Nazım Hikmet’in Jokond ile Si-Ya-U şiiri, aşkı yalnızca iki kişi arasında yaşanan bir duygu olarak değil, sanatla tarih ve ideoloji arasındaki ilişkiyi anlatan güçlü bir metafor olarak ele alır. Şiirde Jokond (Mona Lisa), yüzyıllardır bakılan ama yaşamayan, müzelerde korunmuş “donmuş” bir güzelliği temsil eder. O, Batı sanatının zamandan ve hayattan koparılmış estetik idealidir. Si-Ya-U ise yaşayan, çalışan, acı çeken ve tarihin içinde yer alan insandır; daha geniş anlamda Doğu’yu ve emekçi insanı simgeler. Nazım Hikmet için bu iki figür arasındaki aşk, estetik olanın yeniden hayata ve insana yönelmesinin şiirsel ifadesidir (Moran, 2004).
Jokond’un durduğu yer, Walter Benjamin’in sözünü ettiği sanat eserinin “aura”sıyla açıklanabilir. Benjamin’e göre geleneksel sanat eseri, kutsal ve ulaşılmaz bir konuma yerleştirilir; bu da onu gerçek yaşamdan uzaklaştırır (Benjamin, 1936/2008). Jokond da tam olarak böyle bir figürdür: bakılır, hayranlık duyulur ama tarihsel bir rolü yoktur. Si-Ya-U’ya duyduğu aşk, Jokond’un bu donmuş hâlden çıkma isteğini gösterir. Aşk burada romantik bir tutku değil, hayata karışma ve insan olma arzusudur. Jokond, Si-Ya-U’da kaybettiği sıcaklığı, emeği ve gerçekliği bulur.
Bu aşkın ideolojik bir yönü vardır. Nazım Hikmet’in şiir anlayışında sanat tarafsız değildir; toplumla, eşitsizliklerle ve tarihsel gerçeklikle ilişki kurmak zorundadır. Jokond’un Si-Ya-U’ya yönelmesi, Batı’nın estetik üstünlüğüne karşı, Doğu’nun ve emekçinin gerçekliğini kabul etme anlamı taşır. Si-Ya-U, yalnızca sevilen bir kişi değil, sömürülen insanların ve ezilen sınıfların simgesidir. Bu nedenle aşk, bireysel bir duygu olmaktan çıkar; toplumsal ve sınıfsal bir anlam kazanır (Gürbilek, 2011).
Şiirde aşkın “ölümüne” olması ise bu seçimin bedelini gösterir. Jokond’un Si-Ya-U uğruna her şeyi göze alması, kendi estetik ölümsüzlüğünden vazgeçmesi demektir. Nazım Hikmet’e göre insan ancak risk alarak ve tarihin tarafını seçerek gerçek anlamda yaşayabilir. Donmuş güzellik güvenlidir ama anlamsızdır; gerçek yaşam ise tehlikelidir ama anlam taşır. Bu nedenle Jokond’un aşkı, aynı zamanda etik bir tercihtir (Lukács, 1971).
Sonuç olarak Jokond ile Si-Ya-U şiirinde aşk, romantik bir duygu olmaktan çok daha fazlasıdır. Aşk, sanatı hayata bağlayan, estetik nesneyi tarihsel özneye dönüştüren bir güçtür. Nazım Hikmet, bu şiirle güzelliğin ancak insanla, emekle ve tarihle birleştiğinde anlam kazandığını söyler. Jokond’un Si-Ya-U’ya duyduğu aşk, insanın dünyayı değiştirme isteğinin şiirsel bir anlatımıdır.