Paylaşım Yap
Tüm Reklamları Kapat
Sorulara Dön
Emirhan Durmuşkaya
Üye
7

Duygular sadece bir kimya olayı olabilir mi?

duyguların ruh ile değilde kimya ile açıklanması mantıklı mı?
1,464 görüntülenme
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
  • Dış Sitelerde Paylaş
  • Soruyu Takip Et
  • Raporla
  • Mantık Hatası Bildir
Tüm Reklamları Kapat
3 Cevap
Bilge Nur Ahıskalı
kimya öğrencisi

Beynimizin milyarlarca hücresinden boşalan sinirsel salgı maddeleri,duygularımıza,hormonlarımıza, kalbimize ve diğer organlarımıza kimyasal emirler taşımaktadır.En alt katta,refleksler ve içgüdüsel davranışların merkezi olan ''sürüngen beyni''(reptilien beyin),en üst katta en gelişmiş olan ve aklın merkezi sayılan ''yeni memeli beyni''(neo-korteks) vardır.Orta katta ''limbik beyin'' denilen küçük bir merkez bulunur.Bu kat hipotalamus bölgesinden ve küçük sinirsel çekirdeklerden oluşur.Limbik beyin duyguların merkezidir,ayrıca burada güdü(motivasyon)ve büyük hayatsal görev (açlık,susuzluk,saldırganlık,cinsellik) merkezleri bulunur.Hayvan deneyleri bu bölgenin önemini açıkça ortaya koymuştur.Hipotalamusun elektrikle uyarılması hayvanın sperm çıkartmasına (ejakülasyon),tahribi ise cinsel gücün kaybına (impotans) yol açmaktadır.Bu üç kat kendi aralarında haberleşir ve etkileşir.Aslında duygularımız limbik beyinde yoğunlaşmışsa da,beynin 30 milyar hücresinin tümünü ilgilendirir.Son yıllarda biyokimya ve nörofarmokolojide ki ilerlemeler,sinir hücrelerinden (nöron) salgılanan yüz kadar küçük molekül ortaya koydu;bunlara sinirsel iletim maddeleri (nöromediatör veya nörotransmitter) denmektedir.Nöronlar bu maddeler sayesinde haberleşir.Sinaps denen nöronlar arası aralıklarda sinirsel elektrik kesintiye uğrar;iletimi bu moleküller sağlar.Nöromediatörler iç ve dış çevremizden gelen uyarılar ve belleğimizdeki anılarla salgılanır.Hücrelerin yüzeyinde reseptör denen proteinler bulunur;nöromediatörler ,anahtar kilide girer gibi,kendilerine uyan reseptöre yapışırlar.Hücrede bir reaksiyon çağlayanı başalar ve bu,belli davranışlara neden olur.Cambridge Üniversitesi'nden Barry Averitt, dişiyle yalnız bırakılmış erkek sıçanların hipotalamusuna beta-endofrin enjekte ederek ne olacağına baktı.Birinci sahne:Erkek, ''matmazel''e yaklaşarak ona şeref verir.İkinci sahne:Erkek ateşlenerek,küçük eşiyle çiftleşmeye başlar.Giderek hipotalamusunda endorfinler artar.İlk süpriz :Sıçan bir Don Juan olur ve dişisiyle üst üste defalarca birleşerek onu göklere çıkarır.Üçüncü ve son sahne:Kafese ikinci bir dişi sıçan sokulur.İkinci süpriz:Yeni dişi,erkek üzerinde bir yer solucanı kadar bile etki yapmaz.Bilinmeyen bir nedenle erkek sıçan ilk dişisine sadık kalır,yeni gelen dişiyle ilgilenmez.Acaba bazı erkeklere endorfin vermekmi gerekecek ''sadakat'' için? Bir diğer nöromediatör dopamin'dir.Gönüllü erkeklerde deri altına apomorfin (dopamin etkisi gösteren kusturucu bir ilaç) verildiğinde 75 dakika süren cinsel organ sertleşmesi görülmüştür.Dopamin eksikliği Parkinson hastalığı (titremeler ve kaslarda sertylik),dopamin fazlalığı ise şizofreni(erken bunama)yapmaktadır.Dopamin yalnız cinselliği ve hareketleri değil,duygularıda etkilemektedir.Örneğin şizofrenlerde duygu hayatı çok değişir.Şizofrenin duygu hayatı körleşmiştir.Şizofren sevmez,nefret etmez,sevinmez,üzülmez vb.Şizofrenin duygu hayatı yarılmıştır.(şizo=yarık.fren=ruh)Bir şizofren aynı kişiyi hem sevebilir,hemde ondan nefret edebilir;buna ambivalens (karşıt değerlik) denmektedir.Bir şizofren gülerek ''bu gün babam öldü'' veya ağlayarak ''sınıfta birinci olmuşum''diyebilir(şizofrenlerin zekaları normal veya üstündür).Şizofren hiç bir insanı sevmezken bir kediyi ,bir atı veya bir insanı çılgın gibi sevebilir.Bütün bunlardan dopamin fazlalığı sorumludur.Parkinsonda dopamini artıran ,şizofrenide dopamini azaltan ilaçlar uygulanır.Dopamin zevk oluşmasını,cinsel davranışları,üremeyi,süt vermeyi ve daha genel olarak beynin hormonal davranışlarını etkiler.Şizofrenin dopamin karşıtı ilaçlarla tedavisi sırasında Parkinson belirtileri,memelere süt gelmesi ve iştah artışı olur.Böbreküstü bezlerinden salgılanan ve sinir uçlarında nöromediatör olan noradrenalin ve duygularımızı derin bir şekilde etkiler.Depresyonda (hastalık derecesinde üzüntü halleri) noradrenalin beyinde azalmış,idrarda ve beyin omurilik sıvısında artmıştır.Depresyon tedavisinde beyinde noradrenalini artıran ilaçlar verilir.Noradrenalin cinsel heyecanlarda da rol oynamaktadır.