Reklamı Kapat
0

Doğumumdan itibaren genlerle verilen zeka ile mi yetinmek zorundayım?

Yoksa bunların ötesine çıkabilir miyim? Bilim'e yönelik tutkularım var, fakat daha önce soyum da abim dışında bilim insanı yok. Bilim insanı olmayı denemeli miyim? Yoksa bir an önce bu fikri kafamdan atmalımıyım?

3
Teşekkür
Hatırla
Takip
Paylaş
Reklamı Kapat
3 Cevap

Otörler, zekanın genetik anlamda - potansiyel olarak anne ve babanın ortalamasıdır diye tanımlamakta. Ancak bu, gelişimi için özel çaba sarfedilmemiş, potansiyel olarak yapılmış bir tanımdır. Oysa biliyoruz ki, prenatal dönemde annenin yaşadıklarının embriyo üzerine etkisi kaçınılmazdır. Bu bile zekayı bireyden bireye değiştirecek bir faktör. Epigenetik, yaşam koşullarının gen ekspresyonunu ON ya da OFF olarak değiştirdiği için, sahip olunan genetik mirastan çok, bireyin yaşamla kurduğu etkileşim bütün olarak daha belirleyici role sahiptir. Olumsuz genlerle doğduğu teorik olarak düşünülen birey, çok iyi yaşam koşullarında iyi bir yaşam sürebileceği gibi, güçlü gen yapısı ile doğduğu teorik olarak düşünülen bir birey, olumsuz yaşam koşulları nedeniyle olumsuz bir yaşam sürebilir. (Bu da bireyden bireye değişir. Burada OLASILIK ARTAR anlamında ifade ediyoruz).

Kişinin zihinsel gelişim için özel eğitim alıyor olması, kişisel olarak çaba gösteriyor olması, genetik mirastan çok daha önemli. Biliyoruz ki, beynin plastisite özelliği, her an sürekli olarak DEĞİŞİYOR olması nedeniyle bu anlamda sınırlandırılmış olarak görülmemeli. Kendi mesleği gereği sürekli yapmaktan dolayı, diğer insanlara göre çok zor hesapları - işleri kolayca yapan bireylerin durumu da buna bir örnektir. Kimse bunu deha olduğu için yapabiliyor değil. Yeterli nöral yolakları oluşturacak kadar çaba gösterdiğimizde artık beyin daha hızlı ve öğrenmiş olarak gerçekleştirecektir spesifik çaba gösterdiğimiz konuyu.

Öğrenilmiş çaresizlik, konuları bilemeyeceğimize dair kanı o kadar güçlü yapılandırıyor ki bizi, bunun etkisinde yetişkinliğe ulaşıyoruz. Herkes böyle düşündüğü için düşünce anlamında bir NORM gibi görülüyor. Bunun farkındalığına mümkün olduğu kadar erken varıp, yapamayacaklarına ikna olmak yerine, yapabileceklerine odaklanıp bunun için FAALİYETE GEÇMEK gerekir.

Düşünce ile yapılabileceklerin bir sınırının olup olmadığı bile belli değil iken, genetik faktörüne bağlı sınırlılık düşüncesini beslememek gerekir. Eğer biyolojik gereksinimlerimize uygun bir yaşam dizayn etmek için elimizden geleni yaparsak (ekstra olarak gelişim çağında -BİREY- eğitimi alabilecek bir bakımverene sahip isek), bir konuda uzmanlaşma çabası çok daha rahat ve plastisite aracılığı ile verimli bir nöral aktivite elde ederiz.

133 görüntülenme
Kabul Edilen Cevap
1
Teşekkür (2)
Paylaş
1

Öncelikle belirtilmesi gereken en önemli şey, şecerenin genetik özyapı ile eşdeğer olmamasıdır. Geniş ailenden kimse dahi olmasa bile senin olman gayet mümkün, çünkü kromozomal çaprazlamadan dolayı kardeşin ve ebeveynlerin ile genlerin yaklaşık olarak 50% aynı. Bu, geriye kalan 50%'nin birçok farklılıklara yol açmasını olağan kılıyor. Bundan dolayı kalıtsallık katsayıları yüksek olan fenotipik özelliklerde bile kardeşlerin birbirlerinden yada çocukların anne ve babalarından şaşırtıcı derecede büyük farklılıklar sık sık görülüyor. Bu farklılıklar ise sosyal akışkanlıktan ötürü ailesinin sosyoekonomik statüsünün altına yada üstüne çıkan birçok insan bulunuyor. Bunu da aklında bulundurman motivasyon bakımından çok önemli.

