söz konusu olabilir.

Bir anneden doğmak değil, kişinin kendisini keşfederek birey olarak yeniden doğurması burada temel olan.

İşte kendisine yüklenmiş kültürel geleneksel kodları sorgulayabileceği, kötü yanlarını eleyip hayatından çıkarabileceği süreç tamamen kendini yeniden yapılandırma, kendini doğurma süreciyle, bilinç düzeyinin o kültürün geleneğin ona vermiş olduğu halinden çıkması ile mümkün olabilir. Yani sorunları üreten zihinlerle o sorunları çözemeyiz sevgili Einstein in düşüncesiyle bakarsak. :)

Teşekkür (1)
Paylaş
2

Bunun bir tek cevabı var: Öğrenmek. Kimse annesinin karnından dinin, kültürünü ne olduğunu bilerek doğmaz. Bunlar da sonradan öğrenerek edindiğimiz değerlerdir. Ancak, bunların bilincimizde ve bilinçaltımızda köklendiren ana kültürün (Ishmael, Daniel Quinn) devamlı olarak bunları farklı aygıtlar yoluyla empoze etmesidir. Louis Althusser de bunu devletin ideolojik aygıtları kavramı ile çok güzel özetliyor. Ailede başlayan daha bebeklikten itibaren zihnimizi şekillendiren bu söylemler okulda, işte ve hatta mahkeme salonlarında baskısını devam ettiriyor. Evet, dediğiniz gibi bunlar kişinin bireysel edinimleriyle değişebilir. Ancak, başkalarının fikirlerini değiştirmeye geldiğinde bu o kişi için yukarıda saydığımız kurumlarla ve ideolojilerle sizin verdiğiniz bir savaş haline gelir. Ana kültür arkadan bunları devamlı fısıldamaya devam ederken de bunu yapmak çok zordur. Bir de bunu yaparken bizim de kendi ideolojimizin aygıtı haline geldiğimizi unutmamak gerekir. Bir de insanların otomatik olarak karşıt görüşü reddetmek gibi bir refleksi var ki bunun üstesinden gelmek daha da zor. Bana kalırsa bunu mümkün kılmanın tek yolu kişinin öncelikle kendisinin sahip olduğundan farklı görüşlere açık olması ve araştırmayı gönüllü olarak kendisinin yapması. Bir insanın bir diğerini ikna etmesinin ancak güçlü kanıtlarla ve karşıdakinin bunları kabul etme isteğinin varlığıyla mümkün olduğu kanaatindeyim.

Teşekkür (1)
Paylaş
2

Merhaba,

Kültüre bağlı doğrular o kültür içerisinde büyüyen ve gelişen bireyin algılarında bir değişime gelişmeye sebep olmaz.

Algılar insanın duyu organlarının bir işlevidir ve paradigmalarımızın datasıdır. Asıl konu bu noktadan itibaren başlar.

Şimdi kültürün doğru kabul ettiği paradigmaları nasıl değiştirebiliriz veya nasıl değişir? Sorunsalını konuşalım.

Birey herhangi bir toplumsal paradigmanın kendisinin yaşam-inanç-düşünme modeline uyumlu olmadığına inandığında yeni bir paradigma geliştirir.

Kişinin bu yeni paradigması toplumsal bir direnme ile karşı karşıya kalabilir.

Bu paradigma zaman içinde taraf bulur ve toplum geneline yayılabilir veya tersi olabilir.

Aslında dünya tarihi bir paradigma tarihidir de denilebilir.

Kişinin paradigma değişimi arzusu; genetik, yetiştirilme, kabul görme, anlam arayışı veya bilgi birikimi katmanlarından her hangi birisinin itkisi ile başlayabilir. Psikolojik bir hal değişimi veya felsefi bakışı da kişinin paradigmalarında değişimi tetikleyebilir.

Bir basit örnek verebilirsek Hilafetin kaldırılması Atatürk ile başlayan ve yeni Türkiye de kabül gören bir paradigma değişimidir.

İşgal edilmiş bir ulusun yaşadığı travma, özgürlüğünü kazandığında yeni bir çok paradigma değişimine sebep olmuştur. Laiklik gibi, harf devrimi gibi..

Saygılarımla.

Teşekkür (1)
Paylaş
1
Cevap Ver
Bu soruya cevap vermek için lütfen
Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bir insanın bildiğini sandığı bir şeyi öğrenmesi imkansızdır.”
Epictetus
Geri Bildirim Gönder