Örneğin amfetamin denen uyuşturucu maddeyi damar yoluyla yüksek dozda kullananlar,kendiliğinden cinsel doyuma (orgazm)erişmektedir.Amfetamin,noradrenalin benzeri bir maddedir.Sevgilisini görünce kalbi hızla çarpmaya başlayan insanlarda da bu nun nedeni kana noradrenalin deşarjıdır.Serotonin ise cinsel istekleri azaltır.Serotonin uyku ve rüyalarla da ilgilidir.İntihara teşebbüs eden depresyonlularda beyinde serotoninden türeyen 5-HIIAA(5-hidroksi indol asetik asit)azalmış bulunmuştur.Depresyonda GABA(gama-amino butirik asit) ve dopamin yollarında da bozukluk vardır.Depresyonda beyinde asetilkolin artmakta ,mani'de ise (depresyonun karşıtı cinsel davranışsal taşkınlık hali,halkın manyak dediği) asetilkolin azalmaktadır.Hipofiz bezi ön lobu cinsel hayatımızdan sorumlu iki hormon yapar:Lüteinizan hormon (LH) ve follikül stimülan hormon (FSH) .Hipofiz bezinin bu hormonları salgılamasını,hipotalamusdan salgılanan LHRH (salgılatıcı hormon ) sağlar (buna GnRH da denir,yani gonadotropin salgılatıcı hormon ; R.releasing=salgılatıcı karşılığıdır).LHRH 10 aminoasitli bir peptid'dir. LH ve FSH ise glikoproteinlerdir.FSH yumurtalıkta yumurtayı olgunlaştırır. (sarı cisim yumurta,fallop tüplerine atıldıktan sonra yumurtalıkta oluşan ve ikinci tip kadınlık hormonu (progesteron) salgılayan geçici bir dokudur).LH erkekte erbezlerinden erkeklik hormonu (testosteron) salgılatır. LHRH salgısını testosteron,östradiol ve progesteron düzenler (feedback). Seks hormonları embriyonda cinsiyet belirlenmesini ve beynin erkekleşmesini veya kadınlaşmasını düzenler.Buluğ çağında kızda memelerin büyümesini ve adet başlamasını,her iki cinste cinsel organ ve koltuk altı kıllarının çıkmasını ve cinsel istek doğmasını sağlar.İlginçtir ki,erkeklik hormonu (testosteron) hem erkekte hem de kadında cinsel isteği artırmaktadır.Yine ilginçtir ki,eşcinsellerde erkeklik hormonu verilmesi onları karşı cinse yöneltmemekte, eşcinsel seksüel istekleri artırmaktadır. Testosteron erkekte erbezlerinde Leydig hücrelerinde,kadında böbreküstü bezlerinde ve yumurtalıklarda yapılmaktadır.Böbreküstü bezi tümörleri,kadınlarda erkekleşme ve küçük erkek çocuklarda erken buluğ yapar.Bir çok kişinin sandığının aksine, erkeklerde kan testosteron seviyesi (% 0,6 mikrogram) 75 yaşına kadar azalmaz,kısacası bir erkek,erkeklik görevlerini 75 yaşına kadar aksatmadan yerine getirebilir.Buna karşı genç bir erkekte cinsel güçsüzlük olabilir. Bu gibiler LHRH, LH veya testosteron enjeksiyonlarıyla normale dönebilir.Erkek cinsel güçsüzlüğünde testosteron benzeri Proviron tablet de (mesterolon) çok etkilidir(Türkiye'de de var). Erkeklerde her gece rüyalar sırasında (REM uykusunda),yani gecede 5 kere,cinsel organ refleks olarak kendiliğinden sertleşir.Bu olay testosteron'un omurilikte ,belli merkezleri etkilemesine bağlıdır.Gece sertleşmelerinin kaybı,testosteron yetmezliğinin belirtisidir.Penise gece takılan özel bir cihazla bu hemen anlaşılabilir.Testosteron tedavisinin etkisi böylece ölçülebilir:Gece sertleşmeleri tedavi ile normalleşir.Hipofiz önlobunda prolaktin hormonu yapılır.Prolaktin lohusalıkta memelerden süt gelmesini sağlar.Hipofizin prolactinom denen tümörlerinde kadınlarda adetler kesilir ve memelerden süt gelir.Kısırlık veya cinsel güçsüzlük olan erkeklerin %5-10 unda nedeni belli olmadan kanda prolaktin artmış bulunur;Prolaktin artışı LH, FSH ve testestoronu azaltarak erkekliği yok eder.Prolaktin salgısını dopamin azaltır;prolaktin artışı dopamin gibi etki gösteren levo-dopa veya bromokriptinle önlenebilir.Prolaktinomlar beyin cerrahisi gerektirebilir. Kadınlarda cinsel isteğin,kadınlık hormonları olan östrojen ve progesterona bağlı olduğu sanılabilir.Fakat bu doğru değildir;çünkü menopozdan sonra bu hormonlar azaldığı halde kadında cinsel istek aynen,hatta bazen artarak devam eder.Östrojen cinsel istek sırasında vaginanın kayfan bir sıvıyla ıslanmasını sağlar. Menopozdan sonra vagina ıslanması (vaginal lübrikasyon) kaybolur.Bu nedenle cinsel birleşme zor ve ağrılı bir hal alabilir.Bolca krem kullanılarak bu zorluk yenilebilir.Kadınlarda cinsel istek genellikle adet sırasında ve adet bitimini izleyen haftada (östrojen artışı) en çoktur.Ancak bazı kadınlarda adet öncesi haftada sinirlilik,kilo alma (şişme) ve gaz şikayetleriyle beraber (premenstruel sendrom) cinsel istekde artışta olabilir;bu son durumun testosteron artışına bağlı olduğu sanılmaktadır.[1]