Zekayı psikometrik olarak ölçmenin istatistiksel olarak en güvenilir ve doğruluk bakımından en kesin şekilde temsil eden Spearman'ın g faktörüdür. Yüzyılı aşan bir süredir çeşitli çoklu zeka teorileri geliştirilmiş olsa da hiçbirinin pratik uygulaması mümkün olmamış ve daha önemlisi de ampirik olarak desteklenememiştir. Buna karşın bilişsel psikolojide, davranışsal genetikte ve nörobiyolojik zeka araştırmalarında g faktörünün zekanın en sağlam temsilcisi olduğu su götürmez bir doğru olarak ele alınır. G faktörü, zekanın farklı bileşenlerini ölçmek için geliştirilen birçok psikometrik testin sonuçlarının ilinti matrisinde eşlenmesi sonucunda ortaya çıkan, istatistiksel olarak hem korelasyon katsayısı hem de etki büyüklüğü yüksek olan gizli (latent) faktördür. Bir bakımdan tüm bilişsel kabiliyetleri ayakta tutan bir sütun olarak görülebilir. Bu gizli faktörü imgeleminizde somutlaştırmak için şu örnekten yararlanabilirim. Diyelim ki okuldaki tüm derslerdeki başarıyı belirleyen bir X faktörü var. X faktörü denilen genel kabiliyet ölçümünün daha yüksek olduğu bireyler sadece matematik yada edebiyatta değil, tüm derslerde başarılı olurken X faktörü ölçümü daha düşük olanlar ise tüm derslerde başarısız oluyorlar. Umarım açıklayıcı olmuştur çünkü bu g faktörünü şimdi zekanın kendisine bağlayarak genetik konusuna değineceğim. G faktörünün kendisi nerdeyse 100% kalıtsal, yani genetiktir. Ancak zeka olarak tanımlanan genel kapasitenin kalıtsallığı yüz yıldır yapılan araştırmaların ortalamaları alınacak ise yaklaşık 80%'dir (yetişkinlerde 80% olmasına rağmen çocukken IQ'nun kalıtsallığı daha düşüktür, Wilson etkisi olarak da adlandırılır bu) (Jensen 1998). Fakat genetik etkilerin dışında embriyonik gelişimsel süreç sırasında yaşanan rastgelelikler sonucunda (noise adı verilir İngilizcede bu tür rastgeleliklere) genetik olarak birbirleri ile aynı olan tek yumurta ikizleri bile beyinlerinin özyapılarında farklılıklar gösteriyorlar. Bu ise 80% genetik olmakla beraber geriye kalan boşluğun bir kısmının da rastgele ve elimizde olmayan süreçler tarafından içerildiğini gösterir. Beynimizin gelişimini bu bağlamda en iyi anlatan ve en güncel veriler ile sunan, sinirbilimci Kevin J. Mitchell tarafından yazılan Innate'i öneririm.

Bu çerçevede sorunu el aldığımızda cevap da gayet makul bir "evet" oluyor. Çünkü günümüzde zekanın uzun vadede kalıcı bir şekilde artırılmasını sağlayan hiçbir pratik metod bulunmamakta, her insan doğduğu zeka ile "yetinmek" zorundadır. Bu bulguya tek istisna laboratuvarda beynin elektromanyetik olarak stimüle edilmesinin zekayı kalıcı olarak artıracağına dair bir test edilmemiş ama özenle teorize edilmiş bir hipotez. Daha fazlası için Richard J. Haier'in The Neuroscience of Intelligence kitabının 5. bölümünü öneririm.

Hayatının anlamını zekanı artırmak yapmamanı şiddetle tavsiye ederim.

1
Teşekkür (1)
Paylaş
1

Kaynaklar

  • Arthur Jensen. (1998). The G Factor.
  • Richard J. Haier. (2016). The Neuroscience Of Intelligence.

Her halükarda denemelisiniz. Akademi oldukça rekabetçi bir alan. Rekabet içinde kalabiliyorsanız ileri giderseniz, ama dediğiniz gibi fazla bir yetiniz yoksa süratle eleneceksinizdir. O yüzden deneyip görmekte fayda olduğunu düşünüyorum.

1
Teşekkür (1)
Paylaş
1
Cevap Ver
Bu soru yeni cevap alımına kapatılmıştır. Tekrar açılana kadar lütfen diğer soruları ziyaret ediniz.
Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim Gönder
Reklamsız Deneyim

Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, Evrim Ağacı'nda çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.

Kreosus

Kreosus'ta her 10₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.

Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.

Patreon

Patreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.

Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.

YouTube

YouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.

Diğer Platformlar

Bu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.

Giriş yapmayı unutmayın!

Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.

Destek Ol

Devamını Oku