133 görüntülenme

Kaynaklar

  1. Doç. Dr. Selçuk ALSAN. Duygularimizin Kimyasi. (1 Eylül 1991). Alındığı Tarih: 25 Ekim 2022. Alındığı Yer: niztelli.50megs | Arşiv Bağlantısı
Bu cevap, soru sahibi tarafından en iyi cevap seçilmiştir. Ancak bu, cevabın doğru olduğunu garanti etmez.
6
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
  • Dış Sitelerde Paylaş
  • Raporla
  • Mantık Hatası Bildir
Ali Edis
Yazılımcıyım

Resim https://cdn.evrimagaci.org/ymyH-ury5VZlYkpJkqxarqEqapk=/2000x0/evrimagaci.org%2Fpublic%2Fcontent_media%2F578533ad7f4d4a6b3ce6dff1446d2aa7.jpg

Hayat, aslında basit kimyasalların, basit ilişkilerinden ibaret bir biyokimyasal süreçtir. Bu görselde, biraz basitleştirilmiş haliyle, bizlere son derece karmaşık gelen sinirbilimsel olguları oldukça basite indirgeyerek anlatan bir görsel göreceğiz. Elbette burada bahsedilenlerin, burada gösterilenlerden biraz daha fazlası mevcut; ancak temel çerçevede çok da yanlış olduğunu söylemek doğru olmaz. Başlayalım.

Öncelikle, tüplerimiz içerisine katacağımız hormonları/kimyasalları tanıyalım:

Tüm Reklamları Kapat

Mavi: Dopamin

Yeşil: Serotonin

Pembe: Oksitosin

Mor: Norepinefrin (Noradrenalin)

Tüm Reklamları Kapat

Turuncu: Epinefrin (Adrenalin)

Şimdi, bunları çeşitli oranlarda alıp vücuda verdiğimizde yaklaşık olarak neler olduğuna bir bakalım.

Sol üst köşedeki 1. fotoğrafta, mavi kimyasal, yani dopamin tüpü dolduracak şekilde konmuş. Bu kadar yüksek dopamin salgılamanız, şizofreniye neden olmaktadır.

Üst-ortadaki 2. fotoğrafta, ilk durumun tam tersi görülmektedir. Dopamin, gerekenden az konmuştur. Bu durumda da anksiyete hastalığı oluşur.

3. fotoğrafta yeşil hormondan, yani serotoninden ortalamanın üzeri miktarda konmuştur. Bu, mutluluk demektir, çünkü mutlu olduğumuzda serotonin salgılarız.

4. fotoğrafta hem dopamin, hem de serotonin miktarı çok düşüktür. İşte bu durumda depresyon meydana gelir.

5. fotoğrafta dopamin, serotonin, oksitosin değerleri ortalamanın üzerindedir. İşte bunu aşk olarak deneyimleriz.

6. ve son fotoğrafta ise norepinefrin ve epinefrin oranları yüksektir. Bu durumda, tüm beyni olan hayvanlarda ortak olarak gördüğümüz ka[1]ç ya da savaş tepkisi verilir. Korktuğumuzda, öfkelendiğimizde, vb. durumlarda bu hormonlarımız tavan yapar.

Yani eldeki belli sayıdaki hormon, farklı miktarlarda salgılanarak (ya da salgılanmayarak) duygularımızı oluşturur.

Hayat, işte burada anlatılandan sadece biraz daha karmaşıktır.

102 görüntülenme

Kaynaklar

  1. Ç. M. Bakırcı. Hayatın Kimyası: Farklı Kimyasal Kombinasyonları Hissettiğimiz Duyguları Nasıl Etkiliyor?. (9 Şubat 2013). Alındığı Tarih: 25 Ekim 2022. Alındığı Yer: Evrim Ağacı | Arşiv Bağlantısı
19
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
  • Dış Sitelerde Paylaş
  • Raporla
  • Mantık Hatası Bildir
Ceyhun Köroğlu
Ceyhun Köroğlu
1,002 UP
6 yıldır Felsefe ile ilgileniyorum.

Verilen iki cevaba da katılmakla birlikte, iki cevabın da eksik olduğunu düşünüyorum. Çünkü Emirhan beyin sorusu şöyle ;

Duygular sadece bir kimya olayı olabilir mi?

Öncelikle günlük hayatta kendimize sürekli olarak Hormon enjekte etmiyoruz. Yani duygularımız; hayatımızdaki tesadüfi ve doğal karşılaşmalarımızın sonucunda meydana geliyor. Bu aslında şu demek; biz herhangi bir duygu durumuna, bedenimiz o duyguyu oluşturacak hormonu salgıladığı için geçmiyoruz. O duygu durumuna geçtiğimiz için o hormonu salgılıyoruz. Misal, ilk defa tanıştığınız bir insana sempati ya da antipati duyduğunuzu hayal edin. O kişiyi sevmenizin ya da sevmemenizin nedeni bedeninizin o an salgıladığı hormonlar mıdır? Yani hiç bir neden olmaksızın bedenimizin rastgele salgıladığı sıvılar mıdır duygular? Eğer bunu kabul edecek olursak; duygularımızın hiçbir şekilde bir düzeni olmamalıydı fakat deneyim bize gösteriyor ki, bir gün çocuğunu seven bir Anne ertesi gün nefret etmiyor. Duygulardaki değişiklik dış bir neden olmadan meydana gelemez. Yani o dış nesnenin, kişinin ya da olayın fikri, zihnimizde bir etki yaratmadan duygu meydana gelemez. Duygular; fikirlerle,imgelerle,cisimlerle ve kavramlarla doğrudan ilgilidir. Bu sebepledir ki duygular sadece bedenimizdeki sıvılarla açıklanamaz. [1]

Tüm Reklamları Kapat

Kaynaklar

  1. B. Spinoza. (2010). Teolojik - Politik İnceleme. ISBN: 9789752983717. Yayınevi: Dost Kitabevi.
1
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
  • Dış Sitelerde Paylaş
  • Raporla
  • Mantık Hatası Bildir
Daha Fazla Cevap Göster
Cevap Ver
Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Gündem
Kafana takılan neler var?
Bağlantı
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Bu platformda cevap veya yorum sistemi bulunmamaktadır. Dolayısıyla aklınızdan geçenlerin, tespit edilebilir kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Ekle
Soru Sor
ve seni takip ediyor

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close